Pazartesi, Şubat 15, 2010

Hellingen

Yok böyle bir psikopat! Yekpare ve al bir entari giyen Hellingen’i, Türk filmlerindeki üçüncü sınıf figürasyona benzeyen tipi, Zagor’a olan nefreti ve teknolojiğinden fantastiğine envayi çeşit buluşu ile hatırlıyoruz. Sonda söyleyeceğimizi başta söyleyelim: Hellingen’i Zagor maceralarına kattığı B movie havasıyla seviyorum.

Ki bu "B Movie" havası diyerek iki kelime ile işin içinden çıkıverdiğimiz nane ile Zagor arasında sağlam ve ince bir ilişki var; Hellingen de bu ilişkinin ana aktörlerinden biri.

Aynı zamanda belki de Zagor’a yapılan en sert eleştirilerin müsebbibi bu adam. 1800’lü yıllarda robotu gören, uzaylıyı gören, denizaltı makinesini gören ve Zagor evrenine aşina olmayan kişi ne diyor. “ahaha ne bu be, çok saçma yea”

Konuyu biraz sulandıracağız ama en sevdiğim şeylerden biri b movie ve onun ekseninde oluşan, içinde Zagor’u da sayabileceğimiz kültür ve bu kültürden türeyen her türlü mamule “çok saçma” diyen bir insan evladı ile konuşmak. Attack of the Killer Tomatoes adlı 78 yapımı bir film var. “Katil Domateslerin Saldırısı” adıyla çevrilebilir. Filmde mutasyon geçiren domatesler büyüyüp insanları öldürmeye başlıyor. Paragrafın başında söz ettiğim güzide insan da bu filme bakıp “çok saçma yea” diyor. Sensin len saçma.

Morpheus Matrix’e yeni gelen Neo’ya dediği gibi konuşsun “Gerçeğin çöllerine hoş geldiniz” “Saçma nedir? Saçmayı nasıl tanımlarsın? Gördüklerinin gerçek olduğunu mu sanıyorsun?”

Her gün sabah 06:30’da kalkıp bütün gün çalışan, gece anca evine dönen, dizisine yetişmek için apar topar yemeği toparlayıp akabinde dizi başında sızan insan evladı, aynı Age Of Empires’daki köylüler gibi hiç durmadan bir sonraki çağa geçmek için çalışan insanoğlu hiç utanmadan yaşadığı hayatı hiç düşünmeden, sorgulamadan bu filme “çok saçma” diyor. Bu sefer de Fırat’tan gelsin: “Yek yeea” Sensin ulen saçma. Tüm hayatın ile kelimenin tüm anlamı ile çok saçmasın. Sen var ya sen…
Öhm. Hellingen’e dönersek, Zagor evrenindeki en tutarlı, en istikrarlı en önemli düşmanlardan biridir kendisi.

Zorlarsanız kendi içinde makul taraflarını da görebilirsiniz. Robottur, denizaltıdır, uzaylılarla temastır, bunlar 1800'lü yıllarda da olsa yapılabilir. Bu anlamda Hellingen zekası ile övgüyü hak ediyor ancak Hellingen ve nice kötünün patladığı, aklını sapıttığı nokta dünyayı ele geçirme arzuları oluyor. Öyle güçte biri rahatlıkla kendi çapında krallığını kurup, gül gibi yaşayacakken, nerden akıllarına geliyorsa, bu dünyayı ele geçirme isteğiyle yanıp tutuşuyorlar.

Hayır, gittin bir bölgede, Pennsylvania’nın kuzeyinde hükümdarlığını kurdun, takıl orada mis gibi. Tüm dünya neyine; gidip Kütahya’yı ele geçirip ne yapacaksın?

Zagor ile Hellingen ilk defa Titan adlı macerada karşılaşıyorlar. Hellingen’in icat etttiği Terminator’ün 3.1 versiyonu olan Titan’ı Zagor parça pinçik edip gölün dibine yollayınca, Hellingen’e bu olay evlat acısı gibi koyuyor ve Zagor’a olan büyük kin başlıyor ki bu durumda Hellingen’e hak vermemek elde değil. Yıllarca çalışıp didin, 1800’lü yıllarda azmedip uzaktan kumandalı dev bir robot yap ve Zagor gelsin, balta ile, robotunun devresine devresine, çipine çipine vursun. Yedek parçası yok, servisi yok, garantisi yok. Elde dumanı tüten metal yığınıyla kalakal. Bununla bitmiyor, daha sonraki ilk karşılaşmalarında Hellingen ne yapıyor ediyor Titan adlı robotu tekrar çalıştırıyor ama Zagor durur mu? Bu sefer de bir denizaltı (hemi de Hellingen'in denizaltısı) ile Titan’ı gene yok edip, gölün sularına gömüyor.
Hellingen yaşadığı bu travmalardan sonra, Tüm dünyayı ele geçirme arzusunu "Zagor’u yok etme" olarak güncelliyor. Bu sayede kendisinin Zagor’a karşı olan nefretinin kökenlerini anlayabiliyor ve ona hak verebiliyoruz. Ama neticede kötüsün kardeşim. Kaybetmeye, Zagor’un tokadını her seferinde yemeye mecbursun. Sen de bunu anla biraz.

Anlasa durur. Ama Hellingen, cümle kötüdeki ortak zayıf nokta olan, bitmek tükenmek bilmeyen saplantısıyla Zagor’un karşısına tekrar tekrar çıkıyor Buna karşılık Hellingen hangi şeytani buluşu ile gelse Zagor onu durdurmakla kalmıyor, o milyonlarca dolarlık icatları tarumar ediyor. Her macerada yenilen, öldü sanılan Hellingen bir daha ortaya çıkıyor, birinde uzaylılarla iletişim kurup, onlarla birlik olup Zagor’un karşısına çıkıyor, (akronlularla tanışıyoruz) , ötekisinde
Freddy gibi düşlere girerek kabus oluyor, her madara oluşunda daha da kinlenip daha güzel maceralarla geri dönmeyi garantiliyor. İstikrarı ile Zagor okuyucusunun gönlünde Zagor düşmanı da olsa haklı bir yer edinip, maceraları zevkle okunmaya devam ediyor. Kötü de olsa, saplantısı sebebiyle denyo da gözükse, entarisi ala şeftalisi bala benzese de seviyoruz. Siz "Elveda" dediğine bakmayın. Çıkar gene bir delikten, yakındır.

4 yorum:

vildan dedi ki...

Vay canına sayın seyirciler! Dört ay sonra Zagorun Sözü Bu bloğu yayına başlamış demek ki.
Ne güzel:)

onkaplan dedi ki...

aklımı sapıttım okurken, eline yüreğine sağlık abi...

look who's back bitch who's back!...

Sıtkı Sıyrıl dedi ki...

Teşekkürler arkadaşlar :) Artık Her hafta güncellemeyi deneyeceğiz, testleri yaptım, motorun yanmaması lazım. Bakalım.

vildan dedi ki...

Kolay değil tabi. Aynı konuda bu kadar yazı yazmak bile büyük beceri.Evet! Bari haftalık dergi gibi olsa. Haftada bir güncelleme yapılsa:)