Salı, Aralık 04, 2007
Drunky Duck
Tüm Zagorsever’lerin bildiği gibi Drunky Duck (Zom Ördek) isimli bu arkadaş ismi ile müsemma daima sarhoş olan, genellikle Zagor maceralarının başında rastladığımız, Zagor’un yaşayacağı maceranın haberini getiren kızılderili postacıdır .
Aynı Red Kit’deki her türlü şartta, çöl demeden, sıcak demeden tam zamanında postayı getiren postacı gibi görev aşkıyla yanıp tutuşan, posta getirmek için daima yeni yöntemler peşinde ve mütemadiyen sarhoş olan, mizahi bir karakterdir. Posta taşımaktan sonraki en büyük tutkusu Çiko ile uğraşmak olan Drunky Duck hakkında bilgilerimiz sınırlı aslında. Kendisinin Pitt kalesinde çalıştığını biliyoruz ancak maaşı ne kadar, sigortası yolu yemeği var mı bilememekle birlikte genellikle posta getirdiğinde aldığı bir iki dolarlık bahşişlerle hayatını idame ettirir gibi gözükür. Çiko ile uğraşır sürekli dedik, biraz açalım burayı.
Drunky Duck, Çiko ile ilk karşılaşmalarında getirdiği mesajı bir baltaya bağlayıp bu baltayı Çiko’nun kafasının birkaç santim yanına saplayarak ulaştırmıştır. Çiko haklı olarak bu duruma çok sinirlenmiş ve Drunky Duck’ı o dakikada ebedi düşmanı olarak bellemiştir. Akabindeki karşılaşmaların tümünde de, hem Drunky Duck hem Çiko birbirlerine çeşitli oyunlar oynayarak; kah su altından gidip, kah balonla uçup, kah tuzaklı hediye paketleriyle, kah teknelerini delerek, kah tüfekle ateş ederek birbirlerine rahatlıkla eşşeoğlueşşek şakası diyebileceğimiz şakalar yapmışlar ve yapmaya devam etmektedirler.
Her ne kadar Çiko da Drunky Duck’a çok ağır şakalar yapsa da çok rahat söyleyebilirim ki bu şakaların müsebbibi Drunky Duck’tır. Bir kere adam mütemadiyen sarhoş. Görevini severek yapsa dahi mesai saatlerinde sarhoş gezen bu adam bir de eşşek şakalarını seven biri olunca Çiko’nun onu şakayla karışık öldürmek istemesi doğal. Bir gün o şakaların birinde birisinin dötüne girecek mızrağın biri ama hadi hayırlısı.
Hayır bu mesajları gönderenlerde de hata var. Gidiyorlar hayati önemdeki mesajları sarhoş bir postacıya emanet ediyorlar. O sarhoş da, bırakın sarhoş olmasını, daima icat peşinde olan bir tür dallama olduğundan, senin “Zagor çabuk yetiş, ölüyorum” mesajını; yok oka sarıp gönderiyor, yok pastanın içine koyuyor, yok havadan balonla gönderiyor. Ya kaybolsa o mesaj? Nasıl yetişecek Zagor? Nasıl kurtaracak senin paçanı? Ama müstahak sana. Wells Fargo gibi bir firma var. Taş gibi şirket. 1800’lerden beri bugün dahi posta taşıyor adamlar. Sen onlara verip iadeli taahhütlü göndereceğin mesajı gidiyorsun elin sarhoşuna veriyorsun her şey müstahak sana. Aslında düpedüz terbiyesizlik yapan, müşteriyi hiçe sayan, hatta düpedüz canına kasteden, görevinin getirdiği kuralları iplemeyen bu adam Zagor’dan yüz bulmasa bunları yapamaz ya.
Zagor kendisine giren çıkan olmadığı için tüm olayları bir çizgi film gibi seyretmekle yetinip, Çiko’nun delirdiği durumlarda Çiko’yu engelleyip “Hahaha” diye gevrek gevrek gülerek Drunky Duck’ın paçasını kurtarır her seferinde. Zagor tarafından da kollandığını gören Drunky Duck da akıllanacağına gelecek sefer ne tür bir eşşek şakası yapsam diye düşünür durur. Oysa Zagor çekse kenara Drunky’i, öbür tarafa da Çiko’yu çağırsa. Drunky’e “arkadaşım biraz dikkat et postaları getirirken” dese, Çiko’ya “sen de sakin ol biraz” dese. Öpüştürüp barıştırsa onları, sevaba girse fena mı olur? Olmaz tabi ama Zagor’un da kafasında bizim bilmediğimiz fikirler vardır tahmin ediyorum.
Artık “Şakalaşıyor keraneciler bir şey olmaz diye” geniş geniş mi düşünüyor yoksa, “ulan cep telefonu var da ben mi kovmadım Drunk Duck’ı” diye mi düşünüyor, haberleşmek için Drunky Duck’a muhtaç olduklarından mı her türlü edepsizliğine “ehe ehe” diye karşılık veriyor bilemiyoruz ama Zagor böyle yapıyorsa vardır bir sebebi. Bize de Drunky Duck’a fazla kızmadan, alan razı satan razı diyerek gülüp geçmek düşüyor.
Pazartesi, Kasım 26, 2007
Zagor vs Diğerleri (3. Tur)
Zagor vs Kinowaİlk Tahmin: Zagor Kinowa’nın anasını bile satar.
Olasılıklar: Olasılık falan yok. Kinowa dediğimiz adam ailesinin Kızılderililer tarafından öldürülmesini görmüş, kendi kafa derisini de yüzdürmüş akabinde olayı anlamadan dinlemeden, o zamanın koşullarını şartlarını düşünmeden kişisel bir intikamla tüm Kızılderili ırkını yok etmeye and içmiş, bir de utanmadan kafasına ördek derisinden maske yapan, boynuz takan (artık karısı ile ilgili ne biliyorsa) kafasız, fanatik, cahil bir adamdır zaten. Öyle süper güçleri ya da üstün bir yeteneği falan da yoktur. İşi gücü pusuya düşürüp zavallı Kızılderilileri öldürmektir. Zagor zaten içinden “Ah bir Kinowa ile karşılaşsam da ona Neşeyle Tonka’nın, Arzuyla Susuz Kaya’nın selamını söylesem” diye geçirmektedir. Bu ahval ve şerait içinde Kinowa’yı versek Zagor’un eline, Zagor Kinowa’yı önce eşek sudan gelene kadar dövecek, sonra da kafasındaki ördek derisi maskeyi çıkarıp, keline bir tane şaklatıp kafasına bonus peruğunu geçirecek, Kinowa’yı atına bağlayarak atı bu şekilde Kızılderili yöresine doğru dehleyecektir. Oh olsun ama. Zerre acımıyorum.
Zagor vs Martin Mystereİlk Tahmin : Böyle maç mı olur be?
Olasılıklar: Şimdi Martin Mystere zaten arkeolog bir insan. Yumrukları fena değil aslında ancak hiç öyle güçle kuvvetle işi yok. Zaten gelmiş 60 küsur yaşına. Martin amca diyoruz kendisine. Fiziksel gücü ile değil zekâsı ve bilgisiyle yeniyor düşmanlarını. Bu meyanda kendisini ittirip Zagor’un önüne atarsak Zagor harcar Martin amcayı. Ancak Martin amcayı iri bir bünye olan yardımcısı neanderthal adam Java’dan bağımsız düşünemeyiz. Hatta Martin amca’nın havada kalan fiziksel kuvvetini Java tamamlıyor diyebiliriz. O zaman Java’yı çıkartalım Zagor’un karşısına. Ne diyosun, adaletli değil mi? Karşı karşıya geldiklerinde Java her ne kadar insan üstü bir güce sahip olsa da, Zagor’u yakalayamayacak, Zagor’un baltasını 3-5 defa kafaya yedi mi pırıl pırıl olacaktır. Ha bu sırada Martin amca boş durmaz bir ali cengiz çevirirse, ışın tabancası var, onu çekerse destursuz bilemem. Yoksa teketekte ikisini de harcar Zagor.
Zagor vs Batmanİlk tahmin: Hangi Batman?
Olasılıklar: Nazarımda Batman komple magazine batmış ve yalan olmuş Hollywood’un harcadığı acıklı bir kahramandır. Şimdi Zagor’la kapıştıralım diyoruz da, Corç Kuluni mi çıkar artık karşısına, Kıristiyın Beyl mi çıkar, yoksa Vol Kilmır mı çıkar bilemiyorum. Hadi bu polemiklere girmeyip “fight” diyelim. Batman; batmobil, batkopter, batmobilet vb tüm araçları ile full aksesuar da gelse karşılaşmaya Zagor’u yenebilmesi mümkün değil. Batman ne yapacak, ip atıp Zagor’u ipe mi dolayacak? Gaz mı püskürtecek? Hahayt... Antin kuntin aletlerle olmaz bu iş. Hadi aletsiz edevatsız karşı karşı gelseler diyeceğim ancak Batman zaten alengirli kostüm yüzünden rahat hareket edemeyen bir adam. Zagor bir tokat atsa maske uçacak kafadan. Tam hamle yaparken pelerini tutup dolayıverse kafaya kendi kendine boğulacak zaten. Ancak Zagor gene de Batman’ı bu şekilde madara etmek yerine meslektaş kabilinden saygı gösterecek ve bir dakika içinde Batman'ın sırtını onu rezil etmeden yere getirecektir.
(Hadi ucuz kurtuldun gene Batman. Herkes görecekti Burus Veyn’in ay gibi parlayan tabaklarını yoksa. Hayır sende Kızılmaske gibi “Batman’ın tabaklarını gören ölür” vb mitler de yok. N’apıcaktın o zaman?)
Zagor vs SupermikeZagor’un uğraştığı çok daha önemli, azılı, istikrarlı düşmanları var. Supermike bu özelliği ile diğer düşmanları arasında güdük kalsa da Zagor’a benzerliği, ve Zagor’la aynı şartlarda savaşması özelliği ile (Hellingen gibi teknoloji ile değil ya da Kandrax gibi büyü ile değil) ilgiyi hak ediyor. Supermike gerçekten de ismindeki super sıfatını hak eden süper bir insandır. Flüt, gitar, keman her türlü enstrümanı çalar, tarihi, psikolojiyi, her türlü yazılı bilgiyi bilir. Akrobattır, her türlü atlar, sıçrar, uçar. Güçlüdür, atletiktir, kendisinden 2 kat iri bir adamı rahat döver. Silahları çok iyi kullanır, silahşördür. Zekidir.
İtiraf etmeli ki, Zagor’da bu özelliklerin çoğu yok. Ancak Zagor’da olup Supermike’da olmayan tek özellik var ki o özellik sayesinde Zagor’a Zagorumuz diyoruz. O da Adalet duygusu ve vicdan. (iki oldu lan!) Neticede bu ikili, kapışsalar (ki kapıştılar da) Zagor sopa yiyebilir, çok zor durumlara düşebilir, yenilmek üzere bile olabilir ancak Zagor’un vicdani ve adaletli yönü ona her zaman yardım edecek bir bakıma onun gerçekten ölümsüz olduğunu tescil edip karşılaşmanın değişmez galibi olarak Zagor ilan olunacaktır. (saman gibi müsabaka oldu yahu... neyse sayın Özkök ile acısını çıkaralım bu maçın...)

Zagor vs Ertuğrul Özkök
İlk Tahmin : Zagor alır maçı almasına da, sonra…
Olasılıklar: Şimdi Zagor ile Ertuğrul Özkök aynı düzlemde karşı karşıya gelmesi imkansız kahramanlar gibi görülse de, aslında ikisi de gerçek ve fantastik evren’in iç içe geçtiği kendi dünyalarındaki paralellik vasıtasıyla bal gibi de karşı karşıya gelebilirler. Gelirler de Zagor artık Ertuğrul Özkök’ü cetvelle mi döver, baton sucukla mı döver, kulağını mı çeker, yoksa bir yumrukta yere mi serer bilemeyeceğimiz gibi, karşı karşıya geldiklerinde sayın Özkök’ü sopalaması kesin olan Zagor’un başına müsabakadan sonra ne geleceğini de bilemeyiz.
Karşılaşmanın hemen ertesinde Ertuğrul Özkök, “Telefon çaldı arayan Genel Kurmay Başkanı'ydı" başlıklı bir yazı ile G.K. Başkanı’nın, “Zagor olayını dikkatle izliyoruz, tahlilleriniz doğrudur” dediğini mi yazar, Aydın Doğan vasıtası ile Zagor’un yayınevlerini ve hatta Bonelli Comics'i satın aldırıp Zagor’u kadın kılığına sokup mu basar, Zagor ile Çiko’nun fotoshop’lı uygunsuz görüntülerini manşetten verip, “bu fotoğraf hakkında editörlerle çok tartıştık ancak gazetecilik gereğince basmaya karar verdik” diye yaptığı saldırıyı gazetecilik kisvesiyle örtmeye mi çalışır, “Gelin itiraf edelim” temalı yazılarından biri ile Zagor okumanın aslında tamamen nostaljik duygularla mümkün olabileceğini, Zagor’un lümpen bir kahraman olduğunu, oysa kendisinin has bir frankofon olduğunu mu yazar bilememekle birlikte Zagor’un başına hoş olmayan olayların geleceği açıktır. Al başına belayı...
Salı, Ekim 09, 2007
Zagor'un Albümünden (3)
"Ormanda yaşama bana tıpkı hayvanlarda olduğu gibi altıncı his kazandırdı"
Örümcek Adam'ın örümcek hissi var ise Zagor'un da altıncı hissi var. Zagorumuz bildiğiniz gibi en kıllı yünlü durumlarda, bir kahpelik bir namertlik olduğunda bunu anında hisseder ve daha dikkatli davranarak düşmanlarını alt eder. Üç beş mangacı, beş on frankofon sağda solda diyormuş ki, "Zagor nasıl en zorlu durumda bile kurtarıyor paçayı" diyormuş. "Çok saçma. Ölmeli bizce." diyormuş.
Hahayyt. Siz Zagor'u hiç tanıyamamışsınız.
Zagor'un ölümsüz olduğuna inanmazlar, altıncı his falan çok saçma, hep kurtuluyor, klişe derler. Hayır kendisi ölümsüz bir insan olmasa öldürelim de bunların diline düşmeyelim diyeceğim. Neyse, konuyu dağıtıyoruz. Amacımız Zagor'un kendisinin de belirttiği gibi, sahip olduğu altıncı hissin açıklamasını yapmak.
Ne diyor Zagor : "Ormanda yaşama hayvanlar gibi bana altıncı his kazandırdı."
Hiç küçümsemeyin bu lafı dostlar. Ben orta okuldayken, Allahın unuttuğu bir yere sürgüne gönderilen bir akrabamın yanında, her yerin orman olduğu bir arazinin ortasındaki bir evde iki ay yaz tatili yaptığımdan bu lafın önemini çok iyi biliyorum. Tatilime başlar başlamaz önce incir ağacından düşerek (kırılan dalın düşerken göğsümü çizmesi sonucu) göğsümü yardım, akabinde dereden tepeden mütemadiyen yuvarlanarak sağlam üst baş , çizilmemiş bir deri, kabuk bağlamamış bir eklem bırakmadım. Bununla birlikte iki ay boyunca sincabından akrebine kadar cümle orman mahlukatı ile yakın temas sağladım. Kaldığımız evde mecburen farelerle birlikte yattım. İki ay boyunca etraftaki binlerce fındık ağacından taze fındık yiyerek beslendiğimden devamlı surette cırcır (tırık) vaziyetinde dolaştım. İki ay sonra eve paramparça döndüğümde ailemin geçirdiği şokun ardından sadece iki aylık süreçte kazandığım özellikler kendini belli etmeye başlamıştı bile. Artık farelerden korkmuyordum. Eve fare, hamamböceği veya benzeri bir haşerat girdiğinde önceki gibi çıldırıp avizeye tırmanmıyor, karşılarına dikiliyordum artık. Ne yersem yiyeyim midem bozulmuyordu. Yemek mi arttı, çorba çok mu tuzlu olmuş, et çok mu yağlı aldırmıyor götürüyordum. Hele ki sokaktaki performansım… Gene eskisi gibi duvarlardan, ağaçlardan, bisikletten düşüyor, koşarken yuvarlanıyordum ancak artık düştükten sonra ağlamıyor, kendi pansumanımı kendim yapıyordum. Ormanda tek başına kaldığımda mecbur olduğum kendi başının çaresine bakma özelliği gerçek hayatta da devam ediyordu.
Zagor Tenay 1825 / Darkwood
Hahayyt. Siz Zagor'u hiç tanıyamamışsınız.
Zagor'un ölümsüz olduğuna inanmazlar, altıncı his falan çok saçma, hep kurtuluyor, klişe derler. Hayır kendisi ölümsüz bir insan olmasa öldürelim de bunların diline düşmeyelim diyeceğim. Neyse, konuyu dağıtıyoruz. Amacımız Zagor'un kendisinin de belirttiği gibi, sahip olduğu altıncı hissin açıklamasını yapmak.
Ne diyor Zagor : "Ormanda yaşama hayvanlar gibi bana altıncı his kazandırdı."
Hiç küçümsemeyin bu lafı dostlar. Ben orta okuldayken, Allahın unuttuğu bir yere sürgüne gönderilen bir akrabamın yanında, her yerin orman olduğu bir arazinin ortasındaki bir evde iki ay yaz tatili yaptığımdan bu lafın önemini çok iyi biliyorum. Tatilime başlar başlamaz önce incir ağacından düşerek (kırılan dalın düşerken göğsümü çizmesi sonucu) göğsümü yardım, akabinde dereden tepeden mütemadiyen yuvarlanarak sağlam üst baş , çizilmemiş bir deri, kabuk bağlamamış bir eklem bırakmadım. Bununla birlikte iki ay boyunca sincabından akrebine kadar cümle orman mahlukatı ile yakın temas sağladım. Kaldığımız evde mecburen farelerle birlikte yattım. İki ay boyunca etraftaki binlerce fındık ağacından taze fındık yiyerek beslendiğimden devamlı surette cırcır (tırık) vaziyetinde dolaştım. İki ay sonra eve paramparça döndüğümde ailemin geçirdiği şokun ardından sadece iki aylık süreçte kazandığım özellikler kendini belli etmeye başlamıştı bile. Artık farelerden korkmuyordum. Eve fare, hamamböceği veya benzeri bir haşerat girdiğinde önceki gibi çıldırıp avizeye tırmanmıyor, karşılarına dikiliyordum artık. Ne yersem yiyeyim midem bozulmuyordu. Yemek mi arttı, çorba çok mu tuzlu olmuş, et çok mu yağlı aldırmıyor götürüyordum. Hele ki sokaktaki performansım… Gene eskisi gibi duvarlardan, ağaçlardan, bisikletten düşüyor, koşarken yuvarlanıyordum ancak artık düştükten sonra ağlamıyor, kendi pansumanımı kendim yapıyordum. Ormanda tek başına kaldığımda mecbur olduğum kendi başının çaresine bakma özelliği gerçek hayatta da devam ediyordu.
Netice itibariyle, sadece iki aylık bu deneyimin bana kazandırdığı özelikler ortadayken Zagor’un “Ormanda yaşama hayvanlar gibi bana altıncı his kazandırdı.” Sözü bana hiç abartılı gelmiyor. Bırak altıncıyı yedinci, adamın alnında üçüncü gözü çıkar valla diyerek bitiriyor bik bik edecekleri Belgrat ormanında kurduğum çadırda bekliyorum.
Salı, Eylül 25, 2007
Zagor Gerçekten Ölümsüz müdür?
Öncelikle sakin. “Gene geyik bir yazı geliyor, ne ölümsüzü, ne ilahı, o Kızılderililerin uydurması” demeyin. Hele okuyun bir…
Bildiğiniz gibi Kızılderililer Zagor’a “Baltalı İlah” diyor. Bu Baltalı İlah yakıştırmasını semantik olarak incelersek, daha çok “tanrı” anlamında kullanıldığını görürüz. Bununla birlikte “ilah gibi çocuk” , “ilah gibi grup” , “sen ilahımsın artık” gibi kullanımlara bakarak, ilah ile, sadece niteliksel olarak tanrı değil, tanrı gibi anlamının kast edildiğini çıkarabiliyoruz. Yani "baltalı ilah" sıfatı yerleri gökleri yaratan, istediği her şeyi oldurabilen anlamına gelmiyor. Peki neden Kızılderililer Zagor Tenay’a baltalı ilah diyorlar? Çünkü Za-gor Te-nay baltalı ilah demek zaten. Ahahah. Olmadı. x=x sonucunu bulan liseli öğrenci olduk. Öhhm.. Baltalı ilah sıfatının nedeni, Zagor’un ölümsüz olmasıdır ya da sanılmasıdır. Evet, mutabıkız değil mi? Peki gerçekten ölümsüz müdür Zagor? Ya da ölümsüz müdür Zagor gerçekten peki? Hı?
Zagor okuyucusunda şöyle bir eğilim var. Zagor adaleti yerine getirebilmek için, Kızılderililerin cehaletinden ve metafizik özelliklere yatkınlıklarından faydalanıp “ilah” olarak gözükmek için çeşitli hileler yapar. (ver duman, ver havai fişeği) Gerçekte ilah değildir. Ölümsüz değildir.
Önceleri ben de bu şekilde düşünüyordum ancak okuduğum yüzlerce maceradan sonra artık aydığımı söyleyebilirim. Zagor tabi ki tanrı anlamında bir ilah değildir ancak cahil Kızılderilileri yönetmede kolaylık sağlaması açısından ilah rolünü de oynayan bir ölümsüzdür. Evet, Zagor gerçekten ölümsüzdür.
Sadece Zagor değil, şu anda bu yazıyı okuyan, canlı olan her insan ölümsüzdür. Öleceğini garanti edemezsiniz. Ölene kadar ölümsüzlük iddiasını korur. Eğer ölürse ölümsüz olmadığı anlaşılır ancak şu anda bu kanıya varmak imkansızdır. Aslında anlatmak istediğim bu tür bir ölümsüzlük değil. Gerçekten ölmemekten bahsediyorum. Hiçbir zaman ölmeyecek olmaktan. Zagor hiçbir zaman ölmeyecek bir ölümsüzdür.
Belki yaratıcısı Ferri’nin bile aklına gelmemiş olabilir Zagor’un gerçekten ölümsüz olabileceği. Hatta Zagor'un dostları ve dahi kendisi bile bilmiyordur ölümsüz olduğunu. Bunu anlayabilmek için olayların içinden sıyrılıp tepeden bakmak kâfi aslında. Bakın tüm maceralarına; hiçbirinde ölümsüzlüğüne halel getirecek bir kanıt bulamazsınız. Aksine, babasıyla görüşmek üzere öte dünya benzeri mistik bir yolculuğa çıktığı, renkli basılan “Gökkuşağı Köprüsü” macerasında; Zagor, bilekleri kesilip öldüğü halde, ilahi bir güçle (Manitu, Allah, Büyücüler vs vs) tekrar canlanmış neticede ölmemiştir. Onun dışında, sürekli yaralanması, bayılması, kanının akması, Kızılderililere ilah (tanrı) numarası yapıp, dumanlar eşliğinde belirmesi vb hiçbir gerekçe onun ölümsüz olmadığını kanıtlamaz. Tersine tüm bunların açıklamasını düşündüğümüzde Zagor’un gerçekten ölümsüz olduğunu bir kez daha idrak edebiliriz. Zagor ölümsüz olduğu için binbir çeşit macerasındaki binbir çeşit düşmanının elinden kurtulabilmiştir.
“Hocam manyak mısın nesin, böyle kanıt mı olur” dediğinizi duyar gibiyim. Sensin lan manyak!
Bildiğiniz gibi Kızılderililer Zagor’a “Baltalı İlah” diyor. Bu Baltalı İlah yakıştırmasını semantik olarak incelersek, daha çok “tanrı” anlamında kullanıldığını görürüz. Bununla birlikte “ilah gibi çocuk” , “ilah gibi grup” , “sen ilahımsın artık” gibi kullanımlara bakarak, ilah ile, sadece niteliksel olarak tanrı değil, tanrı gibi anlamının kast edildiğini çıkarabiliyoruz. Yani "baltalı ilah" sıfatı yerleri gökleri yaratan, istediği her şeyi oldurabilen anlamına gelmiyor. Peki neden Kızılderililer Zagor Tenay’a baltalı ilah diyorlar? Çünkü Za-gor Te-nay baltalı ilah demek zaten. Ahahah. Olmadı. x=x sonucunu bulan liseli öğrenci olduk. Öhhm.. Baltalı ilah sıfatının nedeni, Zagor’un ölümsüz olmasıdır ya da sanılmasıdır. Evet, mutabıkız değil mi? Peki gerçekten ölümsüz müdür Zagor? Ya da ölümsüz müdür Zagor gerçekten peki? Hı?
Zagor okuyucusunda şöyle bir eğilim var. Zagor adaleti yerine getirebilmek için, Kızılderililerin cehaletinden ve metafizik özelliklere yatkınlıklarından faydalanıp “ilah” olarak gözükmek için çeşitli hileler yapar. (ver duman, ver havai fişeği) Gerçekte ilah değildir. Ölümsüz değildir.Önceleri ben de bu şekilde düşünüyordum ancak okuduğum yüzlerce maceradan sonra artık aydığımı söyleyebilirim. Zagor tabi ki tanrı anlamında bir ilah değildir ancak cahil Kızılderilileri yönetmede kolaylık sağlaması açısından ilah rolünü de oynayan bir ölümsüzdür. Evet, Zagor gerçekten ölümsüzdür.
Sadece Zagor değil, şu anda bu yazıyı okuyan, canlı olan her insan ölümsüzdür. Öleceğini garanti edemezsiniz. Ölene kadar ölümsüzlük iddiasını korur. Eğer ölürse ölümsüz olmadığı anlaşılır ancak şu anda bu kanıya varmak imkansızdır. Aslında anlatmak istediğim bu tür bir ölümsüzlük değil. Gerçekten ölmemekten bahsediyorum. Hiçbir zaman ölmeyecek olmaktan. Zagor hiçbir zaman ölmeyecek bir ölümsüzdür.
Belki yaratıcısı Ferri’nin bile aklına gelmemiş olabilir Zagor’un gerçekten ölümsüz olabileceği. Hatta Zagor'un dostları ve dahi kendisi bile bilmiyordur ölümsüz olduğunu. Bunu anlayabilmek için olayların içinden sıyrılıp tepeden bakmak kâfi aslında. Bakın tüm maceralarına; hiçbirinde ölümsüzlüğüne halel getirecek bir kanıt bulamazsınız. Aksine, babasıyla görüşmek üzere öte dünya benzeri mistik bir yolculuğa çıktığı, renkli basılan “Gökkuşağı Köprüsü” macerasında; Zagor, bilekleri kesilip öldüğü halde, ilahi bir güçle (Manitu, Allah, Büyücüler vs vs) tekrar canlanmış neticede ölmemiştir. Onun dışında, sürekli yaralanması, bayılması, kanının akması, Kızılderililere ilah (tanrı) numarası yapıp, dumanlar eşliğinde belirmesi vb hiçbir gerekçe onun ölümsüz olmadığını kanıtlamaz. Tersine tüm bunların açıklamasını düşündüğümüzde Zagor’un gerçekten ölümsüz olduğunu bir kez daha idrak edebiliriz. Zagor ölümsüz olduğu için binbir çeşit macerasındaki binbir çeşit düşmanının elinden kurtulabilmiştir.
“Hocam manyak mısın nesin, böyle kanıt mı olur” dediğinizi duyar gibiyim. Sensin lan manyak!
Çarşamba, Eylül 19, 2007
Zagor'un Albümünden (2)
Ne demiş Shakespeare : "Ağlarsa anam ağlar gerisi ninja tosbağalar."
Esasında üzerinde çok tartışılacak, sansasyonel bir kare değil Zagor’un ağlaması. Ancak çok nadir görülmesi ile bir ilgiyi hak ediyor. Hep vurguladığımız gibi Zagor her ne kadar bir çizgi-roman kahramanı ve Baltalı İlah olsa da insani özelliklerini yitirmemiştir. O da hepimiz gibi, döver, sever, sinirlenir, kendini kaybeder, üşür, hacetini giderir, tırık olur ve nihayetinde ağlar da.
Nice ölümler gördü Zagor... Annesiyle babası neredeyse gözlerinin önünde öldü. Onu yetiştiren, Zagor olmasını sağlayan nitelikleri veren avcı Fitzy onu kurtarmak için gözünün önünde uçuruma düştü. Kaç defa Çiko’nun öldüğünü sandı. En yakın dostlarını kendi eliyle gömdü. Annesini babasını deliler gibi özleyip bunalımlara girdi. Normal bir insanın başına gelse derbeder olması, meczup olması, Müslümcü olması kaçınılmaz olan olaylarda Zagor’un gözünden tek bir yaş bile damlamadı. Bununla birlikte Zagorumuz’u Seminoller’in şefi Manetola’ya bir daha görüşmemek üzere veda ederken kendini tutamayıp ağlarken görüyoruz. Ölümü kabullenip ona bu kadar dayanıklı olan Zagor bir dostundan ayrılırken patlayabiliyor. Bu da bize Zagor’un duygusal olarak Bir psikiyatriste tez yazdıracak kadar yoğun ve karmaşık bir kişiliği olduğunun emarelerini veriyor. Oysa arada salsa kendini, biraz hıçkırsa, Babam ve Oğlumu seyredip ağlasa bir şeyi kalmaz ama Baltalı İlah olmanın bedellerinden biri de bu. Ayrıca onlar gözyaşı değil, ter.
Esasında üzerinde çok tartışılacak, sansasyonel bir kare değil Zagor’un ağlaması. Ancak çok nadir görülmesi ile bir ilgiyi hak ediyor. Hep vurguladığımız gibi Zagor her ne kadar bir çizgi-roman kahramanı ve Baltalı İlah olsa da insani özelliklerini yitirmemiştir. O da hepimiz gibi, döver, sever, sinirlenir, kendini kaybeder, üşür, hacetini giderir, tırık olur ve nihayetinde ağlar da.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)