Cuma, Şubat 19, 2010

Zagor vs Tarkan

İlk Tahmin: Çok yanlış iş yaptık çook!

Olasılıklar: Olasılık falan yok. Zagor Tarkan’ı döver dövmesine de bunu nasıl usturupluca yazacağız, milliyetçi çr severleri incitmeden nasıl sıyrılacağız onu merak ediyorum. Öncelikle Sezgin Burak’ın şahane eseri Tarkan’a karşı boynumuz kıldan ince onu söyleyelim. Bizim kapıştırdığımız Tarkan, çizgiromandaki değil yeşilcamdaki Tarkan yani Kartal Tibet’tir.

Bir kere kurt falan demeyin sakın. Çizgi-romanda pek cevval pek atılgan ama filmlerinde gördük tek numarası var paçadan tutup çekiştirmek, bir de karşıdaki kişinin elinde bileklik var ise onu tutup çekiştirmek. Zagor kendisine karşı koşan kurdu görünce seri bir şekilde yerden taş alıp atarmış gibi yapar ve kurdu savuşturur. Kalırlar karşı karşıya. Zagor’un elinde baltası, Tarkan’ın elinde keskin kılıcı.
Ancak o da ne. Tarkan’ın peruğundaki kahkül sürekli yüzüne düşer ve Tarkan’ın görüş alanını sınırlandırır.. Tarkan üfleyip kahkülü attırmaktan maça konsantre olamaz bir türlü. Neyse, Tarkan ya Allah deyip Zagor’un üzerine atlar, Zagor Tarkan’ı kılıç tutan bileğinden yakalayıp, ayağını göğsüne dayayarak, eğilip üzerinden aşırtıverir. Aşırtıverir de aşırtıvermeyeydi daha iyiydi. Tarkan tepeden uçarken kıyafetin altından gözüken büllük Zagor’u sıyırarak geçer neredeyse.
Tarkan hızının ivmesiyle uçup 3 metre ileriye düşer. Bu arada da süper mini kıyafeti tüm cüretkârlığı ile saklamaya çalıştığı takım-ül taklavatı cümle aleme gösterir. Eyvah ki eyvah! Hem seyredenlerin hem de Zagor’un içi bir mayhoş olur. Gözleri flash patlamışçasına körelir. Bu manzara karşısında Zagor da dahil herkes hemen arkasını döner; bazıları da eliyle siper eder gözlerini. Tarkan bu afallamadan yararlanarak kalkıp tekrar saldırır. Zagor’u arkadan yakalar ve kollarıyla sıkar.
Zagor az önce gördüğü manzaranın da etkisiyle şimdi de arkadan dayamış olan Tarkan’dan öyle bir huylanır ki; enseden aşağı öyle bir ürperme iner ki, can havliyle de olsa elleriyle arkadan Tarkan’ın kafasından tutup, son gücü ile fırlatır. Tarkan, maalesef yaklaşık 50 km/s hız ile 10 metre ilerideki bir duvarda patlar. Tarkan’ın artık kalkmaya mecali yoktur. Zagor hissettiği karmaşık duyguları ile gücünü ayarlayamadığından dolayı vicdanen de üzülerek Tarkan'ın yanına gider ve pansumanına yardımcı olur. Tarkan fısıldayarak “ sağol dostum, benim mağarada şifalı su var, ona girerim bir şeyim kalmaz” diyerek Zagor’u cevaplar. Karşılaşma biter, Zagor kazanır. (iyi yırttık!)

Pazartesi, Şubat 15, 2010

Hellingen

Yok böyle bir psikopat! Yekpare ve al bir entari giyen Hellingen’i, Türk filmlerindeki üçüncü sınıf figürasyona benzeyen tipi, Zagor’a olan nefreti ve teknolojiğinden fantastiğine envayi çeşit buluşu ile hatırlıyoruz. Sonda söyleyeceğimizi başta söyleyelim: Hellingen’i Zagor maceralarına kattığı B movie havasıyla seviyorum.

Ki bu "B Movie" havası diyerek iki kelime ile işin içinden çıkıverdiğimiz nane ile Zagor arasında sağlam ve ince bir ilişki var; Hellingen de bu ilişkinin ana aktörlerinden biri.

Aynı zamanda belki de Zagor’a yapılan en sert eleştirilerin müsebbibi bu adam. 1800’lü yıllarda robotu gören, uzaylıyı gören, denizaltı makinesini gören ve Zagor evrenine aşina olmayan kişi ne diyor. “ahaha ne bu be, çok saçma yea”

Konuyu biraz sulandıracağız ama en sevdiğim şeylerden biri b movie ve onun ekseninde oluşan, içinde Zagor’u da sayabileceğimiz kültür ve bu kültürden türeyen her türlü mamule “çok saçma” diyen bir insan evladı ile konuşmak. Attack of the Killer Tomatoes adlı 78 yapımı bir film var. “Katil Domateslerin Saldırısı” adıyla çevrilebilir. Filmde mutasyon geçiren domatesler büyüyüp insanları öldürmeye başlıyor. Paragrafın başında söz ettiğim güzide insan da bu filme bakıp “çok saçma yea” diyor. Sensin len saçma.

Morpheus Matrix’e yeni gelen Neo’ya dediği gibi konuşsun “Gerçeğin çöllerine hoş geldiniz” “Saçma nedir? Saçmayı nasıl tanımlarsın? Gördüklerinin gerçek olduğunu mu sanıyorsun?”

Her gün sabah 06:30’da kalkıp bütün gün çalışan, gece anca evine dönen, dizisine yetişmek için apar topar yemeği toparlayıp akabinde dizi başında sızan insan evladı, aynı Age Of Empires’daki köylüler gibi hiç durmadan bir sonraki çağa geçmek için çalışan insanoğlu hiç utanmadan yaşadığı hayatı hiç düşünmeden, sorgulamadan bu filme “çok saçma” diyor. Bu sefer de Fırat’tan gelsin: “Yek yeea” Sensin ulen saçma. Tüm hayatın ile kelimenin tüm anlamı ile çok saçmasın. Sen var ya sen…
Öhm. Hellingen’e dönersek, Zagor evrenindeki en tutarlı, en istikrarlı en önemli düşmanlardan biridir kendisi.

Zorlarsanız kendi içinde makul taraflarını da görebilirsiniz. Robottur, denizaltıdır, uzaylılarla temastır, bunlar 1800'lü yıllarda da olsa yapılabilir. Bu anlamda Hellingen zekası ile övgüyü hak ediyor ancak Hellingen ve nice kötünün patladığı, aklını sapıttığı nokta dünyayı ele geçirme arzuları oluyor. Öyle güçte biri rahatlıkla kendi çapında krallığını kurup, gül gibi yaşayacakken, nerden akıllarına geliyorsa, bu dünyayı ele geçirme isteğiyle yanıp tutuşuyorlar.

Hayır, gittin bir bölgede, Pennsylvania’nın kuzeyinde hükümdarlığını kurdun, takıl orada mis gibi. Tüm dünya neyine; gidip Kütahya’yı ele geçirip ne yapacaksın?

Zagor ile Hellingen ilk defa Titan adlı macerada karşılaşıyorlar. Hellingen’in icat etttiği Terminator’ün 3.1 versiyonu olan Titan’ı Zagor parça pinçik edip gölün dibine yollayınca, Hellingen’e bu olay evlat acısı gibi koyuyor ve Zagor’a olan büyük kin başlıyor ki bu durumda Hellingen’e hak vermemek elde değil. Yıllarca çalışıp didin, 1800’lü yıllarda azmedip uzaktan kumandalı dev bir robot yap ve Zagor gelsin, balta ile, robotunun devresine devresine, çipine çipine vursun. Yedek parçası yok, servisi yok, garantisi yok. Elde dumanı tüten metal yığınıyla kalakal. Bununla bitmiyor, daha sonraki ilk karşılaşmalarında Hellingen ne yapıyor ediyor Titan adlı robotu tekrar çalıştırıyor ama Zagor durur mu? Bu sefer de bir denizaltı (hemi de Hellingen'in denizaltısı) ile Titan’ı gene yok edip, gölün sularına gömüyor.
Hellingen yaşadığı bu travmalardan sonra, Tüm dünyayı ele geçirme arzusunu "Zagor’u yok etme" olarak güncelliyor. Bu sayede kendisinin Zagor’a karşı olan nefretinin kökenlerini anlayabiliyor ve ona hak verebiliyoruz. Ama neticede kötüsün kardeşim. Kaybetmeye, Zagor’un tokadını her seferinde yemeye mecbursun. Sen de bunu anla biraz.

Anlasa durur. Ama Hellingen, cümle kötüdeki ortak zayıf nokta olan, bitmek tükenmek bilmeyen saplantısıyla Zagor’un karşısına tekrar tekrar çıkıyor Buna karşılık Hellingen hangi şeytani buluşu ile gelse Zagor onu durdurmakla kalmıyor, o milyonlarca dolarlık icatları tarumar ediyor. Her macerada yenilen, öldü sanılan Hellingen bir daha ortaya çıkıyor, birinde uzaylılarla iletişim kurup, onlarla birlik olup Zagor’un karşısına çıkıyor, (akronlularla tanışıyoruz) , ötekisinde
Freddy gibi düşlere girerek kabus oluyor, her madara oluşunda daha da kinlenip daha güzel maceralarla geri dönmeyi garantiliyor. İstikrarı ile Zagor okuyucusunun gönlünde Zagor düşmanı da olsa haklı bir yer edinip, maceraları zevkle okunmaya devam ediyor. Kötü de olsa, saplantısı sebebiyle denyo da gözükse, entarisi ala şeftalisi bala benzese de seviyoruz. Siz "Elveda" dediğine bakmayın. Çıkar gene bir delikten, yakındır.

Pazar, Ekim 18, 2009

Zagor ve Hayvanlar Alemi

Duyuyorum, okuyorum bazı bazı. Yok efendim Zagor şu adamı nasıl yenermiş, ama bu kişiyi yenmesi imkansızmış ve bunun gibi bir sürü lakırdı. Argüman da şu: Zagor bir sürü kavgasında sopa yemiştir, yakalanmıştır, yenilmiştir. Tamam, bu gerçeği kimse yadsımıyor. Ancak kabul edelim, bu sözü edilen sopa yenen kavgaların hepsinde bir üçkağıt mevcuttur. Ya çok kişi dalarlar (Çok= gerçekten çok) , ya bayıltıcı toz atarlar, ya ölmüş taklidi yaparlar, bu ve bunun gibi bir sürü adi hile ile Zagor’u o an için alt edebilirler. Ettiler de. İlk olarak, Zagor’u dürüst bir kavgada yenmeniz imkansıza yakındır, bunda mutabık kalalım. İkinci olarak o anki ahval ve şerait içinde Zagor’u alt ettiniz diyelim. Bu asla uzun sürmeyecek Zagor bir şekilde kurtulacaktır. Alt ettiğiniz an öldürmeye çalışsanız olmaz. Zira: (Bkz: Zagor’un ölümsüz olması) Daha fazla detaya girip, kanıtlar sunmuyorum, Zagor okuyucusu bunu bilecektir. Bilmeyenler için de
kitaplarımızda tek tek yazdık, bir zahmet okusunlar.

Konumuza dönersek, Zagor’un bazı kahramanlarda default olarak gelen, kurt, at, köpek, sincap gibi hayvan kanka müessesesiyle işi yoktur bildiğiniz gibi.
Hayatı münasebeti ile hayvan besleyecek
bir düzeni de olmadı hiçbir zaman. Bir tek birkaç macerada musallat olan kanguru, penguen, ördek karışımı enterasan hayvan Going Going’e sem
pati besledi. Bu yüzdendir ki hayvanlarla ancak onlar kendisine ya da birilerine saldırdığında karşı
karşıya geldi. Zagor türlü türlü mahlukatı gerek yumruk, gerek uçan tekme, gerek kafa atarak devirmiş, "teketekte yenilmesi imkansıza yakındır" iddiamızı makul hale getirmiştir.

Buyrun. Koca gidi arslanı tek yumrukla yere seren bir kişidir Zagor. Bu gücü tasavvur etmek için, hayvanat bahçesine gidip, arslan karşısında birkaç dakika düşünmek kafidir.
Kedi familyasının Zagor evreninde faydalı bir iş yaptığı görülmemiştir. Varsa yoksa kabilelerin arasına dalıp asayişi bozmak. Böyle olduğunda da Zagor ile karşılaşmak mecburi oluyor. Arslanı yumruk manyağı yaptı diyorum jaguardan mı korkacak.
Familyanın asi çocuğu puma. Ancak 60 km hızla koşup bir tane yavru geyik avlamayı bilirsiniz. Müstahak bunlar sana.
Timsahla birden fazla karşılaştı Zagor. Bir timsah karşısında, rahmetli timsah avcısını kıskandıracak kadar rahattır. Timsah zaten aerodinamik olarak belli hantallıklara sahip. Ağzını kapatacaksın ya da ağzı açıkken ağzına bir şey sokup kapatamamasını sağlayacaksın. Göbeği de yumuşacıktır. Boydan boya yardın mı bıçakla bitti gitti.
Ahtapot salatası gerçekten enteresan bir meze. Yalnız ahtapotu öncesinde duvara iyi vurmak gerekiyor. Yoksa sert kalıyor.
Normalde gördüğü bir yılana saldırmaz Zagor. Ancak bir hıyanet, bir musibet, bir sinsilik oldu mu, kafaya yersin baltayı.
Ayı hantaldır tamam. Belki ben bile karşısına bir balta ile çıksam öldürebilirim. Ama çıplak elle ayı öldürmek. Hele ki ayıya kafa atmak diyor ve diğer hayvana geçiyorum.
Balina avı yapmamış bir kahramanla, fumetti kahvesinde çok pis dalga geçiyorlarmış. Zagor da kahvede lavuğun biri laf atar, başımızı belaya sokar diyerekten, kuzey maceralarının birinde o işi de görmüştür.
Geyik deyip geçmeyin. Yabanileri, insana saldıranları var. Boynuzunu dağa taşa sürtüp bileyleyeni var. O yüzden bu vahşi geyiklere çok kıl olur Zagor. Körpesini ise sever. İkisini de öldürür, ikisini de yer. (zengin kafiye) Bu geyiklerin etini kurutup aylarca heybede taşıyıp, zor zamanlarda katık yapabilirsiniz. Eti çok bereketlidir.
Zagor’un üstünlüğüne kanıt karşılaşmalardan biri daha. Full kontak mı yapıyorsun, dövüş sanatları mı biliyorsun, Ninja mısın? Hiç fark etmez. Bir kartal sana havadan saldırsa kılını kıpırdatamazsın. Hem gaga hem de pençeler ölümcül yaralar açabilir. Tex’in Chicago’daki bir macerasında da gördük. Bu yabani kuşlar kaç kişiyi öldürdü. O yüzden, yabani bir kartalı bile yenen Zagor, Conan’ı devirince şaşırmasın kimse.
Zagor her ne kadar suda hızı azalsa da çevikliğini muhafaza eder. Bir timsahı suda öldürmek daha kolayken, bir köpekbalığını öldürmek her babayiğidin harcı değildir. Ancak bıçak şart tabi bu tür karşılaşmalarda.
Kurt tek başına Zagor’a karşı bir tehlike arz etmese de, toplandıklarında çok tehlikeli olabiliyorlar. Ateş, balta ve tabanca etkili yöntemlerden.

Bağlayalım: Bunlar dışında nice fantastik hayvanı da telef etti Zagor. Olimpos macerasında üç kafalı iri bir köpeği devirmişti mesela. Doğa acımasız, hayvanlar ise en usta avcılar. Fakat Zagorumuz, içgüdüsüyle, bildiği tek şey olan öldürme güdüsüyle, saf acımasızlık ile saldıran hayvanları bile birkaç hamle ile evcilleştirebiliyor. O yüzden artistlik yapıp Zagor’un karşısına çıkacakları uyaralım. Kan alırlar kan…

Pazartesi, Ağustos 24, 2009

Zagor vs Diğerleri (5.Tur)

Zagor vs Tenten

İlk Tahmin: Ertuğrul Özkök’ü dize getirdi, Tenten’i mi dövemeyecek Zagor.
Olasılıklar: Ahmet Yılmaz demişti zamanında Tenten’e. Yavrum çocuk musun, adam mısın, gazeteci misin, karikatür müsün diye. Gazete
den harcırahı alıp diyar diyar gezmesini biliyor bir tek. Korkusuz da bir çocuk, tekme tokat dalıyor, köpeği Fındık’a kıs kıs yaptırtıyor da Zagor karşısında bir şansı olamayacağı açık. Hadi Z
agor’un kirli çamaşırları olsa onları açığa çıkarmakla tehdit edebilir en fazla ama Zagor püripak tertemiz adam. Kendimden kuşkulanırım, ondan kuşkulanmam. Bu şartlarda Tenten’i aynen paketler Zagor. Çizgilerine laf yok tabi.
Zagor vs Zagor

Ah ah. Aynı "Kramer Kramer’e Karşı" gibi oldu. Yok abicim yok, psikolojik göndermeler yapmayacağız. Harbiden Zagor ile Zagor’u dövüştüreceğiz. Ki aslında zaten bu karşılaşma eski sayıların birinde oldu. Onu yazıcam bitti gitti.

Zagor’un tıpatıp aynısı bir adam var. Bu afacan Zagor’un kıyafetlerinden bir takım yaptırıp çıkmış piyasaya. Millet anlayamıyor tabi ki kim orijinal Zagor kim sahte. Mecburen kapıştılar bunlar finalde teketek. Bu karşılaşmada olasılık falan yok tabi ki. Zagor 1000 defa da karşılaşsa alırdı ve bu sefer de aldı zaten. Zagor oğlum bu. N’apar adamı? Geride tek bir problem kaldı. Karşılaşmayı kazanan orijinal Zagor mu yoksa sahte Zagor mu bilemiyoruz. Gerçi çok önemi de yok. Zagor kazandı, bitti.

Zagor vs Serdar Ortaç

Gene çok zorlu bir rakip ile karşı karşıyayız. Önce biraz rakibimizi tanıyalım: Karşımızda sadece bir popçu değil, aynı zamanda milliyetçi ve belki Türkçü diyebileceğimiz bir kahraman var. Çıplak sesi normal bir insanı sersemletebilirken, elektronik ritimlerle birlikte karşısındaki bir insanın östaki borusunu beş on saniye içerisinde çatlatıp, kulaktaki denge merkezini tarumar edip adamı yere çalabilir. Aniden Michael jackson’dan Billie Jean söyleyebilme, seri bir şekilde çatal kaşık fırlatabilme, ilk meşhur olduğundaki küt kesimli saçlarından oluşan peruğu ile hasmını korkutabilme, "topu topu 7 nota var kaç ayrı beste yapılabilir ki” şeklinde o sırada şimşekler çakmasına sebep olacak kudretteki vecizeler ve bir ok gibi hasmının kalbine saplanan şarkı sözleri söyleme gibi yetenekleri var. Adeta her yerinden çeşitli silahlar çıkan bir ninja gibi.

Zagor’u salalım Serdar Ortaç’ın karşısına ve fight! diyelim. Serdar Ortaç hızla saldırıya geçerek yüksek sesle bir şarkısını söylemeye başlayarak hamlesine başlar. Zagor, enteresandır ama hiç etkilenmez. Serdar Ortaç baslar, tizler ve diğer tüm elektronik üçkağıtla volume’u artırır. Zagor’da hala tık yoktur. Baltası ile Sayın Ortaç’ın üzerine yürümektedir. Serdar Ortaç hafiften endişelenmeye başlar karşısında Ahmet Kaya, Tarkan, evde kalmış bir kız güruhu ya da dejenere bir kitle olmadığını anlamıştır. Hemen çatal kaşık fırlatarak b planına geçer. Zagor kendisine karşı gelen jumbo malı ölüm aletlerinden müthiş refleksleriyle baltasıyla her birine seri bir şekilde vurarak kurtulur. Bu sırada Zagor’un kulağındaki tıkaçları görürüz. Vay kurnaz vay. Ondan etkilenmemiş demek ki Serdar Ortaç’ın müthiş sesi ve müziğinden. Ee, sadece kas gücüyle Zagor olunmuyor diye boşuna söylemiyoruz. Neyse çatal bıçaktan da kurtulan Zagor, Serdar Ortaç’ın küt kesimli peruğunu takıp Zagor’u kör etmesine fırsat bırakmadan baltasını rakibinin kafasına ekleştirir. Tek darbe ile yere yıkılan Serdar Ortaç’ın yerde hareketsiz bir şekilde yatmasına rağmen ağzının kıpırdadığını görürüz. Kulağımızı ağzına yaklaştırsa idik kısık sesle de olsa Billie Jean’ı söylediğini, aslında etkisiz hale gelmediğini, bir süre sonra gene eski gücüne kavuşacağını anlayabilecektik. Ancak Zagor’un huyu bu. Düşene vurmaz. O başka bir macerada ona her türlü hinliği yapacak olmasına karşın onu yok etmez. Hadi Serdar Ortaç, yürü git işine. Bir daha bu kadar kolay kurtulamazsın söyleyeyim.

Cumartesi, Ağustos 22, 2009

Zagor ve Çocukluk

Zagor’u hâlâ beğenen, zevkle okuyan, onun için bloglar yapan (hmm!) birileri var ise, iddia ediyorum çok büyük çoğunluğu çocukluk çağlarında Zagor ile tanışmış, nostalji, macera, western ve çeşitli aidiyet duygularıyla karışık bir okur hissiyatı ile onun hastası olmuştur. Zagor sadece okuduğumuz çizgi-romandan ibaret değil, çocukluk ile, okul ile, arka mahalle ile, Sedat ile, yağlı ballı ekmek ile, Tayfun ile, iskelet anahtarlık ile, tahta kılıç ile, koltukların/halıların altı ile ilgili envai çeşit simgeyi de içinde barındırır.
Gerçekçi olduğumuzda günümüzde bir çocuk ya da gencin Zagor ile tanışması çok zor. Zaten içlerinden küçük bir yüzdesi okumanın büyüsünü keşfedecek. Onlar da inanılmaz kurgulardaki mangalar, grafik romanlar, animeler falan derken Zagor’u asla fark edemeyecekler. Zaten belki de fark etmemeliler.

Bu Zagor tutkusunun kaynağını Freud’a kadar, ana rahmine dönme isteğine kadar götürmek mümkün. Çizgi-roman okurken, oradaki her zaman iyilerin kazandığı,kurgu dünyayı yaşayan, kendine bahçede/ormanda/arsada gizli yer yapan, evde yastıklardan yuva yapan, her türlü küçük izbe deliği benimseyip içine giren, nihayetinde en güvende hissedebileceği yer olan ana rahmine dönmek isteyen çocuk bu tutkunun kaynağını açıklıyor.

Bu tutkuyu biliyoruz. Zaten yazının konusu da bu değil. Çocukların sınırsız özgürlükteki beyni ile, kafalarındaki tüm kavramları bu özgürlüğe göre değerlendirip çılgın ifadelerde bulunabilmeleri ve bu çılgınlığın Zagor ile temasını anlatacaktık. Anlatacaktık da Freud falan derken kafa kalmadı ki. Jung'a girmeden hemen konuyla alakalı bir örnek verip kapatıyorum.

Örneğimiz bir dönem hemen her yerde tezahür eden, elektro sazlarla yapılsa yeri olan meşhur kopil atışmalarından:

-zagor anasını satarolum tommiksin. gelmiş tommiks diyo ya. çelik bilek falan desen.
-olum tommiks nebçim silah kullanıyor. zagor yaklaşamaz bile.
-baltası var olum adamın. baltalı ilah adam. uçarak bi koydu mu..
-örümcek adam da zagor’u döver olum. ağa hapsetti mi bitti işte. hem o daha iyi uçuyor.
-ne örümceği ne zagor’u be.. süpermen var olum. adam süper zaten.. daha yaklaşmadan ışın manyağı eder hepsini.
-sekter lan.. o zaman zagor kriptonit alır olum. hatta baltasını kriptonitten yapar, gömer süpermenin kafaya.
-zagor nerden bulcak lan kriptoniti.
-bulan nası buluyo.
-atatürk hepsini yener olum. kaç bin kişiyi yenmiş..
-allah da çarpar olum hepsini.. (overdose!)


Ortaiki yıllarına uzanıp bir örnek de beyazperdeden verelim:

-lan ceki cen kim be.. çak norris’in, kartal tepiği hareketi vardır.. böyle bi koyarsın tepeden..
-hareket yapmaa! olum ceki cen’in komedisine bakma.. ceki cen, çak’a bir çaksa, sağlı sollu bi girişse. çak noris daha o kartal vuruşunu yapamadan apışır..
-e burujliye ne diyeceksin mınak oyim.. onu da mı döver ceki cen..?
-burujli başka. mamçıkasız olursa kafa kafaya giderler. ama burujli’de mamçıka olursa affetmez, pekmezini akıtıverir.
-ona bakarsan van daym hepsini ske ratar.. ejderha kuyruğu’nu şöyle çaktı mı adama napar biliyon mu?
-lan skicem.. elini ayağını.. rahat dur.
-huuaa! kobra vuruşu.. yihhaa. (duf!)
-aağğgh.. ananı.. kobranı.. al sana kaplan taşağı (çof!)
-ağgg. ayı kapanı.. hheeytt.. (pack!)
-uffgh.. fare çükü.. (swiss!)
-ulan.. all.. eşek osuruğu (bombaay!)
-pieeeh.. bu ne lan.. için çürümüş lan. allah belanı versin senin.
-ehehe.. eşek osuruğu affetmez olum..