Cuma, Mart 05, 2010

Zagor'un Albümünden (8)

BayanZagorSeverler’den Romans rumuzlu okuyucumuz sormuştu “Çiko’nun favori acı sosu hakkında neden bir yazı yok” diye. Hem bu sorunun çağrışımı, hem dün, ayıptır söylemesi Meksika restoranında götürdüğüm fajitalar, üstüne üstlük arşivden çıkan gördüğünüz kare de birleşince bu haftanın yazısı aradan çıkmış oldu. (ellerini oğuşturur)

Çiko’nun en övündüğü konu Meksikalı olmasıdır bildiğiniz gibi. Yıllarca uzun soyadı ve sürekli bahsettiği soylu ataları ile ilgili lakırdılarla asilzade ayağına yatan Çiko’nun foyası ailesinin de gözüktüğü bir macerada ortaya çıkmış, Çiko’nun Kaygısızlar ailesi kıvamında bir ortamda yetiştiğini anlamıştık. Artık asilzade dedem deyince “hadi lenn” diyebilsek de Çiko’nun hakkını yiyemeyeceğimiz konulardan biri kendisinin müthiş damak zevki. Oburluğu, ne bulursa yiyebilitesi, çoğu zaman bu zevki gölgelese de, çoğu macerada gördük ki, Çiko iyi yemekten anlayıp o yemeğin hakkını veriyor. Kızılderililerin koca bir kazanda pişirdiği yatılı okul yemeğinden hallice haşlamayı baharat ve sos takviyesiyle Meksika mutfağına armağan edebiliyor mesela. Çiko’nun damak zevkini başka bir yazıya bırakıp Çiko’nun mutfağındaki asli unsurlardan olan sos ve baharatlara gelelim…

Yemeğin tüm kimyasını değiştiren Meksika’ya özel bu baharat ve soslar Çiko’nun en değerli hazinelerinden biridir ve Çiko’nun dolabında, düzenli olarak memleketten, Wells Fargo’nun kazık posta arabası fiyatlarından yırtmak için otobüsle getirtip, Darkwood otogarında muavinden teslim aldığı sosları vardır daima. Bu soslar Meksika mutfağını tanıyanların tasdikleyeceği gibi acı/yoğun/keskin olması ile ünlüdür. Bu bile yoğun aroma için yeterli bir sebep iken fasulye de ülkenin dış ülkelere bile ihraç ettiği en önemli yemeklerinden biri olunca bu şekilde beslenen birinin olduğu ortamda kekremsi bir koku peydah olmaması kaçınılmaz. Hani çıkan sesleri tamtam mesajı diyerek kamufle etsek de kokunun önüne geçmek namümkün. Böyle bir ortam birlikte yaşayan nice çiftin mutluluğuna gölge düşürecek olsa da Zagor, Çiko’nun bu özelliğini avantaja çevirmeyi bilmiş, en zor durumlarda aromatik kokuları ile Çiko’yu başkası fark etmeden tanıyarak nice kıllı yünlü ortamda üstünlüğü göstermiştir.
(not: 30 liraya fajita mı olur lan!)

Cuma, Şubat 26, 2010

Zagor'un Albümünden (7)

Zagor düşmanlarının argümanlarını sık sık dile getirip, burada ifşa ediyoruz bildiğiniz gibi. Gene Zagor’un cinsel hayatı ile ilgili yakışıksız bir kare ile karşınızdayız.

Neymiş efendim? Zagor ile Çiko bir otel odasında, yataklarında yatıyorlar. Zagor çıplak. Çiko pijamalı. Lamba kısılmış, ortam loş. Solda az önce bir şeyler olduğunu kanıtlayan bir “az sonra” ibaresi ve Çiko tüy dikercesine soruyor: "Ne düşünüyorsun?"

Şimdi maceradan bağımsız sadece bu kareyi verirsen, bunu okuyan kişilerin durumdan işkillenmesi normal. Ben de kareyi ilk gördüğümde “ohaa” resmen yılların sevişme sonrası edilen saçma sözlerde daima ilk üçe oynamış klişesi “ne düşünüyorsun” diye sormuş Çiko diye afallamıştım. Gerçek hayatta bu sorunun tek yanıtı vardır "seni" diyerek yalan atarsın ve mizansen biter. Zagor'da ise malum karenin öncesine ve sonrasına baktığınızda sorunun tamamen macera ile ilgili olduğunu görebilirsiniz.

Magazin zevkli bir konu, ancak bu boyuta gelen, amacı salt karalamak olan haberlere üzülüyorum. Ne yani maceralardan ilgili kareleri cımbızlayıp, “Biraz eğilsene", "şunun ucunu tutsana", "yerleştirsene", "dayan Çiko" gibi çift anlamlı kelimelerin geçtiği balonlarla süsleyip sansasyonel haberler üretince Zagor okuyusunun buna itibar edeceğini mi düşünüyorsunuz?Kendinizi düşürürsünüz ancak.

Bu sebeple hem senaristlerin hem de çr çevirmenlerinin çok dikkatli olması, bu tip kareleri hem çizerken hem de yazıp çevirirken iki defa düşünmesi gerekiyor.

Not: ilgili kare Zagor'un "Olimpos Çöküyor" adlı şahane macerasından. Kafayı yemiş bir arkeolog Amerika'da antik yunan tanrılarının oturduğu dağ olan efsanevi Olimpos'dan hareketle benzer bir ortam yaratıyor ve Zagor dahil cümle yiğidi, 3 başlı hayvanlardan, ilüzyon tuzaklarına kadar bir dizi yarışmadan geçiriyor. Kin, nefret, intikam, macera, fantazya, bilimkurgu hepsi bu macerada.

Cuma, Şubat 19, 2010

Zagor vs Tarkan

İlk Tahmin: Çok yanlış iş yaptık çook!

Olasılıklar: Olasılık falan yok. Zagor Tarkan’ı döver dövmesine de bunu nasıl usturupluca yazacağız, milliyetçi çr severleri incitmeden nasıl sıyrılacağız onu merak ediyorum. Öncelikle Sezgin Burak’ın şahane eseri Tarkan’a karşı boynumuz kıldan ince onu söyleyelim. Bizim kapıştırdığımız Tarkan, çizgiromandaki değil yeşilcamdaki Tarkan yani Kartal Tibet’tir.

Bir kere kurt falan demeyin sakın. Çizgi-romanda pek cevval pek atılgan ama filmlerinde gördük tek numarası var paçadan tutup çekiştirmek, bir de karşıdaki kişinin elinde bileklik var ise onu tutup çekiştirmek. Zagor kendisine karşı koşan kurdu görünce seri bir şekilde yerden taş alıp atarmış gibi yapar ve kurdu savuşturur. Kalırlar karşı karşıya. Zagor’un elinde baltası, Tarkan’ın elinde keskin kılıcı.
Ancak o da ne. Tarkan’ın peruğundaki kahkül sürekli yüzüne düşer ve Tarkan’ın görüş alanını sınırlandırır.. Tarkan üfleyip kahkülü attırmaktan maça konsantre olamaz bir türlü. Neyse, Tarkan ya Allah deyip Zagor’un üzerine atlar, Zagor Tarkan’ı kılıç tutan bileğinden yakalayıp, ayağını göğsüne dayayarak, eğilip üzerinden aşırtıverir. Aşırtıverir de aşırtıvermeyeydi daha iyiydi. Tarkan tepeden uçarken kıyafetin altından gözüken büllük Zagor’u sıyırarak geçer neredeyse.
Tarkan hızının ivmesiyle uçup 3 metre ileriye düşer. Bu arada da süper mini kıyafeti tüm cüretkârlığı ile saklamaya çalıştığı takım-ül taklavatı cümle aleme gösterir. Eyvah ki eyvah! Hem seyredenlerin hem de Zagor’un içi bir mayhoş olur. Gözleri flash patlamışçasına körelir. Bu manzara karşısında Zagor da dahil herkes hemen arkasını döner; bazıları da eliyle siper eder gözlerini. Tarkan bu afallamadan yararlanarak kalkıp tekrar saldırır. Zagor’u arkadan yakalar ve kollarıyla sıkar.
Zagor az önce gördüğü manzaranın da etkisiyle şimdi de arkadan dayamış olan Tarkan’dan öyle bir huylanır ki; enseden aşağı öyle bir ürperme iner ki, can havliyle de olsa elleriyle arkadan Tarkan’ın kafasından tutup, son gücü ile fırlatır. Tarkan, maalesef yaklaşık 50 km/s hız ile 10 metre ilerideki bir duvarda patlar. Tarkan’ın artık kalkmaya mecali yoktur. Zagor hissettiği karmaşık duyguları ile gücünü ayarlayamadığından dolayı vicdanen de üzülerek Tarkan'ın yanına gider ve pansumanına yardımcı olur. Tarkan fısıldayarak “ sağol dostum, benim mağarada şifalı su var, ona girerim bir şeyim kalmaz” diyerek Zagor’u cevaplar. Karşılaşma biter, Zagor kazanır. (iyi yırttık!)

Pazartesi, Şubat 15, 2010

Hellingen

Yok böyle bir psikopat! Yekpare ve al bir entari giyen Hellingen’i, Türk filmlerindeki üçüncü sınıf figürasyona benzeyen tipi, Zagor’a olan nefreti ve teknolojiğinden fantastiğine envayi çeşit buluşu ile hatırlıyoruz. Sonda söyleyeceğimizi başta söyleyelim: Hellingen’i Zagor maceralarına kattığı B movie havasıyla seviyorum.

Ki bu "B Movie" havası diyerek iki kelime ile işin içinden çıkıverdiğimiz nane ile Zagor arasında sağlam ve ince bir ilişki var; Hellingen de bu ilişkinin ana aktörlerinden biri.

Aynı zamanda belki de Zagor’a yapılan en sert eleştirilerin müsebbibi bu adam. 1800’lü yıllarda robotu gören, uzaylıyı gören, denizaltı makinesini gören ve Zagor evrenine aşina olmayan kişi ne diyor. “ahaha ne bu be, çok saçma yea”

Konuyu biraz sulandıracağız ama en sevdiğim şeylerden biri b movie ve onun ekseninde oluşan, içinde Zagor’u da sayabileceğimiz kültür ve bu kültürden türeyen her türlü mamule “çok saçma” diyen bir insan evladı ile konuşmak. Attack of the Killer Tomatoes adlı 78 yapımı bir film var. “Katil Domateslerin Saldırısı” adıyla çevrilebilir. Filmde mutasyon geçiren domatesler büyüyüp insanları öldürmeye başlıyor. Paragrafın başında söz ettiğim güzide insan da bu filme bakıp “çok saçma yea” diyor. Sensin len saçma.

Morpheus Matrix’e yeni gelen Neo’ya dediği gibi konuşsun “Gerçeğin çöllerine hoş geldiniz” “Saçma nedir? Saçmayı nasıl tanımlarsın? Gördüklerinin gerçek olduğunu mu sanıyorsun?”

Her gün sabah 06:30’da kalkıp bütün gün çalışan, gece anca evine dönen, dizisine yetişmek için apar topar yemeği toparlayıp akabinde dizi başında sızan insan evladı, aynı Age Of Empires’daki köylüler gibi hiç durmadan bir sonraki çağa geçmek için çalışan insanoğlu hiç utanmadan yaşadığı hayatı hiç düşünmeden, sorgulamadan bu filme “çok saçma” diyor. Bu sefer de Fırat’tan gelsin: “Yek yeea” Sensin ulen saçma. Tüm hayatın ile kelimenin tüm anlamı ile çok saçmasın. Sen var ya sen…
Öhm. Hellingen’e dönersek, Zagor evrenindeki en tutarlı, en istikrarlı en önemli düşmanlardan biridir kendisi.

Zorlarsanız kendi içinde makul taraflarını da görebilirsiniz. Robottur, denizaltıdır, uzaylılarla temastır, bunlar 1800'lü yıllarda da olsa yapılabilir. Bu anlamda Hellingen zekası ile övgüyü hak ediyor ancak Hellingen ve nice kötünün patladığı, aklını sapıttığı nokta dünyayı ele geçirme arzuları oluyor. Öyle güçte biri rahatlıkla kendi çapında krallığını kurup, gül gibi yaşayacakken, nerden akıllarına geliyorsa, bu dünyayı ele geçirme isteğiyle yanıp tutuşuyorlar.

Hayır, gittin bir bölgede, Pennsylvania’nın kuzeyinde hükümdarlığını kurdun, takıl orada mis gibi. Tüm dünya neyine; gidip Kütahya’yı ele geçirip ne yapacaksın?

Zagor ile Hellingen ilk defa Titan adlı macerada karşılaşıyorlar. Hellingen’in icat etttiği Terminator’ün 3.1 versiyonu olan Titan’ı Zagor parça pinçik edip gölün dibine yollayınca, Hellingen’e bu olay evlat acısı gibi koyuyor ve Zagor’a olan büyük kin başlıyor ki bu durumda Hellingen’e hak vermemek elde değil. Yıllarca çalışıp didin, 1800’lü yıllarda azmedip uzaktan kumandalı dev bir robot yap ve Zagor gelsin, balta ile, robotunun devresine devresine, çipine çipine vursun. Yedek parçası yok, servisi yok, garantisi yok. Elde dumanı tüten metal yığınıyla kalakal. Bununla bitmiyor, daha sonraki ilk karşılaşmalarında Hellingen ne yapıyor ediyor Titan adlı robotu tekrar çalıştırıyor ama Zagor durur mu? Bu sefer de bir denizaltı (hemi de Hellingen'in denizaltısı) ile Titan’ı gene yok edip, gölün sularına gömüyor.
Hellingen yaşadığı bu travmalardan sonra, Tüm dünyayı ele geçirme arzusunu "Zagor’u yok etme" olarak güncelliyor. Bu sayede kendisinin Zagor’a karşı olan nefretinin kökenlerini anlayabiliyor ve ona hak verebiliyoruz. Ama neticede kötüsün kardeşim. Kaybetmeye, Zagor’un tokadını her seferinde yemeye mecbursun. Sen de bunu anla biraz.

Anlasa durur. Ama Hellingen, cümle kötüdeki ortak zayıf nokta olan, bitmek tükenmek bilmeyen saplantısıyla Zagor’un karşısına tekrar tekrar çıkıyor Buna karşılık Hellingen hangi şeytani buluşu ile gelse Zagor onu durdurmakla kalmıyor, o milyonlarca dolarlık icatları tarumar ediyor. Her macerada yenilen, öldü sanılan Hellingen bir daha ortaya çıkıyor, birinde uzaylılarla iletişim kurup, onlarla birlik olup Zagor’un karşısına çıkıyor, (akronlularla tanışıyoruz) , ötekisinde
Freddy gibi düşlere girerek kabus oluyor, her madara oluşunda daha da kinlenip daha güzel maceralarla geri dönmeyi garantiliyor. İstikrarı ile Zagor okuyucusunun gönlünde Zagor düşmanı da olsa haklı bir yer edinip, maceraları zevkle okunmaya devam ediyor. Kötü de olsa, saplantısı sebebiyle denyo da gözükse, entarisi ala şeftalisi bala benzese de seviyoruz. Siz "Elveda" dediğine bakmayın. Çıkar gene bir delikten, yakındır.

Pazar, Ekim 18, 2009

Zagor ve Hayvanlar Alemi

Duyuyorum, okuyorum bazı bazı. Yok efendim Zagor şu adamı nasıl yenermiş, ama bu kişiyi yenmesi imkansızmış ve bunun gibi bir sürü lakırdı. Argüman da şu: Zagor bir sürü kavgasında sopa yemiştir, yakalanmıştır, yenilmiştir. Tamam, bu gerçeği kimse yadsımıyor. Ancak kabul edelim, bu sözü edilen sopa yenen kavgaların hepsinde bir üçkağıt mevcuttur. Ya çok kişi dalarlar (Çok= gerçekten çok) , ya bayıltıcı toz atarlar, ya ölmüş taklidi yaparlar, bu ve bunun gibi bir sürü adi hile ile Zagor’u o an için alt edebilirler. Ettiler de. İlk olarak, Zagor’u dürüst bir kavgada yenmeniz imkansıza yakındır, bunda mutabık kalalım. İkinci olarak o anki ahval ve şerait içinde Zagor’u alt ettiniz diyelim. Bu asla uzun sürmeyecek Zagor bir şekilde kurtulacaktır. Alt ettiğiniz an öldürmeye çalışsanız olmaz. Zira: (Bkz: Zagor’un ölümsüz olması) Daha fazla detaya girip, kanıtlar sunmuyorum, Zagor okuyucusu bunu bilecektir. Bilmeyenler için de
kitaplarımızda tek tek yazdık, bir zahmet okusunlar.

Konumuza dönersek, Zagor’un bazı kahramanlarda default olarak gelen, kurt, at, köpek, sincap gibi hayvan kanka müessesesiyle işi yoktur bildiğiniz gibi.
Hayatı münasebeti ile hayvan besleyecek
bir düzeni de olmadı hiçbir zaman. Bir tek birkaç macerada musallat olan kanguru, penguen, ördek karışımı enterasan hayvan Going Going’e sem
pati besledi. Bu yüzdendir ki hayvanlarla ancak onlar kendisine ya da birilerine saldırdığında karşı
karşıya geldi. Zagor türlü türlü mahlukatı gerek yumruk, gerek uçan tekme, gerek kafa atarak devirmiş, "teketekte yenilmesi imkansıza yakındır" iddiamızı makul hale getirmiştir.

Buyrun. Koca gidi arslanı tek yumrukla yere seren bir kişidir Zagor. Bu gücü tasavvur etmek için, hayvanat bahçesine gidip, arslan karşısında birkaç dakika düşünmek kafidir.
Kedi familyasının Zagor evreninde faydalı bir iş yaptığı görülmemiştir. Varsa yoksa kabilelerin arasına dalıp asayişi bozmak. Böyle olduğunda da Zagor ile karşılaşmak mecburi oluyor. Arslanı yumruk manyağı yaptı diyorum jaguardan mı korkacak.
Familyanın asi çocuğu puma. Ancak 60 km hızla koşup bir tane yavru geyik avlamayı bilirsiniz. Müstahak bunlar sana.
Timsahla birden fazla karşılaştı Zagor. Bir timsah karşısında, rahmetli timsah avcısını kıskandıracak kadar rahattır. Timsah zaten aerodinamik olarak belli hantallıklara sahip. Ağzını kapatacaksın ya da ağzı açıkken ağzına bir şey sokup kapatamamasını sağlayacaksın. Göbeği de yumuşacıktır. Boydan boya yardın mı bıçakla bitti gitti.
Ahtapot salatası gerçekten enteresan bir meze. Yalnız ahtapotu öncesinde duvara iyi vurmak gerekiyor. Yoksa sert kalıyor.
Normalde gördüğü bir yılana saldırmaz Zagor. Ancak bir hıyanet, bir musibet, bir sinsilik oldu mu, kafaya yersin baltayı.
Ayı hantaldır tamam. Belki ben bile karşısına bir balta ile çıksam öldürebilirim. Ama çıplak elle ayı öldürmek. Hele ki ayıya kafa atmak diyor ve diğer hayvana geçiyorum.
Balina avı yapmamış bir kahramanla, fumetti kahvesinde çok pis dalga geçiyorlarmış. Zagor da kahvede lavuğun biri laf atar, başımızı belaya sokar diyerekten, kuzey maceralarının birinde o işi de görmüştür.
Geyik deyip geçmeyin. Yabanileri, insana saldıranları var. Boynuzunu dağa taşa sürtüp bileyleyeni var. O yüzden bu vahşi geyiklere çok kıl olur Zagor. Körpesini ise sever. İkisini de öldürür, ikisini de yer. (zengin kafiye) Bu geyiklerin etini kurutup aylarca heybede taşıyıp, zor zamanlarda katık yapabilirsiniz. Eti çok bereketlidir.
Zagor’un üstünlüğüne kanıt karşılaşmalardan biri daha. Full kontak mı yapıyorsun, dövüş sanatları mı biliyorsun, Ninja mısın? Hiç fark etmez. Bir kartal sana havadan saldırsa kılını kıpırdatamazsın. Hem gaga hem de pençeler ölümcül yaralar açabilir. Tex’in Chicago’daki bir macerasında da gördük. Bu yabani kuşlar kaç kişiyi öldürdü. O yüzden, yabani bir kartalı bile yenen Zagor, Conan’ı devirince şaşırmasın kimse.
Zagor her ne kadar suda hızı azalsa da çevikliğini muhafaza eder. Bir timsahı suda öldürmek daha kolayken, bir köpekbalığını öldürmek her babayiğidin harcı değildir. Ancak bıçak şart tabi bu tür karşılaşmalarda.
Kurt tek başına Zagor’a karşı bir tehlike arz etmese de, toplandıklarında çok tehlikeli olabiliyorlar. Ateş, balta ve tabanca etkili yöntemlerden.

Bağlayalım: Bunlar dışında nice fantastik hayvanı da telef etti Zagor. Olimpos macerasında üç kafalı iri bir köpeği devirmişti mesela. Doğa acımasız, hayvanlar ise en usta avcılar. Fakat Zagorumuz, içgüdüsüyle, bildiği tek şey olan öldürme güdüsüyle, saf acımasızlık ile saldıran hayvanları bile birkaç hamle ile evcilleştirebiliyor. O yüzden artistlik yapıp Zagor’un karşısına çıkacakları uyaralım. Kan alırlar kan…