Cuma, Eylül 24, 2010

Kurşun Sıyırmaları

Her yazımdan önce araştırma yaparım. Kurşun sıyırması ile ilgili olarak da yaptım. Önce Beyazıt kütüphanesinde bir kaç gün, sonra da internette... Google’ın derin dehlizlerinden çıkan manyak manyak sitelerde gezerken bir de ne göreyim, “kurşun vucutta kalmıyorsa sıyırmıştır” diye bir tanım.

“çofff” efekti ile bir kafayı darmadağın eden sniper’ın yaptığı da kurşun sıyırması oldu bu durumda çünkü kurşun kafada kalmadı. Yani kurşun akla takılmadı. Geçti gitti. Umursanmadı. Kurşunun sizi kafadan vurmasının nadir olan iyi yanlarından biri de bu. Kurşunu kafaya takmıyorsunuz.

Oysa sıyırma öyle olmuyor. Sıyırmada delme yok. Sürtme ve aşındırma var. Teğet de diyebiliriz geometri ve ekonomi bilenler için. Kurşun sıyırması genel itibari ile şanslı olduğunuza delalet ederken, duruma göre sinek ısırığı gibi de gelebilir, şakağınızı sıyırarak hafızayı da etkileyebilir, avret yerinizi sıyırarak günlerce ulumanızı da sağlayabilir.
Gelelim Zagor’daki kurşun sıyırmalarına. Sadece Zagor’da değil, çoğu fumetti’deki en çok eleştirilen konulardan biridir kurşun sıyırması. Genelde şöyle gerçekleşir: Kahraman’a ateş edilir. Kurşun kafayı ekseriyetle şakağı sürterek geçer. Kahraman yüksek bir yerden düşer. (Genellikle nehre) Herkes kahramanı öldü zanneder. Kutuplardaki sen bernard köpekleri gibi bu iş için özel eğitilmiş yerliler, kahramanı bulur, iyileştirir ve Bonelli’den primlerini ay sonunda alırlar. Teks’i ve Zagor’u defalarca iyileştirmiş bir yerli kadın rekoru elinde tutmaktadır.

Bu tam bir klişedir. Çok sayıda yapılırsa çizgi-romandaki inanılırlığı ve zevki azaltır. Ancak yeterli dozda ve uygun zamanda uygulandığında çoğu klişe gibi zevk verir. Kurşundan etkilenmeyen uzaylıları tahta oklarla öldürmüş bir kişilik olan Zagor için bu tür klişeler çorbanın tuzu kadar elzemdir. Hadi len dediğinizi duyar gibiyim. Okuyalım o zaman.
Ölçtük, biçtik, sorduk, soruşturduk, Zagor’a bugüne kadar 1785 kez ateş edilmiş. Muhtemelen bir kez dahi namlunun ucunda duracak olsanız tüm psikolojiniz değişecekken Zagor’u tahayyül edin bir. Öncelikle şunu belirtelim. Zagor’a ateş ediyor iseniz ve Zagor sizi görüyor ise, elinizde de mitralyöz yok ise onu vurma ihtimaliniz çok düşük. Çünkü dünyanın en çevik adamlarından biri olan Zagor’a ateş etmeye hazırlandığınız an Zagor atlayıp zıplamaya başlayacak, yakında ise size doğru, uzakta ise güvenli bir yere seyirtecektir. Birazdan soğancığınıza yiyeceğiniz balta yüzünden size de bir an önce kaçmanızı öneririz bu durumda. Neo Matrix’de ajanların kurşunlarından kaçmak için eğiliyordu ya; Zagor onu 200 yıl önce yapıyordu işte.
Demek ki neymiş. Zagor’u vurmak istiyorsanız, Zagor’a hissettirmeden gizlice yapmalıymışsınız. Bunun için ne yapacaksınız? En bilineni Amerika’da bolca bulunan kanyonlardan faydalanıp pusu kurmaktır. Ancak bu iş de kolay değil. Hedef hareketli. Hareketli olmasa ne olacak ki? Counter Strike oynayanlar ya da askerde g3 piyade tüfeği ile 400 mt atışı yapanlar bilirler. Bir adamı eğer dibinde değilseniz, yüz metreden sonra vurmak çok ama çok zordur. Hele ki hareketli ise imkansıza ıraksar bu olasılık. Yani “Zagor kanyondan geçecek, biz de onu tüfekle vuracağız” parlak bir plan değil o dönemde. İş zaten yapısı itibari ile zor, üstelik karşında da Zagor var. Çocukluğundan itibaren silahların gölgesinde büyümüş, üzerine 1785 kez ateş edilmiş bir adam, her türlü kanyon ve pusu kurulacak bölgede diken üstünde hareket ederken, gelin kabul edelim: onu vuramazsınız!

E n’oldu şimdi? Zagor karşımızdayken onu vuramıyoruz, uzaktayken vuramıyoruz, ne zaman vuracağız? Vurameyceniz tabi kötüler. Ağzınızla söylersiniz işte böyle. Tek şansınız bir şekilde karambol ortamında, arkadan, yandan, yakın bir yerden nişan alarak ona ateş etmek. Onda da eliniz titremez ise en fazla sıyırtırsınız işte böyle.
Çok vuruldu Zagor, çok yaralandı. Zagor’un ölümsüz olması mevzusuna hiç girmeden söyleyebilirim ki o bünyeyi tek kurşunla devirmek kolay değil. Kafadan vurmak lazım. O da toplamda en az 2,5 kg testis istiyor. Yani sıyırmayı konuşuyoruz ama Zagor’u vursanız da bir halt edemeyeceğinizi görüyorsunuz. O zaman niye bu kadar takılıyorsunuz kurşun sıyırmasına. Zagor, o kurşunların büyük çoğunluğundan kaçacak, bir kısmı ile vurulacak, bir kısmı da sıyıracak tabi. Şov -Bizinıs. Şov-Bizinıs...

8 yorum:

tomrukcan dedi ki...

Sıtkı Hocam,
Zagor'un bataklık ortasındaki evinde, macerasız geçen günlerinde neler yaptığını hatırlarsınız. Formunu korumak için türlü şebeklikler, efendim hoplama zıplama, saraydan kız kaçırma, izmitten pişmaniye alma, keraat cetvelini tersten okuma vb.vs. aklınıza gelmeyecek daha bi çok şey... Biz ZSB okurları da, yaklaşık 3 ay süren bu uzun dinlenme sürecinde, antrenmansız kalmamak için son yazınıza verdik ayarı, verdik ayarı :)) Umarız kırıcı olmamıştır yazdıklarımız...

Hatta bizim maaaalledeki bazı fanatik ZSB ciler, "haftalardır yeni bir şey yok, bizim de sabrımız bir yere kadar" şeklinde naralar atarak bilöggır yetkililerini sucukla dövmeye kalktılar... Olay sonunda tahtaya bağlandı, yetkililer "ağır tahrik" olduğu gerekçesiyle fanatikleri serbez bıraktı...
Neyse, bu yorumu bi "merhaba" olarak yazmış olayım... Kurşun sıyırmasını ayrıca yoracağım :)))

evet, tekrar hoşgeldiniz demek istiyorum, değerli konuklar....

Sıtkı Sıyrıl dedi ki...

Hoşbulduk efenim.

Evet blogu dağıtmışsınız valla sahibisi olmayınca. Anca topladım sağı solu da yazmaya başladım. :)

hanac dedi ki...

Fanatik bir ZSB ci olarak Sıtkı Beye hoşgeldiniz diyorum.
Sıtkı Hoca detay vermiyor ama bu 3 aylık kaybolma döneminde Darkwood bölgesinde araştırmalar yaptığı yönünde bilgiler ulaştı elimize.

Sıtkı Sıyrıl dedi ki...

Hoşbulduk efenim.

Duyumlarınız doğrudur. Pennsylvania'da idim tatilde. Çeşitli temaslarda bulundum. Bazı Zagor dosyaları hazırladım. Robert Downey Jr ile görüştüm. O yüzden haftaya Iron Man ile kapışacak Zagor. Kısmet artık.

hayal kahvem dedi ki...

Yoo… Binlerce kafatası aşkına… Kusura bakmayın ama… Galiba ben ne Tomrukcan ne de Hanac gibi değilim.. Hoş geldiniz, filan diyemiyorum ki… Binlerce kasırga
aşkına… Denedim şimdi yazmayı.. İnanın hoş geldiniz demek içimden gelmedi ki! “?##!!?## “ Bu kadar merak ettiğimizi bilen biri tek bir haber etmez mi? Anlamadım ki mesajı Drunky Duck’a verdi de… Drunky Duck’un iyice sarhoş güne mi denk geldi yani?! Drunky Duck’ın sarhoş gününe denk geldi de Drunky Duck oka mı sarıp gönderdi peki?.. Oka sarıp gönderince Zagor’un Söz Bu! Bloğuna denk gelmedi de oka sarılı mesaj, gitti yatık sekiz şeklindeki sonsuzluğa denk geldi! Biz de mesajı göremedik yani öyle mi? Eee.. Wells Fargo diye 1800’lerden beri posta taşıyan koskoca firma ile göndereydi.. Bilmiyor muydu Drunky Duck’ın hallerini? Ben Sıtkı Sıyrıl’ın kendi yazılarından öğrendim bunları zati…

Haydi bu yolla ulaşmadı bize mesajlar, Zagor usulü mesajlaşmanın muhtelif usulleri var. Hani dumanla mesaj peki?! Gören var mı? Yok! Peki hani tamtamla mesaj? Benim en sevdiğim Mahowklar kalender olur koçaklaması ya da ne bileyim Hellingen’in entarisi ala benziyoru söylemeyeydi de Gelemiyorum gidemiyorum ben buradan bir yere hareket edemiyorum nevinden bir sılov gönderemez miydi? Her türlü Zagor usulü haberleşmenin ustası Sıtkı Sıyrıl değil mi? İşte Zagor’un Sözü Bu! Bloğunda kitabını yazmış öyle değil mi?

Şimdiiiiii…. Bu kadar yol yordam bileceksin ve tek haber etmeyeceksin… Eczacı dedemin hileli ilaçları adına…. Zagor’un Sözü Bu Bloğu’nun müdavimleri olarak bizler sayesinde komplo teorisi uzmanı olduk… Yazdık da yazdık… Hatta haberi gelmeyince o kadar ümidimi kestim ki bu hafta sonu ruhuna mevlid okutacaktık bizim köydeki camide iyi mi? Yaaa böyleyken böyle işte… Sıtkı Sıyrıl neredeymiş peki? Sahiden tatilde… Deniz ve mehtap vaziyetleri öyle mi? Binlerce kasırga aşkına! Yooooo… Olmuyor işte… Deniyorum hoş geldiniz demeyi… Elim varmıyor vallahi.

Sıtkı Sıyrıl dedi ki...

Aşkolsun yahu. Son 15 gün gerçekten internet olmayan bir yerdeydim. İnternetim yoktu ama geceleri türkü çığırdım hep. Hasretlik şiirleri yazdım, yün eğirdim, kilim dokudum.

tomrukcan dedi ki...

Bugün günlerden Cuma. ZSB'ye baktım, yeni bir yazı yok... benim de bugün hiç çalışasım yok... kaslarımı ve formumu korumak için bu yazıya yorum yazarak oyalanayım bari...

hayal kahvem dedi ki...

Karamba karambita.. Yeni yazı için üç ay daha bekleyeceğiz galiba...
Binlerce kasırga aşkınaaaa!!!! Olur mu ama?