Zagor'un Dostları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Zagor'un Dostları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Cuma, Nisan 23, 2010

Doc

Adı: Doc.
Soyadı: Lester.
Doğumyeri: Pennsylvania.
Yaş: Zagor’dan hallice.
Kütük: Darkwood.
Veriliş nedeni: Yenileme.

Zagor’un en seviştiği avcı dostlarından biridir Doc. Bir kere hemşehrisidir Zagor’un. İkisi de Darkwood’da yaşar. İri ve yarı bir kişilik olan Doc’un, bütün sene, o tepe senin bu orman benim özgürce avlanan, senede bir kez bir araya gelip “ss avcılar koop. şenlikleri”nde çeşitli eğlenceler ve ziyafetlerle senenin acısını çıkaran avcılardan biri olduğunu biliyoruz. Düşününce insan Doc’a özeniyor: Özgür bir yaşamı seçmişsin. Dilediğin zaman dilediğin şeyi yapabiliyorsun. Doğada yaşıyorsun. En iyi dostun Zagor. Sen Zagor’un, Zagor senin hayatını defalarca kurtarmış. Kardeşten ötesiniz. Avcılar topluluğunda bileğini büken yok. Yarışmaların Zagor’dan sonraki tek galibisin. Bir de kendi hayatınıza bakın. Cep telefonun alarmına muhtaç bir yaşam. Sırası geldi vecizemizi yumurtlayalım. “Tüm alarm cihazları yok edilmedikçe özgürlük ve mutluluk haram insanoğluna.”

Adı, muhtemelen eski mesleği olan doktorluktan dolayı Doc olarak kalmış. Evet insanı afallatsa da Zagor’un can dostu Doc eskiden doktorluk daha doğrusu diş hekimliği gibi naif bir meslek erbabı. Bilmeyen birine birkaç macerasını okutup bir meslek tahmini yap deseniz; avcılık, pankreas güreşçiliği, asfalt kırıcılığı gibi mesleklerden Doktorluğa sıra gelmeyeceği muhakkak. O dolma gibi parmaklarla nasıl tuttun stetoskopu, iğneyi, o kaba avcı dilinle nasıl ettin Hipokrat yeminini a Doc diyoruz kendisine.

Kentte doktorsun, 19. Yüzyılın başındasın. Aynı günümüz Güneydoğu Anadolu’sunda bir köydeki doktor gibi gibi o yörenin bir çeşit kanaat önderisin. Herkes sana hürmet ediyor, saygı duyuyorlar. Sonra bir şeyler oluyor, ormana gidip tam anlamıyla yabanileşiyorsun.Sebebine bakmadan bile ormanda yaşanan bu değişim çok anlaşılır aslında. (yazdık hep bunları) Kendimden biliyorum, en ciddi ortamlarda bile, eğer etrafta kadın yok ise hareketler serkeşleşiyor, dil kabalaşıyor, el/kol avret yerlerinden ayrılmıyor. Bu ortam korundukça ve zamanla evrimde geriye doğru gidip her yerinizden kıllar çıkmaya başlıyor. Omirilik kemiği eğrileşiyor… Neyse bu bahsi kapayalım. “Doc seni anlıyoruz dostum.”

Ne oldu da böyle saygın bir mesleği bırakıp tozun toprağın hastası oldu Doc derseniz, altta gene dramatik bir hikaye var: Lisa adlı, kendinden yaşlı ve zengin biri ile evli bir hatuna abayı yakıyor Doc daha filinta gibi iken. Bir akşam hatun bunu eve çağırınca da tutkularının esiri olarak eve dalıyor ve zengin kocanın cesedi ile karşılaşıyor. Yanında da kanlı bir heykel. Böyle bir ortamda asla kimsenin yapmayacağı tek şeyi yaparak heykeli eline alıyor. Eline kan bulaşıyor. Ay gerisini anlatamayacağım, ruhum daraldı klişeden.

Gerisi malum. Cinayetle suçlanmasından ötürü kapağı ormana atıyor. Darkwood’un güzelliği karşısında da aynı Lisa’da olduğu gibi esir olup bir daha oradan ayrılamıyor. Böyle klişe bir başlangıca rağmen Zagor’un referansı ile kendini hepimize sevdiriyor. İş aksiyona gelince en önden koşturuyor. Zagor’un girdiği her kavgada Doc’u sorgusuz sualsiz karşı tarafa dalarken görebilirsiniz. Doc için, aynı Zagor gibi, “hiç kendini düşünmeden olayların içerisine duhul etme özelliğine sahip bir azman” diyebiliriz.

Darkwood’da o yıllarda gömlek moda iken, Zagor dahil tüm eşraf gömlek giyiyor iken, Tarık Akan’ın gençliği gibi sürekli giydiği boğazlı kazak ile de diğerlerinden sıyrılır. Yaz kış giydiği boğazlı yaka yüzünden boğazları isilik olmuş ancak branşı olmadığı için tedavi edememiştir.
Doc komşuluk hasebiyle de olsa Zagor’un maceralarında en çok gözüken dostlarındandır. Her sene yapılan geleneksel ss avcılar koop. şenliklerinde mutlaka göreceğimiz Doc’u , bunun dışında, Darkwood’da geçen çoğu macerada bazen başrolde bazen ise figürasyonda görebiliriz. “Nehirde yüzen kütük üzerinde birbirini devirmece” olarak kısaca adlandıracağımız yarışmanın, bazen Zagor’u bile devirecek kadar üstadıdır, şampiyonudur. Kim fitne fücur yapmış, hangi Kızılderili kabilesinin gençleri yaşlı şeflerine kızıp ayaklanmış, hangi avcıyı ayı kapmış, kim ayaklanmış, her türlü musibeti herkesten önce duyar, bilir, Zagor’a yetiştirir. Kısacası Darkwood’un muhtarıdır.

Perşembe, Aralık 20, 2007

Profesör Verybad

Tam adı Adolfo Verybad olan ve profesörlük yapan bu zat, çeşitli Zagor maceralarında karşımıza çıkmış, ayrıca hala kendisinin olduğu maceralar yazıldığından daimi bir Zagor karakteri olarak incelememizin yanlış olmayacağı bir kişidir.

İlk defa bir askeri kalede kendisine tahsis edilen odada çeşitli çılgın deneyler yaparken tanıdığımız Verybad, soyismindeki "çok kötü" anlamına rağmen, kötülük ile iyilik arasındaki çizgide bir o tarafa bir bu tarafa yalpalaya yalpalaya ilerleyen aslında iyi ya da kötü olarak değil sadece bir dürrük olarak nitelendirebileceğimiz bir karakterdir. Kategorik olarak Zagor dostlarına mı yoksa düşmanlarına mı eklemeli bilemiyorum.
Hakkında çok bilgimiz yok. O profesör ünvanını hangi üniversiteden aldı, Süleyman Demirel ve Kenan Evren gibi fahri profesör mü, yoksa o devirdeki boşluktan faydalanıp kendisine böyle bir imaj yapan çakma bir profesör mü bilemiyoruz. Ancak en azından yaptığı inanılmaz buluşların yüzü suyu hürmetine, gerçekten de konusunda bilgili ve önemli bir profesör olduğuna inanmak istiyoruz.
Koskoca bir profesör olmuş ancak insanlığın bir derdine derman olacak bir buluşu var mı? Yok. Anca insan küçültme cihazı olsun zehirli gaz olsun, hayvan gibi bombalar olsun, insanları canavara dönüştüren deneyler olsun hep ibliscesine çeşit çeşit musibet. Gerçi bu icatların tümünde Amerikan ordusunun bitmek tükenmek bilmeyen en büyük olma, dünyaya hükmetme tutkusu da açıkça görülüyor; Profesör Varybad icadın hangi amaçla kullanılacağına değil, icadın kendisine, yaratabilme, icat edebilme ve bilimsel gücüne konsantre oluyor ancak, icatların kötü ellere düşmesindeki rolü, basiretsiz bir adam olarak sağda solda dolanması, o bilgi birikimini insanlığın faydası için kullanmamasıyla benim nazarımda bir dürrük olarak kalmaya mahkumdur. Zaten Zagor da sevmez bu adamı. Genelde ki tokatla susturup akabinde o icadı yok eder. Ama bilime duyduğu saygıdan ötürü de daha ileri gitmez, Varybad’i falakaya yatırmaz mesela.

Ben aslında bir karaktere bu kadar kıl olmam. Ancak bir macerasında Zagor ve askerleri küçültüp 5 cm boyuna getirmesi ve akabinde eski hallerine döndürmesini gördükten sonra bu adamı belledim bir kere. Ayrıca Zagor senaristlerinin "Zagor aynı zamanda fantastik de bir çizgi-romandır" sözünü kendilerine kalkan yapıp, iyice coşup sıçıp sıvamalarına da vesile olması bakımından ısınamadığım, sevemediğim bir karakterdir. Çılgın Profesör konseptini de en son seksenlerde "Back to the future" serisi ile kapattık bir kere, halâ zorlamanın ne anlamı var?

Salı, Aralık 04, 2007

Drunky Duck

Tüm Zagorsever’lerin bildiği gibi Drunky Duck (Zom Ördek) isimli bu arkadaş ismi ile müsemma daima sarhoş olan, genellikle Zagor maceralarının başında rastladığımız, Zagor’un yaşayacağı maceranın haberini getiren kızılderili postacıdır .Aynı Red Kit’deki her türlü şartta, çöl demeden, sıcak demeden tam zamanında postayı getiren postacı gibi görev aşkıyla yanıp tutuşan, posta getirmek için daima yeni yöntemler peşinde ve mütemadiyen sarhoş olan, mizahi bir karakterdir. Posta taşımaktan sonraki en büyük tutkusu Çiko ile uğraşmak olan Drunky Duck hakkında bilgilerimiz sınırlı aslında. Kendisinin Pitt kalesinde çalıştığını biliyoruz ancak maaşı ne kadar, sigortası yolu yemeği var mı bilememekle birlikte genellikle posta getirdiğinde aldığı bir iki dolarlık bahşişlerle hayatını idame ettirir gibi gözükür. Çiko ile uğraşır sürekli dedik, biraz açalım burayı. Drunky Duck, Çiko ile ilk karşılaşmalarında getirdiği mesajı bir baltaya bağlayıp bu baltayı Çiko’nun kafasının birkaç santim yanına saplayarak ulaştırmıştır. Çiko haklı olarak bu duruma çok sinirlenmiş ve Drunky Duck’ı o dakikada ebedi düşmanı olarak bellemiştir. Akabindeki karşılaşmaların tümünde de, hem Drunky Duck hem Çiko birbirlerine çeşitli oyunlar oynayarak; kah su altından gidip, kah balonla uçup, kah tuzaklı hediye paketleriyle, kah teknelerini delerek, kah tüfekle ateş ederek birbirlerine rahatlıkla eşşeoğlueşşek şakası diyebileceğimiz şakalar yapmışlar ve yapmaya devam etmektedirler. Her ne kadar Çiko da Drunky Duck’a çok ağır şakalar yapsa da çok rahat söyleyebilirim ki bu şakaların müsebbibi Drunky Duck’tır. Bir kere adam mütemadiyen sarhoş. Görevini severek yapsa dahi mesai saatlerinde sarhoş gezen bu adam bir de eşşek şakalarını seven biri olunca Çiko’nun onu şakayla karışık öldürmek istemesi doğal. Bir gün o şakaların birinde birisinin dötüne girecek mızrağın biri ama hadi hayırlısı. Hayır bu mesajları gönderenlerde de hata var. Gidiyorlar hayati önemdeki mesajları sarhoş bir postacıya emanet ediyorlar. O sarhoş da, bırakın sarhoş olmasını, daima icat peşinde olan bir tür dallama olduğundan, senin “Zagor çabuk yetiş, ölüyorum” mesajını; yok oka sarıp gönderiyor, yok pastanın içine koyuyor, yok havadan balonla gönderiyor. Ya kaybolsa o mesaj? Nasıl yetişecek Zagor? Nasıl kurtaracak senin paçanı? Ama müstahak sana. Wells Fargo gibi bir firma var. Taş gibi şirket. 1800’lerden beri bugün dahi posta taşıyor adamlar. Sen onlara verip iadeli taahhütlü göndereceğin mesajı gidiyorsun elin sarhoşuna veriyorsun her şey müstahak sana. Aslında düpedüz terbiyesizlik yapan, müşteriyi hiçe sayan, hatta düpedüz canına kasteden, görevinin getirdiği kuralları iplemeyen bu adam Zagor’dan yüz bulmasa bunları yapamaz ya. Zagor kendisine giren çıkan olmadığı için tüm olayları bir çizgi film gibi seyretmekle yetinip, Çiko’nun delirdiği durumlarda Çiko’yu engelleyip “Hahaha” diye gevrek gevrek gülerek Drunky Duck’ın paçasını kurtarır her seferinde. Zagor tarafından da kollandığını gören Drunky Duck da akıllanacağına gelecek sefer ne tür bir eşşek şakası yapsam diye düşünür durur. Oysa Zagor çekse kenara Drunky’i, öbür tarafa da Çiko’yu çağırsa. Drunky’e “arkadaşım biraz dikkat et postaları getirirken” dese, Çiko’ya “sen de sakin ol biraz” dese. Öpüştürüp barıştırsa onları, sevaba girse fena mı olur? Olmaz tabi ama Zagor’un da kafasında bizim bilmediğimiz fikirler vardır tahmin ediyorum. Artık “Şakalaşıyor keraneciler bir şey olmaz diye” geniş geniş mi düşünüyor yoksa, “ulan cep telefonu var da ben mi kovmadım Drunk Duck’ı” diye mi düşünüyor, haberleşmek için Drunky Duck’a muhtaç olduklarından mı her türlü edepsizliğine “ehe ehe” diye karşılık veriyor bilemiyoruz ama Zagor böyle yapıyorsa vardır bir sebebi. Bize de Drunky Duck’a fazla kızmadan, alan razı satan razı diyerek gülüp geçmek düşüyor.

Pazar, Mayıs 13, 2007

Zagor'un Kadınları...

Neler demediler ki? “O tek göz oda kulübede neler çeviriyorlar kim bilir?” mi demediler? Çiko ile aralarında münasebetsiz ilişkiler mi kurmadılar. Zagor’a, strec pantolonundaki yamayı da vurgulayarak gay göndermeleri mi yapmadılar... Kahramanımız Zagor bu söylentileri çıkaranların seviyesine inecek, bu nahoş söylentileri tekzip edecek tıynette biri değil zaten ancak gerçekleri de biri yazmalı.

Zagor’un taş gibi bir kanun kaçağı olan Blondie’yi atın üzerinde kucağına oturtup hoplata hoplata götürürken de söylediği gibi kendisi taştan yapılmamıştır. Onun da coşan hormonları, salgıladığı testosteronu ve nihayetinde düzenli olmasa da cinsel bir hayatı vardır. Zagor’un hayatı daima şiddetin gölgesinde olduğundan bu cinsel kimlik doğal olarak çok sık ortaya çıkmamış ve Zagor’un cinsel kimliği hakkında böyle yakışıksız söylemler oluşa gelmiştir. Zagor’a “hocam kamışa su yürüyor mu?” diye sorsanız sizi kaale bile almayacak, aksini kanıtlamayı asla düşünmeyecek, gene maceralarının peşine düşecektir. Ancak biz Zagor’un alçakgönüllüğüne sahip olmadığımızdan bu açıklamaları yapabiliriz: Evet sevgili okuyucular, tüm dost ve düşmanlar, sayın kaymakam, Zagor’un kamışına su yürümektedir. Zagor çift vurup tek saymaktadır, Zagor malabadi yapmaktadır, Zagor mercimeği fırına vermektedir, Zagor n’apar oğlum adamı…

Frida Lang
Zagor’un kadınlarını en önemlisinden başlayarak sıralarsak ilk sırayı elbette, ilk olarak kaybolan nişanlısını aramak için karşılaştıkları Avusturyalı aristokrat Frida Lang alacaktır. İlk gördüğünde Zagor’a abayı yakan Frida, başka bir maceralarında Zagor’la mercimeği fırına vermiş, Zagor’la beraber yatarak bir gece geçirmiş üstüne üstlük Zagor’un da bir an aklını başından almış, neredeyse Zagor’u evliliğe ikna edip hepimizi korkutmuştur. Neyse ki Zagor bu durumdan son anda da olsa kaçarak kurtulmuştur ancak Frida daima aklının bir köşesinde sevdiği kadın olarak durmakta, rakıyı fazla kaçırıp sarhoş olduğunda “Fridaaaoo” diye ünlemekte, Darkwood’daki kulübenin etrafındaki cümle mahlukatı uykusundan etmektedir.

Gambit
İlk sıraya Frida’yı koymak kolay ancak ikinci sırada adaylar çoğalmakta. Buradaki hiyerarşiyi çok önemsemeden gidersek, Gambit, Zagor’un, karşılaştıklarında, tabiri caizse yalamadan geçmediği bir karakterdir. Zagor, Seksapel bir kişiliği olan Gambit’in mesleği olan kumarbazlığı her ne kadar onaylamasa da Gambit’i daima sever. Gambit’in kumarbazlığını suistimal ederek, öpmecesine, soyunmacasına gibi masum isteklerle poker oynayıp, bilerek yenilerek keyfine bakar.

Virginia
Virginia, Zagor’un pek çok macerasında gözüken, Zagor’un yakın dostlarında Kaptan Fisleg’in kızıdır. Virginia, Zagor ile ailecek görüştüklerinden daima Zagor’a yakın olmuş; bu yakınlık kah plotonik kah sübyani, kah aşk şeklinde kendini göstermiştir. Zagor Kaptan Fisleg’den çekinip Virginia’yı resmen götürmese de birbirleri ile geçirdikleri yalnız saatler, sarılmalar, masum öpücükler vesilesi ileVirginia Zagor’un kırıklarından biri olma şerefine erişmiştir. Ayrıca Amerika’da okul okuması ve zekası ile, Zagor’un kahramanlık rolünü gören ve bu olaya entelektüel açıdan bakıp sorgulayabilen Zagor hakkında neredeyse kitap yazabilecek kadar dolu olan Virginia Zagor’un en zeki sevgililerinden biridir.

Elettra Warton
Elletra, Zagor’un bir macerasında, çok zengin olan bay Warton’u bir maden göçüğünden kurtarmaya çalışmış ancak başaramamış bu vesile ile bayan Warton ile tanışmıştır. Bayan Warton’un tek kızı olan Elettra Zagor ile ilk tanıştıklarında 9-10 yaşlarında bir kız iken, yıllar sonra tekrar karşılaştıklarında adeta taş kesilmiş, Zagor’un aklını başından almış, Zagor’un hatunları listesine bu şekilde bir giriş yapmıştır. Şu ana kadar önemli bir aktivitelerini göremesek de yüksek potansiyeli ile bu listeye girmeye hak kazanmıştır.

Marie Laveau
Gerçek bir kişiden uyarlanan Marie, çizgi romanda da aynı gerçek hayattaki gibi bir vudu kraliçesini canlandırmış, Zagor’un edelelerine kafayı takmış, onu prensi yapmak için Zagor’u bir müddet yaşayan ölü haline getirecek kadar saplantılı siyahi bir afettir. Her ne kadar Zagor bu ilişkiye bilinçli olarak girmese de, Marie Zagor’u kendine köle etmiş, kim bilir çizgi roman’a yansımayan saatlerde Zagor ile ne fanteziler gerçekleştirmiştir. Bu haliyle hileli de olsa Zagor’un hayatına giren kadınlardan sayılır.

Margie Coleman
Arkeolog Coleman’ın sarışın kızı olan Margie, şirin bir karşı cins olarak Kandrax’lı bir macerada Zagor’un karşısına çıkmış, ilişkileri Kandrax’ın Margie’ye yönelik tehditleri sebebiyle koruma içgüdüsü ile başlayıp, farklı içgüdülerle sürmüş, götü başı açıkta dalyan gibi kızılderililerden bunalan Zagor’un maceraya daha bir konsantre olmasını sağlamış ve etraftaki testosteron oranını düşürmesini bilmiştir. Macera sonunda ateşli öpücüklerle ödüllendirilen Zagor bir kırık kalp de ha bu diyarda bırakarak yoluna devam etmiştir.

Netice itibariyle Zagor, aşk hayatında çeşitliliğe önem vermiş, uzun süreli ilişkilerin nasıl kolayca tükendiğini bildiğinden kısa ama vurucu ilişkilerle daima özgür bir cinsel kimlik sergilemiş, kimseye bağlanmamış, motto olarak “Seversen z.kilirsin, z.kersen sevilirsin”i benimsemiş, arasıra Frida’nın adını sayıklasa da hiçbir zaman dönüp arkasına bakmamıştır.

Çarşamba, Nisan 04, 2007

Çiko...

Günümüzde dahi, argo ifadeyle gebeş dediğimiz kısa boylu tombulca arkadaşlara (mesela Cankan’ın kısa olanı) yakıştırılan popüler lakaplardan biri olma önemine erişmiş, es geçilmemesi gereken bir karakterdir "Don Çiko Felipe Cayetano Lopez Martinez Gonzales".
Çiko her ne kadar Zagor’un ilk sayısında çizeri Ferri tarafından pala bıyıklı ve tam bir Türk olarak resmedilse de daha sonra günümüzdeki estetize edilmiş kaytan bıyıklı haline gelmiş ve Meksikalıya benzemiştir.

Teknik olarak kabaca incelersek , çizgi-romandaki esas oğlanın yanına mizah unsuru olarak eklendiğini, tüm fonksiyonunun bundan ibaret olduğunu söyleyebiliriz ancak Çiko bir şekilde bu teknik çerçeveyi yırtmış ve başlı başına bir fenomen haline gelmiş nihayetinde okurlarına sadece kendi maceralarından oluşan sayılar sattırmayı başarmıştır.

Fumettilere biraz tepelere çıkıp baktığımızda kahraman kankaları arasında en yeteneksizin en çok bela getirenin Çiko olduğunu rahatlıkla saptayabiliriz. Çiko , Rodi, Konyakçı, Mister Blöf, Gamlı Baykuş vb. arasında, mizahi olarak benzer rollerde olmalarına rağmen hem korkak olduğunu açıkça belli etmesi, hem oburluğu, hem güçsüzlüğü hem de sürekli bela getirmesi gibi özellikleri aynı potada eriterek ilk bakışta bile diğerlerinden kolayca ayrılır. Daha insani bu özelliklerle çizgi-roman dünyasının abartılı havasında biraz iğreti dursa da Çiko Esas kahramanın yanındaki yardımcı rolden sıyrılarak kendisine has bir karakter oluşturmasını bilmiştir.

İlk bakışta Zagor’un bitmek bilmeyen maceralarının arasında kaynıyormuş gibi gözükse de, projektörlerimizi Çiko’nun üzerine doğrulttuğumuzda, Çiko’nun da tek başına epey farklı maceralar yaşadığını, kılıktan kılığa, ortamdan ortama girdiğini görürüz. Örnek olarak Türkiye’de yayımlanmış, Kızılderili Çiko, Şerif Çiko, Çiko Uzayda, Çiko İşbaşında, Çiko Aşk Tanrısı, Çiko Sihirbaz, Çiko’nun Öyküsü, Çiko Amerika’da gibi salt Çiko maceralarını sayabiliriz. Bu maceraların büyük çoğunluğunu Zagor ile tanışmadan önce yaşayan Çiko, tek mizahi yönü Çiko’ya laf sokmak olan Zagor gibi sert bir karakter yanında adeta parlamış, esas kahramanın olmadığı maceraları bile Zagor severleri sıkmadan okutmasını bilmiştir. Özellikle "Çiko Uzayda" gerek fantastik gerek mizahi öğeleri ile, gerek 1984’e yapılan "big brother" göndermeleri, gerekse de süper sonu ile nazarımda en beğenilen Zagor maceraları listesine ön sıralardan girmiştir.

Çiko, diğer bir özelliği olan şüpheciliği ve daima durumu sorgulaması ile, burnunun dikine giden fantastik insan Zagor’un yanında samimiyetiyle daima okuyucunun yanında olmuş, okuyucunun aklından geçenleri dile getirmiştir. Bir örnekle açıklayacak olursak. Çiko, gene Darkwood’daki bir organizasyona davet edilen Zagor ile taban teperken, Zagor’un “Acele et biraz daha Cayuga’ların ilkbahar şenliklerine katılacağız” lafı üzerine dayanamamış, “Ulen, büyücüler toplantısı, İlkbahar şenlikleri, kıl ayini, yün ritüeli derken Darkwood’da bir kurbağalar bayramı eksik anası satayım” demiş, adeta “Yeter ki sevgilim gerçekçi” ol diyen Seda Sayan gibi, realizmin sınırlarını zorlamış, kendi gerçekliklerini sorgulatmış, Zagor’a lafı sokmuştur. Zagor bu tarihi ayar karşısında “ehe mehe” diye gülebilmiştir sadece. Hatta bir macerasında Çiko, Zagor’un kılığına girmiş, adeta “Bırak Zagor’u bende her şey var işte” mesajını gizliden gizliye okuyucunun bilinçaltına gömmüş ve yardımcı oyuncu kategorisinde Oscar'ı haketmiştir.

Bir yazımızın daha sonuna gelirken, her ne kadar eski tüfek Zagor okuyucusu, konunun Çiko vesilesi ile bu şekilde sulanmasına ve rating kaygısı ile yeni nesle bu şekilde göz kırpılmasına razı olmasa da ne Çiko’dan ne de ilk göz ağrısı Zagor’dan kolay kolay vazgeçemez…dir..iz..yiz.. yoruz.. czoot!!