Pazartesi, Eylül 17, 2007

Zagor'un Albümünden (1)

Blogumuzun bu bölümünde Zagor’un albümünden, kimsenin duymadığı bilmediği en mahrem, en enteresan kareleri inceleyeceğiz. Darkwood’da neler oluyor, kim kiminle nerede, inler outlar, şıklar rüküşler, şölenler danslar… Artık hiçbir şey gizli kalmayacak.

Bildiğiniz gibi Zagorumuz genelde pek espri yapmaz. En fazla Çiko’nun esprilerine “Hahaha ömürsün Çiko” , “Gene mi acıktın haylaz ahaha” şeklinde gülerek Çiko’nun mizahına ortak olur. Peki neden espri yapmaz?...Mizah yeteneği mi yoktur yoksa kahramanlığının, ilahlığının getirdiği duruş sebebiyle mi espriyi tercih etmez? Sorular…Sorular…
Üstteki karelere baktığımızda görüyoruz ki, Zagor insanları güldürmek için bir nevi şebeklik yapmakta, mizah anlayışının Nejat Uygur ile Levent Kırca arasında bir noktada olduğunu ipuçlarını vermektedir. Gönül ister ki, kahramanımız tüm üstün özelliklerinin yanına mizah kabiliyetini de ekleseydi de tüm gülmece olayını Çiko’nun oburluğu ile çözmeseydi. Ancak düşününce… 1800’lerin Amerikası'nı, Darkwood’u düşününce, Zagor’un Biraz daha mizahi bir kahraman olup aşağıdaki lakırdıları ettiğini hayal ediyorum da:

-Oo, oturan boğa… sana neden bu ismi verdiler yav? Boğanın neresine oturdun ki?
-Oturan Boğa hocam , sen Esen boğa havalimanını biliyon mu? Ehehehee.
-Lan Gri Geyik, iki gündür bi geyik yaptığın yok varsa yoksa, ugh mugh. Kafam tuttu ha. Sar bakam ordan bi cigaralık.
-Hşş, Tonka eğil bak bişi söyleyecem. Oğlum g.tün başın açıkta lan.. Takım taklavat meydanda. Koca şefsin yakışıyor mu sana? Git bi pantul diktir kendine.
-Hşş, Doc… Abızıttın mı? (…) Zzzzzzzt darkvuut.. Muhahahah.
-Çiko… haşgeryar var yer misin? Ahahahah.
-Lan beyaz kurt.. Oğlum şeyini sallasan Beyaz Kurt’a çarpıyor. Senin ismin Recep olsun artık. Ehehe.
-Rabson.. olum gittin müendiz oldun, geldin buraya toz toprağın arasında sürünüyosun. Sürdüler mi olum seni, reagencı mısın sen? Aldıralım mı senin tayini San Francisco'ya?
-Gitar jim, cebimde 1 dolar olacak benim elerim ıslak. Elini sokup alsana. (…) Puahahaha. Çekme lan hemen, n’oldu ısırdı mı? Muhahaha..

N’oldu. Biraz mizah duygusu katalım dedik, Zagor hemen terbiyesizliği ele aldı. Gördüğünüz gibi Zagor’u bozuyor mizah. Netice itibariyle mizah gücü olmayan kahraman o yıllarda iyi bir seçim gibi gözüküyor. Karıştırmayın ötesini.

Cuma, Temmuz 27, 2007

Zagor'un Sözü Bu!

Hem bloğumuzun başlığı olması hem de Zagor’u 3-5 kez okuyanların dahi bildiği bir klişe olması sebebiyle incelenmesi gerekli bir nida, bir replik, bir ünlem, bir isyan bu, haykırış…

Söz; daha Darkwood’a gelmeden, bizim kültürümüzde de tutulması gereken, namus ile eşdeğer çağrışımlar uyandıran bir teminat lafı, bir çeşit yemin, yani anttır. Söz verdiğimizde tutarız. Tutamazsak söz alan kişi, “söz vermiştin olum” diye çemkirir ki bunun savunması da yapılamaz. Bu böyleyken, bir de bu “söz”, dürüstlüğü, alçak gönüllüğü, adaleti, gücü, ilahlığı ile tanınan Zagor’un ağzından çıktığı anda karşı tarafta kanun hükmünde kararname hissiyatı yaşatması da normal.

Biraz daha detaylı bir incelemeyle “X’in sözü bu” kalıbının zadece Zagor’a has bir şey olmadığını, kabile şefinden, kanun kaçakçısına kadar karizma sahibi, güçlü kuvvetli herkesin önemli konuşmalarının sonuna eklediği, bizdeki “yalancının anasını”, “yalancıya yağlı girsin” “anam avradım olsun” ,”şerefsizim ki” tadında bir nida olduğunu görürüz. Bu nidanın kökeninde de, günlük hayatta zamir kullanmayı bilmeyen Kızılderililer yatmaktadır. Zamir mevzusunu bir örnekle açıklayacak olursak: Karnı acıkan bir kızılderilinin “Benim karnım acıktı” gibi minimal bir cümle kurmak yerine zamirleri bilmediğinden “Ugh, Ağaç altında bekleyen Tilki’nin karnı acıktı” cümlesini kurması, “üşüyorum” yerine “Ugh Kızgın gri geyik’in g*tü dondu” demesi “X’in sözü bu” akımının temelini oluşturmuştur.

Kızılderililerin başlattığı bu akım memleketimizdeki güzide sanatçılarımız (!) tarafından hala sürdürülmekte; magazin gazetecilerinin “Hülya hanım geceleri ne yapar?” sorusuna “Hülya Avşar geceleri ne yapar… Hülya Avşar geceleri çok uyumaz, Hülya Avşar kitap okur, Hülya Avşar yün eğirir” gibi cevaplar veren içimizdeki Geronimolar tarafından yaşatılmaktadır. Kızılderililer Türk müdür araştırmaları yapan kişilere bu önemli kanıtı sunup konumuza devam edelim.

Hülya Avşar ve diğer güzide sanatçılarımızda bu kadar iğreti durup adeta denyo nişanesi olan bu kalıp 1800’lerin Darkwood’undaki Zagor’da , ardından çıt çıkarmaya tırstıracak bir hale gelmekte, gökten vahiy inmişçesine kabul görmekte, Zagor’un düşmanlarına korku dostlarına güven pompalamaktadır.

Zagor bu repliği çizgiromanda gördüğümüz karelerde daima sinirlenmişken söylese de gerçek hayatında aşağıdakine benzer kullanımları da mevcuttur.
---0---
-Olum Gri Geyiğin anasını zkeceklermiş. Ugh!
-hade len, Gri Geyik, Islak Ayı’nın kankası, nereye skertiyorlar.
-Zagor’un sözü bu olum.
-Deme be!
---0---
-Zagorcum, geçenlerde aldığın yüz doları rica etsem. Çok sıkışığım, takas yerinde sinek avlıyorum valla.
-Traviscim valla sabahtan beri ödeme yapıyorum vezne gibi oldum şerefsizim. Ertesi hafta artık.
-Zagorcum iyi güzel de hep aynı taktik… Valla Hellingen’e bir haber uçurmama bakar.
-Haftaya verecez dedik ya lan. Zagor’un sözü bu.
-(tıss)
---0---

Netice itibariyle Zagor’un sözü bu dendiğinde dinleyeceksin kardeşim. Bilirsiniz ki Zagor verdiği sözü her zaman yerine getirir.

-Ugh, Sıtkı Sıyrıl’ın sözü bu!

Pazar, Haziran 10, 2007

Zagor Baltası Yapıyoruz!

Gerçekçi olalım dostlar. Zagor gibi hastası olduğumuz süper bir kahramanın yanına, taştan yapılmış güdük bir baltayı hiç yakıştıramamıştım. “Aa, evet yaa” dediğinizi duyar gibiyim. Evet, işin bir sürü detayı var. Zagor bu güdük dediğimiz baltayı abuk subuk yerlerde bile, bir taş, bir sopa ve biraz sarmaşık bulup yapabiliyor, bu anlamda bu silah her yerde. Ayrıca bu balta nice düşmanını yere yıktı, ergonomik, hafif, kullanımı kolay… da gene de Zagor’un görkemi yanında sönük kaldığı muhakkak. (efenim?)
Bu sebepledir ki… (hangi sebeple?!) “Zagor bu baltayı beş dakikada nasıl yapabiliyor?” “Bu ufacık balta gördüğümüz kadar etkileyici mi gerçekten?” "gene bir çizgiroman kolpasıyla mı karşı karşıyayız?" gibi soruların cevabını bulmak ve Zagor’un balta motivasyonunu biraz olsun çözebilmek için bir balta yapmaktan başka çare yoktu.

Uzatmadan hemen malzemelerimize geçelim. Hiç korkmayın ölçülerimiz bardakla, kaşıkla:
1) 1 adet kaymak taş. Her yerimiz taş dolu ancak, gereken elips formunda bir taş bulmak çok kolay değil. Ben bir alışveriş merkezinin bahçesindeki dekorasyon için ağaçların dibine döşenen taşlardan cebellezi ettim. Bahçıvanlarda, peyzaj işi yapan yerlerde cillop gibileri bulunabiliyor. Çok düzgün olmasına gerek yok derseniz sokaktan bulduğunuz elips formuna yakın bir taş da işinizi görecektir.

2) 1 adet sopa/değnek/çomak/çubuk. En kolay bulabileceğimiz malzeme. Çok ince olmamasına dikkat ediyoruz.

3) Yeteri kadar ip. Türkiye’de Darkwood’daki kadar yeterli sarmaşık yok maalesef. Ayrıca olanlar da botanikçilerde epey pahalı satılıyor. Dolayısı ile baltamızı sarmaşık ile değil mecburen ip vasıtası ile tutturacağız.

İlk iş olarak sopamıza, maket bıçağı ya da normal bıçak yardımıyla gerekli formu veriyoruz. Önlerden ve arkalardan kısaltıp, dışındaki kabuğu da soyduğumuzda tam köteklik bir değnek elde ediyoruz.

Taş ile sopanın birleşeceği yer, baltamızın sağlamlığı ve ergonomisi açısından çok önemli. Bu sebeple en uygun yeri bulmak için titiz davranıyoruz. En uygun yer testi için, taşın sopanın üzerinde (sopa dikken) ipsiz de durabilmesi gerekli. Birleşim için en uygun yeri belirledikten sonra o bölgeyi taş üzerinde siyah bir kalem ile işaretlerseniz montajda çok işimize yarayacaktır.

Bununla birlikte birleşim bölgesi dümdüz olmayabilir. O bölgede bazı yamukluklar, yükseltiler, alçaltılar olabilir. Bu yüzden taşın sopaya tam denk gelmesi için, sopanızın birleşim yerine gerekli müdahalede bulunup, aynı taşın yüzeyindeki gibi, yükseklik ve alçaklıkları yapmalısınız. Çok iyi bir taş bulamayanlar küçük bir sünger parçasını birleşim bölgesine koyarak buradaki tutunmayı arttırabilirler.


Ayrıca montaja geçmeden önce , sopanın birleşim yerinin 1 cm altına, ipin sığabileceği kadar oyuk bir bölge yapmak da, işimizi kolaylaştıracak.

Artık asıl zor bölüme yani taş ile sopayı birleştirmeye geldik.: Öncelikle sopamızdaki oyuğa ipimizi sabitleyip, taş ile sopamızı el, göbek yordamıyla birleştirip ipi sarmaya başlıyoruz. Önemli nokta: İpi taşın üzerinden her geçirdiğimizde, sopanın etrafından da bir tur geçirip (yani sopaya taşı bir kez daha sabitleyip) akabinde tekrar taşın üzerinden ipi geçirmek. Farklı açılardan, çaprazdan, tersten, düzden ipi geçirdikçe, taş ile sopanın birlikteliği sağlamlaşacaktır. Eliniz bu tür işlere yatkın ise birkaç hatalı birleştirmeden sonra kolaylıkla taşınızı sopanız ile birleştirebileceksiniz. Zorlanır iseniz bir arkadaşınızdan yardım isteyebilirsiniz. Ancak, sabitleme mevzusu bir miktar güç istediğinden, sopanın kayması ile o güç boşa çıkıp, kafayı gözü yarma ihtimali de bulunmaktadır. (dikkat edile)
Düğümleri zevkinize bırakıyorum. Yeteri kadar sardıktan sonra, taş ile sopanın sağlamlığını test edip sarma işlemini bitirebilir ve baltanıza merhaba diyebilirsiniz. Sarım işlemini sıkı ve farklı yönlerden sürekli yaptı iseniz baltanız gerçekten sağlam olacak, sopanın üzerinde asla sağa sola küçük gidip gelmeler , yamulmalar yapmayacak vurduğu yerden ses getirecektir.

Balta yapımı bitip, baltayı elimde birkaç kez sallayıp test için balkondaki sandığa savurduktan sonra gördüm ki; Zagor’un baltası, hafifliğine karşılık, muazzam etkisiyle inanılmaz bir silah. Balkondaki sandığımız tek vuruşla paramparça oldu. Silah yapısı itibariyle, tüm savurma gücünüzü, taşın ağırlığı ile birleştirip (yaklaşık bir kg) tek bir noktaya yöneltip müthiş bir etki yapıyor. İddia ediyorum bu baltayı kafasına yiyen biri hayatına eskisi gibi devam edemez. Büyük ihtimal kafatası kırılıp, pekmezi akarak kısa sürede ölecek, şanssız ise kafasındaki bir delik ile ve muhtemelen beynindeki tüm bilgileri kaybedip 3 yaşındaki bir çocuk zekası ile hayatına devam edecektir. Zagor’un baltası ile, önünüze gelen hemen her şeyi (tahta, plastik, beton, ) yıkabilirsiniz. Tahta bir kapıyı bir dakika içinde kırabilir, tuğladan mütevellit bir duvarı yıkabilir, en sağlam bilgisayar kasasını dakikalar içinde hurdaya çıkarabilirsiniz. Örneklerimi cansız nesneler üzerinden verdiğim dikkatinizi çekmiştir. Çünkü, canlılar üzerinde direkt ölümcül bir etkisi olduğundan bu tür bir teste ihtiyacımız yok.

Zagor baltasının yıkıcı gücünü aşağıdaki videodan da kabaca görüp, bu güce ikna olup, baltasının Zagor’un ihtişamının yanında sönük kaldığı tezini yalayıp youtube, diğer tüm detaylarını da irdelediğimizde Zagor’un baltasının Zagor’a en uygun silah olduğuna şahadet etmememiz için bir sebep kalmıyor. Test edildi, onaylandı.

Şimdi güzel bir hedef bulup Zagor’un klasik, "omuzun üzerinden ters sıyırtmaç" hareketini gerçekleştirme zamanı.

Ayrıca adet olduğu üzere, bu hareketleri lütfen evde denemeyiniz. Blogu insanların Show Haber'den "Küçük Ercan, Zagor'a özenip bıngıldağını çatlattı" haberiyle duymalarını istemeyiz. Gülgün?

Cumartesi, Haziran 02, 2007

Zagor vs Diğerleri (2. Tur)

Zagor vs Mister No
İlk Tahmin: Mister No’yu dövmeyeni dövüyorlar ama…
Neredeyse her macerasında birilerinden sopa yiyen Mister No’nun Zagor karşısında şansı olamayacağı belli. Zaten Mister No, Zagor gibi iyiliğin, adaletin simgesi bir bünye ile sırf bir blogçunun geyiği olsun diye asla dövüşmeyecektir. Hadi Mister No’nun klasik parasız günlerinden biri olduğunu düşünerek bir binlik teklif edelim ve dövüş başlasın desek; Mister No, Zagor’dan yediği yumruklarla sersemleyecek, yerlere düşecek, her seferinde yerden kalkacak bir tane çakmaya çalışacak, yenemeyeceğini bilmesine rağmen asla çekilmeyecek, en sonunda Zagor’a sinek ısırığı gibi gelse de bir tane olsun çakıp kendinden geçecektir. Zagor maçı alacak ama Mister No’ya bir kaşaça ısmarlayıp gece takılacaklardır.
Zagor vs Conan
İlk Tahmin: Conan alır mı acaba?
Olasılıklar:Zagor’un karşılaşmaları arasında en heybetlilerinden en rating getirenlerden biri ve Zagor’un en sakat maçı olacağına eminim. Zagor’un bir sürü rakibine üstünlük sağladığı fantastiğinden mitolojiğine envai çeşit düşman ile olan tecrübesi Conan’da pek işe yaramıyor çünkü Barbar Conan da en az Zagor kadar büyücüsünden ejderhasına yüzlerce fantastik düşmanla dövüşmüş efsunlu bir kişilik. Silahlara bakacak olursak, Conan’ın çift yüzlü hayvani baltasının yanında, Zagor’un el yapımı baltası tırnak çakısı gibi kalıyor. Zagor baltasını uzaktan fırlatsa da, Conan’ın kafatasının bu tür darbelerle kırılmayacağı muhakkaktır. Zagor tabancaları ile bir üstünlük sağlayabilirdi belki ancak Zagorumuz karşısında silahı olmayan birine elbette ki ateş etmeyecektir. Silahsız karşı karşıya gelip saf güçlerini ortaya koysalar da birisinden biri rahat alır demek çok zor. Bununla birlikte karşılaşmayı bitirebilmek için biraz kurgu yaparsak: Karşılıklı yumruklar ile ikisinin de kafa göz dağılacak ancak bir üstünlük kuramayacaklar, bu duruma düşen herkesin yaptığı gibi birbirlerine yaklaşıp sarılacaklar. İnanılmaz güçlü kasları ile birbirlerini saatlerce sıkıp perişan edecekler. Bir müddet biri geçecek arkaya, öndekine dayayıp belinden sıkacak, biz tam “hah şimdi babalara geldi işte” derken, pozisyon değişecek, öteki üstün duruma gelecek, bahisler çoşayazacak, yeterince para toplandığını anladığım anda Zagor’a yapacağım bir işaretle (kafayı yavaşca öne eğme hareketi) Zagor meşhur “ahyaaaak” narasını atacak, zaten sersemlemiş Conan’a sağlı sollu en şiddetli yumruklarından çakarak 30 saniye içinde nakavt edecektir. (şike var lan resmen!)
(Yalnız conan çift yüzlü baltasıyla dalsa neler olur düşünmek bile istemiyorum)

Zagor vs Kızılmaske
İlk Tahmin: Hakkaten n’oldu bu Kızılmaske’ye?
Olasılıklar: Kızılmaske babadan oğula geçen bir çeşit hanedanlık olduğundan ve son Kızılmaske’nin evlenmeyip soyunun kurumasından ötürü, 60 yaşındaki Kızılmaske ile karşı karşıya gelen Zagor, Fantom’un elini öpüp, getirdiği lokumu verecektir en fazla. Ha efsane bitmeyip devam etse idi, Zagor genç ve gürbüz Kızılmaske ile karşılaşsaydı n’olurdu derseniz, sonuç gene fazla değişmezdi. Kızılmaske çok güçlü olmasına karşın, Eden adasının tropik ortamında iyice gevşeyen kendi yağında kavrulan bir kahramandır. Yerliler ve dolandırıcılar dışında pek fazla tecrübesi yoktur. Zagor Kızılmaske’yi döver.

Zagor vs Örümcek Adam
İlk Tahmin: Zagor alır.
Olasılıklar: Örümcek Adam’ın kofti Amerikan kahramanları arasında en delikanlılarından biri olmasına rağmen Zagor ile karşı karşıya geldiğinde, çift sarılı yumurta ile yetişen gürbüz köy çocuğu karşısında corn flakesçi cılız apartman çocuğu hissiyatı yaşatacağı muhakkaktır. Ancak görünüşe aldanmamalı. Direkt karşı karşıya gelseler, Zagor örümcek adamı belinden tutup bükebilir belki ancak Örümcek Adam, havada uçan, karada kaçan bir tip olduğundan yakın temas kolay kolay sağlanamayacaktır. Oradan buraya zıplayıp Zagor’a ağ fırlatan Örümcek Adam , Zagor’u ağa hapsetse de, Zagor, baltasının keskin tarafı ile (Zagor’un baltasının keskin tarafı olduğu bilmeyenler olabilir, vardır efenim) ağı yırtacak, Örümcek’in en önemli saldırı silahının gücünü düşürecektir. Örümcek ancak ve ancak bu ağ ile bir işler çevirip Zagor’u dövebileceğinden, Zagor da bu oyuna düşmeyeceğinden, Zagor, etrafında dört dönen Örümcek Adam karşısında, aynı, gece yatan adamın kulağına gelen sivrisinek gibi, ilkten hiçbir şey yapmayacak ancak baltasını sıkıca kavradığı dikkatli gözlerden kaçmayacaktır. Aniden bir hamle ile baltasını fırlatarak havada ordan oraya uçan, karşı karşıya gelmeye cesaret edemeyen Örümcek’i kafasından vurur ve Peter’in kafasındaki pekmezi akıtır. Sivrisinek de, örümcek adam da nakavt olmuştur.
Zagor vs Mandreke
İlk Tahmin: Mandrake nereye alacak?
Olasılıklar: Mandreke mi kaldı be abi. Xanadu adlı şatosuna haciz geldikten sonra, Anadolu turnesine çıkıp kumpanya sihirbazı oldu adam. Akşamları şapkadan tavşan çıkarıp pişirmeye başladılar. Abdullah da memlekete dönmüş zaten. Bu şartlara rağmen hala karşı karşıya gelebiliyorlarsa, Mandrake önce Zagor’un kulağından bir lira çıkarır, Zagor da kemerinden baltasını çıkarır. Mandrake abra kadabra der. Zagor sakince Mandrake’nin kafaya baltayı ekleştirir. Mandrake ölür. Çiko şapkadaki tavşanları pişirir. Biter. (Ha, Mandrake’nin fırtına gibi estiği 80’li yıllarda karşılaşacak olsalar bu kadar kolay bir maç olmazdı tabi ki.)
2. turda da Zagor'umuz önüne geleni ezdi. Gerci Conan maçında bir haltlar döndü ama artık önümüze bakmamız lazım. Yok mu oğlum Zagor'a karşı adam gibi bir rakip. Hodri meydan!

Pazar, Mayıs 13, 2007

Zagor'un Kadınları...

Neler demediler ki? “O tek göz oda kulübede neler çeviriyorlar kim bilir?” mi demediler? Çiko ile aralarında münasebetsiz ilişkiler mi kurmadılar. Zagor’a, strec pantolonundaki yamayı da vurgulayarak gay göndermeleri mi yapmadılar... Kahramanımız Zagor bu söylentileri çıkaranların seviyesine inecek, bu nahoş söylentileri tekzip edecek tıynette biri değil zaten ancak gerçekleri de biri yazmalı.

Zagor’un taş gibi bir kanun kaçağı olan Blondie’yi atın üzerinde kucağına oturtup hoplata hoplata götürürken de söylediği gibi kendisi taştan yapılmamıştır. Onun da coşan hormonları, salgıladığı testosteronu ve nihayetinde düzenli olmasa da cinsel bir hayatı vardır. Zagor’un hayatı daima şiddetin gölgesinde olduğundan bu cinsel kimlik doğal olarak çok sık ortaya çıkmamış ve Zagor’un cinsel kimliği hakkında böyle yakışıksız söylemler oluşa gelmiştir. Zagor’a “hocam kamışa su yürüyor mu?” diye sorsanız sizi kaale bile almayacak, aksini kanıtlamayı asla düşünmeyecek, gene maceralarının peşine düşecektir. Ancak biz Zagor’un alçakgönüllüğüne sahip olmadığımızdan bu açıklamaları yapabiliriz: Evet sevgili okuyucular, tüm dost ve düşmanlar, sayın kaymakam, Zagor’un kamışına su yürümektedir. Zagor çift vurup tek saymaktadır, Zagor malabadi yapmaktadır, Zagor mercimeği fırına vermektedir, Zagor n’apar oğlum adamı…

Frida Lang
Zagor’un kadınlarını en önemlisinden başlayarak sıralarsak ilk sırayı elbette, ilk olarak kaybolan nişanlısını aramak için karşılaştıkları Avusturyalı aristokrat Frida Lang alacaktır. İlk gördüğünde Zagor’a abayı yakan Frida, başka bir maceralarında Zagor’la mercimeği fırına vermiş, Zagor’la beraber yatarak bir gece geçirmiş üstüne üstlük Zagor’un da bir an aklını başından almış, neredeyse Zagor’u evliliğe ikna edip hepimizi korkutmuştur. Neyse ki Zagor bu durumdan son anda da olsa kaçarak kurtulmuştur ancak Frida daima aklının bir köşesinde sevdiği kadın olarak durmakta, rakıyı fazla kaçırıp sarhoş olduğunda “Fridaaaoo” diye ünlemekte, Darkwood’daki kulübenin etrafındaki cümle mahlukatı uykusundan etmektedir.

Gambit
İlk sıraya Frida’yı koymak kolay ancak ikinci sırada adaylar çoğalmakta. Buradaki hiyerarşiyi çok önemsemeden gidersek, Gambit, Zagor’un, karşılaştıklarında, tabiri caizse yalamadan geçmediği bir karakterdir. Zagor, Seksapel bir kişiliği olan Gambit’in mesleği olan kumarbazlığı her ne kadar onaylamasa da Gambit’i daima sever. Gambit’in kumarbazlığını suistimal ederek, öpmecesine, soyunmacasına gibi masum isteklerle poker oynayıp, bilerek yenilerek keyfine bakar.

Virginia
Virginia, Zagor’un pek çok macerasında gözüken, Zagor’un yakın dostlarında Kaptan Fisleg’in kızıdır. Virginia, Zagor ile ailecek görüştüklerinden daima Zagor’a yakın olmuş; bu yakınlık kah plotonik kah sübyani, kah aşk şeklinde kendini göstermiştir. Zagor Kaptan Fisleg’den çekinip Virginia’yı resmen götürmese de birbirleri ile geçirdikleri yalnız saatler, sarılmalar, masum öpücükler vesilesi ileVirginia Zagor’un kırıklarından biri olma şerefine erişmiştir. Ayrıca Amerika’da okul okuması ve zekası ile, Zagor’un kahramanlık rolünü gören ve bu olaya entelektüel açıdan bakıp sorgulayabilen Zagor hakkında neredeyse kitap yazabilecek kadar dolu olan Virginia Zagor’un en zeki sevgililerinden biridir.

Elettra Warton
Elletra, Zagor’un bir macerasında, çok zengin olan bay Warton’u bir maden göçüğünden kurtarmaya çalışmış ancak başaramamış bu vesile ile bayan Warton ile tanışmıştır. Bayan Warton’un tek kızı olan Elettra Zagor ile ilk tanıştıklarında 9-10 yaşlarında bir kız iken, yıllar sonra tekrar karşılaştıklarında adeta taş kesilmiş, Zagor’un aklını başından almış, Zagor’un hatunları listesine bu şekilde bir giriş yapmıştır. Şu ana kadar önemli bir aktivitelerini göremesek de yüksek potansiyeli ile bu listeye girmeye hak kazanmıştır.

Marie Laveau
Gerçek bir kişiden uyarlanan Marie, çizgi romanda da aynı gerçek hayattaki gibi bir vudu kraliçesini canlandırmış, Zagor’un edelelerine kafayı takmış, onu prensi yapmak için Zagor’u bir müddet yaşayan ölü haline getirecek kadar saplantılı siyahi bir afettir. Her ne kadar Zagor bu ilişkiye bilinçli olarak girmese de, Marie Zagor’u kendine köle etmiş, kim bilir çizgi roman’a yansımayan saatlerde Zagor ile ne fanteziler gerçekleştirmiştir. Bu haliyle hileli de olsa Zagor’un hayatına giren kadınlardan sayılır.

Margie Coleman
Arkeolog Coleman’ın sarışın kızı olan Margie, şirin bir karşı cins olarak Kandrax’lı bir macerada Zagor’un karşısına çıkmış, ilişkileri Kandrax’ın Margie’ye yönelik tehditleri sebebiyle koruma içgüdüsü ile başlayıp, farklı içgüdülerle sürmüş, götü başı açıkta dalyan gibi kızılderililerden bunalan Zagor’un maceraya daha bir konsantre olmasını sağlamış ve etraftaki testosteron oranını düşürmesini bilmiştir. Macera sonunda ateşli öpücüklerle ödüllendirilen Zagor bir kırık kalp de ha bu diyarda bırakarak yoluna devam etmiştir.

Netice itibariyle Zagor, aşk hayatında çeşitliliğe önem vermiş, uzun süreli ilişkilerin nasıl kolayca tükendiğini bildiğinden kısa ama vurucu ilişkilerle daima özgür bir cinsel kimlik sergilemiş, kimseye bağlanmamış, motto olarak “Seversen z.kilirsin, z.kersen sevilirsin”i benimsemiş, arasıra Frida’nın adını sayıklasa da hiçbir zaman dönüp arkasına bakmamıştır.