Zagor'un Albümünden etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Zagor'un Albümünden etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Cuma, Şubat 11, 2011

Tedaviden Önce - Tedaviden Sonra

 Ohaa! Diyoruz sevgili Zagor’a bu sefer. Bütün ormanı ateşe mi verelim? Ne yaptın abi sen?

…Orman içinde gizlenen düşmanlar var. Zagor da ormanı ateşe verip düşmanları açığa çıkmaya zorlayacak aklınca. E n’olacak ormandaki börtü böcek, öğlen yemeğinde avladığın tavşan, zıp zıp üzerinde gezdiğin ağaçlar? Bunları düşünmüyor tabi. Ki sen ormanın adamısın zaten. Ormanda senden nasıl saklanabilir bir düşman?  Gir ormana tek tek tüm taburu yok et.  Senin için çocuk oyuncağı.

Ama kızmayın Zagor’a dostlar. Tipinden de anlaşılacağı gibi gençlikden gelen bir kare bu. Genç iken yaptıklarımı düşünüyorum da Zagor’a hiç kızasım gelmiyor. Zagor da gençken, Zagor olduktan sonra bile toyluk çekti epey. Esasında en büyük gücünü oluşturan tecrübesine öyle  ha deyince ulaşmadı. O zamanlar genç tabi, kanı kaynıyor. Kendine güveni de fazla yok, doğayı da iyi tanımıyor. Bakın, ne fikrinin fikirliği var ne yanındaki adamın adamlığı. Zaten tüm musibetin ortadaki adamdan çıktığı da belli tipten. Öyle balta mı olur a herif? Fular takmış bir de. Çete lideri misin, Süper kahraman mısın sen? 30 kiloluk taşı bileğim kalınlığında oduna bağlamışsın da nasıl savuracaksın onu?  Onu kaldırmaya çalışırken karşıdaki adam yanına gelip tokatlamayacak mı seni? Komik misin sen?   “Gel” diyecek Zagor’a “benim balta bir vuruşta 10 kızılderiliyi götürüyor yeminle, hadi dalalım Pawneeler’e, geçen sana küfretmişlerdi” deyip Zagor’un da aklını çelecek. Bulaşmış Zagor’a, onun da başını yakacak musibet iblis.

Neyse ki Zagor ormanı yakmıyor. Daha sonra da macera üstüne macera yaşayıp, vizyonu gelişip fikirleri de olgunlaşıyor. Bir Greenpeace üyesinden daha militan bir çevre aktivisti olup çıkıyor. Geçenlerde baya baya Ken Parker gibi işin felsefesine  bile iniyordu. Yakışır Zagor’a.

Cuma, Haziran 04, 2010

Zagor'un Albümünden (10)

Canına yandığım. Zagor’a cinsel göndermeler yapan çr cahili kişi ve kurumların söylemleri arşa ulaştı, vallahi yıldım. Üstteki kareyi gören de… Senaryo hazır: Yalnızlıktan dellenen Zagor Kızılderili bir oğlana abayı yakıyor, çökertiyor ıssıza. O sırada eşraftan ehli namus bir kovboy Zagor ve çıplak arkadaşını böyle uygunsuz bir pozisyonda görünce “sizi gidi ırzı kırıklar” diye ver ediyor fişeği.

Hep söylüyorum, bir insan olarak algılarımız çok zayıf. Sadece görerek, duyarak, okuyarak olanları tam olarak anlamamız imkansız. Dış politika için verilen bir örnektir: Güncelden hareketle ; İsrail’i üçgenin bir kenarı, Türkiye’yi diğer kenarı, Filistin’i öteki kenarı olarak düşünürsek. Üçgenin köşelerinden birinden baktığımızda kenarlardan birini göremeyiz. Hangi köşeye gitseniz diğer bir kenar görünmez olur. Bir taraftan baktığınızda mutlaka bir tarafı ıskalarsınız. Tümünü görmek için ya üçgeni bozacak ya da tepeye çıkacaksınızdır. Tepeye çıkmayı da ister ermek, ister olmak, ister bilmek olarak görün, hayatın ne kadar anlaşılır olduğuna şaşıracaksınız. Hayat gerçekten tüm karmaşıklığına rağmen oldukça anlaşılır bir yer. Tabi bu anlaşılırlık biraz tehlikeli bir ruh hali. Bu belirtilen anlaşılabilirliğe yaklaştıkça, hayatın anlamına uzaklaşma durumu, empati ile başlayan entel humması, yüzeysel bakış ile derinliğin kaybolduğu mecra hasıl olmakta. Örnek olarak gelin Bay Yanlış ile Doğru Ahmet'in konuşmalarına kulak verelim: (Zagorcum bi saniye canım)

"-Allahım, neden bu kadar insan öldürülüyor? Dünya nasıl bir yer?
-Herkesin kendince haklı bir sebebi var. hırsız açlıktan gece başkasının evine giriyor, evsahibiyle karşılaşınca hapislerde çürümemek için onu öldürüp kaçıyor. Amerika geldiği noktayı korumak için işgallere muhtaç. İsrailliler bozuk psikolojileri ile devletlerinin bekası için sapan ile taş atan birine tüfekle ateş edebiliyor. Bla bla...

-E, hırsız neden hırsızlık yapıyor? Namuslu olsun, alınterini öğrensin.
-Sosyal bir varlık olan insanın yaşadığı çevre, aldığı eğitim, gördüğü terbiye sonucunda davranışları ve alınyazısı ortaya çıkıyor. seçimler azalıyor. Toplum kişinin davranışlarını belirliyor.

-Toplum ayağını denk alsın, bilinçlensin o zaman. Bak İsviçre’ye.
-Homojen bir kitle olmayan toplum da, tarihi, eğitimi, ekonomisi ve kültürüyle bir yaşam sergiliyor. Bu ayaklardan birisi eksik kaldığında ya da koşulların gerektirdiği zamanlara uymadığınızda error veriyor. Suikastlar düzenleniyor, bireyler asıp kesiliyor, Kurtlar vadilerden iniyor. Bla bla...

-Peki tamam, klasik "ayak yapma" metoduyla bunlar bi kaç cevap verdin. Peki bir de şu açıdan bakmaya ne dersin: Kadınlar... Kadınlar abi. Filozof olmuş adamlar gene anlayamıyor.
-Alakası yok. Kadınların davranışları da erkekler gibi, duygu/istek/heyecan/tepki/merak gibi çeşitli dürtülere dayanıyor. Anlaşılmaz gibi görünen bir çok davranış için (bkz: regl)

-Öyle deme abi. Hatunla iki senedir çıkıyoruz, bir mutlu olduğunu görmedim. Son zamanlarda da tutturmuş “ilişki tıkanmış, açmamız lazımmış” “alışkanlıkların esareti” falan filan kafamı acıtıyor her gün. Ulan haftada bir mangal yapıyorum bu hatuna daha ne yapayım?
-Kız arkadaşınız sizden daha yakışıklı/zengin/vs bir erkek arkadaş bulmuş, ondan gelecek ışığa göre kısa bir zaman sonra sizi terk edecek.

-Vay kaltak! Peki bizim patronu anlamaya çalışalım. Adam pintinin allahı. Ulen maaşı %10 artırsa bu ona en az %50 performans artışı getirir. İş mi bu şimdi, var mı anlaşılır bi yanı?
-Patronunuzun sizin göremediğiniz bir sürü gideri olabilir. Ayrıca %10 maaş artışının en az %50 performans artışı getirmeyeceğini bütün patronlar bilirler, istisnalar kaideyi bozmaz. Performans artış potansiyeliniz görülürse zaten zam alacaksınızdır. Yok hala alamıyorsanız patronunuz gerçekten cimri olabilir. Cimrilik de bir davranış biçimi olmasıyla berber psikolojide incelenen bir hastalığa tekabü...

-Ay tamam! istemiyorum zam mam. peki ne olacak bu fenerin hali?
-Sana hiçbir şey demiyorum."

Tekrar edelim. Hayat gerçekten de anlaşılabilir. Yeter ki biraz daha üste çıkıp bakmayı becerelim. Çizgi-romandaki tek bir kareye bakıp iftira atacağımıza önceki ve sonraki kareleri okuyalım ki, karedeki baldırı çıplak arkadaşın Zagor’un kankardeşi Tonka olduğunu anlayalım.

Resmin hikayesini Zagorcular bilecektir ama dost var düşman var, biz gene de açıklayalım. Tonka (ki saçını bir çizer böylesine fantastik bir modelle çizerken çoğu çizer klasik atkuyruklu bir Kızılderili reisi olarak çizer) yani Zagor’un en yakın dostlarından Mohawklar’ın reisi Tonka bir lanet ile kendinden geçip Hulk gibi eşyalarını parçalayıp vahşi gorile dönmekte, bilincini kaybederek etrafındakileri hırpalamakta, bir süre sonra sakinleyip eski haline dönmektedir. Tabi parçalanan eşya eski haline dönemediğinden Darkwood’da böyle uygunsuz sahnelere rastlandı zamanında. Gerçi Kızılderililer normalde de göt baş açıkta gezip bir bez parçası ile avret yerlerini sakladıklarından oralarda çok da yadırganmaz böyle bir durum zaten. Ancak Tonka’nın cömertçe sergilediği vücudunu, sert ve biçimli vücut hatlarını gören Zagor düşmanı kişi ve kurumlar her türlü iftirayı da atar, vücudundaki gölgeleri görüp “ayın şavkı vurur üstüne” diye türkü de söylerler. Biz alışığız.

Cuma, Nisan 02, 2010

Zagor'un Albümünden (9)

Yahu Çiko, sevgili Çiko, kalın favorili Çiko. Yeşil mintanlı, pantulu bindallı Çiko… Her seferinde seni savunduk; Zagor’un popülaritesi karşısında, hoyrat senaristlerin de gazıyla ezilmene karşı çıktık. Hele ki "Çiko Uzayda" (incelemesi yakında bu blogda) gibi şahane maceralarınla bizi mest ederek daha da gönlümüze girdin. Ancak şu ortamda söylenecek laf mı bu Çiko? Geçenlerde de yatakta çıplacık yatan Zagor’a "ne düşünüyorsun" diye sormuştun.(bkz) Hadi dedik dilin kemiği yok olur arada böyle şeyler. Ancak kör gözüne parmağım tekrar ediyorsun Çiko.

Zaten bir dedikodudur gidiyor. Zagor ile Çiko arasında envayi çeşit münasebetsiz ilişki kuruluyor. Böyle bir ortamda tam namerdin, küffarın ağzına gemi vuruyoruz ki senin incilerin yüzünden gene gemi azıya alıyorlar. Bunlara laf yetiştirmekten Zagor hakkında yazamaz oldum Çiko.

“Neden hala kaygılısın Zagor? Artık Her şey bitti”

Yani denilecek laf mı bu Çiko? Bak Zagor bile cevab verememiş. "mmm" diyerek "vay bana, vaylar bana" diyerek düşüncelere dalmış. Dost var düşman var Çiko. Oteldesiniz, çıplaksınız Çiko. Küvettesiniz, yalnızsınız Çiko. Sabunlu sabunlusunuz Çiko. Böyle bir ortamda. “ “pişman mısın?” “ne düşünüyorsun” “yerden şu sabunu alsana” denir mi Çiko? “N’aptınız da her yeri ıslattınız” demezler mi Çiko? “Kaç posta arabası” diye sormazlar mı Çiko? Neden bizi böyle zor duruma düşürüyorsun a Çiko...

Cuma, Mart 05, 2010

Zagor'un Albümünden (8)

BayanZagorSeverler’den Romans rumuzlu okuyucumuz sormuştu “Çiko’nun favori acı sosu hakkında neden bir yazı yok” diye. Hem bu sorunun çağrışımı, hem dün, ayıptır söylemesi Meksika restoranında götürdüğüm fajitalar, üstüne üstlük arşivden çıkan gördüğünüz kare de birleşince bu haftanın yazısı aradan çıkmış oldu. (ellerini oğuşturur)

Çiko’nun en övündüğü konu Meksikalı olmasıdır bildiğiniz gibi. Yıllarca uzun soyadı ve sürekli bahsettiği soylu ataları ile ilgili lakırdılarla asilzade ayağına yatan Çiko’nun foyası ailesinin de gözüktüğü bir macerada ortaya çıkmış, Çiko’nun Kaygısızlar ailesi kıvamında bir ortamda yetiştiğini anlamıştık. Artık asilzade dedem deyince “hadi lenn” diyebilsek de Çiko’nun hakkını yiyemeyeceğimiz konulardan biri kendisinin müthiş damak zevki. Oburluğu, ne bulursa yiyebilitesi, çoğu zaman bu zevki gölgelese de, çoğu macerada gördük ki, Çiko iyi yemekten anlayıp o yemeğin hakkını veriyor. Kızılderililerin koca bir kazanda pişirdiği yatılı okul yemeğinden hallice haşlamayı baharat ve sos takviyesiyle Meksika mutfağına armağan edebiliyor mesela. Çiko’nun damak zevkini başka bir yazıya bırakıp Çiko’nun mutfağındaki asli unsurlardan olan sos ve baharatlara gelelim…

Yemeğin tüm kimyasını değiştiren Meksika’ya özel bu baharat ve soslar Çiko’nun en değerli hazinelerinden biridir ve Çiko’nun dolabında, düzenli olarak memleketten, Wells Fargo’nun kazık posta arabası fiyatlarından yırtmak için otobüsle getirtip, Darkwood otogarında muavinden teslim aldığı sosları vardır daima. Bu soslar Meksika mutfağını tanıyanların tasdikleyeceği gibi acı/yoğun/keskin olması ile ünlüdür. Bu bile yoğun aroma için yeterli bir sebep iken fasulye de ülkenin dış ülkelere bile ihraç ettiği en önemli yemeklerinden biri olunca bu şekilde beslenen birinin olduğu ortamda kekremsi bir koku peydah olmaması kaçınılmaz. Hani çıkan sesleri tamtam mesajı diyerek kamufle etsek de kokunun önüne geçmek namümkün. Böyle bir ortam birlikte yaşayan nice çiftin mutluluğuna gölge düşürecek olsa da Zagor, Çiko’nun bu özelliğini avantaja çevirmeyi bilmiş, en zor durumlarda aromatik kokuları ile Çiko’yu başkası fark etmeden tanıyarak nice kıllı yünlü ortamda üstünlüğü göstermiştir.
(not: 30 liraya fajita mı olur lan!)

Cuma, Şubat 26, 2010

Zagor'un Albümünden (7)

Zagor düşmanlarının argümanlarını sık sık dile getirip, burada ifşa ediyoruz bildiğiniz gibi. Gene Zagor’un cinsel hayatı ile ilgili yakışıksız bir kare ile karşınızdayız.

Neymiş efendim? Zagor ile Çiko bir otel odasında, yataklarında yatıyorlar. Zagor çıplak. Çiko pijamalı. Lamba kısılmış, ortam loş. Solda az önce bir şeyler olduğunu kanıtlayan bir “az sonra” ibaresi ve Çiko tüy dikercesine soruyor: "Ne düşünüyorsun?"

Şimdi maceradan bağımsız sadece bu kareyi verirsen, bunu okuyan kişilerin durumdan işkillenmesi normal. Ben de kareyi ilk gördüğümde “ohaa” resmen yılların sevişme sonrası edilen saçma sözlerde daima ilk üçe oynamış klişesi “ne düşünüyorsun” diye sormuş Çiko diye afallamıştım. Gerçek hayatta bu sorunun tek yanıtı vardır "seni" diyerek yalan atarsın ve mizansen biter. Zagor'da ise malum karenin öncesine ve sonrasına baktığınızda sorunun tamamen macera ile ilgili olduğunu görebilirsiniz.

Magazin zevkli bir konu, ancak bu boyuta gelen, amacı salt karalamak olan haberlere üzülüyorum. Ne yani maceralardan ilgili kareleri cımbızlayıp, “Biraz eğilsene", "şunun ucunu tutsana", "yerleştirsene", "dayan Çiko" gibi çift anlamlı kelimelerin geçtiği balonlarla süsleyip sansasyonel haberler üretince Zagor okuyusunun buna itibar edeceğini mi düşünüyorsunuz?Kendinizi düşürürsünüz ancak.

Bu sebeple hem senaristlerin hem de çr çevirmenlerinin çok dikkatli olması, bu tip kareleri hem çizerken hem de yazıp çevirirken iki defa düşünmesi gerekiyor.

Not: ilgili kare Zagor'un "Olimpos Çöküyor" adlı şahane macerasından. Kafayı yemiş bir arkeolog Amerika'da antik yunan tanrılarının oturduğu dağ olan efsanevi Olimpos'dan hareketle benzer bir ortam yaratıyor ve Zagor dahil cümle yiğidi, 3 başlı hayvanlardan, ilüzyon tuzaklarına kadar bir dizi yarışmadan geçiriyor. Kin, nefret, intikam, macera, fantazya, bilimkurgu hepsi bu macerada.

Cumartesi, Ocak 03, 2009

Zagor'un Albümünden (6)

İtiraf edelim Zagor’un komik bir kostümü var. Çoğu macerasında çoğu kötü adam kendi meşrebince dalga geçti bu kıyafetle. Kırmızılı, palyaço, soytarı vb aşağılamalarda bulunup temizce sopalarını yedi herkes. Vahşi batıdaki en açık görüşlü en anti muhafazakar adam sayılabilecek, ilk göz ağrımız Ken Parker bile “İnsanlar, Hayvanlar ve Kahramanlar” adlı macerasında Zagor bardan içeri girince ona ve tabi ki kıyafetine hayretler içinde  bakıp, "ne garip insanlar var yahu" diyerek muhabbetine devam etti.  Ken Parker’a karşı boynumuz kıldan ince ama Zagor’un kıyafeti ile dalga geçenlere iki çift laf etmeli. 
Daha önce yazdık hep bunları. Kitaplarımızda bir bir söyledik. Kıyafet, imaj, karizma, maske, kanka, hayvan, bunlar kahramanlık müessesinin gerçekten de en önemli ve gerekli unsurlarıdır. Hele ki Zagor gibi, Kızılderilileri ilahım ben diye kandırıp demeyelim de etkileyip, etkisinin çoğunu bu mitten, görünüşten, kıyafetten ve dolayısı ile bu karizmasından alan bir kahraman için kıyafet hayati önem kazanıyor. Bazı maceralarında farklı kıyafetlerle gördük Zagor’u. Kaban giydi üstüne, yırtıldı komple üstü başı, tanınmamak için kılık değiştirdi ve her seferinde yadırgattı okuyucuyu.  Örnek karede de gördüğünüz gibi o yıllarda Amerika’daki en modern kentlerden biri olan Chicago’ya, bir arkadaşının kaçırılan oğlunu bulmak için  gidip, sudan çıkmış balığa dönen Zagor; millet kıro demesin diye bir terzide takım elbise, mintan, ayakkap falan denemiş; papyon olayına girerek, satıcıyla pazarlığa girişmiş, kırk yıllık esnafmış gibi, "kaçtan veriyon bu takımı", "en son kaç olur", "aynısı Darkwood’da 15 dolar şerefsizim" gibi lakırdılarla, kendisine daracık takımı satmaya çalışan satıcılarla savaşmış, Chicago’nun kazığını yememek için de oradaki eskicene bir ceketi satın almıştır. 

Cümle zalımın karşısında dimdik duran Zagor’un, Kızılderililerin karanlıkta  görünce altına kaçırdığı Zagor’un takım elbisenin içine girince mali müşavir gibi munis bir adama dönüştüğünü görüyorsunuz. Artık Zagor’un kostümüne laf eden çıkmaz umarım.

Pazar, Kasım 16, 2008

Zagor'un Albümünden (5)

Bazen şekildeki gibi iki işaret parmağını, bazen dört parmağını birden, bazen de tek parmağını ağzına sokarak  80 farklı tonda ıslık çalabilen bir millet tanıyor musunuz?  Tanımadınız mı? Peki, sadece ıslık çalarak bırak taksiyi, arabayı,  askeri korteji bile durdurabilen, resmi geçidi bitiren vatandaşları olan bir millet tanıyor musunuz?. 

Ya da  genelkurmayından, köylüsüne, esnafından mühendisine kadar çalınan bir ıslığa mutlaka dönüp bakan başka bir millet desem. 

Nasıl, hafızanız yerine geliyor mu? Düğünde ıslıkla  tempo tutan, virtüöz olan, fiyuu fiyuu diye desibel rekorları kıran milleti soruyorum. Islıkla çağıran, ıslıkla harekete geçip, ıslıkla duran millet. Taklacı güvercininden, katırına tüm hayvanlarla ıslık ile iletişim kuran millet…

 Zagor’un Türkler ile olan yakınlığını her yazımızda söylüyoruz. Al bir tane daha.

Çarşamba, Ekim 29, 2008

Zagor'un Albümünden (4)

Zagorumuz’un hatunlarla olan maceralarını yazmıştık. Artık “zögör çiköyle iş tütüyormuş, geymiş, tiri viri” diyen de kalmadı zati.   Zagor bu yaşta mektebe gidecek adam değil. Denk geldikçe o işi de hallediyor. Hallediyor halletmesine de Vahşi Batı, Darkwood hele de binsekizyüzlü yıllarda tam olarak erkeklerin dünyası. Günümüzün Doğu Anadolusu gibi. Kadınlar sosyal hayatta yok. Onca maceranın arasında denk getirip güzel bir kadın bulacaksın da iş bitireceksin. Nerdee? Çok nadir. E ne yapacak Zagor bu durumda. Ya rüyada hallenip kamyonu devirecek ya da çavuşu tokatlayacak…

Salı, Ekim 09, 2007

Zagor'un Albümünden (3)

"Ormanda yaşama bana tıpkı hayvanlarda olduğu gibi altıncı his kazandırdı"
Zagor Tenay 1825 / Darkwood
Örümcek Adam'ın örümcek hissi var ise Zagor'un da altıncı hissi var. Zagorumuz bildiğiniz gibi en kıllı yünlü durumlarda, bir kahpelik bir namertlik olduğunda bunu anında hisseder ve daha dikkatli davranarak düşmanlarını alt eder. Üç beş mangacı, beş on frankofon sağda solda diyormuş ki, "Zagor nasıl en zorlu durumda bile kurtarıyor paçayı" diyormuş. "Çok saçma. Ölmeli bizce." diyormuş.

Hahayyt. Siz Zagor'u hiç tanıyamamışsınız.

Zagor'un ölümsüz olduğuna inanmazlar, altıncı his falan çok saçma, hep kurtuluyor, klişe derler. Hayır kendisi ölümsüz bir insan olmasa öldürelim de bunların diline düşmeyelim diyeceğim. Neyse, konuyu dağıtıyoruz. Amacımız Zagor'un kendisinin de belirttiği gibi, sahip olduğu altıncı hissin açıklamasını yapmak.

Ne diyor Zagor : "Ormanda yaşama hayvanlar gibi bana altıncı his kazandırdı."

Hiç küçümsemeyin bu lafı dostlar. Ben orta okuldayken, Allahın unuttuğu bir yere sürgüne gönderilen bir akrabamın yanında, her yerin orman olduğu bir arazinin ortasındaki bir evde iki ay yaz tatili yaptığımdan bu lafın önemini çok iyi biliyorum. Tatilime başlar başlamaz önce incir ağacından düşerek (kırılan dalın düşerken göğsümü çizmesi sonucu) göğsümü yardım, akabinde dereden tepeden mütemadiyen yuvarlanarak sağlam üst baş , çizilmemiş bir deri, kabuk bağlamamış bir eklem bırakmadım. Bununla birlikte iki ay boyunca sincabından akrebine kadar cümle orman mahlukatı ile yakın temas sağladım. Kaldığımız evde mecburen farelerle birlikte yattım. İki ay boyunca etraftaki binlerce fındık ağacından taze fındık yiyerek beslendiğimden devamlı surette cırcır (tırık) vaziyetinde dolaştım. İki ay sonra eve paramparça döndüğümde ailemin geçirdiği şokun ardından sadece iki aylık süreçte kazandığım özellikler kendini belli etmeye başlamıştı bile. Artık farelerden korkmuyordum. Eve fare, hamamböceği veya benzeri bir haşerat girdiğinde önceki gibi çıldırıp avizeye tırmanmıyor, karşılarına dikiliyordum artık. Ne yersem yiyeyim midem bozulmuyordu. Yemek mi arttı, çorba çok mu tuzlu olmuş, et çok mu yağlı aldırmıyor götürüyordum. Hele ki sokaktaki performansım… Gene eskisi gibi duvarlardan, ağaçlardan, bisikletten düşüyor, koşarken yuvarlanıyordum ancak artık düştükten sonra ağlamıyor, kendi pansumanımı kendim yapıyordum. Ormanda tek başına kaldığımda mecbur olduğum kendi başının çaresine bakma özelliği gerçek hayatta da devam ediyordu.

Netice itibariyle, sadece iki aylık bu deneyimin bana kazandırdığı özelikler ortadayken Zagor’un “Ormanda yaşama hayvanlar gibi bana altıncı his kazandırdı.” Sözü bana hiç abartılı gelmiyor. Bırak altıncıyı yedinci, adamın alnında üçüncü gözü çıkar valla diyerek bitiriyor bik bik edecekleri Belgrat ormanında kurduğum çadırda bekliyorum.

Çarşamba, Eylül 19, 2007

Zagor'un Albümünden (2)

Ne demiş Shakespeare : "Ağlarsa anam ağlar gerisi ninja tosbağalar."

Esasında üzerinde çok tartışılacak, sansasyonel bir kare değil Zagor’un ağlaması. Ancak çok nadir görülmesi ile bir ilgiyi hak ediyor. Hep vurguladığımız gibi Zagor her ne kadar bir çizgi-roman kahramanı ve Baltalı İlah olsa da insani özelliklerini yitirmemiştir. O da hepimiz gibi, döver, sever, sinirlenir, kendini kaybeder, üşür, hacetini giderir, tırık olur ve nihayetinde ağlar da. Nice ölümler gördü Zagor... Annesiyle babası neredeyse gözlerinin önünde öldü. Onu yetiştiren, Zagor olmasını sağlayan nitelikleri veren avcı Fitzy onu kurtarmak için gözünün önünde uçuruma düştü. Kaç defa Çiko’nun öldüğünü sandı. En yakın dostlarını kendi eliyle gömdü. Annesini babasını deliler gibi özleyip bunalımlara girdi. Normal bir insanın başına gelse derbeder olması, meczup olması, Müslümcü olması kaçınılmaz olan olaylarda Zagor’un gözünden tek bir yaş bile damlamadı. Bununla birlikte Zagorumuz’u Seminoller’in şefi Manetola’ya bir daha görüşmemek üzere veda ederken kendini tutamayıp ağlarken görüyoruz. Ölümü kabullenip ona bu kadar dayanıklı olan Zagor bir dostundan ayrılırken patlayabiliyor. Bu da bize Zagor’un duygusal olarak Bir psikiyatriste tez yazdıracak kadar yoğun ve karmaşık bir kişiliği olduğunun emarelerini veriyor. Oysa arada salsa kendini, biraz hıçkırsa, Babam ve Oğlumu seyredip ağlasa bir şeyi kalmaz ama Baltalı İlah olmanın bedellerinden biri de bu. Ayrıca onlar gözyaşı değil, ter.

Pazartesi, Eylül 17, 2007

Zagor'un Albümünden (1)

Blogumuzun bu bölümünde Zagor’un albümünden, kimsenin duymadığı bilmediği en mahrem, en enteresan kareleri inceleyeceğiz. Darkwood’da neler oluyor, kim kiminle nerede, inler outlar, şıklar rüküşler, şölenler danslar… Artık hiçbir şey gizli kalmayacak.

Bildiğiniz gibi Zagorumuz genelde pek espri yapmaz. En fazla Çiko’nun esprilerine “Hahaha ömürsün Çiko” , “Gene mi acıktın haylaz ahaha” şeklinde gülerek Çiko’nun mizahına ortak olur. Peki neden espri yapmaz?...Mizah yeteneği mi yoktur yoksa kahramanlığının, ilahlığının getirdiği duruş sebebiyle mi espriyi tercih etmez? Sorular…Sorular…
Üstteki karelere baktığımızda görüyoruz ki, Zagor insanları güldürmek için bir nevi şebeklik yapmakta, mizah anlayışının Nejat Uygur ile Levent Kırca arasında bir noktada olduğunu ipuçlarını vermektedir. Gönül ister ki, kahramanımız tüm üstün özelliklerinin yanına mizah kabiliyetini de ekleseydi de tüm gülmece olayını Çiko’nun oburluğu ile çözmeseydi. Ancak düşününce… 1800’lerin Amerikası'nı, Darkwood’u düşününce, Zagor’un Biraz daha mizahi bir kahraman olup aşağıdaki lakırdıları ettiğini hayal ediyorum da:

-Oo, oturan boğa… sana neden bu ismi verdiler yav? Boğanın neresine oturdun ki?
-Oturan Boğa hocam , sen Esen boğa havalimanını biliyon mu? Ehehehee.
-Lan Gri Geyik, iki gündür bi geyik yaptığın yok varsa yoksa, ugh mugh. Kafam tuttu ha. Sar bakam ordan bi cigaralık.
-Hşş, Tonka eğil bak bişi söyleyecem. Oğlum g.tün başın açıkta lan.. Takım taklavat meydanda. Koca şefsin yakışıyor mu sana? Git bi pantul diktir kendine.
-Hşş, Doc… Abızıttın mı? (…) Zzzzzzzt darkvuut.. Muhahahah.
-Çiko… haşgeryar var yer misin? Ahahahah.
-Lan beyaz kurt.. Oğlum şeyini sallasan Beyaz Kurt’a çarpıyor. Senin ismin Recep olsun artık. Ehehe.
-Rabson.. olum gittin müendiz oldun, geldin buraya toz toprağın arasında sürünüyosun. Sürdüler mi olum seni, reagencı mısın sen? Aldıralım mı senin tayini San Francisco'ya?
-Gitar jim, cebimde 1 dolar olacak benim elerim ıslak. Elini sokup alsana. (…) Puahahaha. Çekme lan hemen, n’oldu ısırdı mı? Muhahaha..

N’oldu. Biraz mizah duygusu katalım dedik, Zagor hemen terbiyesizliği ele aldı. Gördüğünüz gibi Zagor’u bozuyor mizah. Netice itibariyle mizah gücü olmayan kahraman o yıllarda iyi bir seçim gibi gözüküyor. Karıştırmayın ötesini.