Zagor’un Sözü Bu kitap oluyor. Kitap için blogda yayımlanmayan ve yayımlanmayacak pek şahane dosyalar hazırlanıyor. Bir terslik olmazsa 2-3 aya 1001 Roman Yayınlarından çıkabilir. Dolayısı ile blogda kısmi aksamalar olabilir, tarayıcınızın ayarları ile oynamayınız efenim!
Zagor’un baltasının sanıldığının aksine ne kadar güçlü bir silah olduğunu "Zagor Baltası Yapıyoruz" dosyasında görmüştük. Ancak baltanın o aerodinamik yapısına kavuşmadan, pekmez akıtan özelliğini kazanmadan önce nice aşamalardan geçtiğini kimseler bilmez. Zagor çok balta denedi zamanında. Sivri ve keskin taşlarla yaptı bir dönem, baktı sağ tarafta asılı olan balta yürüdükçe çarpa çarpa kotu deliyor bıraktı. Tek vuruşta direkt manitunun çayırlarına ışınlasın karşıdakini diye kocaman dikdörtgen kayadan yaptı ancak baltanın uçuş aerodinamiği bozulduğundan vazgeçti. Aynı zamanda "STUNK" diye acayip bir çıkartan balta sinir bozuyordu.
Uzun olsun ersin, kalın olsun gersin mantığıyla bir buçuk metrelik sopası 7 kiloluk kayasıyla 1800’lü yılların en korkunç silahlarından birini yaptı ancak baltanın bir kusuru vardı; biraz ağır olmuştu. Savurduktan sonra problem yok; çarptığı yeri dağıtıyordu ancak savurana kadar geçen zamanda tehlikelere açıktı.
En nihayetinde hepimizin bildiği 40 santimlik sopası, elips hatlı ancak uçları hafif keskin taştan ibaret baltasını keşfetti. Balta Darkwood'un her yerinde 5 dakikada yapılabildiği gibi hem hafif, hem dengeli, hem keskin hem de vurdu mu akıtan cinsten olmuştu. Şu zarafete bakar mısınız?
Son olarak Zagor'un babası Ferri'nin de geldiği Kasım 2010 tarihli Tüyap Kitap Fuarında tanıştığım bazı Zagor fanlarının yaptıkları müthiş baltalarla bir dosyayı daha bitiriyoruz.
...Bitmedi. Elimize şimdi ulaşan bir habere göre bir balta daha piyasaya çıktı. Dost blog Hayal Kahvem'den Vildan Hanım'ın sarı kurdaleli ve fiyonklu "Kız Zagor Baltası". Tebrik ediyoruz kendisini, şahane olmuş :)
Daha önce kabaca da olsa üzerinde konuşmuştuk. Eğer bir kahraman iseniz bu işin kurallarına riayet etmeniz gerekiyor. Yapılan her işte temelde iki ayrım var. İlki o işin görünen yüzü, ikincisi ise mutfağı. Ve hemen her işte mutfağı görmeden yapılan o iş ile ilgili sağlıklı fikirlere sahip olmanız çok zor. “Ooh, en güzeli patronluk. Binersin jipine, tatili Maldivler’de yaparsın. Ne güzel hayat!” Peki tatiller dışındaki 300 gün ne yapacaksın? Kaç saat uyuyacaksın? Ne kadar çalışman lazım? “Aktör olurum. Şahane iş. Hem oyunculuk yap hem de millet sana hayran olsun. Paralar da gani.” E oyna bakalım bir kamera karşısında, ezberle bakalım 30 sayfalık metni, kilo almadan yaşa, sabahın dördünde bir gündür süren çekime devam et bakalım, sigortası yok, emekliliği yok…
Zagorluk da kolay değil. Güçlüsün, vurdu mu deviriyorsun, attı mı indiriyorsun, senin için canını verecek dostların var, hatunların hepsi sana hasta, uçuyorsun, kaçıyorsun, ölmüyorsun… Bunlar işin görünen yüzü. İşin mutfağı ise çok acı. İdealler sonucu fedakarca harcanan bir hayat mevzu bahis. “Ben de taştan yaratılmadım” diyordu bir macerasında Zagor, kendisine kur yapan bir hatuna. Mutluluk, hormonlar, gelecek kaygısı, yalnızlık, eş, aile… Bunların hepsine boşvermiştir Zagor.
Kahramanlığın bazı kuralları var dedik. Kostüm giyeceksin, kankan olacak, çığlık atacaksın, evlenmeyeceksin, gizlerin olacak ve her ne kadar mütevazi bir kişilik de olsan artistik yapacaksın.
Her kahraman biraz artisttir. Zagor da artisttir. İdeallerine ulaşmak için artistlik yapar. Taklit yapar, Kızılderilililerin cehaletini kullanarak, ışık oyunları ile etkileyici sahne performansları gerçekleştirir. Kılık değiştirir. Rol keser. Karakter atar. Korkutur, güldürür, üzer, gezici tiyatro topluluğu Sullivanlar’dan aldığı sahne tecrübesini yaptığı her davranışa yansıtır.
Zagor çığlık atmaya, dosta güven, düşmana korku vermeye, bununla birlikte gürültüden hazetmeyen ahaliyi de kızdırmaya devam ediyor. Ahyak konusuna bu hafta ara vereceğiz. Ancak ara ara Zagor ile Darkwood ahalisi arasındaki sürtüşmeler tüm çıplaklığı ile gene sayfalarımızda olacak.
Çığlık atan kahraman pek yok piyasada. Zagor’un Tarzan esinlenmelerinden çığlık sahibi olduğunu biliyoruz. Hatta çığlık konusunda Ferri’nin çizdiği, Zagor ile Tarzan’ın uçarken çarpışıp, “niye çığlık atıp geldiğini belli etmiyorsun ulen” diye bağrıştıkları komik mi komik bir potbori de var. Ancak baktığımızda Tarzan çığlığını ormanda atıyor. Ormanda Jeyn’den başka çığlıktan rahatsız olacak bir insan da yok. Ama Zagor öyle mi? Darkwood dediğin yerde, son sayımlarda çıkan rakama göre 25.000 insanı yaşıyor. Ki sayım zamanı sayım memurunun kafaderisini yüzerek kendilerini saydırmayan kabileler dahil değil bu rakama. Darkwood’un bağlı olduğu Pennsylvania desen, dünya kadar adam. Bataklıkta efendi gibi bağırsın amenna ama Zagorumuz Aygaz kamyonu gibi mecburen gittiği her türlü ortamda bağırıyor. Herkesi memnun etmek de imkansız. Birileri şarlıyor tabi.
Vahşi deyip geçiyoruz ama, birinin sinüziti mi var, başı mı ağrıyor, sessizce avlanmaya mı çalışıyor, akşam ateş suyunu fazla mı kaçırmış, yengesi mi ölmüş bilmeden kulağının dibinde bağırırsan, içlerinden birileri, karşısında Zagor bile olsa böyle diklenir, linç girişimine maruz kalırsın.
Not: 6 Kasım'da Zagor'un babası Ferri Tüyap Kitap Fuarında, 1001 Roman standında Zagorsever'leri bekliyor olacak.
Zagor’un “ahyak” şeklindeki çığlığını geçen hafta konuştuk. Çığlık, duyanların söylediğine göre çok korkutucu, ürpertici, tırstırıcı... "Gerçekten öyle mi acaba" dediğinizi duyar gibiyim. Ben de bunu tahmin ederek evde bir deney yaptım. Çığlığın gücünü siz de tecrübe edebilin diye deneyimi size de anlatıyorum: Evde gördüğünüz ilk kişinin arkasından ona belli etmeden sinsice yaklaşın. Kulaklarının dibinde aniden "AAAAAAAHHYAAAAAAİA" deyi bağırın. Zagor'un çığlığının ne müthiş bir silah olduğunu göreceksiniz. (uyguladığınız kişide yaş arttıkça çığlığın tesiri de artmakta, hatta ölümlere rastlanmakta-dikkat-) Zaten gördük, Zagor çoğu macerasında bu çığlığı psikolojik bir silah olarak kullanıp milletin aklını aldı. Zagorumuz bu çığlığı aynı zamanda bir çok amacı için kullanıyor:
*Zorlu bir düşmanı yendiğinde “aldınız mı babayı” anlamında
*Peşinde olduğu birine bağırdığında “hiç kaçma, çömel oraya bekle” anlamında
*Herkesin birbirine girdiği bir kaos ortamında “bi durun la!” anlamında
*Bir kızılderili kabilesine ilk geldiğinde “selamınaleyküm” anlamında,
*İşkence direğinde “Dua edin öleyim yoksa dumanınızı attırıcam” anlamında,
*Ölen bir dostunun ardından “Zalımsın dünya, hayınsın dünya” anlamında,
...gibi örneklerde gördüğümüz üzre çığlık korkutucu olduğu kadar fonksiyonel de. Kısacası Zagor kendini hatırlatmak istediği her anda sürekli “ahyak” narasını atıyor. Atıyor, atıyor da bu da kafa yani. Darkwood’da çeşit çeşit adam yaşıyor. Çoluğu var, çocuğu var, hastası var, yaşlısı var. Kafa kaldırmıyor belli bir yaştan sonra.
Aynı, Metallica’nın ses sisteminden daha güçlü ses üreten bir hoparlörü olan, pikaplı seyyar zerzevat satıcısı gibi. “aaaaaaahyaaaaaaaaaaaaaaaa” şeklinde bir böğürtü milletin canını sıkıyor tabi ki. Bu bölümümüzde Darkwood ahalisinin Zagor’a olan bir takım tepkilerini karikatürize edeceğiz. Tutarsa devam ederiz. Hadi bakalım siftahı sizden bereketi allahtan.
Zagor ile özdeşleşmiş en önemli özelliklerden biri de özgün çığlığıdır bildiğiniz gibi. “Ahyaaaak” şeklinde geçer çizgi-roman karelerinde. Zagor’un telif hakları yüzünden değiştirilen ismi Ajax’tan gelen bir ünlemdir kendisi. Zagor’un ilk defa 1971 yılında çekilen filmlerinde, Levent Çakır’ın canlandırdığı Zagor “heeeyyyy!” ve “yihhuuuu!” olarak bağırır düşmanlarına. Böylece düşmanlarını olduğu kadar Zagorcular’ı şaşırtır. Bunu ilk duyduğumda mantığa bürünerek, ya telif haklarından kaçmak için bir numara ya da Türk Sineması’ndaki hoyratlık olarak çözüm getirmiştim. Ancak “Ahyaak” üzerine bir şeyler yazmaya karar verdiğimde aydım ve gerçeği gördüm. Gerçek çok basitti. Ama önce reklamlar.
Blog dünyasında devam eden yazıya reklam alarak bir ilki gerçekleştirmenin heyecanı ile devam edelim. Bu arada tıklamadan direkt bu paragrafa geçenler olmuş, bunların hepsinin kayıtları bizde duruyor merak etmeyin. Siz kaybedersiniz söyleyeyim.
Zagor’un filmde “ahyaaak” yerine niye “yihhuuu” diye bağırdığı apaçık ortadaydı. Çünkü “ahyaaak” okunduğunda dikkat çekmese de bağırılamayan ya da nasıl bağırılacağı belli olmayan bir nidaydı. Lütfen “ahyaaak” diye bağırmayı deneyin. Çok saçma değil mi? Nasıl tonlayacaksın, vurguyu hangi heceye vereceksin, neresini uzatıp, neresini kısaltacaksın. Buradaki abukluğu gören filmin yönetmeni Nişan Hançer elbette böyle bir nida olamayacağı için Zagor’u “yihhhuu” ve “heeeey” diye bağırtmıştır. Bence Zagor “ahyaak” diye bağırmaktansa “Hoooov”, “Abariii” , “Hoooop”, “Aloooov” , “Laaaayyyn” şeklinde bile bağırabilirdi. "Ahyaak" nedir yahu? Nasıl “ahyaak” diye bağırılır?
Pişmiş Kelle’deki efsane köşe “Bi Gece Daha”da Kemal Aratan çizmişti. Hatırladığım kadarıyla Behiç Pek ve arkadaşları, Avrupa’da bir şehirde gece vakti imdat diye bağırmaya çalışıyorlar. İmdat’ın o dildeki karşılığını biliyorlar ancak bağırırken nasıl tonlanacağını bilmediklerinden bağıramıyorlardı. Gerçekten de vurgu ve anlam arasında böyle kuvvetli bir ilişki söz konusu. Mesela Litvanyaca “imdat”, “padeti” demek. “Padeti” demek de hadi bağır bakalım “padeti” diye…
Zagor’un çığlığı okuyucu tarafından böyle gözüküyor ve hatta duyuluyor. Anlam verilemiyor. Zagor’un yaratıcısı Ferri Kasım ayı başında, Tüyap kitap fuarına geliyor bildiğiniz gibi. Fırsat bulabilirsem kendisine “ahyaaak”ın nasıl bir tınısı olduğunu soracağım.
“Ahyak” hakkında belki de en net bilgiyi bize Zagor’un düşmanları verecektir. Zagor’un çığlığını bizim gibi okumayıp gerçekten duyanlar, çığlığın insanın kanını dondurduğunu, tüyleri diken diken ettiğini, duyanın elinin ayağının boşandığını söylüyorlar. Bundan hareketle “ahyaak”ın bizim yaptığımız gibi bir kelimeymişcesine okunan değil, bir çeşit böğürtü olduğunu anlayabiliyoruz. Böylece biraz daha netleşiyor durum. Bu, arslan kükremesini hiç duymamış birine “rrröööghhh” nidasını okutup hadi bu şekilde bağır demeye benziyor biraz da. O yüzden “ahyaaak”ı okuyunca değil ama söylemeye çalışınca afallıyoruz.
Benim hayalimdeki zagor çığlığı şöyle bir şey aslında. Tamamen boğazdan çıkan, boğuk, kükremeyle karışık bir “aaaaaaahyaaaaaaaa” şeklinde bir homurtu. "H" harfi belli belirsiz söyleniyor. Duyulmuyor bile. “K” harfi de hiç söylenmiyor ancak haykırış sanki “k” harfi ile bitmiş gibi hissediyoruz. Hmm, kafanızda canlanmadı mı? En iyisi şöyle yapıp bitirelim bu konumuzu da. Mutlu hafta sonları herkese.