Perşembe, Haziran 08, 2006

Zagor aslında Türk müydü?

Spekülatif başlık atıp okuyucu çekeyim, popüler olayım kaygısında gözükeceğini bilmeme rağmen sorulması gereken sorudur: Zagor aslında Türk müdür, Türklerle olan bağı nedir?

Kızılderililer Türk’tür” den meylederek ispata/sorgulamaya kalkışmayacağım müsterih olunuz. Ha, başlığı görüp de “haha ne Türk’ü lan, ne ispatı.. geyik bu haha” diyecek densizlere: Oğluna Zagor adını koyan adam, Demokan Akkoyun adlı vatandaşımızı hatırlatır, şu an TC vatandaşı bir Zagor’un Türkiye sınırları içinde yaşadığını da belirtirim. Ama yok.. Benim amacım bu çeşit bir ispat da değil, konu sulanıyor fark ediyorum, ironiyle karışık yapacağız bir şeyler bi saniye…

Tamamen amatör bir çizgi roman okuyucusu olarak ve yine tamamen bilimsel olmayan yollardan yaptığım çeşitli araştırmalar sonucunda Zagor’un Türkiye’de en çok tanınan çizgi roman olduğunu idrak edeli epey olmuştu. “Hala çocuk gibi bunları mı okuyorsun” diyen babam da, Mahalledeki Bakkal Mehmet Abi de, , tiki Ceren de, emekli albay amca da, liseli Serap da Zagor u biliyor ya da en azından çizgi roman ile bağlantısını kuruyorlardı. “Evet olabilir, Teksas Tommiks’i de her Türk bilir” dediğinizi duyar gibiyim. Ama Türklerin Zagor’la ilgisi bununla kalmıyordu. (yemi at, yeni paragrafa geç)

Zagor’un hemşerileri İtalyanlar’ın bile haberdar olmadığı, bu zamana kadar çekilen iki Zagor filmi de 1970 ve 1971 yıllarında Türkiye’de çekilmişti. Enterestingdi. Hollywood’un haberi bile olmadan bir çizgi roman filme uyarlanıyor, ikisinde de Levent Çakır Baltalı ilah rolünde ahyaak diye bağırarak Antalya ormanlarında (tabi aslında darkwood’ da) huzuru sağlıyorlardı. Onlarca ülkede yayınlanmasına karşın, filmini çekecek kadar Zagor’u sahiplenen Türkler oluyordu.

Zagor’un Türkiye’de neden bu kadar tuttuğunu ırgalarken , “fumetti” – “amerikan çizgi romanı” ayrımından bahsetmeden geçmek olmaz. Bildiğiniz üzere fumetti, İtalyanlar’ın çizgi romana verdiği isim olarak bilinmekle birlikte, Türkiye’de çizgi romanın altın yıllarını yaşadığı yılların (60lar ve 70 ler diyebiliriz) ilk zamanlarında basılan Teksas – Tommiks le başlayan, Zagor, Teks, Swing, Mister-No, Martin Mystere, Jeriko, Ken Parker, Tom-Braks, Kinowa ve daha adını hatırlayamadığım niceleri ile devam eden İtalyan çizgi romanlarının genel adıydı. Amerikalı Conan, Kriptonlu Süperman, Belçikalı Tenten, gibi diğer ecnebi çizgi romanlar da popüler olsa da, İtalyanların tartışmasız üstünlüğü görülmekteydi.

Dolayısı ile Türk Çizgi Roman Okuyucusu, çizgi roman okumaya Esse&Gesse’nin (Teksas - Tommiks çizerleri) siyah beyaz, küçücük karelerdeki net ve basit çizimlerini benimseyerek başlayınca, (Türk Çizgi Roman okuyucusu ile kastedilen sayılarının en fazla olduğu dönemdeki okuyucu kastedilmiştir, yoksa, çizgi roman ülkemize 30 lu yıllarda girmiş idi) bir nevi, Zagor ve türevi fumettiler damardan zerk edilmişti.. Artık istediğiniz kadar Amerikan Çizgi Romanı okuyun, muhteşem çizgileri, süper sayfa tasarımı, ayrıntı çizimli, kuşe kağıt baskılı, renkli çizgi-romanları, Spawn’ları, Witcblade’leri, X-men’leri görün, olmuyor, bünye kabul etmiyor, karmakarışık sayfada boğulan, terleyen, kızaran okuyucu, arşivden bir Zagor çakarak, rahatlıyor, kendine geliyordu. (uyuşturucu metaforu, kaçırma)

Peki onca Fumetti nin arasından sıyrılan Zagor’un başarısı ne idi? Zagor’un götündeki iki tane yuvarlak yamada mıydı keramet, vahşi batının ortasında giydiği kırmızı gömleğinde mi, mavi pantulunda mı?. sorular sorular..

Fumettinin Türkiye de basıldığı ilk yıllar, çizgi romana aç okuyucu, yukarıda da bir kısmını saydığımız, onlarca çeşit fumettiyi bağrına basmış, “ulan bu düpedüz ırkçi” “bunun kurgusu rezalet” , “şu saçma” dememiş, hepsine azami şefkati göstermiş idi. İnsanlar 15 günde bir erkenden bayilerine gidip çizgi romanlarını bekliyorlardı. Güneşin en parlak olduğu yıllardı, tüm dünya yeniden keşfediliyor, tabular bir bir yıkılıyor, insanlar, okuyor, gülüyor, dans ediyor, toplanıyorlardı. Mutluydular. (derin bir nefes alır) Ancak bu mutluluk uzun sürmemiş, sıkıyönetimler, darbeler, sansürler başlamış, insanlar yolda yürürken kafalarını kaldıramaz olmuşlardı. Haftada beşyüzbin satan Gırgır gitmiş, nice kitaplar sobalarda yakılmış, neticede fumettiler için de karanlık yıllar başlamıştı. Kafasına dipçiği yiyen halk, çizgi-roman okumayı, dans etmeyi, politika’yı, hayata yön vermeyi bırakmış, at gözlüklerini takarak dalgasına bakmaya yönelmiş, bana dokunmayan yılan bin yaşamış, dolayısı ile fumetti okuyucusu da bir avuç manyaktan ibaret kalmış idi. Bu bir avuç manyak kitle, “aa tommiks mi okuyon lan hala” ve benzeri nice çıkışlara göğsünü siper etmiş, nice yayınevinin heyecanlanıp fumetti basması, akabinde kapanması şeklinde yıllarca süren, silsileye vesile olmuştu.

Yaşanan tüm olumsuzluklara rağmen Zagor sürekli bir ilgiye mazhar olmuş, gerek Amerika’da, gerek Kanada’da, gerek İrlanda’da gerekse de uzayda, her daim haklının yanında olmuş, zalımın karşısında dimdik durmuş, efendiliğiyle, alçak gönüllüğüyle herkesin sevgisini kazanmıştı. Superman, Örümcek Adam, Batman gibi bir kentin koruyuculuğunu yapmamış, Swing ve Çelik Blek gibi tek bir düşmanla savaşmamış, Tommiks gibi otorite altına girmemiş kayıtsız tüm kötülere, tek başına aynı şiddetle karşı çıkmıştır.

Bu çalkantılı yıllarda, Türklerin Zagor tutkusunu keşfedip, bir açılıp bir kapanan yayınevleri daima ilk önce Zagor’u basmışlar, bu yıllar boyunca, kurgusu zayıf, klişelerle dolu, kendini tekrar eden fumettiler de bir bir elenmiş, kala kala bir elin parmakları kadar fumetti kalmıştı: Korkusuz pilotumuz mister no, çiziminde Uğur Dündar’ın model alındığı Martin amcamız, Atlantis, Gece Kartalı Tex Willer, (ki her biri ayrı yazıların konularıdır) ve Za-gor Te-nay.

Zagor’un benzerlerinden farklılıklarını düşündüğümde ilk olarak hiçbir yaraya merhem olmayan, genelde de bela getiren kahraman kankası rolüyle Çiko geliyor aklıma. Bırakın Tex’in kankası Carson’u, Mystere’nin yardımcısı Jawa Ceylan’ı , Sarhoş Konyakçı, aptal Puik, velet Rodi bile her daim çizgi romandaki esas kahramana yardım etmesine rağmen, Çiko, oburluğu, şişkoluğu ve güçsüzlüğü ile sürekli bela getiriyordu. Bunun akabinde Zagor’un bu sersem Çiko’ya neden katlandığını düşünen okuyucu haliyle, Zagor ile Çiko arasında bilinmeyen gerçek ilişkiyi, Darkwood’daki ıssız bataklığın ortasındaki kulübede geçen geceleri düşünüyor, münasebetsiz yakıştırmalar yapıyordu. Ancak sadık Zagor okuyucusu biliyordu ki, Zagor karşı cinsten hoşlanmakta ve iki macerada görüştüğü Avusturalyalı Frida’yı tek aşkı olarak kabul etmekteydi. Neticede Çiko’nun diğer kahraman kankalarından farkı her daim Zagor’un orijinalliğini vurgulamıştı.

Bir zamanlar Pazar günleri 10 da başlayan TRT Pazar sinemasının körüklediği western tutkumuzu da hatırlarsak Zagor düşkünlüğümüzün bir bilinmeyenini de açığa çıkarmış oluruz aslında. “Hey amigo, çestabaka” lafızı, “ını nı nıım.. nıı nıı nıım” şeklinde söylenen iyi kötü çirkin melodisi adeta alt beynimize kazınıp yeni kuşaklara aktarılarak Türklerin ortak hafızasına damgasını vurmuştur. Aynı kitle kapitalizmin gelişmesine, işin ticari yönünün açık ara diğer yönlere fark atmasına, amerikan çizgi romanlarının tüm dünyayı sarmasına karşılık, artık western dışında daha fantastik konuların işlendiği senaryolar çoğalsa da, hala bu özlemle Zagor okumaya devam etmektedir.

Zagor’un kurgusu, çizimleri, atmosferi, düşmanları, kişiliği gibi irdelenecek epey konu olmasına karşın yerimizin darlığından ötürü sadede gelip (devam edecek mesajı) “Zagor aslında Türk müydü” sorusuna dönecek olursak: Zagor Türk mürk değildi abi. Ne Türk’ü allahaşkına ya. Zagor’un babası İrlandalı, anası da Amerikalıdır. Kendisi de Pennsylvania’da doğmuş, Kızılderililer bu ismi vermeden önce de mahallesindeki kopillerin Patrick diye çağırdığı bir insan evladıdır. Türkiye’de bu kadar sevilmesine, tutulmasına karşılık kendisine en fazla “Fahri Türk” diyebilirdik ama , eski cumhurbaşkanımız Fahri Korutürk’le karışacağından şık durmazdı. En azından şunu demiş olalım. Zagor Türk gibi kuvvetlidir. (hastasıyım hamasetin)

6 yorum:

onebtranch dedi ki...

degerli arkadasim, blogunu tesadufen arkadasim onerdi ve cok ilginc okunakli ve baglayici buldum, eski bir cizgi roman okuyucusu olarak benide anilarima goturdu... halen kadikoydeki kitapcilardan butun bu kitaplari alip okuyorum, uc cocugum var hicbirinin de ilgisi yok, olsun ben genede zagor u seviyorum.

eline saglik...

salim odabas

sıtkı sıyrıl dedi ki...

Güzel dilekleriniz için teşekkürler. Sizin gibi babalar lazım bize. :)

Adsız dedi ki...

O baslangictaki bana laf sokmasinlar diye yazdigin paragraf gozumden kacmadi da neyse...
Ya tamam zagor iyi miyi de bokunu cikardiniz artik ,Okuyacaksaniz Dylan Dog okuyun Sin City okuyun.Ne sicak oldu be

Adsız dedi ki...

Kaldi ki evet arkadas zagor Turktu! diye lafi koymayacaksan niye yazdin 15 metrelik yaziyi off harbi ter bosandi

sıtkı sıyrıl dedi ki...

Kusura bakma hocam... Sen haklısın. Frank miller ve Dylan Dog da okuyorum gerçi ama bilemedik. Zagor Türktü diye lafı koymak istedim ama koyamadım. Olmadı. Geriye de bu pragraflar dolusu kıvırtmalar kaldı. Bir müddet daha dursun silerim merak etmeyin. Kaygılarımla.

SoNYoLcU dedi ki...

Türk veya değil bilmem ama yazının silinmesi yanlış olur bence.. okuduğum en keyifli yazılardan biriydi doğrusu..