Cuma, Nisan 23, 2010

Doc

Adı: Doc.
Soyadı: Lester.
Doğumyeri: Pennsylvania.
Yaş: Zagor’dan hallice.
Kütük: Darkwood.
Veriliş nedeni: Yenileme.

Zagor’un en seviştiği avcı dostlarından biridir Doc. Bir kere hemşehrisidir Zagor’un. İkisi de Darkwood’da yaşar. İri ve yarı bir kişilik olan Doc’un, bütün sene, o tepe senin bu orman benim özgürce avlanan, senede bir kez bir araya gelip “ss avcılar koop. şenlikleri”nde çeşitli eğlenceler ve ziyafetlerle senenin acısını çıkaran avcılardan biri olduğunu biliyoruz. Düşününce insan Doc’a özeniyor: Özgür bir yaşamı seçmişsin. Dilediğin zaman dilediğin şeyi yapabiliyorsun. Doğada yaşıyorsun. En iyi dostun Zagor. Sen Zagor’un, Zagor senin hayatını defalarca kurtarmış. Kardeşten ötesiniz. Avcılar topluluğunda bileğini büken yok. Yarışmaların Zagor’dan sonraki tek galibisin. Bir de kendi hayatınıza bakın. Cep telefonun alarmına muhtaç bir yaşam. Sırası geldi vecizemizi yumurtlayalım. “Tüm alarm cihazları yok edilmedikçe özgürlük ve mutluluk haram insanoğluna.”

Adı, muhtemelen eski mesleği olan doktorluktan dolayı Doc olarak kalmış. Evet insanı afallatsa da Zagor’un can dostu Doc eskiden doktorluk daha doğrusu diş hekimliği gibi naif bir meslek erbabı. Bilmeyen birine birkaç macerasını okutup bir meslek tahmini yap deseniz; avcılık, pankreas güreşçiliği, asfalt kırıcılığı gibi mesleklerden Doktorluğa sıra gelmeyeceği muhakkak. O dolma gibi parmaklarla nasıl tuttun stetoskopu, iğneyi, o kaba avcı dilinle nasıl ettin Hipokrat yeminini a Doc diyoruz kendisine.

Kentte doktorsun, 19. Yüzyılın başındasın. Aynı günümüz Güneydoğu Anadolu’sunda bir köydeki doktor gibi gibi o yörenin bir çeşit kanaat önderisin. Herkes sana hürmet ediyor, saygı duyuyorlar. Sonra bir şeyler oluyor, ormana gidip tam anlamıyla yabanileşiyorsun.Sebebine bakmadan bile ormanda yaşanan bu değişim çok anlaşılır aslında. (yazdık hep bunları) Kendimden biliyorum, en ciddi ortamlarda bile, eğer etrafta kadın yok ise hareketler serkeşleşiyor, dil kabalaşıyor, el/kol avret yerlerinden ayrılmıyor. Bu ortam korundukça ve zamanla evrimde geriye doğru gidip her yerinizden kıllar çıkmaya başlıyor. Omirilik kemiği eğrileşiyor… Neyse bu bahsi kapayalım. “Doc seni anlıyoruz dostum.”

Ne oldu da böyle saygın bir mesleği bırakıp tozun toprağın hastası oldu Doc derseniz, altta gene dramatik bir hikaye var: Lisa adlı, kendinden yaşlı ve zengin biri ile evli bir hatuna abayı yakıyor Doc daha filinta gibi iken. Bir akşam hatun bunu eve çağırınca da tutkularının esiri olarak eve dalıyor ve zengin kocanın cesedi ile karşılaşıyor. Yanında da kanlı bir heykel. Böyle bir ortamda asla kimsenin yapmayacağı tek şeyi yaparak heykeli eline alıyor. Eline kan bulaşıyor. Ay gerisini anlatamayacağım, ruhum daraldı klişeden.

Gerisi malum. Cinayetle suçlanmasından ötürü kapağı ormana atıyor. Darkwood’un güzelliği karşısında da aynı Lisa’da olduğu gibi esir olup bir daha oradan ayrılamıyor. Böyle klişe bir başlangıca rağmen Zagor’un referansı ile kendini hepimize sevdiriyor. İş aksiyona gelince en önden koşturuyor. Zagor’un girdiği her kavgada Doc’u sorgusuz sualsiz karşı tarafa dalarken görebilirsiniz. Doc için, aynı Zagor gibi, “hiç kendini düşünmeden olayların içerisine duhul etme özelliğine sahip bir azman” diyebiliriz.

Darkwood’da o yıllarda gömlek moda iken, Zagor dahil tüm eşraf gömlek giyiyor iken, Tarık Akan’ın gençliği gibi sürekli giydiği boğazlı kazak ile de diğerlerinden sıyrılır. Yaz kış giydiği boğazlı yaka yüzünden boğazları isilik olmuş ancak branşı olmadığı için tedavi edememiştir.
Doc komşuluk hasebiyle de olsa Zagor’un maceralarında en çok gözüken dostlarındandır. Her sene yapılan geleneksel ss avcılar koop. şenliklerinde mutlaka göreceğimiz Doc’u , bunun dışında, Darkwood’da geçen çoğu macerada bazen başrolde bazen ise figürasyonda görebiliriz. “Nehirde yüzen kütük üzerinde birbirini devirmece” olarak kısaca adlandıracağımız yarışmanın, bazen Zagor’u bile devirecek kadar üstadıdır, şampiyonudur. Kim fitne fücur yapmış, hangi Kızılderili kabilesinin gençleri yaşlı şeflerine kızıp ayaklanmış, hangi avcıyı ayı kapmış, kim ayaklanmış, her türlü musibeti herkesten önce duyar, bilir, Zagor’a yetiştirir. Kısacası Darkwood’un muhtarıdır.

31 yorum:

tomrukcan dedi ki...

Naçizane fikrim, Zagor'un DOC'lu maceraları biraz "dolgulu" maceralar gibime geliyor. Hikayenin en başında en az 20-25 sayfa süren ve daha önce onlarca kez (çok mu attım?, o zaman 5 ten fazla kez) yapılan Zagor'un DOC'u kütüğün üstünden suya düşürmesi sahnesi yer işgal ediyor. Böyle uzuun girişler birbirini tekrarlamadığı sürece çok güzel olabilir. Misal aklımda kaldığı kadarıyla "kuzeybatı geçidi" adlı macerada gene DOC'lu, kütüklü felandı ama, çok güzel bir toparlama, çok birbiriyle bağlantılı bir akış vardı...

tomrukcan dedi ki...

Zagor'un sözü bu! okurları arasında şöyle bir araştırma yapsaydık, acaba kim hangi karakter olmak isterdi?

Bendeniz naçizane TONKA olmaya adayım :)) , evet evet, tonkacan :))

Sıtkı Sıyrıl dedi ki...

Tonka sağlam bir karakter ancak giyim tarzı bana hitap etmiyor pek. Ayıya dönüştüğü lanetli bir macerada da anadan üryan gördü herkes. O fotolar basının eline düşse büyük rezillik. O yüzden Tonka riskli.

Mühendis Robson var mesela. Yüksek lisansı, sigortası, şantiyesi harcırahı falan derken iyi para yapıyor. Zaten bir tren yolu projesi 30 yıl sürüyor. İş sıkıntısı da yok. Rasyonel düşünmek lazım.

vildan dedi ki...

Hımm.. Şeyy... Acaba Zagor'daki hangi çizgi roman karakteri olmak isterdim, öyle mi? Ne yalan söyleyeyim daha önce hiç düşünmemiştim. Hımm.. İlla kız olması şart değil öyle değil mi? Düşündüm de galiba Nathaniel Fitzgeraldson olmak isterdim:) Babacan Fitzy:)Evet..
İsmi komiktir ama karakter olarak hoşuma gider:)Bir zamanlar Boston'lu bir tüccarken, davetlerden, yöneticilerden ve her şeyden sıkılıp Darkwood'a kaçıp yerleşmiş. Benim gibi hayatında hiç şiir yazmamış olmasına rağmen gene benim gibi saatlerce ormanda gezinip çiçekleri, gökyüzünü, doğayı hayranlıkla seyretmeyi seven biri... Ah, keşke onun gibi iyi bir filozof olabilsem:)Netice itibariyle ben Babacan Fitzy olmak isterim. İsmime uydurursam Babacan Vilzy:))

hülya dedi ki...

Ben Frida Lang olmak istedim. Zagor'un Frida'ya "sen... sen hayatımı birleştirebileceğim tek insansın!" demesi sebebinden:))

tomrukcan dedi ki...

Sevgili hülya, Zagor'un Frida'dan ayrılarak, arkasında kırık bir kalp bıraktığını hatırlatmak isterim :))

hülya dedi ki...

Zagor, Frida'da kırık kalp bırakmıştır. Peki aklının bir köşesinde hep Frida kalmamış mıdır? Kimi zaman efkarlandığında
“Fridaaaoo” diye ünlemekte, Darkwood’daki kulübenin etrafındaki cümle mahlukatı uykusundan etmemekte midir:) Ben Sıtkı Sıyrıl'ın yalancısıyım:)) Aramızda kalsın. Zagor'u okurum. Lakin karakterleri çok bilmem. Sıtkı Sıyrı'ın yazdığı Zagor'un Dostları'na baktım. Okudum. Sanki Frida bana en uygunu gibi geldi:))
Frida'yı seçtim. Ayrıca resim yapmayı severim. Bilirsin Frida Kahlo vardır. Ünlü Meksikalı ressam. Biraz o sebepten olabilir. İşte neden Frida'yı seçtiğimi harbi harbi yazdım:) Son olarak şunu yazayım. Bizim kırık kalpler kulübümüz var:)))

tomrukcan dedi ki...

hımmm. Frida Kahlo diyince işler değişti :) Ömrü boyunca acı çekmiş ve bunu da resimlerine yansıtmış olmasının yanında sanırım, gerçekten "kalbi çok kırılmış" (bkz. dieogo rivera) birisi değil mi?

hülya dedi ki...

Ya, gördünüz işte. aynı bana uydu:)
Zagor'daki Frida kalbi kırık. Ressam Frida kalbi kırık. Hülya kalbi kırık. Aslında hatalı bir seçim yapmışım. Hayali seçimlerim baskın bir karakter olsaydı. Zagor'un kalbini kırsaydı. içimin yağları eriseydi:)) Var mı öylesi?

tomrukcan dedi ki...

hıımm. Zagor'un kalbini kırabilen biri olmuş mu, bu konu beni aşıyor :) Sıtkı Hoca'ya bir danışmak lazım :)) Fekat benim hatırladığım, Marie Leavu Zagorla ilk karşılaşmasında, kalbini kırmaktan daha fenasını yapıyor, kalbini durduruyordu (katalepsi).

Fekat, delicesine sevipte sevdiği kadın tarafından bir türlü adam yerine konulmayan bir öykü hatırlıyorum. "Ask the Dust" John Fante. Filmini de yapmışlardı sanırım... Her okuduğumda "hay bin kunduz, bin keçinin sakalı. Şimşekler adına...." dediğim bir öyküdür...

"uzun parmaklarını aç ve yorgun ruhumu geri ver. ağzınla öp beni çünkü açım ekmeğe. burun deliklerime yitik kentlerin kokusunu üfle ve ellerim unutulmuş bir güney sahilini andıran beyaz gerdanında, ölmeme izin ver. şu uykusuz gözlerimdeki özlemi al ve bir güz tarlasında uçuşan kırlangıçları besle onunla çünkü seni seviyorum, ve adın dönmeyen sevgilisi için son nefesini verirken gülümseyen cesur prensesin adı kadar kutsal.." (kitaptan)

Romans dedi ki...

Karamba Karambita Tomrukcan!!!
Tam Zagor'da hangi karakter olacağımı yazacaktım. Tam kim olmak istediğime karar vermiştim.
Darkwood'un tüm davullarının adına Tomrukcan! Öyle bir yorum yazmışsınız ki ne yazacağımı unuttum. Böyle kalakaldım.

tomrukcan dedi ki...

eheemm :)) GULP!! :))


Bendeniz naçizane sizi Elettra Warton 'luğa aday gösteriyorum :))

Romans dedi ki...

Hay bin kunduz... Bin keçinin sakalı... Şimşekler adına Tomrukcan! Niye her yorumunuzu okuduğumda paranoyak bir öfkeyle, kendi haset ve fesat dünyama dönüyorum? Niye hep bozuluyorum size, niye hırslanıyorum, niye sinirden çatlıyorum harbiden? Niye kendimi öfkelenecek bir şey olmadığına inandırmaya çalıştıkça daha çok öfke hissediyorum? Nasıl beni bu kadar çıldırtmayı becerebiliyorsunuz?
Söyleyin bakalım, neden beni
"Elettra Warton"uğa aday gösteriyorsunuz? Niye?

Ben ise bir karakter seçmiştim kendime... Ahyaaak! Tomrukcan!
Söylemiyeceğim işte:)

Romans dedi ki...

Hay bin kunduz... Bin keçinin sakalı... Şimşekler adına Tomrukcan! Niye her yorumunuzu okuduğumda paranoyak bir öfkeyle, kendi haset ve fesat dünyama dönüyorum? Niye hep bozuluyorum size, niye hırslanıyorum, niye sinirden çatlıyorum harbiden? Niye kendimi öfkelenecek bir şey olmadığına inandırmaya çalıştıkça daha çok öfke hissediyorum? Nasıl beni bu kadar çıldırtmayı becerebiliyorsunuz?
Söyleyin bakalım, neden beni
"Elettra Warton"uğa aday gösteriyorsunuz? Niye?

Ben ise bir karakter seçmiştim kendime... Ahyaaak! Tomrukcan!
Söylemiyeceğim işte:)

tomrukcan dedi ki...

ehemmm... 6.hissim bana gene yanlış bişiyler yapmış olduğumu söylüyor... Çiko gibi hissetmeye başladım kendimi :))) Evet evet, "tonka" olmaktan vaz geçtim ben. "Çiko" olmaya karar verdim... Buna en çok ta "ROMANS" sevinecek sanırım :)))

Karamba karambita, bu stress bende açlık hissi uyandırdı.. gidip bişiyler yemeliyimmm :))

Romans dedi ki...

Tomrukcan, kaçamazsınız böyle.. Sıkıştığınızda kaçıyorsunuz...
"Tonka" olmaktan vazgeçiyorsunuz. Üstelik Çiko olacaksınız öyle mi? Binlerce yüzülmüş kafa derisi adına Tomrukcan..."RUMMBBLEEE!!! Şimşekleri kafamda çaktırdınız bir kere... Siz benim Zagor dövüş tekniklerini bildiğimi unutmuş görünüyorsunuz! Şimdi...Zagor’un ormanın derinliklerinden herhangi bir ağaçtan uçarak ve baltasını savurarak son sürat gelmesini tahayyül edin bir. Bırakın baltayı kafaya yemeyi, görünce bile o saniyede ruhunuzu teslim etmeniz garantidir. Çok iyi bilirsiniz ki “Meçhulden gelen balta” adı verilen bu hareket Zagor’un en karşı konulamaz hareketidir. Ah Tomrukcani, Vah Tomrukcan! Neden Romans'a Tomrukcan? Neden musibete bulaştın Tomrukcan? Bittiniz siz bittiniz!!!

Hemen söyleyin lütfen! Neden
"Elettra Warton"uğa aday gösteriyorsunuz beni? Niye?

Sizi temin ediyorum sonuna kadar savaşacağım. Eğer bu durumdan sağsağlim kurtulursam bunu ilerde de unutmayacağım. ZAGOR'UN SÖZÜ BU! gibi ROMANS'IN SÖZÜ BU!!!!! Cevabınızı tamtam mesajı ile mi, duman mesajı ile mi gönderirsiniz bilmiyorum. Karnınızı doyurmanız bittiyse iki satır haber bekliyorum:))))

tomrukcan dedi ki...

Bildiğiniz üzere, Çiko asla doymaz. onun doyduktan sonra buraya bişiyler yazmasını beklersek bu hiç bir zaman gerçekleşmez :)) ama bir şeyden emin oldum ki, Zagor’daki gibi avcıların yıllık toplantısı benzeri, "zagorun sözü bu!" okurları yıllık toplantısı vb olsa, kafama o baltadan "THUD" diye yiyeceğim kesinleşti. Ya da işkence direğine bağlanarak bu baltalardan kulağımı veya kafamı sıyırarak geçecek onlarcası olacak :))

(Bu arada bu fikir hiçte fena değil. yok yok, kafama balta yemem kısmı değil, "zagorun sözü bu!" okurları birinci geleneksel toplantısı :))) bu konuda Mühendizzz Robson'dan (hocam saygılar) bir aksiyon bekliyoruz. Kamp ateşinin başında 3-5 nöbeti için gönüllü olabilirim. (çiko genelde nöbette uyuyacağından, dikkatli olmak gerekecek:)) Eh uyumasa bile her gölgeden, her ağaç dalından korkacak ve herkesi ayağa kaldıracaktır.) (kamp ateşinde de çok şahane “kovboy kahvesi” olur… tarifini de yazayım buraya : cezve (ya da demlik) yarısına kadar kahve ile doldurulur, üzerine su ilave edilir ve ateşte kaynatılır. Kaynadıktan sonra içine bir at nalı atılır, eğer at nalı yüzmüyorsa, biraz daha kahve ilave edilerek servis yapılır :))


Şimdi farkedeceğiniz üzere Mohawk’ların ateşin etrafında dans ettikleri gibi benim de amacım konunun etrafında dolaşarak aslında neyi sormuş olduğunuzu size unutturmakk :) İtiraf ediniz, buraya kadar hiçte fena değildim dimi :))

Şimdi efendim, aslında problem neden benim sizi "Elettra Warton” luğa aday göstermem değil, neden başka hiç kimsenin sizi hiçbir kişiye aday göstermemesi bence (konu gene dağıtılır ve biraz daha taca atılır böylece) Ne yani, diğer okurlar kafalarına gelecek bir “THUD” sesinden bu kadar da mı korkuyorlar. (hedef saptırılır:)) Bu cesareti gösteren bendenizin en azından bir elmalı turta ile ödüllendirilmiş olması gerekmez miydi? (babacan Villzy nin “Zararsız tatlıları”ndan da olabilir)(konuya başka Darkwood sakinleri de dahil edilerek dikkat dağıtılır):)

Bu cesur İspanyol asilzadesi hep kafasına balta mı yemelidir, hem çenesinin veya göbeğinin üzerine mi düşmelidir heyhaaaattt ( vee böylece konu iyice dağılırrrr vee “tomrukcani” –sizin yazdığınız gibi- aradan sıvışırrr :))))

(blogun kendisi kadar yorum yazarak da tarihe geçicem bu gidişle:)))

vildan dedi ki...

Ben asla karışmam. Beni sakın ama sakın bulaştırmayın Romans'a:) Bütün gün yeteri kadar uğraşıyorum!
Zagor'un Sözü Bu! Bloğuna kafamı dağıtsın, azıcık keyifleneyim diye bakıyorum. Karamba Karambita! Bu ne? Burada da sizin kapışmanızla mı uğraşacağım? Mümkün değil... Ben kaçıyorum:)))

Sıtkı Sıyrıl dedi ki...

Arkadaşlar yorumlar için Blogspot'tan aradılar. Su yakmıyor bu, bize de yazık, bu kadar yorum yazmayın, tuğla gibi yorumlar yayınlamayın diyorlar. Cevab veremedim. :) Ama siz yazın gene de, parası neyse ben denkleştirip halledeceğim.

Bu arada dişi okurların en güzel hatun karakterleri seçmesi gözümden kaçmadı. Kimse Çiko'nun aşkı Kızılderili, 180 cm boylu, 200 kilo, bir bizondan daha güçlü "Kabak Çiçeği" (ki kendisini Çiko'nun kadınları dosyasında tanıyacağız)olmak istememiş. Teessüf ediyorum.

Romans dedi ki...

Sülalemin gelmiş geçmiş bütün keçi sakallıları adına Sıtkı Hocam... Ben daha yazamadım ki Tomrukcan sebebiyle kimi seçtiğimi? Siz okudunuz mu benim kimi seçtiğimi? Yorumunuzu okuyunca önce bir SWACK efektiyle kalbime bıçak saplanmış gibi hissettim. Hakkaniyetli mi bu yorumunuz şimdi? Tam kimi seçtiğimi yazacaktım, Tomrukcan'ın beni Elettra Warton'luğa aday gösterdiğini gördüm. Cebelllut ruhum ayaklandı gene! Üstelik neden diye her sorduğumda, WINNN! VIIIINNNN! efekti ile kaçıyor, ayrıca yorumlarıyla gülücükler saçıyor!

Tam üstüne bastınız Sıtkı Hocam. Seçimim buydu işte... Kabak Çiçeği.. Artık değil tabi, değiştirdim. Çünkü Tomrukcan Çiko'yu seçmeye karar verdi. Hele Ben Kabak Çiçeği'ni seçmişken, Tomrukcan'ın Çiko'yu seçmeye karar verdiğini okuyunca benim durumumu tahayyül edin bi.... RRUUMBLEES! efektiyle birlikte binlerce kayanın kafama yuvarlandığını hissettim!!!! Daha ne söyleyeyim!!
Şimdi ben eve gideceğim. Ya Heidi'yi ya da Rezervuar Köpeklerini seyredeceğim. Yoksa bir Zagor macerası mı okusam? Sanal dövüş taktiği falan bulsam!!!
Karamba Karambita!!!Pöh!

Sıtkı Sıyrıl dedi ki...

Efenim, Hülya hanım "Frida Lang" deyince, bir de Elettra denilince şimdiden müdahale edeyim dedim. Neyse ki doğru yolu bulmuş, popüleri elinizin tersi ile itecek iradeyi göstermişsiniz.

Kabak Çiçeği'nin gülcemali için bakınız: http://img310.yukle.tc/image.php?id=238kabak_cicegi.jpg

Romans dedi ki...

Darkwood’un tüm davulları adına! Farkına vardım ki dün ben acaip öfkelenmişim. Öfkelenince gözü dönen her insan gibi, ortalık zifir olmuş, gözüm bir şey görmemiş. Sıkıntılı bir durumdu tabii. Akşam sinsi ve gergin adımlarla evde hep volta atıp durdum. Düşündüm iyice. Biliyorum bende pek çok haller vardır. Aynen ismin i, e, de, den halleri misali. Bu hallerimin hiç biri iyi değildir. Derhal yalın halime dönmeliydim. Düşündüm gece boyunca enine boyuna.. Galiba Tomrukcan’la aramızda bir problem vardı. Peki, çözüm problemi çözmekten VINNN! efekti ile kaçmak mıydı? Yoksa çözüm problemin içine SPLAASH! efekti ile dalmak mıydı? Yoksa… Yoksa çözüm, SWIISSSH! efekti ile ıskalayan bir ok gibi problemden uzak durmak mıydı? Çözüm Tomrukcan’da mıydı? İğneyi önce ZAAKK! efekti ile kendime saplamalıydım. Yoksa çözüm bende miydi? Yoksa hem sorun hem çözüm ben miydim? Ortada bir sorun varsa, sorunun ortadan kalkması gerekiyorsa, sorunun ortadan kalkması için Hay dedemin hacı sakalı… Kendimi yok mu etmeliyim? Ne yapmalıyım ki ben şimdi? Aklım karıştı? Karamba Karambita! Niye çıkmıştı bu tantana? Sorun neydi?

tomrukcan dedi ki...

bendeniz tekrar karakter değiştirerek "profesor -not- very Bad" olmaya karar verdim :))

yoksa gökyüzünün yeşil çayırlarına gönderilmem an meselesi :))

Romans dedi ki...

Yok artık bu kadarı fazla. Darkwood'un tüm davulları aşkına! İnanılacak şey değil. Aslında kendisine dün çok öfkelenmiştim.. Ama şimdi... Karamba Karambita... Karakter değiştirip Profesör Verybad olmayı seçince... Ya da -not-verybad... Her neyse... Ben yüreğim cız ederek fark ediyorum ki Tomrukcan'ın başına kötü bir şey gelmesini hiç istemiyorum.

Bu halim hiç normal değil. Hatta "Tomrukcan'a acımak sana mı kaldı? Bırak ne hali varsa görsün" gibi telkinlerle için için özüme dönmeye çalışıyorum. Fekat başarılı olamıyorum. Whooosssh!!! Bu durumum acaip... Anormal derecede acaip hatta... Tomrukcan'ın başına kötü bir şey gelmesin diye, bütün yazdıklarını unutmaya hazırım.. Çünkü Zagor hiç sevmez Profesör'ü. Genelde SOCK! efektli bir yumrukla Profesör'ü susturur. Tomrukcan böyle bir şey yaşasın istemiyorum.
Binlerce kasıga aşkına! Fırtınadan
önceki sessizlik mi bu yoksa???

onkaplan dedi ki...

vay anam vay neler dönmüş serhat yaa..

özet geçsenize bir yaa, ben kaçırdım olayı....

tomrukcan dedi ki...

onkaplan üstadım, ortalığı karıştıran benmişim :))) ben susunca herkes sakinleşti :))

Muhtemelen Sıtkı Hoca benim kredi notumu "durağan" dan "negatife" çevirmiştir :)))

Romans dedi ki...

Lal Kitap Zagor Klasik Maceralar Dizisi 42'den alıntılar...

LANET OLSUN! ALLAH KAHR...
Bu kasabadaki tek öfkeli insan ben miyim acaba?
Şuraya bak sokaktaki insanlar gülümsüyor...
Satıcılar gülümsüyor... (sayfa 39)

(Madem Tomrukcan her yorumunda
:))) şeklinde gülümseme efektleri gönderiyor.)

O halde kitaptan bir alıntı cümle daha...

Gül bakalım, Tomrukcan! Seninle yakında görüşeceğiz.. (sayfa45)

tomrukcan dedi ki...

veeee hikayemizde burda sona erer (sayfa 999) :))

Romans dedi ki...

Kitap 386 sayfa bir kere!!!!

tomrukcan dedi ki...

o zaman sizdeki sayı, "yarım kalmış maceralardan" birisi :))

hayal kahvem dedi ki...

Sahaflar Festivali'nde Zagor aradım.Yoktu.. Bir yerde birkaç tane vardı sadece. Onları toparladım. Biri Kayıp Kaşif ve devamı Kuzeybatı Geçiti.. Off! Efsane maceralardı vallahi:)Bin Kunduz Aşkına! Hele Zagor ile Doc'un nehirde yüzen kütük üzerinde birbirini devirmece halleri görülmeli gerçekten! Zagor'un en sevdiği numara neymiş bu durumda:)
Yukardan vuracakmış gibi yaparak gardını almasını sağlamak, sonra da alttan hızla dalmak...Yok ama Doc kanmıyor güya bu harekete bu defa... Zagor üstten bir hareketle koca bir SPLASH efekti ile atıveriyor Doc'u nehre ama:)) Kunduzlar Kovalasın e mi? diye Doc'un bir hali var... Görmek lazım vallahi... Bayıldım ben bu iki maceraya:))