Zagorumuz’un hatunlarla olan maceralarını yazmıştık. Artık “zögör çiköyle iş tütüyormuş, geymiş, tiri viri” diyen de kalmadı zati. Zagor bu yaşta mektebe gidecek adam değil. Denk geldikçe o işi de hallediyor. Hallediyor halletmesine de Vahşi Batı, Darkwood hele de binsekizyüzlü yıllarda tam olarak erkeklerin dünyası. Günümüzün Doğu Anadolusu gibi. Kadınlar sosyal hayatta yok. Onca maceranın arasında denk getirip güzel bir kadın bulacaksın da iş bitireceksin. Nerdee? Çok nadir. E ne yapacak Zagor bu durumda. Ya rüyada hallenip kamyonu devirecek ya da çavuşu tokatlayacak…
Çarşamba, Ekim 29, 2008
Zagor'un Albümünden (4)
Zagorumuz’un hatunlarla olan maceralarını yazmıştık. Artık “zögör çiköyle iş tütüyormuş, geymiş, tiri viri” diyen de kalmadı zati. Zagor bu yaşta mektebe gidecek adam değil. Denk geldikçe o işi de hallediyor. Hallediyor halletmesine de Vahşi Batı, Darkwood hele de binsekizyüzlü yıllarda tam olarak erkeklerin dünyası. Günümüzün Doğu Anadolusu gibi. Kadınlar sosyal hayatta yok. Onca maceranın arasında denk getirip güzel bir kadın bulacaksın da iş bitireceksin. Nerdee? Çok nadir. E ne yapacak Zagor bu durumda. Ya rüyada hallenip kamyonu devirecek ya da çavuşu tokatlayacak…
Perşembe, Mayıs 08, 2008
Zagor'un Tamtam Mesajları
Zagor’un iletişim yöntemleri konusunda son dosyamıza hoş geldiniz. Zagor’un postacısı Drunky Duck ile başladık, duman mesajlarını inceledik nihayetinde geldik tamtam mesajlarına.
Kapsamı alanı mektup ve duman mesajlarına göre daha dar olsa da iletişimin toplam kalitesine baktığınızda içlerinde en iyi alternatifin tamtam yöntemi olduğu kesindir. Mesajın tamtamı çalmaya başladığınız an alıcıya gitmesi itibariyle; ne zaman yerine ulaşacağınız sarhoş ve dallama bir kızılderiliye kalmış olan mektuptan kat kat üstündür. Keza duman mesajı yolladığınızda, alıcının onu görüp görmediği kesin değildir. “çabuk yetiş” mesajını dumanla gönderdiğinizde alıcı o yöne bakmıyorsa, yani o yöne doğru tüm hatlar doluysa mesajınızı okuyamayacak ve yetişemeyecektir. Ancak eğer ipod ile müzik dinlemiyorsunuz tam tam mesajlarını mecburen duyacak, bırak duymayı yerinizden sıçrayacak ve mesajı alacaksınızdır. Bir anlamda iadeli taahhütlü’ye denk düşer tamtam mesajları. Zagor’un kulübesinin önündeki hakiki meşeden içi boş kütük parçası ve gene meşeden mamul iki adet tokmak tıpkı ankesörlü bir telefon gibi kulübenin demirbaşlarından olmuştur. Zagor böylece Darkwood’daki kulübesine yakın sayılabilecek kabilelerle anlık olarak iletişim kurabilir. Ne sabit ücret ne iletişim vergisi, ne Telekom belası…
“Peki tamtam ile nasıl iletişim kurulur babuş onu anlat hele” diye sormadığınıza eminim. Bir kısa bir uzun iki karakterden müteşekkil (-.) sade yapısıyla mors alfabesi ile bile destanlar yazabilirken elimizdeki tamtamla hem derdini anlatmak hem de karşı tarafın gönül telini titretmek çok kolay olacaktır.
Hala bu iletişim yöntemine kafası yatmayan varsa, sağdan veya soldan bir darbuka bulmasını öneririm. Biliyorum ki hiçbir Türk bir darbuka bulup da, onu iki dümteklemeden, gaza gelip “dum tıka dum tık tık dumph” şeklinde rezil sololar atmadan duramaz. E Kızılderililer ile Türklerin ilişkisi malum. Hala tartışıyor adamlar. Sadede gelirsek, tamtam mesajları ve bu şekilde bir iletişim yöntemi aslında bizim ve Kızılderililerin (ve tabi Zagor’un da) alt beynine kayıtlı. İçgüdümüz böyle. Bu yatkınlığı gayet işlevsel olarak kullanan Kızılderililer de almışlar tamtamları ellerine hem çalıp eğlenmişler hem de sesin ulaşabildiği her yere mesajlarını ulaştırabilmişlerdir. Görür görmez bu iletişim yönteminin hastası olan Zagor da, hemen tamtam dersi almış yıllar geçtikçe de bu işin kompetanı olmuştur.
Örneklerde karikatürize ettiğimiz gibi tamtam mesajlarında geçerli bir alfabe yoktur. Alfabe, müziğin kendisidir, notalardır, yörenin türküleridir. Her ne kadar çizgi-romanda biz bu mesajları “dum dum dum tıkaa” şeklinde görsek de, her bir dum’un ayrı bir notası ayrı bir ezgisi vardır.
Köy mü yanıyor. “Yangını var, yangını var ben yanıyorum”u çaldığınız anda duyan kovasını alıp gelir. Korkunç bir fırtına mı yaklaşıyor. “Çadırımın üstüne şıp dedi damladı” çalarsınız. Duyan saklanır mağarasına. “Solukbenizliler mi saldırıyor” Ölüm marşı, Gri Geyik mi evleniyor, Kolarado yöresinden , “Geliyor düğün halayı…” Şef vefat mı etti, Virginia dolaylarından “Anan öle cemil, yetim kalasın cemil”…
Kapsamı alanı mektup ve duman mesajlarına göre daha dar olsa da iletişimin toplam kalitesine baktığınızda içlerinde en iyi alternatifin tamtam yöntemi olduğu kesindir. Mesajın tamtamı çalmaya başladığınız an alıcıya gitmesi itibariyle; ne zaman yerine ulaşacağınız sarhoş ve dallama bir kızılderiliye kalmış olan mektuptan kat kat üstündür. Keza duman mesajı yolladığınızda, alıcının onu görüp görmediği kesin değildir. “çabuk yetiş” mesajını dumanla gönderdiğinizde alıcı o yöne bakmıyorsa, yani o yöne doğru tüm hatlar doluysa mesajınızı okuyamayacak ve yetişemeyecektir. Ancak eğer ipod ile müzik dinlemiyorsunuz tam tam mesajlarını mecburen duyacak, bırak duymayı yerinizden sıçrayacak ve mesajı alacaksınızdır. Bir anlamda iadeli taahhütlü’ye denk düşer tamtam mesajları. Zagor’un kulübesinin önündeki hakiki meşeden içi boş kütük parçası ve gene meşeden mamul iki adet tokmak tıpkı ankesörlü bir telefon gibi kulübenin demirbaşlarından olmuştur. Zagor böylece Darkwood’daki kulübesine yakın sayılabilecek kabilelerle anlık olarak iletişim kurabilir. Ne sabit ücret ne iletişim vergisi, ne Telekom belası…
“Peki tamtam ile nasıl iletişim kurulur babuş onu anlat hele” diye sormadığınıza eminim. Bir kısa bir uzun iki karakterden müteşekkil (-.) sade yapısıyla mors alfabesi ile bile destanlar yazabilirken elimizdeki tamtamla hem derdini anlatmak hem de karşı tarafın gönül telini titretmek çok kolay olacaktır.
Örneklerde karikatürize ettiğimiz gibi tamtam mesajlarında geçerli bir alfabe yoktur. Alfabe, müziğin kendisidir, notalardır, yörenin türküleridir. Her ne kadar çizgi-romanda biz bu mesajları “dum dum dum tıkaa” şeklinde görsek de, her bir dum’un ayrı bir notası ayrı bir ezgisi vardır.
Köy mü yanıyor. “Yangını var, yangını var ben yanıyorum”u çaldığınız anda duyan kovasını alıp gelir. Korkunç bir fırtına mı yaklaşıyor. “Çadırımın üstüne şıp dedi damladı” çalarsınız. Duyan saklanır mağarasına. “Solukbenizliler mi saldırıyor” Ölüm marşı, Gri Geyik mi evleniyor, Kolarado yöresinden , “Geliyor düğün halayı…” Şef vefat mı etti, Virginia dolaylarından “Anan öle cemil, yetim kalasın cemil”…Günümüzde sadece Türkiye’de, (o da çok çok az) kullanılan bu iletişim yöntemi; eskiden çoğu evde bulunan darbukalar gibi gün geçtikçe azalmakta ve kaybolmaya yüz tutmaktadır.
Pazar, Mart 02, 2008
Zagor'un Duman Mesajları
Sevgili okuyucu, doğruyu söyleyeceğim. Doğru prim yaptığından değil meyyalim böyle.
Ben açıklık bir arazi bulup, çalı çırpı tutuşturup, eski bir battaniyeyi feda edip bu dumanla mesajlaşma mevzusunun görsellerinden ekmek yemeyi umuyordum. Bir iki geyik ile harmanlayıp şahane paketleyecektim mevzuyu. Ancak n’oldu sevgili okuyucu? Olmadı. Öncelikle, koca memlekette açıklık arazi niteliğinde bir toprak parçası bulamadım. Evimin yakınlarında kocaman arazisi olan bir okul var, gidip onun bir köşesinde ateş yaksam, hademeyi görüyorum, süpürgesinin sapını biliyorum, olmayacak. Issız inşaat köşelerinde yakmak her yönden tehlikeli. Hem adam gibi bir açı bulup olayı görüntülemek de zor, ışık yetersiz. Sağında solunda, uzağında yakınında bir ev bulunmayan, ateş yaktığında, “halohoov, napıyon lan dürzü” deyip, jandarmayı itfaiyeyi aramayacak birinin olmadığı tek bir toprak parçası bulamadım. Dağlara çıksam daha fena, orman bekçilerine pompalı vermişler son yangınlardan sonra. N’oldu, elde eski battaniye kaldık öyle. İki dakikalık bir ateş yakıp "askerlerin güneyden saldırıya geçtikleri" mesajını gönderemedik karşı dağlara. Yaktık adamların başını. Böyle böyle bitti işte Kızılderililer.
"Zagor'un dumanla haberleşmesi çizgi-roman kolpası mıdır?" Diye bir anket de açmıştık zamanında. Verilen binlerce oyun sonucu: % 5 lik kesim “Komple kolpadır” , %26’lık kesim “Kızılderililerin kullandıkları süper bir iletişim şeklidir. Kolpa molpa değildir.” % 42’lik ve lider kesim ise “Mesajlarda özel isimler kullanıp abartmasalar kolpa değil derdim. Ama bu haliyle kolpa gibi” derken, gene %26’lık muzip bir kesim ise “Kolpa ne lan” demiş, anketin sonucu “böyle bir şey var ama çizgi-romanlarda çok abartmışlar işi” şeklinde çıkmıştı.
Ben açıklık bir arazi bulup, çalı çırpı tutuşturup, eski bir battaniyeyi feda edip bu dumanla mesajlaşma mevzusunun görsellerinden ekmek yemeyi umuyordum. Bir iki geyik ile harmanlayıp şahane paketleyecektim mevzuyu. Ancak n’oldu sevgili okuyucu? Olmadı. Öncelikle, koca memlekette açıklık arazi niteliğinde bir toprak parçası bulamadım. Evimin yakınlarında kocaman arazisi olan bir okul var, gidip onun bir köşesinde ateş yaksam, hademeyi görüyorum, süpürgesinin sapını biliyorum, olmayacak. Issız inşaat köşelerinde yakmak her yönden tehlikeli. Hem adam gibi bir açı bulup olayı görüntülemek de zor, ışık yetersiz. Sağında solunda, uzağında yakınında bir ev bulunmayan, ateş yaktığında, “halohoov, napıyon lan dürzü” deyip, jandarmayı itfaiyeyi aramayacak birinin olmadığı tek bir toprak parçası bulamadım. Dağlara çıksam daha fena, orman bekçilerine pompalı vermişler son yangınlardan sonra. N’oldu, elde eski battaniye kaldık öyle. İki dakikalık bir ateş yakıp "askerlerin güneyden saldırıya geçtikleri" mesajını gönderemedik karşı dağlara. Yaktık adamların başını. Böyle böyle bitti işte Kızılderililer.
Netice itibariyle iş başa düştü. Yaza yaza, kanırta kanırta işlemek durumunda kaldım sözkonusu Zagor ve duman mesajları konusunu.
Duman ile mesajlaşmanın, herkesin bir cep telefonu sahibi olduğu ve 15 yaşındaki bir gencin bile “eskiden cep telefonu olmadan nasıl haberleşiyormuşuz lan biz” diye geyik yaptığı günümüzde sadece karikatürlere konu olması olağan. Eskiden bu şekilde haberleşen insanları algılamamız güç.
Anket bir yanda dursun, işte şimdi gerçekler ortaya çıkacak. Belli başlı kütüphaneler ve google’ın bitmek bilmeyen dehlizlerinde, dibi gözükmeyen linklerinde yaptığım araştırmalar sonucu dumanla mesajlaşmanın bal gibi de olduğunu öğrenmiştim.
Orijinal ve zamanında Kızılderililer tarafından kullanılmış duman mesajlaşması şu şekilde işliyor. Ateşi yaktıktan sonra gökyüzüne çıkan dumanı bir örtü ile yönlendirip kesik kesik duman işaretleri yani puf elde ediyoruz ki; bir puf “dikkat!” , iki puf “Her şey yolunda” üç puf ise “Tehlike / SOS / Yardım çağırın” anlamına geliyor. Bu haliyle gayet tutarlı olarak anlık mesajlaşmış oluyorsunuz. Elbette eğer ilk defa mesajlaşacaksınız, dumanı yönetemiyorsanız, anne babanızın boşluk bırakmayı bilmediklerinden bitişik yazdıkları sankskritçe SMS’ler gibi, iki puf ile “her şey yolunda” diyecekken dumanı kesemeyip üçüncü pufu gökyüzüne gönderip “imdat” çağrısı da gönderebilir; ulan şimdi sıçtık deyip tekrar iki puf göndermeye çalışıp gökyüzünü onlarca pufa boğup karşı tarafa ana avrat düz gitmeyi de becerebilirsiniz. Ya da toplamdaki farklı mesajı fonksiyonel kullanayım deyip, işgüzarlık edip “dikkat” , “dikkat” demek için iki puf kullandığınızda, 2 puf ile farklı bir mesaj göndermiş olacaksınız. Kısacası bu konuda 3 farklı uyarıdan başka bir şeye kafayı takmayıp dumanı yönetebilmek lazım.
Hal böyleyken Zagor’umuz ne diyor Duman mesajlarında. “Zagor’dan Mohawkların şefi Tonka’ya. Batıdan geçecek kafile Zagor’un dostudur. Sakın yamuk yapılmaya. Kendinize iyi bakın. Zagor” ya da “30 yaşlarında, uzun boylu, sarı saçlı bir adam, Çiko’yu kaçırdı. Görenlerin ve duyanların Zagor’a müraacatı arz olunur” vb mesajlar.
Zagorumuz bu işin piri dumanla mesajlaşmanın kompetanı, duman alfabesinin kralı olduğundan, duman mesajlarıyla rahatlıkla giriş gelişme sonuçlu bir makale yazabilir. Bu tür mesajlara şaşırmak gereksiz. Zagor tüm üstün özelliklerinin yanında iletişimde de çok güçlü bir kahramandır. Günümüzde, telefon, telgraf, e-posta, faks gibi sürüyle yöntemin karşılığı olarak kah dumanla, kah postacı Drunky Duck ile kah kulübesinin önündeki bir nevi ankesör konumundaki kütükle gönderdiği tam tam mesajlarıyla tüm şartları zorlamış, (ki tam tam mesajları da ayrı bir yazının konusudur) 1800’lerde dahi Türk Telekom’un hizmetlerinden kat be kat kaliteli bir iletişim kurmuştur. Hem de bedava. Elbette ki Zagor’un kullandığı duman dilinde, klasik dumanlaşmadaki üç mesaj değil, o günün şartlarında herkes tarafından bilinen kelime ve olayları simgeleyen yüzlerce mesaj bulunurdu. Peki özel isimleri nasıl yazıyorlardı dediğinizi duyar gibiyim. Bu da aslında bir yanılsamadan ibaret. O devirde beyazlar haricinde kimse özel isim kullanmıyordu. Tüm Kızılderililerin isimleri kızgın geyik, kabız kuğu vb tamlamalardan oluşuyordu. Aşağıda örneğini gördüğünüz mesajda geçen “Shenankar” ismi de bu çeşit bir tamlamaydı aslında. Ayrıca herkes tarafında bilinen bazı özel ve cins isimlerin de birer karşılığı vardı (Apaçiler, Siyular, Kafatası Mağarası vb) Dolayısı ile bu şekilde bir mesajlaşmayla derdinizi gayet güzel anlatabiliyordunuz.
Son olarak, günümüzde maalesef yok olmaya yüz tutan bu iletişim yöntemine ve üstte yazılanlara “hade len” diyenler için yukarıdaki mesajın kriptosunu vererek bitiriyorum.
Orijinal ve zamanında Kızılderililer tarafından kullanılmış duman mesajlaşması şu şekilde işliyor. Ateşi yaktıktan sonra gökyüzüne çıkan dumanı bir örtü ile yönlendirip kesik kesik duman işaretleri yani puf elde ediyoruz ki; bir puf “dikkat!” , iki puf “Her şey yolunda” üç puf ise “Tehlike / SOS / Yardım çağırın” anlamına geliyor. Bu haliyle gayet tutarlı olarak anlık mesajlaşmış oluyorsunuz. Elbette eğer ilk defa mesajlaşacaksınız, dumanı yönetemiyorsanız, anne babanızın boşluk bırakmayı bilmediklerinden bitişik yazdıkları sankskritçe SMS’ler gibi, iki puf ile “her şey yolunda” diyecekken dumanı kesemeyip üçüncü pufu gökyüzüne gönderip “imdat” çağrısı da gönderebilir; ulan şimdi sıçtık deyip tekrar iki puf göndermeye çalışıp gökyüzünü onlarca pufa boğup karşı tarafa ana avrat düz gitmeyi de becerebilirsiniz. Ya da toplamdaki farklı mesajı fonksiyonel kullanayım deyip, işgüzarlık edip “dikkat” , “dikkat” demek için iki puf kullandığınızda, 2 puf ile farklı bir mesaj göndermiş olacaksınız. Kısacası bu konuda 3 farklı uyarıdan başka bir şeye kafayı takmayıp dumanı yönetebilmek lazım.
Zagorumuz bu işin piri dumanla mesajlaşmanın kompetanı, duman alfabesinin kralı olduğundan, duman mesajlarıyla rahatlıkla giriş gelişme sonuçlu bir makale yazabilir. Bu tür mesajlara şaşırmak gereksiz. Zagor tüm üstün özelliklerinin yanında iletişimde de çok güçlü bir kahramandır. Günümüzde, telefon, telgraf, e-posta, faks gibi sürüyle yöntemin karşılığı olarak kah dumanla, kah postacı Drunky Duck ile kah kulübesinin önündeki bir nevi ankesör konumundaki kütükle gönderdiği tam tam mesajlarıyla tüm şartları zorlamış, (ki tam tam mesajları da ayrı bir yazının konusudur) 1800’lerde dahi Türk Telekom’un hizmetlerinden kat be kat kaliteli bir iletişim kurmuştur. Hem de bedava. Elbette ki Zagor’un kullandığı duman dilinde, klasik dumanlaşmadaki üç mesaj değil, o günün şartlarında herkes tarafından bilinen kelime ve olayları simgeleyen yüzlerce mesaj bulunurdu. Peki özel isimleri nasıl yazıyorlardı dediğinizi duyar gibiyim. Bu da aslında bir yanılsamadan ibaret. O devirde beyazlar haricinde kimse özel isim kullanmıyordu. Tüm Kızılderililerin isimleri kızgın geyik, kabız kuğu vb tamlamalardan oluşuyordu. Aşağıda örneğini gördüğünüz mesajda geçen “Shenankar” ismi de bu çeşit bir tamlamaydı aslında. Ayrıca herkes tarafında bilinen bazı özel ve cins isimlerin de birer karşılığı vardı (Apaçiler, Siyular, Kafatası Mağarası vb) Dolayısı ile bu şekilde bir mesajlaşmayla derdinizi gayet güzel anlatabiliyordunuz.
P = Puf
+ = 5 saniyelik uzun duman demek
kelime aralarında 10 saniyelik uzun duman var / Cümle aralarında 20 saniyelik uzun duman
+ = 5 saniyelik uzun duman demek
kelime aralarında 10 saniyelik uzun duman var / Cümle aralarında 20 saniyelik uzun duman
Shenankar (5P+3P ) Baltalı İlah’ın (1P+2P+1P+2P’7P ) izlerini (2P+2P+3P) buldu (4P) /
Kardeşlerimizin (3P+2P+4P) katili(8P+2P) hala(1P+1P+1P) Tunikan topraklarında(4P+4P+4P+3P) /
Ve(7P+13P+34P) belki de(9P+2P) yine(3P+2P+1P) öldürmeye(8P) hazırlanıyor. (11P) /
Tunikan savaşçıları (4P+4P+4P+3P) aramaya(7P) gruplar halinde(3P+3P+3P+3P) devam etsin. (10P+2P) /
Kardeşlerimizin (3P+2P+4P) katili(8P+2P) hala(1P+1P+1P) Tunikan topraklarında(4P+4P+4P+3P) /
Ve(7P+13P+34P) belki de(9P+2P) yine(3P+2P+1P) öldürmeye(8P) hazırlanıyor. (11P) /
Tunikan savaşçıları (4P+4P+4P+3P) aramaya(7P) gruplar halinde(3P+3P+3P+3P) devam etsin. (10P+2P) /
Perşembe, Aralık 20, 2007
Profesör Verybad
İlk defa bir askeri kalede kendisine tahsis edilen odada çeşitli çılgın deneyler yaparken tanıdığımız Verybad, soyismindeki "çok kötü" anlamına rağmen, kötülük ile iyilik arasındaki çizgide bir o tarafa bir bu tarafa yalpalaya yalpalaya ilerleyen aslında iyi ya da kötü olarak değil sadece bir dürrük olarak nitelendirebileceğimiz bir karakterdir. Kategorik olarak Zagor dostlarına mı yoksa düşmanlarına mı eklemeli bilemiyorum.
Hakkında çok bilgimiz yok. O profesör ünvanını hangi üniversiteden aldı, Süleyman Demirel ve Kenan Evren gibi fahri profesör mü, yoksa o devirdeki boşluktan faydalanıp kendisine böyle bir imaj yapan çakma bir profesör mü bilemiyoruz. Ancak en azından yaptığı inanılmaz buluşların yüzü suyu hürmetine, gerçekten de konusunda bilgili ve önemli bir profesör olduğuna inanmak istiyoruz. 
Koskoca bir profesör olmuş ancak insanlığın bir derdine derman olacak bir buluşu var mı? Yok. Anca insan küçültme cihazı olsun zehirli gaz olsun, hayvan gibi bombalar olsun, insanları canavara dönüştüren deneyler olsun hep ibliscesine çeşit çeşit musibet. Gerçi bu icatların tümünde Amerikan ordusunun bitmek tükenmek bilmeyen en büyük olma, dünyaya hükmetme tutkusu da açıkça görülüyor; Profesör Varybad icadın hangi amaçla kullanılacağına değil, icadın kendisine, yaratabilme, icat edebilme ve bilimsel gücüne konsantre oluyor ancak, icatların kötü ellere düşmesindeki rolü, basiretsiz bir adam olarak sağda solda dolanması, o bilgi birikimini insanlığın faydası için kullanmamasıyla benim nazarımda bir dürrük olarak kalmaya mahkumdur. Zaten Zagor da sevmez bu adamı. Genelde ki tokatla susturup akabinde o icadı yok eder. Ama bilime duyduğu saygıdan ötürü de daha ileri gitmez, Varybad’i falakaya yatırmaz mesela.
Salı, Aralık 04, 2007
Drunky Duck
Tüm Zagorsever’lerin bildiği gibi Drunky Duck (Zom Ördek) isimli bu arkadaş ismi ile müsemma daima sarhoş olan, genellikle Zagor maceralarının başında rastladığımız, Zagor’un yaşayacağı maceranın haberini getiren kızılderili postacıdır .
Aynı Red Kit’deki her türlü şartta, çöl demeden, sıcak demeden tam zamanında postayı getiren postacı gibi görev aşkıyla yanıp tutuşan, posta getirmek için daima yeni yöntemler peşinde ve mütemadiyen sarhoş olan, mizahi bir karakterdir. Posta taşımaktan sonraki en büyük tutkusu Çiko ile uğraşmak olan Drunky Duck hakkında bilgilerimiz sınırlı aslında. Kendisinin Pitt kalesinde çalıştığını biliyoruz ancak maaşı ne kadar, sigortası yolu yemeği var mı bilememekle birlikte genellikle posta getirdiğinde aldığı bir iki dolarlık bahşişlerle hayatını idame ettirir gibi gözükür. Çiko ile uğraşır sürekli dedik, biraz açalım burayı.
Drunky Duck, Çiko ile ilk karşılaşmalarında getirdiği mesajı bir baltaya bağlayıp bu baltayı Çiko’nun kafasının birkaç santim yanına saplayarak ulaştırmıştır. Çiko haklı olarak bu duruma çok sinirlenmiş ve Drunky Duck’ı o dakikada ebedi düşmanı olarak bellemiştir. Akabindeki karşılaşmaların tümünde de, hem Drunky Duck hem Çiko birbirlerine çeşitli oyunlar oynayarak; kah su altından gidip, kah balonla uçup, kah tuzaklı hediye paketleriyle, kah teknelerini delerek, kah tüfekle ateş ederek birbirlerine rahatlıkla eşşeoğlueşşek şakası diyebileceğimiz şakalar yapmışlar ve yapmaya devam etmektedirler.
Her ne kadar Çiko da Drunky Duck’a çok ağır şakalar yapsa da çok rahat söyleyebilirim ki bu şakaların müsebbibi Drunky Duck’tır. Bir kere adam mütemadiyen sarhoş. Görevini severek yapsa dahi mesai saatlerinde sarhoş gezen bu adam bir de eşşek şakalarını seven biri olunca Çiko’nun onu şakayla karışık öldürmek istemesi doğal. Bir gün o şakaların birinde birisinin dötüne girecek mızrağın biri ama hadi hayırlısı.
Hayır bu mesajları gönderenlerde de hata var. Gidiyorlar hayati önemdeki mesajları sarhoş bir postacıya emanet ediyorlar. O sarhoş da, bırakın sarhoş olmasını, daima icat peşinde olan bir tür dallama olduğundan, senin “Zagor çabuk yetiş, ölüyorum” mesajını; yok oka sarıp gönderiyor, yok pastanın içine koyuyor, yok havadan balonla gönderiyor. Ya kaybolsa o mesaj? Nasıl yetişecek Zagor? Nasıl kurtaracak senin paçanı? Ama müstahak sana. Wells Fargo gibi bir firma var. Taş gibi şirket. 1800’lerden beri bugün dahi posta taşıyor adamlar. Sen onlara verip iadeli taahhütlü göndereceğin mesajı gidiyorsun elin sarhoşuna veriyorsun her şey müstahak sana. Aslında düpedüz terbiyesizlik yapan, müşteriyi hiçe sayan, hatta düpedüz canına kasteden, görevinin getirdiği kuralları iplemeyen bu adam Zagor’dan yüz bulmasa bunları yapamaz ya.
Zagor kendisine giren çıkan olmadığı için tüm olayları bir çizgi film gibi seyretmekle yetinip, Çiko’nun delirdiği durumlarda Çiko’yu engelleyip “Hahaha” diye gevrek gevrek gülerek Drunky Duck’ın paçasını kurtarır her seferinde. Zagor tarafından da kollandığını gören Drunky Duck da akıllanacağına gelecek sefer ne tür bir eşşek şakası yapsam diye düşünür durur. Oysa Zagor çekse kenara Drunky’i, öbür tarafa da Çiko’yu çağırsa. Drunky’e “arkadaşım biraz dikkat et postaları getirirken” dese, Çiko’ya “sen de sakin ol biraz” dese. Öpüştürüp barıştırsa onları, sevaba girse fena mı olur? Olmaz tabi ama Zagor’un da kafasında bizim bilmediğimiz fikirler vardır tahmin ediyorum.
Artık “Şakalaşıyor keraneciler bir şey olmaz diye” geniş geniş mi düşünüyor yoksa, “ulan cep telefonu var da ben mi kovmadım Drunk Duck’ı” diye mi düşünüyor, haberleşmek için Drunky Duck’a muhtaç olduklarından mı her türlü edepsizliğine “ehe ehe” diye karşılık veriyor bilemiyoruz ama Zagor böyle yapıyorsa vardır bir sebebi. Bize de Drunky Duck’a fazla kızmadan, alan razı satan razı diyerek gülüp geçmek düşüyor.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)