Pazar, Haziran 10, 2007

Zagor Baltası Yapıyoruz!

Gerçekçi olalım dostlar. Zagor gibi hastası olduğumuz süper bir kahramanın yanına, taştan yapılmış güdük bir baltayı hiç yakıştıramamıştım. “Aa, evet yaa” dediğinizi duyar gibiyim. Evet, işin bir sürü detayı var. Zagor bu güdük dediğimiz baltayı abuk subuk yerlerde bile, bir taş, bir sopa ve biraz sarmaşık bulup yapabiliyor, bu anlamda bu silah her yerde. Ayrıca bu balta nice düşmanını yere yıktı, ergonomik, hafif, kullanımı kolay… da gene de Zagor’un görkemi yanında sönük kaldığı muhakkak. (efenim?)
Bu sebepledir ki… (hangi sebeple?!) “Zagor bu baltayı beş dakikada nasıl yapabiliyor?” “Bu ufacık balta gördüğümüz kadar etkileyici mi gerçekten?” "gene bir çizgiroman kolpasıyla mı karşı karşıyayız?" gibi soruların cevabını bulmak ve Zagor’un balta motivasyonunu biraz olsun çözebilmek için bir balta yapmaktan başka çare yoktu.

Uzatmadan hemen malzemelerimize geçelim. Hiç korkmayın ölçülerimiz bardakla, kaşıkla:
1) 1 adet kaymak taş. Her yerimiz taş dolu ancak, gereken elips formunda bir taş bulmak çok kolay değil. Ben bir alışveriş merkezinin bahçesindeki dekorasyon için ağaçların dibine döşenen taşlardan cebellezi ettim. Bahçıvanlarda, peyzaj işi yapan yerlerde cillop gibileri bulunabiliyor. Çok düzgün olmasına gerek yok derseniz sokaktan bulduğunuz elips formuna yakın bir taş da işinizi görecektir.

2) 1 adet sopa/değnek/çomak/çubuk. En kolay bulabileceğimiz malzeme. Çok ince olmamasına dikkat ediyoruz.

3) Yeteri kadar ip. Türkiye’de Darkwood’daki kadar yeterli sarmaşık yok maalesef. Ayrıca olanlar da botanikçilerde epey pahalı satılıyor. Dolayısı ile baltamızı sarmaşık ile değil mecburen ip vasıtası ile tutturacağız.

İlk iş olarak sopamıza, maket bıçağı ya da normal bıçak yardımıyla gerekli formu veriyoruz. Önlerden ve arkalardan kısaltıp, dışındaki kabuğu da soyduğumuzda tam köteklik bir değnek elde ediyoruz.

Taş ile sopanın birleşeceği yer, baltamızın sağlamlığı ve ergonomisi açısından çok önemli. Bu sebeple en uygun yeri bulmak için titiz davranıyoruz. En uygun yer testi için, taşın sopanın üzerinde (sopa dikken) ipsiz de durabilmesi gerekli. Birleşim için en uygun yeri belirledikten sonra o bölgeyi taş üzerinde siyah bir kalem ile işaretlerseniz montajda çok işimize yarayacaktır.

Bununla birlikte birleşim bölgesi dümdüz olmayabilir. O bölgede bazı yamukluklar, yükseltiler, alçaltılar olabilir. Bu yüzden taşın sopaya tam denk gelmesi için, sopanızın birleşim yerine gerekli müdahalede bulunup, aynı taşın yüzeyindeki gibi, yükseklik ve alçaklıkları yapmalısınız. Çok iyi bir taş bulamayanlar küçük bir sünger parçasını birleşim bölgesine koyarak buradaki tutunmayı arttırabilirler.


Ayrıca montaja geçmeden önce , sopanın birleşim yerinin 1 cm altına, ipin sığabileceği kadar oyuk bir bölge yapmak da, işimizi kolaylaştıracak.

Artık asıl zor bölüme yani taş ile sopayı birleştirmeye geldik.: Öncelikle sopamızdaki oyuğa ipimizi sabitleyip, taş ile sopamızı el, göbek yordamıyla birleştirip ipi sarmaya başlıyoruz. Önemli nokta: İpi taşın üzerinden her geçirdiğimizde, sopanın etrafından da bir tur geçirip (yani sopaya taşı bir kez daha sabitleyip) akabinde tekrar taşın üzerinden ipi geçirmek. Farklı açılardan, çaprazdan, tersten, düzden ipi geçirdikçe, taş ile sopanın birlikteliği sağlamlaşacaktır. Eliniz bu tür işlere yatkın ise birkaç hatalı birleştirmeden sonra kolaylıkla taşınızı sopanız ile birleştirebileceksiniz. Zorlanır iseniz bir arkadaşınızdan yardım isteyebilirsiniz. Ancak, sabitleme mevzusu bir miktar güç istediğinden, sopanın kayması ile o güç boşa çıkıp, kafayı gözü yarma ihtimali de bulunmaktadır. (dikkat edile)
Düğümleri zevkinize bırakıyorum. Yeteri kadar sardıktan sonra, taş ile sopanın sağlamlığını test edip sarma işlemini bitirebilir ve baltanıza merhaba diyebilirsiniz. Sarım işlemini sıkı ve farklı yönlerden sürekli yaptı iseniz baltanız gerçekten sağlam olacak, sopanın üzerinde asla sağa sola küçük gidip gelmeler , yamulmalar yapmayacak vurduğu yerden ses getirecektir.

Balta yapımı bitip, baltayı elimde birkaç kez sallayıp test için balkondaki sandığa savurduktan sonra gördüm ki; Zagor’un baltası, hafifliğine karşılık, muazzam etkisiyle inanılmaz bir silah. Balkondaki sandığımız tek vuruşla paramparça oldu. Silah yapısı itibariyle, tüm savurma gücünüzü, taşın ağırlığı ile birleştirip (yaklaşık bir kg) tek bir noktaya yöneltip müthiş bir etki yapıyor. İddia ediyorum bu baltayı kafasına yiyen biri hayatına eskisi gibi devam edemez. Büyük ihtimal kafatası kırılıp, pekmezi akarak kısa sürede ölecek, şanssız ise kafasındaki bir delik ile ve muhtemelen beynindeki tüm bilgileri kaybedip 3 yaşındaki bir çocuk zekası ile hayatına devam edecektir. Zagor’un baltası ile, önünüze gelen hemen her şeyi (tahta, plastik, beton, ) yıkabilirsiniz. Tahta bir kapıyı bir dakika içinde kırabilir, tuğladan mütevellit bir duvarı yıkabilir, en sağlam bilgisayar kasasını dakikalar içinde hurdaya çıkarabilirsiniz. Örneklerimi cansız nesneler üzerinden verdiğim dikkatinizi çekmiştir. Çünkü, canlılar üzerinde direkt ölümcül bir etkisi olduğundan bu tür bir teste ihtiyacımız yok.

Zagor baltasının yıkıcı gücünü aşağıdaki videodan da kabaca görüp, bu güce ikna olup, baltasının Zagor’un ihtişamının yanında sönük kaldığı tezini yalayıp youtube, diğer tüm detaylarını da irdelediğimizde Zagor’un baltasının Zagor’a en uygun silah olduğuna şahadet etmememiz için bir sebep kalmıyor. Test edildi, onaylandı.

Şimdi güzel bir hedef bulup Zagor’un klasik, "omuzun üzerinden ters sıyırtmaç" hareketini gerçekleştirme zamanı.

Ayrıca adet olduğu üzere, bu hareketleri lütfen evde denemeyiniz. Blogu insanların Show Haber'den "Küçük Ercan, Zagor'a özenip bıngıldağını çatlattı" haberiyle duymalarını istemeyiz. Gülgün?

Cumartesi, Haziran 02, 2007

Zagor vs Diğerleri (2. Tur)

Zagor vs Mister No
İlk Tahmin: Mister No’yu dövmeyeni dövüyorlar ama…
Neredeyse her macerasında birilerinden sopa yiyen Mister No’nun Zagor karşısında şansı olamayacağı belli. Zaten Mister No, Zagor gibi iyiliğin, adaletin simgesi bir bünye ile sırf bir blogçunun geyiği olsun diye asla dövüşmeyecektir. Hadi Mister No’nun klasik parasız günlerinden biri olduğunu düşünerek bir binlik teklif edelim ve dövüş başlasın desek; Mister No, Zagor’dan yediği yumruklarla sersemleyecek, yerlere düşecek, her seferinde yerden kalkacak bir tane çakmaya çalışacak, yenemeyeceğini bilmesine rağmen asla çekilmeyecek, en sonunda Zagor’a sinek ısırığı gibi gelse de bir tane olsun çakıp kendinden geçecektir. Zagor maçı alacak ama Mister No’ya bir kaşaça ısmarlayıp gece takılacaklardır.
Zagor vs Conan
İlk Tahmin: Conan alır mı acaba?
Olasılıklar:Zagor’un karşılaşmaları arasında en heybetlilerinden en rating getirenlerden biri ve Zagor’un en sakat maçı olacağına eminim. Zagor’un bir sürü rakibine üstünlük sağladığı fantastiğinden mitolojiğine envai çeşit düşman ile olan tecrübesi Conan’da pek işe yaramıyor çünkü Barbar Conan da en az Zagor kadar büyücüsünden ejderhasına yüzlerce fantastik düşmanla dövüşmüş efsunlu bir kişilik. Silahlara bakacak olursak, Conan’ın çift yüzlü hayvani baltasının yanında, Zagor’un el yapımı baltası tırnak çakısı gibi kalıyor. Zagor baltasını uzaktan fırlatsa da, Conan’ın kafatasının bu tür darbelerle kırılmayacağı muhakkaktır. Zagor tabancaları ile bir üstünlük sağlayabilirdi belki ancak Zagorumuz karşısında silahı olmayan birine elbette ki ateş etmeyecektir. Silahsız karşı karşıya gelip saf güçlerini ortaya koysalar da birisinden biri rahat alır demek çok zor. Bununla birlikte karşılaşmayı bitirebilmek için biraz kurgu yaparsak: Karşılıklı yumruklar ile ikisinin de kafa göz dağılacak ancak bir üstünlük kuramayacaklar, bu duruma düşen herkesin yaptığı gibi birbirlerine yaklaşıp sarılacaklar. İnanılmaz güçlü kasları ile birbirlerini saatlerce sıkıp perişan edecekler. Bir müddet biri geçecek arkaya, öndekine dayayıp belinden sıkacak, biz tam “hah şimdi babalara geldi işte” derken, pozisyon değişecek, öteki üstün duruma gelecek, bahisler çoşayazacak, yeterince para toplandığını anladığım anda Zagor’a yapacağım bir işaretle (kafayı yavaşca öne eğme hareketi) Zagor meşhur “ahyaaaak” narasını atacak, zaten sersemlemiş Conan’a sağlı sollu en şiddetli yumruklarından çakarak 30 saniye içinde nakavt edecektir. (şike var lan resmen!)
(Yalnız conan çift yüzlü baltasıyla dalsa neler olur düşünmek bile istemiyorum)

Zagor vs Kızılmaske
İlk Tahmin: Hakkaten n’oldu bu Kızılmaske’ye?
Olasılıklar: Kızılmaske babadan oğula geçen bir çeşit hanedanlık olduğundan ve son Kızılmaske’nin evlenmeyip soyunun kurumasından ötürü, 60 yaşındaki Kızılmaske ile karşı karşıya gelen Zagor, Fantom’un elini öpüp, getirdiği lokumu verecektir en fazla. Ha efsane bitmeyip devam etse idi, Zagor genç ve gürbüz Kızılmaske ile karşılaşsaydı n’olurdu derseniz, sonuç gene fazla değişmezdi. Kızılmaske çok güçlü olmasına karşın, Eden adasının tropik ortamında iyice gevşeyen kendi yağında kavrulan bir kahramandır. Yerliler ve dolandırıcılar dışında pek fazla tecrübesi yoktur. Zagor Kızılmaske’yi döver.

Zagor vs Örümcek Adam
İlk Tahmin: Zagor alır.
Olasılıklar: Örümcek Adam’ın kofti Amerikan kahramanları arasında en delikanlılarından biri olmasına rağmen Zagor ile karşı karşıya geldiğinde, çift sarılı yumurta ile yetişen gürbüz köy çocuğu karşısında corn flakesçi cılız apartman çocuğu hissiyatı yaşatacağı muhakkaktır. Ancak görünüşe aldanmamalı. Direkt karşı karşıya gelseler, Zagor örümcek adamı belinden tutup bükebilir belki ancak Örümcek Adam, havada uçan, karada kaçan bir tip olduğundan yakın temas kolay kolay sağlanamayacaktır. Oradan buraya zıplayıp Zagor’a ağ fırlatan Örümcek Adam , Zagor’u ağa hapsetse de, Zagor, baltasının keskin tarafı ile (Zagor’un baltasının keskin tarafı olduğu bilmeyenler olabilir, vardır efenim) ağı yırtacak, Örümcek’in en önemli saldırı silahının gücünü düşürecektir. Örümcek ancak ve ancak bu ağ ile bir işler çevirip Zagor’u dövebileceğinden, Zagor da bu oyuna düşmeyeceğinden, Zagor, etrafında dört dönen Örümcek Adam karşısında, aynı, gece yatan adamın kulağına gelen sivrisinek gibi, ilkten hiçbir şey yapmayacak ancak baltasını sıkıca kavradığı dikkatli gözlerden kaçmayacaktır. Aniden bir hamle ile baltasını fırlatarak havada ordan oraya uçan, karşı karşıya gelmeye cesaret edemeyen Örümcek’i kafasından vurur ve Peter’in kafasındaki pekmezi akıtır. Sivrisinek de, örümcek adam da nakavt olmuştur.
Zagor vs Mandreke
İlk Tahmin: Mandrake nereye alacak?
Olasılıklar: Mandreke mi kaldı be abi. Xanadu adlı şatosuna haciz geldikten sonra, Anadolu turnesine çıkıp kumpanya sihirbazı oldu adam. Akşamları şapkadan tavşan çıkarıp pişirmeye başladılar. Abdullah da memlekete dönmüş zaten. Bu şartlara rağmen hala karşı karşıya gelebiliyorlarsa, Mandrake önce Zagor’un kulağından bir lira çıkarır, Zagor da kemerinden baltasını çıkarır. Mandrake abra kadabra der. Zagor sakince Mandrake’nin kafaya baltayı ekleştirir. Mandrake ölür. Çiko şapkadaki tavşanları pişirir. Biter. (Ha, Mandrake’nin fırtına gibi estiği 80’li yıllarda karşılaşacak olsalar bu kadar kolay bir maç olmazdı tabi ki.)
2. turda da Zagor'umuz önüne geleni ezdi. Gerci Conan maçında bir haltlar döndü ama artık önümüze bakmamız lazım. Yok mu oğlum Zagor'a karşı adam gibi bir rakip. Hodri meydan!

Pazar, Mayıs 13, 2007

Zagor'un Kadınları...

Neler demediler ki? “O tek göz oda kulübede neler çeviriyorlar kim bilir?” mi demediler? Çiko ile aralarında münasebetsiz ilişkiler mi kurmadılar. Zagor’a, strec pantolonundaki yamayı da vurgulayarak gay göndermeleri mi yapmadılar... Kahramanımız Zagor bu söylentileri çıkaranların seviyesine inecek, bu nahoş söylentileri tekzip edecek tıynette biri değil zaten ancak gerçekleri de biri yazmalı.

Zagor’un taş gibi bir kanun kaçağı olan Blondie’yi atın üzerinde kucağına oturtup hoplata hoplata götürürken de söylediği gibi kendisi taştan yapılmamıştır. Onun da coşan hormonları, salgıladığı testosteronu ve nihayetinde düzenli olmasa da cinsel bir hayatı vardır. Zagor’un hayatı daima şiddetin gölgesinde olduğundan bu cinsel kimlik doğal olarak çok sık ortaya çıkmamış ve Zagor’un cinsel kimliği hakkında böyle yakışıksız söylemler oluşa gelmiştir. Zagor’a “hocam kamışa su yürüyor mu?” diye sorsanız sizi kaale bile almayacak, aksini kanıtlamayı asla düşünmeyecek, gene maceralarının peşine düşecektir. Ancak biz Zagor’un alçakgönüllüğüne sahip olmadığımızdan bu açıklamaları yapabiliriz: Evet sevgili okuyucular, tüm dost ve düşmanlar, sayın kaymakam, Zagor’un kamışına su yürümektedir. Zagor çift vurup tek saymaktadır, Zagor malabadi yapmaktadır, Zagor mercimeği fırına vermektedir, Zagor n’apar oğlum adamı…

Frida Lang
Zagor’un kadınlarını en önemlisinden başlayarak sıralarsak ilk sırayı elbette, ilk olarak kaybolan nişanlısını aramak için karşılaştıkları Avusturyalı aristokrat Frida Lang alacaktır. İlk gördüğünde Zagor’a abayı yakan Frida, başka bir maceralarında Zagor’la mercimeği fırına vermiş, Zagor’la beraber yatarak bir gece geçirmiş üstüne üstlük Zagor’un da bir an aklını başından almış, neredeyse Zagor’u evliliğe ikna edip hepimizi korkutmuştur. Neyse ki Zagor bu durumdan son anda da olsa kaçarak kurtulmuştur ancak Frida daima aklının bir köşesinde sevdiği kadın olarak durmakta, rakıyı fazla kaçırıp sarhoş olduğunda “Fridaaaoo” diye ünlemekte, Darkwood’daki kulübenin etrafındaki cümle mahlukatı uykusundan etmektedir.

Gambit
İlk sıraya Frida’yı koymak kolay ancak ikinci sırada adaylar çoğalmakta. Buradaki hiyerarşiyi çok önemsemeden gidersek, Gambit, Zagor’un, karşılaştıklarında, tabiri caizse yalamadan geçmediği bir karakterdir. Zagor, Seksapel bir kişiliği olan Gambit’in mesleği olan kumarbazlığı her ne kadar onaylamasa da Gambit’i daima sever. Gambit’in kumarbazlığını suistimal ederek, öpmecesine, soyunmacasına gibi masum isteklerle poker oynayıp, bilerek yenilerek keyfine bakar.

Virginia
Virginia, Zagor’un pek çok macerasında gözüken, Zagor’un yakın dostlarında Kaptan Fisleg’in kızıdır. Virginia, Zagor ile ailecek görüştüklerinden daima Zagor’a yakın olmuş; bu yakınlık kah plotonik kah sübyani, kah aşk şeklinde kendini göstermiştir. Zagor Kaptan Fisleg’den çekinip Virginia’yı resmen götürmese de birbirleri ile geçirdikleri yalnız saatler, sarılmalar, masum öpücükler vesilesi ileVirginia Zagor’un kırıklarından biri olma şerefine erişmiştir. Ayrıca Amerika’da okul okuması ve zekası ile, Zagor’un kahramanlık rolünü gören ve bu olaya entelektüel açıdan bakıp sorgulayabilen Zagor hakkında neredeyse kitap yazabilecek kadar dolu olan Virginia Zagor’un en zeki sevgililerinden biridir.

Elettra Warton
Elletra, Zagor’un bir macerasında, çok zengin olan bay Warton’u bir maden göçüğünden kurtarmaya çalışmış ancak başaramamış bu vesile ile bayan Warton ile tanışmıştır. Bayan Warton’un tek kızı olan Elettra Zagor ile ilk tanıştıklarında 9-10 yaşlarında bir kız iken, yıllar sonra tekrar karşılaştıklarında adeta taş kesilmiş, Zagor’un aklını başından almış, Zagor’un hatunları listesine bu şekilde bir giriş yapmıştır. Şu ana kadar önemli bir aktivitelerini göremesek de yüksek potansiyeli ile bu listeye girmeye hak kazanmıştır.

Marie Laveau
Gerçek bir kişiden uyarlanan Marie, çizgi romanda da aynı gerçek hayattaki gibi bir vudu kraliçesini canlandırmış, Zagor’un edelelerine kafayı takmış, onu prensi yapmak için Zagor’u bir müddet yaşayan ölü haline getirecek kadar saplantılı siyahi bir afettir. Her ne kadar Zagor bu ilişkiye bilinçli olarak girmese de, Marie Zagor’u kendine köle etmiş, kim bilir çizgi roman’a yansımayan saatlerde Zagor ile ne fanteziler gerçekleştirmiştir. Bu haliyle hileli de olsa Zagor’un hayatına giren kadınlardan sayılır.

Margie Coleman
Arkeolog Coleman’ın sarışın kızı olan Margie, şirin bir karşı cins olarak Kandrax’lı bir macerada Zagor’un karşısına çıkmış, ilişkileri Kandrax’ın Margie’ye yönelik tehditleri sebebiyle koruma içgüdüsü ile başlayıp, farklı içgüdülerle sürmüş, götü başı açıkta dalyan gibi kızılderililerden bunalan Zagor’un maceraya daha bir konsantre olmasını sağlamış ve etraftaki testosteron oranını düşürmesini bilmiştir. Macera sonunda ateşli öpücüklerle ödüllendirilen Zagor bir kırık kalp de ha bu diyarda bırakarak yoluna devam etmiştir.

Netice itibariyle Zagor, aşk hayatında çeşitliliğe önem vermiş, uzun süreli ilişkilerin nasıl kolayca tükendiğini bildiğinden kısa ama vurucu ilişkilerle daima özgür bir cinsel kimlik sergilemiş, kimseye bağlanmamış, motto olarak “Seversen z.kilirsin, z.kersen sevilirsin”i benimsemiş, arasıra Frida’nın adını sayıklasa da hiçbir zaman dönüp arkasına bakmamıştır.

Pazar, Nisan 22, 2007

Zagor vs Diğerleri (1. tur)

Zagor vs Teks
İlk Tahmin: Zagor kazanır.
Olasılıklar: Teks fantastik olaylara pek bulaşmadığından, normal insanlar ve silahlar dışında pek fazla tecrübesi olmadığından, her ne kadar canımız ciğerimiz de olsa, fantastiğinden mitolojiğine, vampirinden uzaylısına 370 bin farklı düşmanı yenen Zagor karşısında şansı yok. Ha, Teks, kankası Karson, oğlu Kit ve Tiger ile birlikte bir dalavere yaparlarsa, sotada kıstırırlarsa bilemem. Teks’den beklerim bunu. Ancak normal şartlarda Zagor Teks’e ranger marşını tersten söyletir.
Zagor vs Tommiks
İlk tahmin : Zagor rahat kazanır.
Olasılıklar: Tommiks’in Yaratıcıları Esse&Gesse’ye saygımız sonsuz, Tommiks’i, Kulver kalesini, gösterip vermemesi ile Türk kızlarına benzettiğim Çilli Suzi’yi, Konyakçı ile Dr Solosso’yu da sever bağrımıza basarız ancak eğri oturalım doğru konuşalım, silahı olmaz ise Tommiks’i ben bile döverim sanırım. Nevada barlarındaki çıtkırıldım tipleri sopalamakla olmaz bu işler. O yüzden fazla irdelemeden bu karşılaşmayı geçelim. Zagor wins.
Zagor vs Kaptan Swing
İlk Tahmin : Zagor rahat kazanır.
Olasılıklar: Kaptan Swing zaten belli bir misyonu olan, özgürlükleri için savaşan, naif, bir adam yani bir dava adamı olduğundan Zagor’un saf kuvvetinin karşısında esamisi okunmayacaktır. Ha, Zagor’a kırmızı urba takıp İngiliz askeri kılığına sokarsak belki Kaptan Swing’i biraz havaya sokabiliriz derdim ama o zaman bile en fazla Zagor’u bağlayıp, çayır çimenin ortasında bırakıp kalesine geri dönecek bu karşılaşmayı anlamsız kılacaktır. Zagor vs Superman
İlk tahmin: Sakat
Olasılıklar: X ışını var, üfledi mi donabilirsin, tükürdü mü boğulabilirsin, kafanı boş kola kutusu gibi ezebilir, bir trenden daha güçlü, bir sıçrayışla gökdelenleri aşabilir ancak; Superman, her ne kadar süper bir insan da olsa, Zagor’un birkaç sağlam balta darbesiyle kafatasında süpersel kırıkların oluşacağı da muhakkak. O yüzden kafadan Superman yer Zagor’u demek zor. Mesela kriptonitten bir balta yapan Zagor, Supermani rahatlıkla hacamat edebilir. Ayrıca Superman’ın, zamanında, süperliğinden hiç utanmadan Muhammed Ali’den sopa yemesi, duygusal hezeyanları, Luis Lane’e olan abartı ilgisi, yalnızlıklar kalesi, acı çekme tripleri gibi sayabileceğimiz bir sürü özelliği aynı zamanda en zayıf yönlerini oluşturmakta. Gerçekçi olduğumuzda, bu zayıf özellikleri avantaja çevirebilen bir Zagor Superman’i yenebileceği gibi, Superman’ın sevgili Zagor’umuzu yenebilme ihtimalini de saklı tutmalıyız.
Zagor vs Kaptan Amerika
İlk Tahmin: Kaptan Amerika kim be?
Olasılıklar: Zagor bırakın Kaptan Amerika gibi milliyetçi bir kahramanı, Kaptan Amerika ile birlikte, ateş adam, demir adam, lastik adam, taş adam, buz adam, kıl adam, yün adam gibi tüm Amerikan kofti kahramanları Los Angeles figüranlar kıraathanesinden toplanıp Zagor’a dalsalar dahi; Zagorumuz her birinin dersini ayrı ayrı verecek, “Lan siz ne biçim mahluklarsınız, ananız bacınız yok mu lan sizin?” deyip, “Siz önce hükümetinizi, önce kendinizi adam edin de sonra kahramanlık yapın” diye ekleyip, baltasını bir kenara bırakıp, tüm bu zibidileri yağlı baton sucukla dövecektir. Verecektir sopayı bele bele, verecektir sopayı baldıra baldıra. (Not: elbette bu kofti amerikan kahramanlarının içinde olmayan Silver Surfer olsun Spawn olsun ve adını sayamadığımız, hükümetle, artistikle işi olmayan tüm kahramanları tenzih ediyoruz)
Zagor vs Çelik Blek
İlk Tahmin : Zagor rahat kazanır
Olasılıklar: Sevgili Il Grande Blek’imiz de aynı Kaptan Swing gibi bir dava adamı olduğundan, Zagor gibi bir kahramanın karşısında tutunamayacağı malumunuz. Zagor’u Blek’in düşmanları İngiliz kılığına da soksanız, Rodi’yi kaçırıp işkence de yapsanız Zagor’u yenecek kudreti bulamaz. Geçelim bir kalem.
--
Birinci Tur sonunda: Zagor’u Superman dışında zorlayacak bir rakip bulamadık. Bir sonraki turda diğer düşmanları bekleyelim bakalım.

Çarşamba, Nisan 04, 2007

Çiko...

Günümüzde dahi, argo ifadeyle gebeş dediğimiz kısa boylu tombulca arkadaşlara (mesela Cankan’ın kısa olanı) yakıştırılan popüler lakaplardan biri olma önemine erişmiş, es geçilmemesi gereken bir karakterdir "Don Çiko Felipe Cayetano Lopez Martinez Gonzales".
Çiko her ne kadar Zagor’un ilk sayısında çizeri Ferri tarafından pala bıyıklı ve tam bir Türk olarak resmedilse de daha sonra günümüzdeki estetize edilmiş kaytan bıyıklı haline gelmiş ve Meksikalıya benzemiştir.

Teknik olarak kabaca incelersek , çizgi-romandaki esas oğlanın yanına mizah unsuru olarak eklendiğini, tüm fonksiyonunun bundan ibaret olduğunu söyleyebiliriz ancak Çiko bir şekilde bu teknik çerçeveyi yırtmış ve başlı başına bir fenomen haline gelmiş nihayetinde okurlarına sadece kendi maceralarından oluşan sayılar sattırmayı başarmıştır.

Fumettilere biraz tepelere çıkıp baktığımızda kahraman kankaları arasında en yeteneksizin en çok bela getirenin Çiko olduğunu rahatlıkla saptayabiliriz. Çiko , Rodi, Konyakçı, Mister Blöf, Gamlı Baykuş vb. arasında, mizahi olarak benzer rollerde olmalarına rağmen hem korkak olduğunu açıkça belli etmesi, hem oburluğu, hem güçsüzlüğü hem de sürekli bela getirmesi gibi özellikleri aynı potada eriterek ilk bakışta bile diğerlerinden kolayca ayrılır. Daha insani bu özelliklerle çizgi-roman dünyasının abartılı havasında biraz iğreti dursa da Çiko Esas kahramanın yanındaki yardımcı rolden sıyrılarak kendisine has bir karakter oluşturmasını bilmiştir.

İlk bakışta Zagor’un bitmek bilmeyen maceralarının arasında kaynıyormuş gibi gözükse de, projektörlerimizi Çiko’nun üzerine doğrulttuğumuzda, Çiko’nun da tek başına epey farklı maceralar yaşadığını, kılıktan kılığa, ortamdan ortama girdiğini görürüz. Örnek olarak Türkiye’de yayımlanmış, Kızılderili Çiko, Şerif Çiko, Çiko Uzayda, Çiko İşbaşında, Çiko Aşk Tanrısı, Çiko Sihirbaz, Çiko’nun Öyküsü, Çiko Amerika’da gibi salt Çiko maceralarını sayabiliriz. Bu maceraların büyük çoğunluğunu Zagor ile tanışmadan önce yaşayan Çiko, tek mizahi yönü Çiko’ya laf sokmak olan Zagor gibi sert bir karakter yanında adeta parlamış, esas kahramanın olmadığı maceraları bile Zagor severleri sıkmadan okutmasını bilmiştir. Özellikle "Çiko Uzayda" gerek fantastik gerek mizahi öğeleri ile, gerek 1984’e yapılan "big brother" göndermeleri, gerekse de süper sonu ile nazarımda en beğenilen Zagor maceraları listesine ön sıralardan girmiştir.

Çiko, diğer bir özelliği olan şüpheciliği ve daima durumu sorgulaması ile, burnunun dikine giden fantastik insan Zagor’un yanında samimiyetiyle daima okuyucunun yanında olmuş, okuyucunun aklından geçenleri dile getirmiştir. Bir örnekle açıklayacak olursak. Çiko, gene Darkwood’daki bir organizasyona davet edilen Zagor ile taban teperken, Zagor’un “Acele et biraz daha Cayuga’ların ilkbahar şenliklerine katılacağız” lafı üzerine dayanamamış, “Ulen, büyücüler toplantısı, İlkbahar şenlikleri, kıl ayini, yün ritüeli derken Darkwood’da bir kurbağalar bayramı eksik anası satayım” demiş, adeta “Yeter ki sevgilim gerçekçi” ol diyen Seda Sayan gibi, realizmin sınırlarını zorlamış, kendi gerçekliklerini sorgulatmış, Zagor’a lafı sokmuştur. Zagor bu tarihi ayar karşısında “ehe mehe” diye gülebilmiştir sadece. Hatta bir macerasında Çiko, Zagor’un kılığına girmiş, adeta “Bırak Zagor’u bende her şey var işte” mesajını gizliden gizliye okuyucunun bilinçaltına gömmüş ve yardımcı oyuncu kategorisinde Oscar'ı haketmiştir.

Bir yazımızın daha sonuna gelirken, her ne kadar eski tüfek Zagor okuyucusu, konunun Çiko vesilesi ile bu şekilde sulanmasına ve rating kaygısı ile yeni nesle bu şekilde göz kırpılmasına razı olmasa da ne Çiko’dan ne de ilk göz ağrısı Zagor’dan kolay kolay vazgeçemez…dir..iz..yiz.. yoruz.. czoot!!