Pazar, Mart 02, 2008

Zagor'un Duman Mesajları

Sevgili okuyucu, doğruyu söyleyeceğim. Doğru prim yaptığından değil meyyalim böyle.
Ben açıklık bir arazi bulup, çalı çırpı tutuşturup, eski bir battaniyeyi feda edip bu dumanla mesajlaşma mevzusunun görsellerinden ekmek yemeyi umuyordum. Bir iki geyik ile harmanlayıp şahane paketleyecektim mevzuyu. Ancak n’oldu sevgili okuyucu? Olmadı. Öncelikle, koca memlekette açıklık arazi niteliğinde bir toprak parçası bulamadım. Evimin yakınlarında kocaman arazisi olan bir okul var, gidip onun bir köşesinde ateş yaksam, hademeyi görüyorum, süpürgesinin sapını biliyorum, olmayacak. Issız inşaat köşelerinde yakmak her yönden tehlikeli. Hem adam gibi bir açı bulup olayı görüntülemek de zor, ışık yetersiz. Sağında solunda, uzağında yakınında bir ev bulunmayan, ateş yaktığında, “halohoov, napıyon lan dürzü” deyip, jandarmayı itfaiyeyi aramayacak birinin olmadığı tek bir toprak parçası bulamadım. Dağlara çıksam daha fena, orman bekçilerine pompalı vermişler son yangınlardan sonra. N’oldu, elde eski battaniye kaldık öyle. İki dakikalık bir ateş yakıp "askerlerin güneyden saldırıya geçtikleri" mesajını gönderemedik karşı dağlara. Yaktık adamların başını. Böyle böyle bitti işte Kızılderililer.

Netice itibariyle iş başa düştü. Yaza yaza, kanırta kanırta işlemek durumunda kaldım sözkonusu Zagor ve duman mesajları konusunu.

Duman ile mesajlaşmanın, herkesin bir cep telefonu sahibi olduğu ve 15 yaşındaki bir gencin bile “eskiden cep telefonu olmadan nasıl haberleşiyormuşuz lan biz” diye geyik yaptığı günümüzde sadece karikatürlere konu olması olağan. Eskiden bu şekilde haberleşen insanları algılamamız güç.

"Zagor'un dumanla haberleşmesi çizgi-roman kolpası mıdır?" Diye bir anket de açmıştık zamanında. Verilen binlerce oyun sonucu: % 5 lik kesim “Komple kolpadır” , %26’lık kesim “Kızılderililerin kullandıkları süper bir iletişim şeklidir. Kolpa molpa değildir.” % 42’lik ve lider kesim ise “Mesajlarda özel isimler kullanıp abartmasalar kolpa değil derdim. Ama bu haliyle kolpa gibi” derken, gene %26’lık muzip bir kesim ise “Kolpa ne lan” demiş, anketin sonucu “böyle bir şey var ama çizgi-romanlarda çok abartmışlar işi” şeklinde çıkmıştı.


Anket bir yanda dursun, işte şimdi gerçekler ortaya çıkacak. Belli başlı kütüphaneler ve google’ın bitmek bilmeyen dehlizlerinde, dibi gözükmeyen linklerinde yaptığım araştırmalar sonucu dumanla mesajlaşmanın bal gibi de olduğunu öğrenmiştim.

Orijinal ve zamanında Kızılderililer tarafından kullanılmış duman mesajlaşması şu şekilde işliyor. Ateşi yaktıktan sonra gökyüzüne çıkan dumanı bir örtü ile yönlendirip kesik kesik duman işaretleri yani puf elde ediyoruz ki; bir puf “dikkat!” , iki puf “Her şey yolunda” üç puf ise “Tehlike / SOS / Yardım çağırın” anlamına geliyor. Bu haliyle gayet tutarlı olarak anlık mesajlaşmış oluyorsunuz. Elbette eğer ilk defa mesajlaşacaksınız, dumanı yönetemiyorsanız, anne babanızın boşluk bırakmayı bilmediklerinden bitişik yazdıkları sankskritçe SMS’ler gibi, iki puf ile “her şey yolunda” diyecekken dumanı kesemeyip üçüncü pufu gökyüzüne gönderip “imdat” çağrısı da gönderebilir; ulan şimdi sıçtık deyip tekrar iki puf göndermeye çalışıp gökyüzünü onlarca pufa boğup karşı tarafa ana avrat düz gitmeyi de becerebilirsiniz. Ya da toplamdaki farklı mesajı fonksiyonel kullanayım deyip, işgüzarlık edip “dikkat” , “dikkat” demek için iki puf kullandığınızda, 2 puf ile farklı bir mesaj göndermiş olacaksınız. Kısacası bu konuda 3 farklı uyarıdan başka bir şeye kafayı takmayıp dumanı yönetebilmek lazım.
Hal böyleyken Zagor’umuz ne diyor Duman mesajlarında. “Zagor’dan Mohawkların şefi Tonka’ya. Batıdan geçecek kafile Zagor’un dostudur. Sakın yamuk yapılmaya. Kendinize iyi bakın. Zagor” ya da “30 yaşlarında, uzun boylu, sarı saçlı bir adam, Çiko’yu kaçırdı. Görenlerin ve duyanların Zagor’a müraacatı arz olunur” vb mesajlar.

Zagorumuz bu işin piri dumanla mesajlaşmanın kompetanı, duman alfabesinin kralı olduğundan, duman mesajlarıyla rahatlıkla giriş gelişme sonuçlu bir makale yazabilir. Bu tür mesajlara şaşırmak gereksiz. Zagor tüm üstün özelliklerinin yanında iletişimde de çok güçlü bir kahramandır. Günümüzde, telefon, telgraf, e-posta, faks gibi sürüyle yöntemin karşılığı olarak kah dumanla, kah postacı Drunky Duck ile kah kulübesinin önündeki bir nevi ankesör konumundaki kütükle gönderdiği tam tam mesajlarıyla tüm şartları zorlamış, (ki tam tam mesajları da ayrı bir yazının konusudur) 1800’lerde dahi Türk Telekom’un hizmetlerinden kat be kat kaliteli bir iletişim kurmuştur. Hem de bedava. Elbette ki Zagor’un kullandığı duman dilinde, klasik dumanlaşmadaki üç mesaj değil, o günün şartlarında herkes tarafından bilinen kelime ve olayları simgeleyen yüzlerce mesaj bulunurdu. Peki özel isimleri nasıl yazıyorlardı dediğinizi duyar gibiyim. Bu da aslında bir yanılsamadan ibaret. O devirde beyazlar haricinde kimse özel isim kullanmıyordu. Tüm Kızılderililerin isimleri kızgın geyik, kabız kuğu vb tamlamalardan oluşuyordu. Aşağıda örneğini gördüğünüz mesajda geçen “Shenankar” ismi de bu çeşit bir tamlamaydı aslında. Ayrıca herkes tarafında bilinen bazı özel ve cins isimlerin de birer karşılığı vardı (Apaçiler, Siyular, Kafatası Mağarası vb) Dolayısı ile bu şekilde bir mesajlaşmayla derdinizi gayet güzel anlatabiliyordunuz.
Son olarak, günümüzde maalesef yok olmaya yüz tutan bu iletişim yöntemine ve üstte yazılanlara “hade len” diyenler için yukarıdaki mesajın kriptosunu vererek bitiriyorum.

P = Puf
+ = 5 saniyelik uzun duman demek
kelime aralarında 10 saniyelik uzun duman var / Cümle aralarında 20 saniyelik uzun duman

Shenankar (5P+3P ) Baltalı İlah’ın (1P+2P+1P+2P’7P ) izlerini (2P+2P+3P) buldu (4P) /
Kardeşlerimizin (3P+2P+4P) katili(8P+2P) hala(1P+1P+1P) Tunikan topraklarında(4P+4P+4P+3P) /
Ve(7P+13P+34P) belki de(9P+2P) yine(3P+2P+1P) öldürmeye(8P) hazırlanıyor. (11P) /
Tunikan savaşçıları (4P+4P+4P+3P) aramaya(7P) gruplar halinde(3P+3P+3P+3P) devam etsin. (10P+2P) /

Perşembe, Aralık 20, 2007

Profesör Verybad

Tam adı Adolfo Verybad olan ve profesörlük yapan bu zat, çeşitli Zagor maceralarında karşımıza çıkmış, ayrıca hala kendisinin olduğu maceralar yazıldığından daimi bir Zagor karakteri olarak incelememizin yanlış olmayacağı bir kişidir.

İlk defa bir askeri kalede kendisine tahsis edilen odada çeşitli çılgın deneyler yaparken tanıdığımız Verybad, soyismindeki "çok kötü" anlamına rağmen, kötülük ile iyilik arasındaki çizgide bir o tarafa bir bu tarafa yalpalaya yalpalaya ilerleyen aslında iyi ya da kötü olarak değil sadece bir dürrük olarak nitelendirebileceğimiz bir karakterdir. Kategorik olarak Zagor dostlarına mı yoksa düşmanlarına mı eklemeli bilemiyorum.
Hakkında çok bilgimiz yok. O profesör ünvanını hangi üniversiteden aldı, Süleyman Demirel ve Kenan Evren gibi fahri profesör mü, yoksa o devirdeki boşluktan faydalanıp kendisine böyle bir imaj yapan çakma bir profesör mü bilemiyoruz. Ancak en azından yaptığı inanılmaz buluşların yüzü suyu hürmetine, gerçekten de konusunda bilgili ve önemli bir profesör olduğuna inanmak istiyoruz.
Koskoca bir profesör olmuş ancak insanlığın bir derdine derman olacak bir buluşu var mı? Yok. Anca insan küçültme cihazı olsun zehirli gaz olsun, hayvan gibi bombalar olsun, insanları canavara dönüştüren deneyler olsun hep ibliscesine çeşit çeşit musibet. Gerçi bu icatların tümünde Amerikan ordusunun bitmek tükenmek bilmeyen en büyük olma, dünyaya hükmetme tutkusu da açıkça görülüyor; Profesör Varybad icadın hangi amaçla kullanılacağına değil, icadın kendisine, yaratabilme, icat edebilme ve bilimsel gücüne konsantre oluyor ancak, icatların kötü ellere düşmesindeki rolü, basiretsiz bir adam olarak sağda solda dolanması, o bilgi birikimini insanlığın faydası için kullanmamasıyla benim nazarımda bir dürrük olarak kalmaya mahkumdur. Zaten Zagor da sevmez bu adamı. Genelde ki tokatla susturup akabinde o icadı yok eder. Ama bilime duyduğu saygıdan ötürü de daha ileri gitmez, Varybad’i falakaya yatırmaz mesela.

Ben aslında bir karaktere bu kadar kıl olmam. Ancak bir macerasında Zagor ve askerleri küçültüp 5 cm boyuna getirmesi ve akabinde eski hallerine döndürmesini gördükten sonra bu adamı belledim bir kere. Ayrıca Zagor senaristlerinin "Zagor aynı zamanda fantastik de bir çizgi-romandır" sözünü kendilerine kalkan yapıp, iyice coşup sıçıp sıvamalarına da vesile olması bakımından ısınamadığım, sevemediğim bir karakterdir. Çılgın Profesör konseptini de en son seksenlerde "Back to the future" serisi ile kapattık bir kere, halâ zorlamanın ne anlamı var?

Salı, Aralık 04, 2007

Drunky Duck

Tüm Zagorsever’lerin bildiği gibi Drunky Duck (Zom Ördek) isimli bu arkadaş ismi ile müsemma daima sarhoş olan, genellikle Zagor maceralarının başında rastladığımız, Zagor’un yaşayacağı maceranın haberini getiren kızılderili postacıdır .Aynı Red Kit’deki her türlü şartta, çöl demeden, sıcak demeden tam zamanında postayı getiren postacı gibi görev aşkıyla yanıp tutuşan, posta getirmek için daima yeni yöntemler peşinde ve mütemadiyen sarhoş olan, mizahi bir karakterdir. Posta taşımaktan sonraki en büyük tutkusu Çiko ile uğraşmak olan Drunky Duck hakkında bilgilerimiz sınırlı aslında. Kendisinin Pitt kalesinde çalıştığını biliyoruz ancak maaşı ne kadar, sigortası yolu yemeği var mı bilememekle birlikte genellikle posta getirdiğinde aldığı bir iki dolarlık bahşişlerle hayatını idame ettirir gibi gözükür. Çiko ile uğraşır sürekli dedik, biraz açalım burayı. Drunky Duck, Çiko ile ilk karşılaşmalarında getirdiği mesajı bir baltaya bağlayıp bu baltayı Çiko’nun kafasının birkaç santim yanına saplayarak ulaştırmıştır. Çiko haklı olarak bu duruma çok sinirlenmiş ve Drunky Duck’ı o dakikada ebedi düşmanı olarak bellemiştir. Akabindeki karşılaşmaların tümünde de, hem Drunky Duck hem Çiko birbirlerine çeşitli oyunlar oynayarak; kah su altından gidip, kah balonla uçup, kah tuzaklı hediye paketleriyle, kah teknelerini delerek, kah tüfekle ateş ederek birbirlerine rahatlıkla eşşeoğlueşşek şakası diyebileceğimiz şakalar yapmışlar ve yapmaya devam etmektedirler. Her ne kadar Çiko da Drunky Duck’a çok ağır şakalar yapsa da çok rahat söyleyebilirim ki bu şakaların müsebbibi Drunky Duck’tır. Bir kere adam mütemadiyen sarhoş. Görevini severek yapsa dahi mesai saatlerinde sarhoş gezen bu adam bir de eşşek şakalarını seven biri olunca Çiko’nun onu şakayla karışık öldürmek istemesi doğal. Bir gün o şakaların birinde birisinin dötüne girecek mızrağın biri ama hadi hayırlısı. Hayır bu mesajları gönderenlerde de hata var. Gidiyorlar hayati önemdeki mesajları sarhoş bir postacıya emanet ediyorlar. O sarhoş da, bırakın sarhoş olmasını, daima icat peşinde olan bir tür dallama olduğundan, senin “Zagor çabuk yetiş, ölüyorum” mesajını; yok oka sarıp gönderiyor, yok pastanın içine koyuyor, yok havadan balonla gönderiyor. Ya kaybolsa o mesaj? Nasıl yetişecek Zagor? Nasıl kurtaracak senin paçanı? Ama müstahak sana. Wells Fargo gibi bir firma var. Taş gibi şirket. 1800’lerden beri bugün dahi posta taşıyor adamlar. Sen onlara verip iadeli taahhütlü göndereceğin mesajı gidiyorsun elin sarhoşuna veriyorsun her şey müstahak sana. Aslında düpedüz terbiyesizlik yapan, müşteriyi hiçe sayan, hatta düpedüz canına kasteden, görevinin getirdiği kuralları iplemeyen bu adam Zagor’dan yüz bulmasa bunları yapamaz ya. Zagor kendisine giren çıkan olmadığı için tüm olayları bir çizgi film gibi seyretmekle yetinip, Çiko’nun delirdiği durumlarda Çiko’yu engelleyip “Hahaha” diye gevrek gevrek gülerek Drunky Duck’ın paçasını kurtarır her seferinde. Zagor tarafından da kollandığını gören Drunky Duck da akıllanacağına gelecek sefer ne tür bir eşşek şakası yapsam diye düşünür durur. Oysa Zagor çekse kenara Drunky’i, öbür tarafa da Çiko’yu çağırsa. Drunky’e “arkadaşım biraz dikkat et postaları getirirken” dese, Çiko’ya “sen de sakin ol biraz” dese. Öpüştürüp barıştırsa onları, sevaba girse fena mı olur? Olmaz tabi ama Zagor’un da kafasında bizim bilmediğimiz fikirler vardır tahmin ediyorum. Artık “Şakalaşıyor keraneciler bir şey olmaz diye” geniş geniş mi düşünüyor yoksa, “ulan cep telefonu var da ben mi kovmadım Drunk Duck’ı” diye mi düşünüyor, haberleşmek için Drunky Duck’a muhtaç olduklarından mı her türlü edepsizliğine “ehe ehe” diye karşılık veriyor bilemiyoruz ama Zagor böyle yapıyorsa vardır bir sebebi. Bize de Drunky Duck’a fazla kızmadan, alan razı satan razı diyerek gülüp geçmek düşüyor.

Pazartesi, Kasım 26, 2007

Zagor vs Diğerleri (3. Tur)

Zagor vs Kinowa
İlk Tahmin: Zagor Kinowa’nın anasını bile satar.
Olasılıklar: Olasılık falan yok. Kinowa dediğimiz adam ailesinin Kızılderililer tarafından öldürülmesini görmüş, kendi kafa derisini de yüzdürmüş akabinde olayı anlamadan dinlemeden, o zamanın koşullarını şartlarını düşünmeden kişisel bir intikamla tüm Kızılderili ırkını yok etmeye and içmiş, bir de utanmadan kafasına ördek derisinden maske yapan, boynuz takan (artık karısı ile ilgili ne biliyorsa) kafasız, fanatik, cahil bir adamdır zaten. Öyle süper güçleri ya da üstün bir yeteneği falan da yoktur. İşi gücü pusuya düşürüp zavallı Kızılderilileri öldürmektir. Zagor zaten içinden “Ah bir Kinowa ile karşılaşsam da ona Neşeyle Tonka’nın, Arzuyla Susuz Kaya’nın selamını söylesem” diye geçirmektedir. Bu ahval ve şerait içinde Kinowa’yı versek Zagor’un eline, Zagor Kinowa’yı önce eşek sudan gelene kadar dövecek, sonra da kafasındaki ördek derisi maskeyi çıkarıp, keline bir tane şaklatıp kafasına bonus peruğunu geçirecek, Kinowa’yı atına bağlayarak atı bu şekilde Kızılderili yöresine doğru dehleyecektir. Oh olsun ama. Zerre acımıyorum.
Zagor vs Martin Mystere
İlk Tahmin : Böyle maç mı olur be?
Olasılıklar: Şimdi Martin Mystere zaten arkeolog bir insan. Yumrukları fena değil aslında ancak hiç öyle güçle kuvvetle işi yok. Zaten gelmiş 60 küsur yaşına. Martin amca diyoruz kendisine. Fiziksel gücü ile değil zekâsı ve bilgisiyle yeniyor düşmanlarını. Bu meyanda kendisini ittirip Zagor’un önüne atarsak Zagor harcar Martin amcayı. Ancak Martin amcayı iri bir bünye olan yardımcısı neanderthal adam Java’dan bağımsız düşünemeyiz. Hatta Martin amca’nın havada kalan fiziksel kuvvetini Java tamamlıyor diyebiliriz. O zaman Java’yı çıkartalım Zagor’un karşısına. Ne diyosun, adaletli değil mi? Karşı karşıya geldiklerinde Java her ne kadar insan üstü bir güce sahip olsa da, Zagor’u yakalayamayacak, Zagor’un baltasını 3-5 defa kafaya yedi mi pırıl pırıl olacaktır. Ha bu sırada Martin amca boş durmaz bir ali cengiz çevirirse, ışın tabancası var, onu çekerse destursuz bilemem. Yoksa teketekte ikisini de harcar Zagor.
Zagor vs Batman
İlk tahmin: Hangi Batman?
Olasılıklar: Nazarımda Batman komple magazine batmış ve yalan olmuş Hollywood’un harcadığı acıklı bir kahramandır. Şimdi Zagor’la kapıştıralım diyoruz da, Corç Kuluni mi çıkar artık karşısına, Kıristiyın Beyl mi çıkar, yoksa Vol Kilmır mı çıkar bilemiyorum. Hadi bu polemiklere girmeyip “fight” diyelim. Batman; batmobil, batkopter, batmobilet vb tüm araçları ile full aksesuar da gelse karşılaşmaya Zagor’u yenebilmesi mümkün değil. Batman ne yapacak, ip atıp Zagor’u ipe mi dolayacak? Gaz mı püskürtecek? Hahayt... Antin kuntin aletlerle olmaz bu iş. Hadi aletsiz edevatsız karşı karşı gelseler diyeceğim ancak Batman zaten alengirli kostüm yüzünden rahat hareket edemeyen bir adam. Zagor bir tokat atsa maske uçacak kafadan. Tam hamle yaparken pelerini tutup dolayıverse kafaya kendi kendine boğulacak zaten. Ancak Zagor gene de Batman’ı bu şekilde madara etmek yerine meslektaş kabilinden saygı gösterecek ve bir dakika içinde Batman'ın sırtını onu rezil etmeden yere getirecektir.
(Hadi ucuz kurtuldun gene Batman. Herkes görecekti Burus Veyn’in ay gibi parlayan tabaklarını yoksa. Hayır sende Kızılmaske gibi “Batman’ın tabaklarını gören ölür” vb mitler de yok. N’apıcaktın o zaman?) Zagor vs Supermike
Zagor’un uğraştığı çok daha önemli, azılı, istikrarlı düşmanları var. Supermike bu özelliği ile diğer düşmanları arasında güdük kalsa da Zagor’a benzerliği, ve Zagor’la aynı şartlarda savaşması özelliği ile (Hellingen gibi teknoloji ile değil ya da Kandrax gibi büyü ile değil) ilgiyi hak ediyor. Supermike gerçekten de ismindeki super sıfatını hak eden süper bir insandır. Flüt, gitar, keman her türlü enstrümanı çalar, tarihi, psikolojiyi, her türlü yazılı bilgiyi bilir. Akrobattır, her türlü atlar, sıçrar, uçar. Güçlüdür, atletiktir, kendisinden 2 kat iri bir adamı rahat döver. Silahları çok iyi kullanır, silahşördür. Zekidir.
İtiraf etmeli ki, Zagor’da bu özelliklerin çoğu yok. Ancak Zagor’da olup Supermike’da olmayan tek özellik var ki o özellik sayesinde Zagor’a Zagorumuz diyoruz. O da Adalet duygusu ve vicdan. (iki oldu lan!) Neticede bu ikili, kapışsalar (ki kapıştılar da) Zagor sopa yiyebilir, çok zor durumlara düşebilir, yenilmek üzere bile olabilir ancak Zagor’un vicdani ve adaletli yönü ona her zaman yardım edecek bir bakıma onun gerçekten ölümsüz olduğunu tescil edip karşılaşmanın değişmez galibi olarak Zagor ilan olunacaktır. (saman gibi müsabaka oldu yahu... neyse sayın Özkök ile acısını çıkaralım bu maçın...)
Zagor vs Ertuğrul Özkök
İlk Tahmin : Zagor alır maçı almasına da, sonra…
Olasılıklar: Şimdi Zagor ile Ertuğrul Özkök aynı düzlemde karşı karşıya gelmesi imkansız kahramanlar gibi görülse de, aslında ikisi de gerçek ve fantastik evren’in iç içe geçtiği kendi dünyalarındaki paralellik vasıtasıyla bal gibi de karşı karşıya gelebilirler. Gelirler de Zagor artık Ertuğrul Özkök’ü cetvelle mi döver, baton sucukla mı döver, kulağını mı çeker, yoksa bir yumrukta yere mi serer bilemeyeceğimiz gibi, karşı karşıya geldiklerinde sayın Özkök’ü sopalaması kesin olan Zagor’un başına müsabakadan sonra ne geleceğini de bilemeyiz.

Karşılaşmanın hemen ertesinde Ertuğrul Özkök, “Telefon çaldı arayan Genel Kurmay Başkanı'ydı" başlıklı bir yazı ile G.K. Başkanı’nın, “Zagor olayını dikkatle izliyoruz, tahlilleriniz doğrudur” dediğini mi yazar, Aydın Doğan vasıtası ile Zagor’un yayınevlerini ve hatta Bonelli Comics'i satın aldırıp Zagor’u kadın kılığına sokup mu basar, Zagor ile Çiko’nun fotoshop’lı uygunsuz görüntülerini manşetten verip, “bu fotoğraf hakkında editörlerle çok tartıştık ancak gazetecilik gereğince basmaya karar verdik” diye yaptığı saldırıyı gazetecilik kisvesiyle örtmeye mi çalışır, “Gelin itiraf edelim” temalı yazılarından biri ile Zagor okumanın aslında tamamen nostaljik duygularla mümkün olabileceğini, Zagor’un lümpen bir kahraman olduğunu, oysa kendisinin has bir frankofon olduğunu mu yazar bilememekle birlikte Zagor’un başına hoş olmayan olayların geleceği açıktır. Al başına belayı...

Salı, Ekim 09, 2007

Zagor'un Albümünden (3)

"Ormanda yaşama bana tıpkı hayvanlarda olduğu gibi altıncı his kazandırdı"
Zagor Tenay 1825 / Darkwood
Örümcek Adam'ın örümcek hissi var ise Zagor'un da altıncı hissi var. Zagorumuz bildiğiniz gibi en kıllı yünlü durumlarda, bir kahpelik bir namertlik olduğunda bunu anında hisseder ve daha dikkatli davranarak düşmanlarını alt eder. Üç beş mangacı, beş on frankofon sağda solda diyormuş ki, "Zagor nasıl en zorlu durumda bile kurtarıyor paçayı" diyormuş. "Çok saçma. Ölmeli bizce." diyormuş.

Hahayyt. Siz Zagor'u hiç tanıyamamışsınız.

Zagor'un ölümsüz olduğuna inanmazlar, altıncı his falan çok saçma, hep kurtuluyor, klişe derler. Hayır kendisi ölümsüz bir insan olmasa öldürelim de bunların diline düşmeyelim diyeceğim. Neyse, konuyu dağıtıyoruz. Amacımız Zagor'un kendisinin de belirttiği gibi, sahip olduğu altıncı hissin açıklamasını yapmak.

Ne diyor Zagor : "Ormanda yaşama hayvanlar gibi bana altıncı his kazandırdı."

Hiç küçümsemeyin bu lafı dostlar. Ben orta okuldayken, Allahın unuttuğu bir yere sürgüne gönderilen bir akrabamın yanında, her yerin orman olduğu bir arazinin ortasındaki bir evde iki ay yaz tatili yaptığımdan bu lafın önemini çok iyi biliyorum. Tatilime başlar başlamaz önce incir ağacından düşerek (kırılan dalın düşerken göğsümü çizmesi sonucu) göğsümü yardım, akabinde dereden tepeden mütemadiyen yuvarlanarak sağlam üst baş , çizilmemiş bir deri, kabuk bağlamamış bir eklem bırakmadım. Bununla birlikte iki ay boyunca sincabından akrebine kadar cümle orman mahlukatı ile yakın temas sağladım. Kaldığımız evde mecburen farelerle birlikte yattım. İki ay boyunca etraftaki binlerce fındık ağacından taze fındık yiyerek beslendiğimden devamlı surette cırcır (tırık) vaziyetinde dolaştım. İki ay sonra eve paramparça döndüğümde ailemin geçirdiği şokun ardından sadece iki aylık süreçte kazandığım özellikler kendini belli etmeye başlamıştı bile. Artık farelerden korkmuyordum. Eve fare, hamamböceği veya benzeri bir haşerat girdiğinde önceki gibi çıldırıp avizeye tırmanmıyor, karşılarına dikiliyordum artık. Ne yersem yiyeyim midem bozulmuyordu. Yemek mi arttı, çorba çok mu tuzlu olmuş, et çok mu yağlı aldırmıyor götürüyordum. Hele ki sokaktaki performansım… Gene eskisi gibi duvarlardan, ağaçlardan, bisikletten düşüyor, koşarken yuvarlanıyordum ancak artık düştükten sonra ağlamıyor, kendi pansumanımı kendim yapıyordum. Ormanda tek başına kaldığımda mecbur olduğum kendi başının çaresine bakma özelliği gerçek hayatta da devam ediyordu.

Netice itibariyle, sadece iki aylık bu deneyimin bana kazandırdığı özelikler ortadayken Zagor’un “Ormanda yaşama hayvanlar gibi bana altıncı his kazandırdı.” Sözü bana hiç abartılı gelmiyor. Bırak altıncıyı yedinci, adamın alnında üçüncü gözü çıkar valla diyerek bitiriyor bik bik edecekleri Belgrat ormanında kurduğum çadırda bekliyorum.