Zagor’un nasıl iletişim kurduğunu geçtiğimiz incelemelerde öğrendik. Nasıldı? Sen , arkadaki, fıstık yeşili gömlekli… Aah ahh. Cevap yok tabi. 1) Drunky Duck adlı postacı 2) Duman Mesajları 3) Tamtam mesajları. Hep yazdık bunları… Neyse, sıra geldi Zagor’un ulaşım yollarına.

Zagor fanı olmayanlar bile bilirler. Zagor yürür. Yaya yaya yürür. Günlerce yürür. Haftalarca yürür. Çiko’yla yürür, Çiko’suz yürür. Bıkmadan yürür. At var, eşek var, ne demeye yürüyor diye sorar gibi oldu biri. Cevabı basit. Darkwood denen yöre bataklık ve sık ormanlarla çevrili olduğundan isteseniz de at ile seyahat edemezsiniz. Bu sebepten Zagor’un kulübesinde at yoktur. Bir seyahate giderken yola mutlaka yaya çıkar.

Akabinde menziline göre, kaleden bir at bulur, yandan çarklı bir gemiye biner nehir varsa kanoyla takılır, ortamın koşullarına göre karda kayar, suda yüzer, havada uçar. Hatta otomobil, uçak, balon ve uzay gemisine bindiğini dahi gördük. Zagor böyle bir adam işte. Yüzeysel baktığında her yere yürüyen bir tip gibi gözüküyor ama biraz yakınlaştığında senin ikibinli yıllarda binemediğin kadar çok ve farklı araca onun daha binsekizyüzlü yıllarda bindiğini görebilirsiniz. Zagor oğlum bu, n’apar adamı!
Zagor maceralarının büyük çoğunluğunu Darkwood ve civarında yaşadığından çoğu macerasında yürür. Güzel. Peki yürüyen biri acelesi olduğunda ne yapar? Koşar değil mi? Zagorumuz ise bu durumda uçuyor. Acelesi var ise daldan dala uçar Zagor. Bu anlamda Zagor’un sevmediği bir şeydir koşmak. Zagor’un daldan dala atlama hadisesi Tarzan’dan arak olsa da Afrikalı Tarzan’ı Amerika’da kimse bilmediğinden Zagor bu yöntemi kendi yöntemi gibi benimsemiş ve görenlere de benimsetmiştir. Gönül ister ki bu ağaçtan ağaca atlama mevzusunu yerinde görsek denesek. Balta deneyimizde olduğu gibi ne kadarı gerçek ne kadarı abartı öğrensek diyorum. Ancak bu ahval ve şerait içinde zor.

Yürüme ve ağaçtan ağaca atlamaya Zagor’un en çok kullandığı ve sevdiği ulaşım yöntemleri dersek üçüncü sırayı elbette at alacaktır. Zagor’u at sırtında nadiren görsek de, kendisi usta bir binici olduğunu, nice kuşatmadan apaçi yöntemleri ile (atın yanına eğilip gözükmeyerek) kaçtığını biliriz.









“Peki tamtam ile nasıl iletişim kurulur babuş onu anlat hele” diye sormadığınıza eminim. Bir kısa bir uzun iki karakterden müteşekkil (-.) sade yapısıyla mors alfabesi ile bile destanlar yazabilirken elimizdeki tamtamla hem derdini anlatmak hem de karşı tarafın gönül telini titretmek çok kolay olacaktır.
Örneklerde karikatürize ettiğimiz gibi tamtam mesajlarında geçerli bir alfabe yoktur. Alfabe, müziğin kendisidir, notalardır, yörenin türküleridir. Her ne kadar çizgi-romanda biz bu mesajları “dum dum dum tıkaa” şeklinde görsek de, her bir dum’un ayrı bir notası ayrı bir ezgisi vardır.
Köy mü yanıyor. “Yangını var, yangını var ben yanıyorum”u çaldığınız anda duyan kovasını alıp gelir. Korkunç bir fırtına mı yaklaşıyor. “Çadırımın üstüne şıp dedi damladı” çalarsınız. Duyan saklanır mağarasına. “Solukbenizliler mi saldırıyor” Ölüm marşı, Gri Geyik mi evleniyor, Kolarado yöresinden , “Geliyor düğün halayı…” Şef vefat mı etti, Virginia dolaylarından “Anan öle cemil, yetim kalasın cemil”…