Perşembe, Haziran 27, 2013

Gezi Turnuvası - 3.Maç - Zagor vs Antalyalı Otoparkçı Polisler

Sıcak gündem sebebiyle diğer onlarca rakibinin önüne geçerek 3.maçta Zagor’un karşısına çıkmaya hak kazanmışlardır.  Hem de hep İstanbul'dan rakip çıkartıyorsunuz, torpil mi var yoksa şüphelerini dağıtmak için bu seferki rakiplerimi Antalya'dan. Başbakanımızın  “polis destan yazdı”, “polis hukuk dışına çıkmamıştır” sözleri ile, Ethem Sarısülük’ü öldüren polisin serbest bırakılması ile  yaptıkları tüm zorbalıklar resmi ve gayrı resmi olarak affedilen bir teşkilattan önümüzdeki günlerde daha da korkunç örnekler bekliyoruz hiç istemesek de.
 
Paralel Ekip Çalışması
 "Sıradan faşizm" diye bir kavram var. Hayatı anlatmaya çok yardımcı olduğundan sık kullanıyorum. Bu kavram için kabaca artık yadırgamadığımız ve doğal karşıladığımız faşizm diyebiliriz. Faşizm’in günümüzdeki en büyük düşmanı aslında insanları izleyebilmek için kendi eliyle yarattığı, Big Brother ile teorisini şekillendirdiği günümüzde hemen herkesin elinde olan çok sıradan bir cihaz olan kamera. Büyük şehirlerde, göz önündeki olaylarda yaşanan polis zorbalığını hepimiz görüyoruz. Videolarını seyrettiğimiz bu olaylara göz önünde olduklarından dolayı en kontrollü polis müdahaleleri diyebiliriz. Bir de göz önünde olmayan polis şiddeti var ki anlatmaya yürek dayanmaz. Sıradan faşizm kameralara yansımayan faşizmdir. “Polis öğrencileri dövmüş”, sözüne , “amaan  kimse durup dururken birini dövmez, kimbilir ne yapmışlardır” diyebilmektir.

Garaj ambiansında Figh Club Havası
 Antalya’daki, bir otoparkta kıstırdıkları üç gençten ikisini feci bir şekilde döven polisler bunların en masum örnekleri. Performanslarının tamamını buradan izleyebilirsiniz. Maalesef yerini bilmedikleri kameralar yüzünden, soruşturma açıldı ve  birkaç tanesi görev yerini değiştirmek zorunda kalacak. Çok uzak bir semte gönderilirse belki evinden bile taşınabilir. Düşünün nakliyat şirketi bul, eşyaları kolile, boya badana… Zulmü görüyor musunuz? Kamerasız bir köşe bucak yok mu bu memlekette? 

Gelelim maça:

İlk Tahmin: Kaskları bile yok. Göbekli taşra polisinin işi zor. 
Olasılıklar: Karşılaşma polisleri motive etmek için gene aynı otoparkta düzenlenir. 10 adet polis, ellerindeki joplarla Zagor’un karşısına dikilirler. Gongun sesi ile hep birlikte “alla halla” nidaları ile Zagor'u çembere alıp, Zagor’un üzerine çullanırlar. Bir curcuna olur. Polislerin oluşturduğu çember bir polisin sırtüstü uçarak Otopark duvarında patlaması ile bozulur. Haydaa. Bu seferki rakip öğrenciler gibi bir şey yapmadan durmuyor, karşılık veriyordur. Polisler bu direnişe içgüdüsel olarak şaşırır ve iyice öfkelenirler. Zagor karşındaki polis’in çevik kuvvet gibi kasklı, korumalı değil, gömlekli pantullu, çüklü taşaklı sıradan taşra polisi olduğundan yumruklarını normal mod’a getirir. Tabi ki direkt çenesine yumruk yiyen bir polis bir daha ayağa kalkamaz. Zagor etrafındaki polislerden üç beş jop yese de kolaylıkla polisleri ayıklar teker teker.  Baltasını çıkarmasına gerek bile kalmamıştır. En sona özellikle amir kılıklı gözüken yaşlı polisi bırakır. Polis heyecanlanmıştır. “

-Benim düğmem altı aydan başlıyor biliyor musun” diye bağırır. 
-Düğmeni koparmayacağım merak etme
-Nasıl koparmıycan, herkesi paramparça yaptın, senin hayatın kaydı zaten merak etme hiç
-Burada dürüst bir şekilde bir karşılaşma yapıyoruz amir efendi; hem siz savunmasız öğrencileri delicesine joplamışken bu yediğiniz sopa çok az size.
-O öğrenciler polise taş attılar bir kere. Anarşik komünüs olmasınlar diye en doğrusunu yaptık, derslerini aldılar.
-Tamam işte ders alma sırası şimdi sizde. Aha bu biiir,  diyerek ilk tokadı aşkeder amir bey’e zagor.

Polis suçluları ya da şüphelileri sadece yakalar ve mahkemeye sevk eder, onlara ders veremez.

-Bu ikiii. (elinin tersiyle soldan sağa bir tokat patlatır)

Savunmasız birine dayak atmak, işkence yapmak Türkiye'de ve tüm dünyada suçtur.”

-Aha bu da üüüç (çene altı, aparküt tabir edilen yumruk ile amirimiz uçuşa geçer, duvarın dibine un çuvalı gibi yığılır.)

Kanunsuz bir emri yerine getirmek de suçtur.
 Ders yarım kalır…

Pazar, Haziran 23, 2013

Gezi Turnuvası - 2.Maç - Zagor vs Gazman

Kırmızılı kadın ile tanıdık onu. Güzele, iyiye, doğruya, masuma duyduğu büyük nefret en büyük gücü. Son teknoloji ekipmanı düşmanda tırsı ile karışık bir kahkaha hissi uyandırıyor. Kendisini zirai ilaçlama elemanıyla üzerindeki üniforması sayesinde karıştırmıyoruz. Diğer polisler gibi sayılı fişekle değil, sınırsız cephanesiyle (#Unlimited ammo hilesi) gazı  dur durak bilmeden sıkıyor. Tek silahı gazı olduğu için, tüp bittiğinde yeni tüp alana kadar çok savunmasız.
Bu esnada yakalarsanız “abi ayağı” ile zaman kazanma özelliği var. Bu zayıf yönünü oluşturuyor. Yılan gibi yakından etkili, uzaktayken hiçbir caydırıcılığı kalmıyor. Çok seri hareket edebiliyor. Elleri gaz tabancası ile meşgul olduğundan tekmelerini zamanla geliştirmiş. O hızda hareket ederken tekme atabiliyor. Şuradan, dosta korku, düşmana güven veren bir performansını görebilirsiniz.

Sıktığı gaz solunduğunda genizden mideye doğru bir yanma hissi uyanıyor. Gazın vücut ile temas eden yerleri yanma duygusu ile zonklamaya başlıyor. Derinizin kalın bir tabaka ile kaplandığını sanıyorsunuz. Esasında yaptığı tahribat psikolojik. Eğer astım vb solunum ile ilgili bir sıkıntınız yok ise gazın etkisi çabucak geçiyor ancak haksızlığa uğrama hissi insanı mahvediyor.

E bu sefer karşında hem psikolojik hem de fizyolojik olarak hazır, gazın tillahını Profesör Verybad ile denemiş Zagor var. Tüpü fulle, bekliyoruz.

Karşılaşma Gazman’ın tetiğe basması ile başlar. Fight bile diyemeyiz. Nasıl heyecanlandıysa artık, beklemeden sıkmaya başlar gazı. Bir yandan da rakibinin etrafında son sürat döner durur tıpkı avını ağa saran bir örümcek gibi. Enterasandır ama Zagor’da tek hareket olmaz. Gazman döner, döner, döner. 15 dakika sıkar gazı. Gaz biraz azalmaya başladığında sırtını silkeleyip, sırtındaki tüpü çalkalayıp dipte kalanları da boşaltıp nihayetinde soluk almak için duraklar.

Göz gözü görmüyordur. Gazman ellerini dizlerini üzerine koyar. Yorulmuştur. Maskesi adrenalinden komple buhar olmuştur. İşaret parmağını yandan sokarak siler camı. Zagor hala gözükmüyordur. Gazman merakla ortaya doğru yaklaşır, dağılmaya başlayan dumanı elleriyle yelleyip rakibini görmeye çalışır derken SOCK sesiyle şimşekler çakar.
Gazman lisedeki yavuklusu Serpil ile elele kırlarda dolaşmaya başlar. Yere serilmiş yatarken, yer yer buğulu olan maskesinden bile belli oluyordur mutlu olduğu.

Karşılaşmanın galibi belli olmuştur ancak Zagor’un öfkesi dinmemiş gözükmektedir. Sakince yerde yatan Gazman'ın yanına gelir. Gazman, yavuklusu ile koşmayı bırakmış, başını onun dizlerine koymuş gökyüzünü seyrediyordur sırıtarak. Zagor tüpü buruşturur, gaz tabancasının ucunu Gazman’ın maskesine sokar ve tüpün içinde kalan son gazı Gazman’a ver eder.

3-5 saniye gazı soluyan Gazman ışınlanarak memleketten döner. Gözlerin yuvalarından fırlamıştır. Maskeyi süratle yüzünden sıyırır. Koşa koşa uzaklaşır. "Limon, talcid, doktooor!!!" sesleri uzaklaşır, uzaklaşır ve biter. 

Cumartesi, Haziran 22, 2013

Gezi Turnuvası - 1. Maç - Zagor vs Beyaz Gömlekli Adam

Zagor’u, “Zagor vs Diğerleri”  bölümümüzde  bugüne kadar çok rakiple dövüştürdük.  Rakipler neredeyse bitmişti ki, başbakanımız sağolsun bize sıfırdan bir turnuva yapacak kadar çok rakip çıkarttı. Bize de durumdan vazife çıkartmak, akarken doldurmak kaldı. (ellerini ovuşturur) Gelin hep birlikte bu güzel turnuvanın tadına varalım:
Zagor vs Beyaz Gömlekli Adam

İlk Tahmin: O gömlek kızıla döner.
Olasılıklar: Önce biraz rakibimizi tanıyalım. Beyaz gömlekli adam, Gezi parkı direnişinin ilk günlerinde ortaya çıkıp olayların daha da büyümesine vesile olarak  kahraman oldu adeta.   Sonradan öğrendik ki sivil polismiş kendisi. Güçlü değil ama sinsilik puanı 90. Mertçe dövüşmediğinden tehlikeli. En büyük gücü beyaz gömleği. Bu gömlekle avına onu ürkütmeden yaklaşıp, polis olduğunu belli etmeyip birden üzerine çökebiliyor. Özellikle savunmasız biri iştahını iyice kabartıp, daha da saldırganlaşmasına  sebep oluyor. Uzmanlar, beyaz gömlekli ile karşılaşıldığında asla eğilinmemesi, çömelinmemesi, savunmasız gözükülmemesi , aksine dik durarak ondan daha uzun daha heybetliymişcesine durulması uyarısında bulunuyor.

Tabi ki her kötünün olduğu gibi onunda zayıf bir yönü var: Objektifler. Kamera objektifi, fotoğraf makinası objektifi, hatta elinizi yuvarlak yapıp gözetleme hareketi yapmanız bile Beyaz Gömlekli Adam'ın anında munisleşmesine, yumuşamasına, şeker gibi bir adam olmasına sebep oluyor.

Rakibimizi biraz tanıdıktan sonra, girizgahtan sıkılan sıkılan seyirciyi de düşünerek, tarafları AKM'nin önüne çağırır ve aniden Fight deriz. Off, gel de bir sigara yakma şimdi...

Karşılaşma öncesinde birbirinden korkunç pozlar veren Beyaz Gömlekli'de,  karşısında etkisiz hale gelmiş, savunmasız bir eylemci yerine dimdik duran, pazusundaki kasları seyiren, çelik gibi bakan Zagor’u görünce hoşafın yağı kesilir. Etrafına acıyan gözlerle bakar. Elindeki odunu yere atar. Abi ben de eskiden Teksas Tombiksin hastasıydım, sana da hayrandım diye Zagor’a yaklaşarak  goygoya başlar.

Normalde Zagor karşısında bu şekilde sefil biri görünce elini bile kaldırmaz ama az önce eylemcilere zulmedilen gezi parkı videoları ile provoke edilince (az değilim ha) 
sinirlerine hakim olamayıp tokadını Beyaz Gömlekli’nin sağ yanağına aşkeder. Mevlevilere taş çıkartırcasına, kendi ekseni etrafında dönerek 5 metre geriye savrulur Beyaz Gömlekli. Yanağını tutarak ayağa kalkar ve “abicim ben sizi çok sever sayarım” ayağı ile izaha girişip Zagor’a yaklaşır. Sağ yanağı kıpkırmızı, nabız gibi atıyordur. Zagor yanağı gören de, merhamet duyguları uyanır. İkinciyi vurmaya kıyamaz. Beyaz gömlekli “abi, abicim” diyerek Zagor’a elini uzatır. Zagor, içinden lanet okuyarak arkasını döner ve gitmeye yeltenir. Beyaz gömlekli bu fırsatı kaçırmaz, belindeki silahı çıkararak, kabzasıyla arkası dönük Zagor’a vurur ve silahını ensesine doğrultur. Zagor döner ve nefretle bakar. Beyaz Gömlekli’nin elinde silah olmasına rağmen dizleri titremeye başlamıştır. Demek ki gerçekten küçükken Zagor okumuş, Zagor’un silahla tehdit edildiğinde neler yapabildiğini hatırlıyor ve dizlerinin titremesine engel olamıyor. 

Zagor, hiçbir şey yapmaz. “Bas ulan yüreğin varsa şerefsiz” diye bağırırak dimdik karşısında durur. Beyaz Gömlekli’nin titremesi ellerine kadar ulaşır. “Ne diyorsun lan sen, kimsin lan sen, çapulc.. çapu...” diye efelenmeye çalışsa da vücut teslim olmuştur bile. Dizleri üzerine çöker. Silahı tutan elleri gevşer. Yere kapaklanarak ağlamaya başlar. Zagor hala kıpırdamıyordur. Yerdeki Beyaz Gömlekli’ye acıyarak bakar. Artık karşılaşmanın bir anlamı kalmamıştır. Zagor yerdekinin üzerine tükürür ve arkasını dönüp uzaklaşır. Müsabaka biter.

Cuma, Temmuz 22, 2011

Zagor ve Kürtler

----------Vhuuuuu!   (çöl çalısı yuvarlanarak geçer)-----------------

Zagor’umuzun yaşadığı  Darkwood, yani Pennsylvania, yani Amerika; bugünü bırakın, 1800’lerde dahi  yapısı itibariyle Türkiye’den çok daha kozmopolit, bin çeşit adamın yaşadığı bir memleket.  Yerli halklar var, Amerika keşfedilince, durağa gelen belediye otobüsüne atlar gibi hurra Amerika’ya dalan Avrupalılar var.  İngiliz’i, Brezilyalı’sı, Fransız’ı, İspanyol’u…

Bu kadar adam, bu kadar farklı kültür… Tabi ki savaştılar. Kendi içlerinde zaten savaşıyorlardı, birbirlerine karşı savaştılar,  yerli ve beyaz olarak savaştılar, kuzeye ve  güneye ayrılıp savaştılar, yeni bir savaş nedeni bulmak için savaştılar.

Zagor’un mesaisinin sürdüğü 1800’lerin ilk yarısı, Kızılderililerin bir yandan kendi aralarında bir yandan da beyazlarla savaştığı döneme denk gelir.

Zagor hem kendi aralarında kapışan kızılderileri hem de beyazlarla kapışanları ayırmaya çalışır boyuna.  Gerçekte çoğu macerasında çift taraflı oynar. Bu sebeple çoğu solukbenizli ona kızılderili dostu, dönek vb  kendilerince aşağılayıcı lakaplar takarken, aynı tipolojinin Kızılderili tarafı da Zagor’u beyaz olmakla, beyaz dostu olmakla, hain olmakla suçlar.

Zagor her iki tarafın çoğunluğunun da  esasında masum insanlardan oluştuğunu,  iki taraftan da çok küçük bir kesimin, farklı taraflarda olmalarına rağmen aynı hasletlerle savaş çıkardıklarını idrak etmiştir.
Ancak savaş aklın bittiği yerde başlar. En masum beyaz, eline tüfek alıp, uygun ortamda havaya sokulunca, en masum kızılderiliyi kolaylıkla öldürebilir.  Aynısı diğer taraf için de geçerlidir. Savaş başladıktan sonra herkes haklıdır. Ölmemek için öldürür herkes.   Böylece ölmemek için ölür herkes. Denklem kırılır, matematik biter.

Savaş, aklın bittiği yerde başlar ama aklın geri geldiği yerde bitmez maalesef. Savaşın bilançosunu ve zararlarını gören aklı selim “bunu durduralım artık” dese de, savaş kendi bilincini ve aktörlerini yaratmıştır.  Simüle edelim:

----------------- B: Beyaz  -  K:Kızılderili -----------------
B1 ailesi ile yeni topraklara göç eder. Dünyanın en masum, en sevecen, en şahane adamıdır.  K1 ise topraklarında kabilesi ile mutlu mesut  yaşayan, tüm kabilenin en iyisi, en güçlüsü, en süperi, kabilenin de lideri bir yerlidir.

K1 yaşadığı yerin yakınlarına yerleşen beyazlar  yüzünden Bizonların göç yollarının değiştiğini görür. Endişelenir.

B1 yeni, bereketli, uçsuz bucaksız topraklardadır.  Çok mutludur. Her şey boldur. Toprağı eker. Bizonları avlar. Kızılderililere ve bizonlara saygı duyar.  Kardeş kardeş yaşadıkça bu topraklar herkese yeter diye düşünür.

B2 ve B3 bizonların bu bölgede bol olduğunu görür. Bizon boynuzu iyi para etmektedir. Bir de yanında av keyfi vardır ki paha biçilemez.  Bizon avına başlarlar, bizonlar milyonlarcadır, avla avla bitmez. İyi insanlardır gerçekte ancak biraz sorumsuzdurlar.

K1, Beyazların bizonları öldürüp sadece boynuzunu almasına, etini ziyan etmesine çok feci kıl olur. Çok saçmadır, ayıptır, günahtır. Doğaya, manituya hakarettir.  Bizonlar etiyle, sütüyle, derisiyle onların yaşamasını sağlayan mucize bir hayvandır. Beyaz adam nasıl olur da bu hayvanları avlar. Üstelik yemek için değil, zevk için. Bunları uyarmak lazımdır ama nasıl?

K2 heyecanlı bir gençtir. Bizonları öldüren beyazlar yüzünden nasıl zor duruma düşeceklerini anlar. Dağdan gelip bağın içine eden böyle bir adamı hazmedemez. Arkadaşları ile pusu kurup Bizon avlayan beyazları kaçırtmak isterler. Ok ve yayları ile tehditkâr bir şekilde üzerlerine yürürler.

B2, B3 karşılarında onlara doğru saldıracakmış gibi koşturan kızılderililerden ürkerler . B2 ölmemek için silahını ateşler. K2 vurulur. K3 de B2’ye mızrağını saplar.

Olay çabuk duyulur. Beyazlar vahşi kızılderililer balonunu üflerler. Kızılderiler ise hem tek yaşam kaynaklarını yok eden, hem de üstüne üstlük artık  patlayan boruları ile kendilerini de öldüren beyazları düşman ilan ederler. Savaş baltaları toprakdan çıkarılır.

Herkes temkinlidir. B7 ve grubu, K9 ve grubu ile kapışır. B4, K5 ile. Amiral battı başlar.  Gruplar birbirlerini gördükçe kendilerini savunmak için karşısındakini öldürme yoluna giderler. Ölü sayısı ve akabinde düşmanlık artar.  Ok yaydan çıkar.  Kızılderililer göz göre göre öldürülüyor, beyazlar her gün çoğalıyor ancak kızılderili tehditi de artıyordur. Galiba bu topraklarda birinden biri yok olmalıdır.

Bıçak kemiğe dayanmıştır. K8 ve grubu beyazları topraklarından atabilmek için beyazların çftliklerine saldırırlar.  Hikayenin kahramanı dünyanın en iyi insanlarından biri olan B1, K8 ve ekibi tarafından kafaderisi de yüzülerek öldürülür.

B1’in oğlunun kafasına, olayın her sahnesi kazınır.

Çatışmalar şiddetlenir. Ölüler dağ olur, acılar dağ olur. Takkeler öne barış çubukları yere, baltalar toprağa konur düşünülür. Sakin olunmalıdır. Bu topraklar herkese yeter.  Napıyoruzdur biz? Liderlerden  B13 ve K1 biraraya gelip anlaşma imzalarlar. Artık birbirlerini rahatsız etmeyecekler, bizonları yok yere öldürmeyeceklerdir.

Bir rahatlama olur. Bahar gelir, sular çağıldar.

B1’in oğlu büyür. Dünyanın en iyi isanı olan babası B1’in intikamını bu vahşilerden almak zorundadır. O sahneyi hiçbir  barış anlaşması zihninden silemez. Gider K1’i öldürür.

Kızılderililer ayaklanır, beyazlar barış yapmalarına rağmen kabile liderlerini öldürmüşler, çatal dillerini gene  göstermişlerdir. Çatışmalar tekrar artar. Artar. Daha da artar. Hep artar. Sürekli artar. Arttıkça artar. Ne biçim artar…

Tüm döngü şiddetlenerek devam eder. Ara verildikçe, barış imzalandıkça daha şiddetli başlar. Çünkü akıl bitmiştir. Çünkü babası/çocuğu/anası/yari gözleri önünde öldürülen biri düşünemez, idrak edemez, içgüdüsünün gereğini yapar. Savaş artarak sürer. Ta ki taraflardan biri gerçekten öbür tarafı yenene kadar. Üstelik bu savaş adil olmayan bi savaştır. Beyazlar kızılderilileri yok eder. Bir avuç kalanı da rezervasyon denilen kamplarda  yaşamaya mahkum edilirler. Çayırlar artık onların değildir.

Bu savaş kurgusu dünyadaki savaşların neredeyse hepsine tıpatıp uyar.  Çoğu savaş da kızılderililerinki gibi bitmez. Küresel dünyada kızılderililer gibi saf rakipler yoktur artık. Herkes haklıdır. Herkes ama herkes istisnasız haklıdır. Savaş başlayınca her ne kadar akıl biter,  savaş kendi bilincini oluşturur, savaş simsarları belirip olayı suistimal ederse de herkes gene haklıdır.

Bir taraf isyan edene der ki  “durmazsanız sizi öldüreceğiz” isyan eden öbür tarafa der ki “bizi öldürürseniz durmayacağız”  Zenon gelsin de paradoks görsün.

Zagor  savaşın bu şekildeki tekniğini ve  kurgusunu çözmüştür. Körlemesine taraf tutmaz. Beyazlardan yana da olur, kızılderililerden yana da. Peki taraf tutmayınca, Nasreddin Hoca gibi herkese "sen de haklısın" dedikçe nasıl çözülür bu işler. Nedir çözüm?

Çözüm gerçekte yoktur. Çözüm, çözümün olmadığını idrak edebilmek ve artık bu işin olmayan çözümünü , sihirli düğmeyi, büyülü değneği aramak yerine insanlığın bugüne kadar oluşturduğu ortak  prensiplerde, asgari müştereklerde anlaşabilmektir. Örneğin insan öldürmemek bu prensiplerden biri olabilir. Belki insanoğlu ileride daha başarılı ve herkesin mutabık kalacağı başka prensipler de bulabilir.  Bu prensiplerde anlaşıp onun dışındaki her şeyi ama her şeyi tartışabilir.

Düşünsenize, şu an yeryüzündeki bütün düşmanlıklar aynı kalıp insanları öldürmek  ilahi bir güç tarafından yasaklanıp imkansız hale gelse idi, belki çözüm için daha akli yollar bulabilirdik. Öldürmek hile yapmak gibi. Böylece insanoğlu hile yapmadan oyunu sürdürebilirdi. O yüzden ne şiddeti kabullenip taraf olmak, ne de kendini ondan soyutlamak bir işi yaramıyor,  yaramayacak. İnsanoğlunun prensiplere ihtiyacı var.

“E abi başlıkta kürt falan dedin, bize okuttun iki  metre yazıyı, hani kürt” dediğinizi duyar gibiyim.  Ben size ne diyeyim artık. Zagor okuyun anlarsınız.