Acı konusu edebiyattan müziğe, şiirden sinemaya popüler bir konu. İbrahim Sadri de tanımlamış acıyı, Nazım Hikmet de, İsmail YK da, Sartre da, Umut Sarıkaya da. Biri sadece varoluşundan dolayı çektiği acıyı ifade etmiş, biri haksızlıktan doğan acıyı, biri sevda ile ilgili acıyı, biri otobüs molalarında kabarık montu ile hacet gidermeye çalışan insanın acısını. Bazıları samimiyet testinde kalmış bazıları güldürmüş bazıları ağlatmış. Peki Zagorsever bünyenin acıları yok mu? Ohooo, sürüyle: Küçük kardeşin mavi tükenmez kalemle karaladığı Zagor ciltleri, üşenmeden cinsiyet ayırt etmeden tüm karakterlere yapılan sakal bıyıklar.
Yırtılan, üzerine çay dökülüp önce sararan sonra kuruyan sayfalar. Annenin, komşunun çocuğuna verdiği, babanın, sobada yaktığı ciltler. Ve belki de en acısı olan yarım kalmış maceralar.
Bazen anket yapıyorlar, şu kahramanın en beğenilen macerası hangisidir diye. Tümünde cevabım aynı oluyor. Zagor’un ve hatta tüm çizgi-romanların en iyi macerası yarım kalmış macerasıdır.
Zagor ve Çiko derede balık avlarken, içinde kanla yazılmış bir mesaj olan bir şişe buluyorlar. Bir teğmen, ölmeden önce son gücüyle bir şeyler karalamış kanıyla. Rose Valley Askeri Akademisi’nin mahzeninde mahsur kaldığını, ölmek üzere olduğunu, aşağıda müthiş bir şey ile karşılaştığını yazıp Zagor’un ilgisini çekiyor. Zagor durur mu son hızla buraya seğirtiyor. Akademiye girmeden önce yaşlı bir adam buranın eskiden manastır benzeri bir yer olduğunda rahiplerin birbirlerini öldürdüğünü falan da söyleyince ahan da macera diyorsunuz içinizden. Üstüne Zagor akademinin kapısında onu içeri sokmayan nöbetçiyle kavga etmeye başlıyor. Başlıyor başlamasına da sayfalar bitti. Macera yarım kaldı. Bir başkasında Zagor'un boynunda yağlı urgan. Urganın yanında bir not: "Devam edecek"

Bu heyecanlı maceranın devamı gelecek sayıda, ama gelecek sayı nerede? “Devam Edecek” ama nereye devam edecek, nasıl devam edecek? O mahzende ne gördü acaba teğmen. Bir de geçmişte rahipler birbirini öldürmüş acep niye? İçeri de sokmuyorlar. Zagor ne yapacak acaba?
O yarım kalan macera akıldan çıkmaz. Arar tarar sonraki sayıyı bulmaya çalışırsın bulunmaz. Sevgilisi onu terk etmiş liseli aşık gibi kalırsın. Önce iştahsızlık başlar. Sonra umursamaz tavırlar. Arabesk bir psikoloji. Aylar geçer o macera unutulmaz. Başka maceralar okursun yavan gelir. Ulen en güzeli de o maceraymış meğer diye yemeden içmeden kesilir saf acı ile baş başa kalırsın.
Şu anda hap gibi okunan maceralar yüzünden yeni çr okuru eskisi gibi kolay yetişmiyor. Yarım kalmış maceranın acısını ve hatta tadını bilmeyen biri çizgi-romana eski okuyucular gibi damardan bağlanamıyor.
Mogu mogu (Mock and Sweet) diye bir çizgi film var. Müziği, maceraları, bilinçaltında bıraktığı imgeleri ile ile efsane gibi anlatılan bir çizgi film. İnternetteki alt kültürün de etkisi ile yıllar boyunca, “ah o ne güzel bir çizgi-filmdi, maceraları, komiklikleri hele ki müzikleri” diyerek allanır pullanırdı. Bu motivasyonun da etkisi ile bir şekilde ulaştım bu çizgi-filme ve gördüm ki: müziğini ilk duyunca gelen heyecan geçince gayet sıradan, bu yaşta asla seyredilmeyecek bir çizgi-filmmiş. Oysa seyretmeseydim halâ anlatacak, şöyleydi böyleydi diye abartacak ve buna gerçekten de inanacak ve etrafımı da inandıracaktım.
Ya da Clementine örneğini verelim. 80’ler ve 90’ların başında çocuk olanlar hatırlayacaktır, müthiş çizgi-film Clementine’i. Ya da Kara Şimşek’i ve nice eski efsaneyi. Tabi burada özlenen, özlemle anılan, yad edilen ve hatta pazarlanan ilgili yapım değil, tabi ki çocukluğunuz ve gençliğiniz oluyor. Nostalji her devirde iyi fiyatlara satılan, alıcısı hazır bir ürün olarak karşımıza çıkıyor.
Yarım kalmış maceralar da böyle aslında. Birkaçına yıllar sonra ulaşıp teyit ettim. O beni benden alan macera meğer ne kadar tırtmış diye hayıflandım çoğu ve tekrar anladım, en iyi macera yarım kalan maceradır. O yarım kalan macera, yarım kaldığı zamandaki kendimizi hatırlatıyor, tamamlanamaması sebebiyle unutulan maceralar klasörüne taşınmadan, masaüstünde kalabalık etmesine rağmen silmeye kılınamayan dosya misali göze batıp duruyor. Yıllar geçtikçe hayalgücümüzün etkisi ile macera gözümüzde büyüdükçe büyüyor. Acısı azalmasına rağmen eski bir yara gibi arada bir sızlatıyor. Akla düşüp güzel bir final yapmayı bile engelliyor.














