<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-7979635</id><updated>2012-01-30T09:22:30.160+02:00</updated><category term='Zagor&apos;un Düşmanları'/><category term='Zagor&apos;un Albümünden'/><category term='Dövüş Figürleri'/><category term='Zagor - Genel'/><category term='Zagor Şiirleri'/><category term='Ahyak'/><category term='Zagor vs Diğerleri'/><category term='Çekim Hataları'/><category term='Zagor&apos;un Dostları'/><title type='text'>Zagor'un sözü bu!</title><subtitle type='html'></subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://sitkisiyril.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7979635/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sitkisiyril.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><author><name>Sıtkı Sıyrıl</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16226402673778605349</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/SpA-XyZMmbI/AAAAAAAAAXE/GegAj0wp740/S220/avtr1.jpg'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>64</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7979635.post-2323809573263517316</id><published>2011-07-22T23:28:00.006+03:00</published><updated>2011-08-02T19:23:03.574+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Zagor - Genel'/><title type='text'>Zagor ve Kürtler</title><content type='html'>----------Vhuuuuu! &amp;nbsp; (çöl çalısı yuvarlanarak geçer)-----------------&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zagor’umuzun yaşadığı &amp;nbsp;Darkwood, yani Pennsylvania, yani Amerika; bugünü bırakın, 1800’lerde dahi &amp;nbsp;yapısı itibariyle Türkiye’den çok daha kozmopolit, bin çeşit adamın yaşadığı bir memleket. &amp;nbsp;Yerli halklar var, Amerika keşfedilince, durağa gelen belediye otobüsüne atlar gibi hurra Amerika’ya dalan Avrupalılar var. &amp;nbsp;İngiliz’i, Brezilyalı’sı, Fransız’ı, İspanyol’u…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu kadar adam, bu kadar farklı kültür… Tabi ki savaştılar. Kendi içlerinde zaten savaşıyorlardı, birbirlerine karşı savaştılar, &amp;nbsp;yerli ve beyaz olarak savaştılar, kuzeye ve &amp;nbsp;güneye ayrılıp savaştılar, yeni bir savaş nedeni bulmak için savaştılar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zagor’un mesaisinin sürdüğü 1800’lerin ilk yarısı, Kızılderililerin bir yandan kendi aralarında bir yandan da beyazlarla savaştığı döneme denk gelir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zagor hem kendi aralarında kapışan kızılderileri hem de beyazlarla kapışanları ayırmaya çalışır boyuna. &amp;nbsp;Gerçekte çoğu macerasında çift taraflı oynar. Bu sebeple çoğu solukbenizli ona kızılderili dostu, dönek vb &amp;nbsp;kendilerince aşağılayıcı lakaplar takarken, aynı tipolojinin Kızılderili tarafı da Zagor’u beyaz olmakla, beyaz dostu olmakla, hain olmakla suçlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zagor her iki tarafın çoğunluğunun da &amp;nbsp;esasında masum insanlardan oluştuğunu, &amp;nbsp;iki taraftan da çok küçük bir kesimin, farklı taraflarda olmalarına rağmen aynı hasletlerle savaş çıkardıklarını idrak etmiştir. &lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-Hy-1D-Gbo_M/TjgkN-KXVsI/AAAAAAAAAsg/mlKPrl3HdRQ/s1600/laure002.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="290" src="http://3.bp.blogspot.com/-Hy-1D-Gbo_M/TjgkN-KXVsI/AAAAAAAAAsg/mlKPrl3HdRQ/s400/laure002.jpg" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Ancak savaş aklın bittiği yerde başlar. En masum beyaz, eline tüfek alıp, uygun ortamda havaya sokulunca, en masum kızılderiliyi kolaylıkla öldürebilir. &amp;nbsp;Aynısı diğer taraf için de geçerlidir. Savaş başladıktan sonra herkes haklıdır. Ölmemek için öldürür herkes. &amp;nbsp; Böylece ölmemek için ölür herkes. Denklem kırılır, matematik biter.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Savaş, aklın bittiği yerde başlar ama aklın geri geldiği yerde bitmez maalesef. Savaşın bilançosunu ve zararlarını gören aklı selim “bunu durduralım artık” dese de, savaş kendi bilincini ve aktörlerini yaratmıştır. &amp;nbsp;Simüle edelim:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-----------------&amp;nbsp;&lt;b&gt;B&lt;/b&gt;: Beyaz &amp;nbsp;- &amp;nbsp;&lt;b&gt;K&lt;/b&gt;:Kızılderili -----------------&lt;br /&gt;&lt;b&gt;B1&lt;/b&gt; ailesi ile yeni topraklara göç eder. Dünyanın en masum, en sevecen, en şahane adamıdır. &amp;nbsp;&lt;b&gt;K1&lt;/b&gt;&amp;nbsp;ise topraklarında kabilesi ile mutlu mesut &amp;nbsp;yaşayan, tüm kabilenin en iyisi, en güçlüsü, en süperi, kabilenin de lideri bir yerlidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;K1&lt;/b&gt; yaşadığı yerin yakınlarına yerleşen beyazlar &amp;nbsp;yüzünden Bizonların göç yollarının değiştiğini görür. Endişelenir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;B1&lt;/b&gt; yeni, bereketli, uçsuz bucaksız topraklardadır. &amp;nbsp;Çok mutludur. Her şey boldur. Toprağı eker. Bizonları avlar. Kızılderililere ve bizonlara saygı duyar. &amp;nbsp;Kardeş kardeş yaşadıkça bu topraklar herkese yeter diye düşünür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;B2 ve B3 bizonların bu bölgede bol olduğunu görür. Bizon boynuzu iyi para etmektedir. Bir de yanında av keyfi vardır ki paha biçilemez. &amp;nbsp;Bizon avına başlarlar, bizonlar milyonlarcadır, avla avla bitmez. İyi insanlardır gerçekte ancak biraz sorumsuzdurlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;K1&lt;/b&gt;, Beyazların bizonları öldürüp sadece boynuzunu almasına, etini ziyan etmesine çok feci kıl olur. Çok saçmadır, ayıptır, günahtır. Doğaya, manituya hakarettir. &amp;nbsp;Bizonlar etiyle, sütüyle, derisiyle onların yaşamasını sağlayan mucize bir hayvandır. Beyaz adam nasıl olur da bu hayvanları avlar. Üstelik yemek için değil, zevk için. Bunları uyarmak lazımdır ama nasıl?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;K2 heyecanlı bir gençtir. Bizonları öldüren beyazlar yüzünden nasıl zor duruma düşeceklerini anlar. Dağdan gelip bağın içine eden böyle bir adamı hazmedemez. Arkadaşları ile pusu kurup Bizon avlayan beyazları kaçırtmak isterler. Ok ve yayları ile tehditkâr bir şekilde üzerlerine yürürler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;B2, B3 karşılarında onlara doğru saldıracakmış gibi koşturan kızılderililerden ürkerler . B2 ölmemek için silahını ateşler. K2 vurulur. K3 de B2’ye mızrağını saplar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Olay çabuk duyulur. Beyazlar vahşi kızılderililer balonunu üflerler. Kızılderiler ise hem tek yaşam kaynaklarını yok eden, hem de üstüne üstlük artık &amp;nbsp;patlayan boruları ile kendilerini de öldüren beyazları düşman ilan ederler. Savaş baltaları toprakdan çıkarılır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Herkes temkinlidir. B7 ve grubu, K9 ve grubu ile kapışır. B4, K5 ile. Amiral battı başlar. &amp;nbsp;Gruplar birbirlerini gördükçe kendilerini savunmak için karşısındakini öldürme yoluna giderler. Ölü sayısı ve akabinde düşmanlık artar. &amp;nbsp;Ok yaydan çıkar. &amp;nbsp;Kızılderililer göz göre göre öldürülüyor, beyazlar her gün çoğalıyor ancak kızılderili tehditi de artıyordur. Galiba bu topraklarda birinden biri yok olmalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bıçak kemiğe dayanmıştır. K8 ve grubu beyazları topraklarından atabilmek için beyazların çftliklerine saldırırlar. &amp;nbsp;Hikayenin kahramanı dünyanın en iyi insanlarından biri olan &lt;b&gt;B1&lt;/b&gt;, K8 ve ekibi tarafından kafaderisi de yüzülerek öldürülür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;B1&lt;/b&gt;’in oğlunun kafasına, olayın her sahnesi kazınır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çatışmalar şiddetlenir. Ölüler dağ olur, acılar dağ olur. Takkeler öne barış çubukları yere, baltalar toprağa konur düşünülür. Sakin olunmalıdır. Bu topraklar herkese yeter. &amp;nbsp;Napıyoruzdur biz? Liderlerden &amp;nbsp;B13 ve &lt;b&gt;K1&lt;/b&gt; biraraya gelip anlaşma imzalarlar. Artık birbirlerini rahatsız etmeyecekler, bizonları yok yere öldürmeyeceklerdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir rahatlama olur. Bahar gelir, sular çağıldar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;B1&lt;/b&gt;’in oğlu büyür. Dünyanın en iyi isanı olan babası &lt;b&gt;B1&lt;/b&gt;’in intikamını bu vahşilerden almak zorundadır. O sahneyi hiçbir &amp;nbsp;barış anlaşması zihninden silemez. Gider &lt;b&gt;K1&lt;/b&gt;’i öldürür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kızılderililer ayaklanır, beyazlar barış yapmalarına rağmen kabile liderlerini öldürmüşler, çatal dillerini gene &amp;nbsp;göstermişlerdir. Çatışmalar tekrar artar. Artar. Daha da artar. Hep artar. Sürekli artar. Arttıkça artar. Ne biçim artar…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tüm döngü şiddetlenerek devam eder. Ara verildikçe, barış imzalandıkça daha şiddetli başlar. Çünkü akıl bitmiştir. Çünkü babası/çocuğu/anası/yari gözleri önünde öldürülen biri düşünemez, idrak edemez, içgüdüsünün gereğini yapar. Savaş artarak sürer. Ta ki taraflardan biri gerçekten öbür tarafı yenene kadar. Üstelik bu savaş adil olmayan bi savaştır. Beyazlar kızılderilileri yok eder. Bir avuç kalanı da rezervasyon denilen kamplarda &amp;nbsp;yaşamaya mahkum edilirler. Çayırlar artık onların değildir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu savaş kurgusu dünyadaki savaşların neredeyse hepsine tıpatıp uyar. &amp;nbsp;Çoğu savaş da kızılderililerinki gibi bitmez. Küresel dünyada kızılderililer gibi saf rakipler yoktur artık. Herkes haklıdır. Herkes ama herkes istisnasız haklıdır. Savaş başlayınca her ne kadar akıl biter, &amp;nbsp;savaş kendi bilincini oluşturur, savaş simsarları belirip olayı suistimal ederse de herkes gene haklıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir taraf isyan edene der ki &amp;nbsp;“durmazsanız sizi öldüreceğiz” isyan eden öbür tarafa der ki “bizi öldürürseniz durmayacağız” &amp;nbsp;Zenon gelsin de paradoks görsün.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zagor &amp;nbsp;savaşın bu şekildeki tekniğini ve &amp;nbsp;kurgusunu çözmüştür. Körlemesine taraf tutmaz. Beyazlardan yana da olur, kızılderililerden yana da. Peki taraf tutmayınca, Nasreddin Hoca gibi herkese "sen de haklısın" dedikçe nasıl çözülür bu işler. Nedir çözüm?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çözüm gerçekte yoktur. Çözüm, çözümün olmadığını idrak edebilmek ve artık bu işin olmayan çözümünü , sihirli düğmeyi, büyülü değneği aramak yerine insanlığın bugüne kadar oluşturduğu ortak &amp;nbsp;prensiplerde, asgari müştereklerde anlaşabilmektir. Örneğin insan öldürmemek bu prensiplerden biri olabilir. Belki insanoğlu ileride daha başarılı ve herkesin mutabık kalacağı başka prensipler de bulabilir. &amp;nbsp;Bu prensiplerde anlaşıp onun dışındaki her şeyi ama her şeyi tartışabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Düşünsenize, şu an yeryüzündeki bütün düşmanlıklar aynı kalıp insanları öldürmek &amp;nbsp;ilahi bir güç tarafından yasaklanıp imkansız hale gelse idi, belki çözüm için daha akli yollar bulabilirdik. Öldürmek hile yapmak gibi. Böylece insanoğlu hile yapmadan oyunu sürdürebilirdi. O yüzden ne şiddeti kabullenip taraf olmak, ne de kendini ondan soyutlamak bir işi yaramıyor, &amp;nbsp;yaramayacak. İnsanoğlunun prensiplere ihtiyacı var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“E abi başlıkta kürt falan dedin, bize okuttun iki &amp;nbsp;metre yazıyı, hani kürt” dediğinizi duyar gibiyim. &amp;nbsp;Ben size ne diyeyim artık. Zagor okuyun anlarsınız.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;RSS (Site Beslemesi)&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7979635-2323809573263517316?l=sitkisiyril.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sitkisiyril.blogspot.com/feeds/2323809573263517316/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7979635&amp;postID=2323809573263517316&amp;isPopup=true' title='11 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7979635/posts/default/2323809573263517316'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7979635/posts/default/2323809573263517316'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sitkisiyril.blogspot.com/2011/07/zagor-ve-kurtler.html' title='Zagor ve Kürtler'/><author><name>Sıtkı Sıyrıl</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16226402673778605349</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/SpA-XyZMmbI/AAAAAAAAAXE/GegAj0wp740/S220/avtr1.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-Hy-1D-Gbo_M/TjgkN-KXVsI/AAAAAAAAAsg/mlKPrl3HdRQ/s72-c/laure002.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>11</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7979635.post-4328036030038480528</id><published>2011-06-24T23:58:00.008+03:00</published><updated>2011-06-25T00:40:00.997+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Zagor - Genel'/><title type='text'>Zagor Poşete mi Girdi?</title><content type='html'>Bu haftaki malzememiz &amp;nbsp;&lt;a href="http://cizgiromanokurlariplatformu.blogspot.com/"&gt;Çrop&lt;/a&gt;’un da yöneticisi, çizgiromancı Ümit Kireççi’den. Miray Sahaf’ın dış vitrin rafından çekilmiş bir kare. Zagor poşette. Kapaktan anlaşıldığına göre Zagor &amp;nbsp;gene manyak bir maceraya girmek üzere. Beyaz kadın ticareti &amp;nbsp;yapan adamlar Darkwood’a musallat olmuşlar da Zagor’da sermayeleri kurtarmış gibi. &amp;nbsp;Çizimler çok gerçekçi. &lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-Nk0fT7Ruqzs/TgT2dLXGUuI/AAAAAAAAAsI/XZnXa5_N8PE/s1600/image271u.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://4.bp.blogspot.com/-Nk0fT7Ruqzs/TgT2dLXGUuI/AAAAAAAAAsI/XZnXa5_N8PE/s320/image271u.jpg" width="240" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;“Hey adamım nesin sen ha?” dediğinizi duyar gibiyim. Heey! Sakin olalım! Önde başka bir kitap var. Zagor henüz poşete girmedi. &amp;nbsp;Daha doğrusu muzır bulunarak poşete girmedi. Yani "Muzır Kurulu" henüz Zagor’u okumadı da diyebiliriz. Çünkü, Zagor’un Gambit’le, Frida ile, özellikle Çiko ile yalnız başına kaldıkları sahneleri okusalar, bırakın poşete sokmayı, Zagor’u gözleri bantlı bastırmaları muhtemel. Hayır canım, abartmıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şirin ülkemizde Muzır Kurulu diye bir kurul var bildiğiniz gibi. Tam adı “&lt;b&gt;Küçükleri Muzır Neşriyattan Koruma Kurulu&lt;/b&gt;” &amp;nbsp;Ben de adını Türkiye’nin yakın tarihini anlatan kitaplardan &amp;nbsp;biliyordum. &amp;nbsp;Eskiden yasakların dorukta olduğu dönemlerde sık sık toplanarak &amp;nbsp;tüm Türkiye’yi muzır neşriyattan korumuşlar sağolsunlar. Ne olacak canım 60’lar, 70'ler, 80’ler, zor yıllar, darbe dönemleri, olur öyle deyip geçmiştim ki, geçen haftalarda &amp;nbsp;yedikleri nane ile bu kurulun halen ayakta kaldığını hayretle gördüm. Evet halâ yayına neşriyat &amp;nbsp;diyen adamlar vardı ve bunlar toplanıp kafalarına göre bazı yayınları muzır bulup yasaklayabiliyorlardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Kimdi bu adamlar? Neye göre, kime göre muzır tanımları vardı? Kuralları, yaptırımları, çalışma prensipleri neydi acaba” diye küçük bir araştırma yaptım ve hayretim gitgide arttı. Tıpkı &lt;b&gt;Martin Mystere&lt;/b&gt;’deki “&lt;b&gt;Kara Adamlar&lt;/b&gt;”a benzeyen bir örgüt ile karşı karşıyayız. Haklarındaki yazılı bilgi Kara Adamlar'dan daha az. Ne bir web sitesi ne bir broşür. Sadece “küçükleri muzır neşriyattan koruma kanunu” adlı bir kanun maddesi ve bu kanun maddesine göre kurulup toplanan 10 kişiden oluşan, Başbakanlık’a bağlı &amp;nbsp;bir örgütün bilgisine sahibiz. Örgüte sadece 15 yıl boyunca kamu görevi yapmış bazı özel kişiler girebiliyor. Daha doğru ifade ile örgüt onları buluyor. Yoksa giriş yapılacak bir örgüt, başvurulacak bir insan kaynakları uzmanı, cv gönderilecek bir mail adresleri yok. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1927’den beri iş başındalar. &amp;nbsp;Tabi bu resmi olarak bildiklerimiz, yoksa örgütün &amp;nbsp;Türkler’in ortaya çıkışana kadar gittiği konusunda epey söylenti var. Örgütün &amp;nbsp;ilk üyeleri aramızda bile yok ancak öyle kadim bir topluluk ki, aynı kafa, aynı mantalite yıllara meydan okurcasına devam ediyor. &amp;nbsp;Amaçları aynı “Kara Adamlar” gibi toplumu derinden sarsacak, yazılı tarihi değiştirebilecek, kaos yaratacak her türlü girişimi ne pahasına olursa olsun engellemek. &amp;nbsp;Geleneksel ahlâkı korumak. &amp;nbsp;Örneğin ataları 1455’de kurulan modern matbaayı 280 yıl kadar memleketten uzak tutmayı &amp;nbsp;başarmışlardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu güzide kurul geçtiğimiz haftalarda Harakiri adlı mizah dergisini muzır bularak, artık &amp;nbsp;poşette satılması kararını aldı. Derginin bu karardan sonraki sayısı zaten poşetsiz olarak dağıtılmış bulunduğundan, üstüne &amp;nbsp;100.000 TL de ceza keserek derginin dibine kibrit suyu döktü. Dergi iflas etti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hatıralar canlanıyor: Dövüş Kulübü, Gösteri Peygamberi, Tıkanma gibi müthiş kitapların yazarı Chuck Palahniuk’un "Ölüm Pornosu" kitabına &lt;a href="http://www.evrensel.net/news.php?id=7524"&gt;soruşturma açan&lt;/a&gt;, çevirmeninin ifadesini alan, yayıncısına dava açan da bu kurummuş meğer. &amp;nbsp;Çıplak Şölen/Naked Lunch kitabının yazarı William S. Burroughs’un “Yumuşak Makine” isimli kitabına da bunlar &lt;a href="http://www.yesilgazete.org/?p=26774"&gt;soruşturma açmışlar&lt;/a&gt;.&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;Muzır ne demektir? &amp;nbsp;Küçük &amp;nbsp;ne demektir? &amp;nbsp;Kaç yaşları küçük kabul edilir? Küçükler Muzır yayınlardan nasıl korunur? &amp;nbsp;Bunlar bu kadim örgütün üyesi 10 kişinin &amp;nbsp;zekası, anlayışı, tecrübeleri ile şekilleniyor. &amp;nbsp;Konu ikircikli. Gerçekten korunması gereken küçükler söz konusu olabilir. Örneğin bu kurulun zihniyetinden korunması gereken küçükler mevcut. Ancak icraatları ortada. Bu adamların &amp;nbsp;(evet içlerinde bir tane kadın var diğerleri adam. yani genelleyip “adamlar” diyebiliriz) edebiyattan hiç ama hiç anlamadıklarını kolaylıkla söyleyebiliyoruz. Keza mizahtan, karikatürden de nasiplerini almadıkları ortada.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Martin Msytere bile başa çıkamıyor Kara Adamlar’la biz ne yapacağız? Onlar her yerdeler. Cehaletle, muhafazakarlıkla, dinle, kadim öğretilerle, binlerce yıllık otomatik tecrübelerle besleniyorlar. &amp;nbsp;Kara Adamlar'a şimdilik,&amp;nbsp;&amp;nbsp;yüksek sesle “allah belanızı versin” demekle yetinelim.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;RSS (Site Beslemesi)&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7979635-4328036030038480528?l=sitkisiyril.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sitkisiyril.blogspot.com/feeds/4328036030038480528/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7979635&amp;postID=4328036030038480528&amp;isPopup=true' title='13 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7979635/posts/default/4328036030038480528'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7979635/posts/default/4328036030038480528'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sitkisiyril.blogspot.com/2011/06/zagor-posete-mi-girdi.html' title='Zagor Poşete mi Girdi?'/><author><name>Sıtkı Sıyrıl</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16226402673778605349</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/SpA-XyZMmbI/AAAAAAAAAXE/GegAj0wp740/S220/avtr1.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-Nk0fT7Ruqzs/TgT2dLXGUuI/AAAAAAAAAsI/XZnXa5_N8PE/s72-c/image271u.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>13</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7979635.post-8175427790068172282</id><published>2011-06-16T23:04:00.005+03:00</published><updated>2011-06-16T23:23:15.645+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Zagor - Genel'/><title type='text'>Zag-art</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; text-align: left;"&gt;-Zagor, bendesin!&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; text-align: left;"&gt;-Zagor buraya.&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; text-align: left;"&gt;-Bendesin.&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; text-align: left;"&gt;-Buraya Zagor.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; text-align: left;"&gt;-Zagor, rüzgar esiyor, yıllardır onu görmemişsin,&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; text-align: left;"&gt;-Birden karşılaşıyorsunuz.&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; text-align: left;"&gt;-Çıkar hocam üstünü! Çıkar çıkar komple.&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; text-align: left;"&gt;-Savur tshirtünü biraz.&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; text-align: left;"&gt;-Ver kendini rüzgara.&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; text-align: left;"&gt;-Bendesin şimdi, gözlerini kıs.&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; text-align: left;"&gt;-Pazularını kas biraz, biraz daha… tut nefesini… tamam süper!&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-pxjv6vGWdQc/Tfpg4TaUj3I/AAAAAAAAAsE/AHV39Wl4QRU/s1600/zag-art.jpg" imageanchor="1" style="clear: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://4.bp.blogspot.com/-pxjv6vGWdQc/Tfpg4TaUj3I/AAAAAAAAAsE/AHV39Wl4QRU/s1600/zag-art.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;RSS (Site Beslemesi)&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7979635-8175427790068172282?l=sitkisiyril.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sitkisiyril.blogspot.com/feeds/8175427790068172282/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7979635&amp;postID=8175427790068172282&amp;isPopup=true' title='6 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7979635/posts/default/8175427790068172282'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7979635/posts/default/8175427790068172282'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sitkisiyril.blogspot.com/2011/06/zag-art.html' title='Zag-art'/><author><name>Sıtkı Sıyrıl</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16226402673778605349</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/SpA-XyZMmbI/AAAAAAAAAXE/GegAj0wp740/S220/avtr1.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-pxjv6vGWdQc/Tfpg4TaUj3I/AAAAAAAAAsE/AHV39Wl4QRU/s72-c/zag-art.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>6</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7979635.post-1089070692828582082</id><published>2011-05-27T08:18:00.001+03:00</published><updated>2011-05-27T09:28:28.402+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Zagor Şiirleri'/><title type='text'>Hellingen Kime Benziyor?</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-YDzZl7XhyHQ/Td8yxqV1ZAI/AAAAAAAAAro/6X7h3Oh2h94/s1600/hellingen.jpg" imageanchor="1" style="clear: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="400" src="http://4.bp.blogspot.com/-YDzZl7XhyHQ/Td8yxqV1ZAI/AAAAAAAAAro/6X7h3Oh2h94/s400/hellingen.jpg" width="149" /&gt;&lt;/a&gt;Entarisi ala benziyor.&lt;br /&gt;Şeftalisi bala benziyor.&lt;br /&gt;Çatlak profesör tipiyle,&lt;br /&gt;Hellingen kime benziyor?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Üstte saç çıkmıyor.&lt;br /&gt;Yanları uzatıyor.&lt;br /&gt;Bu imaj anlayışı ile,&lt;br /&gt;Hellingen kime benziyor?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben sana düşmanım diyor.&lt;br /&gt;Dünya onun olacak sanıyor.&lt;br /&gt;Bu devirde bu kafayla,&lt;br /&gt;Hellingen kime benziyor?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bıkmıyor, usanmıyor.&lt;br /&gt;Her delikten çıkıyor.&lt;br /&gt;Buruşuk dede siniriyle,&lt;br /&gt;Hellingen kime benziyor?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Laftan, azardan anlamıyor.&lt;br /&gt;Dayaktan kötekten bıkmıyor.&lt;br /&gt;Kafadaki çentiğiyle,&lt;br /&gt;Hellingen kime benziyor?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kah kabileleri ayartıyor.&lt;br /&gt;Kah uzaylıyı kışkırtıyor.&lt;br /&gt;Bitmeyen kiniyle,&lt;br /&gt;Hellingen kime benziyor?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir gün robot yapıyor.&lt;br /&gt;Bir gün gemiye takıyor.&lt;br /&gt;Zehir gibi kafayla,&lt;br /&gt;Hellingen kime benziyor?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yenilse de takmıyor.&lt;br /&gt;İdealinden vazgeçmiyor.&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-0zYs1g4HDx8/Td8zdukE6rI/AAAAAAAAAr0/78HP1RvZXw8/s1600/siir1_2.jpg" imageanchor="1" style="clear: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://3.bp.blogspot.com/-0zYs1g4HDx8/Td8zdukE6rI/AAAAAAAAAr0/78HP1RvZXw8/s1600/siir1_2.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Aslında biraz da,&lt;br /&gt;Hellingen bana benziyor.&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-tab-span" style="white-space: pre;"&gt; &lt;/span&gt;&amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; Darkwood/1846&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;RSS (Site Beslemesi)&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7979635-1089070692828582082?l=sitkisiyril.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sitkisiyril.blogspot.com/feeds/1089070692828582082/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7979635&amp;postID=1089070692828582082&amp;isPopup=true' title='28 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7979635/posts/default/1089070692828582082'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7979635/posts/default/1089070692828582082'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sitkisiyril.blogspot.com/2011/05/hellingen-kime-benziyor.html' title='Hellingen Kime Benziyor?'/><author><name>Sıtkı Sıyrıl</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16226402673778605349</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/SpA-XyZMmbI/AAAAAAAAAXE/GegAj0wp740/S220/avtr1.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-YDzZl7XhyHQ/Td8yxqV1ZAI/AAAAAAAAAro/6X7h3Oh2h94/s72-c/hellingen.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>28</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7979635.post-5033788350155830626</id><published>2011-03-11T21:16:00.001+02:00</published><updated>2011-03-14T20:22:44.263+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Zagor - Genel'/><title type='text'>Lakros (Lacrosse)</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="https://lh5.googleusercontent.com/-f-dMWSvnUZ4/TXpvy6-P0AI/AAAAAAAAAqw/EkMQDIGqEUI/s1600/1.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="175" src="https://lh5.googleusercontent.com/-f-dMWSvnUZ4/TXpvy6-P0AI/AAAAAAAAAqw/EkMQDIGqEUI/s400/1.jpg" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Kızılderililer hakkında bir bilinmeyen daha Zagor ile açığa çıkıyor. Sene 1800’ler. İngiltere’de ilk defa tenis oynanmaya başlıyor. &amp;nbsp;1820’li yıllarda ise gene İngiltere’de ilk Rugby ligi kuruluyor. &amp;nbsp;Aynı yıllarda Amerika’daki yerliler ne yapıyor peki? İki tane raket &amp;nbsp;bir tane deriden mamûl top ile Tenis’e, &amp;nbsp;kocaman direklerden oluşan kale ile de Rugby’ye göz kırpan; adına Lakros (Lacrosse) dedikleri enteresan bir oyun oynuyorlar. Oysa oyunun kökeni, Rugby’den de, Tenis'ten de eski. Üstelik öz be öz Kızılderili mamulü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kurallar günümüzdeki müsabakalar gibi karmaşık değil. Çift raketle oynanıyor. Topu ellemek yasak. Elleyenlere hakem tarafından işkence direğinde bir gece kalma cezası &amp;nbsp;veriliyor. &amp;nbsp;Amaç basit: Raketle vurarak topu kaleden geçirip gol atmak. Oyuncuların raketlerle birbirlerine vurması serbest. &amp;nbsp;Faul o yıllarda henüz net değil tabi. Giden oyuncuyu rakip ceza sahasında ok ile vurmak faul. Top ormana kaçınca atan alıyor. (atanalırspor) &amp;nbsp;Bir elin parmaklarında devre, iki elin parmaklarında biter kuralına göre bir taraf 5 gol atınca devre olup yer değiştiriliyor. Akabinde 10 gole ulaşan oyunu kazanıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Görüntülerde &amp;nbsp;Wyandot gücü ile Seminol Boğaları arasında geçen bir müsabakayı görüyorsunuz. &amp;nbsp;Wyandotlar 4-4-2 taktiği ile savunma ağırlıklı bir oyun kurgusu yapmış. Kendilerinden olan forvet Zagor ile ani kontraataklarla golü bulmaya çalışacaklar.&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="https://lh3.googleusercontent.com/--bKhJJpW2ZY/TXpv2iIm8mI/AAAAAAAAAq8/KMj-oXtbHMs/s1600/taktik2.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="176" src="https://lh3.googleusercontent.com/--bKhJJpW2ZY/TXpv2iIm8mI/AAAAAAAAAq8/KMj-oXtbHMs/s400/taktik2.jpg" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Lakros eskiden beri, spor vasfının yanında kızılderili kabileleri arasında çok yaygın olan anlaşmazlıkları çözmek için de kullanılagelmiş, &amp;nbsp;böylece karşı tarafın erkekleri ava gidince, kabilede kalanları öldürmek &amp;nbsp;şeklinde olan &amp;nbsp;ezeli düşmanlık &amp;nbsp;Lakros maçlarına tekamül etmiştir. &amp;nbsp;Ancak vizyonsuzluk ve bazı talihsizlikler burada da kendini göstermiş, geliştirilemeyen kurallar, maçların gitgide bizim futbol maçlarında olduğu gibi kanlı bıçaklı, oklu baltalı oynanmaya başlaması, arkasında sağlam bir federasyonun bulunmaması gibi sebeplerle bu güzel spor dalı kabileler arasında yok olayazmıştır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kızılderililer’in Lakros’a “savaşın küçük kardeşi” demesi boşuna değil. Bazı maçlardan alınan karelerde de gördüğünüz gibi oyun adeta centilmence yapılan bir savaş gibi oynanmakta, &amp;nbsp;kafa, göz, çene ellere verilmektedir. O zaman baklava da yok. Yenilenlerin kafa derisi yenenlerin kemerini süslüyor mecburen.&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="https://lh6.googleusercontent.com/-5MXmSMDWfkI/TXpxzhFFTuI/AAAAAAAAArc/-hnSy0HiOhU/s1600/lakros.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="108" src="https://lh6.googleusercontent.com/-5MXmSMDWfkI/TXpxzhFFTuI/AAAAAAAAArc/-hnSy0HiOhU/s400/lakros.jpg" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Zagor hemen her sportif faliyetindeki üstünlüğünü burada da gösteriyor. Çevikliği ile sahada basılmadık yer bırakmayıp dört dönerken, nişancılıkta olan hünerini golcülükte de gösterip her vuruşunu golle süslemesini biliyordu. Zagor’un hırsı bu tür müsabakalarda iyice açığa çıkıyor, önüne çıkanın pekmezini akıtmaktan çekinmiyordu.&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="https://lh4.googleusercontent.com/-JeT86CMlNmo/TXpv1cjsLSI/AAAAAAAAAq4/wNnSd-ky9PY/s1600/3.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="161" src="https://lh4.googleusercontent.com/-JeT86CMlNmo/TXpv1cjsLSI/AAAAAAAAAq4/wNnSd-ky9PY/s400/3.jpg" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Kızılderililer artık yok. Oysa tarihin akışındaki küçük bir değişiklik Kızılderilileri Amerikalılar tarafından yok edilen bir halk olarak değil, Lakros’un kurucusu, hatta dünyadaki entertainment sektörünün önde gelen aktörlerinden &amp;nbsp;biri olarak tanıtabilir, yaşadıkları bölgeden Las Vegas gibi bir başarı hikayesi çıkabilirdi. Bakın aynı yıllarda icat edilen Tenis, Rugby ve hatta ondan türetilen Amerikan Futbolu’na. Milyonlarca &amp;nbsp;kişi, ilgili müsabakaları canlı olarak izliyor. Arkasındaki milyalarca dolarlık devasa bir sektör var. Lakros’un kurucusu, son kalan bir avuç kızılderili ise kendilerine özel ayrılan rezerv bölgelerinde yaşamaya çalışıyor. &amp;nbsp;Kızılderilileri yok eden Amerikalılar ise &amp;nbsp;Cherokee (jip), Apache (helikopter), &amp;nbsp;Pontiac (otomobil), Cayenne (jip), Fox (tv kanalı), &amp;nbsp;Black Hawk (helikopter) &amp;nbsp;gibi markalarla kızılderililerin etinden, sütünden, derisinden faydalanmaya devam ediyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Günümüzde Amerikan Çizgi-Romanı (comics) süper kahramanlarının, daha naif &amp;nbsp;ve mütevazi diyebileceğimiz İtalyan Çizgi-Romanı (fumetti) kahramanlarına olan her türlü baskısı, her ne kadar bilinçli olmasa da geçmişteki &amp;nbsp;Amerika-Kızılderili asimilasyonunu hatırlatıyor, tarih tekerrürden ibarettir klişesini bize &amp;nbsp;söylettiriyor. &amp;nbsp;Zagor’un geçmişte kızılderilileri korumak için Amerikalı'lara karşı verdiği mücadeleyi şimdi Zagor'un yayınevi gene Amerikalılara karşı veriyor. Sembolizmin dibine vurmuşken didaktik bir final yapalım:&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="https://lh4.googleusercontent.com/-IrfbalLSBwg/TXpv3m8POsI/AAAAAAAAArA/RJGQY_wDwJ0/s1600/lacrosse.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="266" src="https://lh4.googleusercontent.com/-IrfbalLSBwg/TXpv3m8POsI/AAAAAAAAArA/RJGQY_wDwJ0/s320/lacrosse.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;a href="http://www.google.com.tr/images?um=1&amp;amp;hl=tr&amp;amp;safe=off&amp;amp;tbs=isch:1&amp;amp;sa=X&amp;amp;ei=_m56TebFOoiu8gO11IS0BA&amp;amp;ved=0CDAQBSgA&amp;amp;q=lacrosse&amp;amp;spell=1&amp;amp;biw=1280&amp;amp;bih=909"&gt;Lakros&lt;/a&gt; günümüzde Amerika ve Kanada’da özellikle okullar arasında halâ oynanmakta, kızlarda olmasa da erkeklerde raket ile rakibe girişme halâ faul olarak sayılmamaktadır.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;RSS (Site Beslemesi)&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7979635-5033788350155830626?l=sitkisiyril.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sitkisiyril.blogspot.com/feeds/5033788350155830626/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7979635&amp;postID=5033788350155830626&amp;isPopup=true' title='9 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7979635/posts/default/5033788350155830626'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7979635/posts/default/5033788350155830626'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sitkisiyril.blogspot.com/2011/03/lakros-lacrosse.html' title='Lakros (Lacrosse)'/><author><name>Sıtkı Sıyrıl</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16226402673778605349</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/SpA-XyZMmbI/AAAAAAAAAXE/GegAj0wp740/S220/avtr1.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='https://lh5.googleusercontent.com/-f-dMWSvnUZ4/TXpvy6-P0AI/AAAAAAAAAqw/EkMQDIGqEUI/s72-c/1.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>9</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7979635.post-4330823177937719736</id><published>2011-02-20T10:26:00.000+02:00</published><updated>2011-02-20T10:26:20.108+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Zagor - Genel'/><title type='text'>Bandana Karizması</title><content type='html'>90’ların başında ben de bandana taktım. Bandanayı “bandaaana” diye telaffuz ettim. Taktım, &amp;nbsp;Çünkü &lt;a href="http://www.imdb.com/title/tt0098749/"&gt;"Evimiz Hollywood’da"&lt;/a&gt; dizisindeki yakışıklı çocuklar da takıyordu. Levis, Lee vbg ünlü markaların şekilli bandanalarına epey paralar verdik. Bandana bağlamayı bilmek, Ortabir’de kravat bağlamayı bilmek kadar taraftar topluyordu etrafınıza. &amp;nbsp;Sanki Mustafa Kemal bandana devrimi yapmış gibi, irili, ufaklı, yamuk kafalı, beton kafalı tüm gençler bandana takıyordu. Topluca delirmiştik. Hepimiz kendimizi dizideki gibi yakışıklı hissediyorduk. Neyse ki ilgili furya bir – iki sene gibi kısa bir &amp;nbsp;sürede bitti de alt nesillere aktarılamadı. Sonraki yıllarda sadece bandananın &amp;nbsp;değil diğer enteresan aksesuarların da tek başına işe yaramadığını, bunların gene sadece yakışıklılarda işe yaradığını anlayacaktım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bandana erkekler için iddialı bir aksesuar. Günümüzde taktığınızda onu kaldıracak karizmanız yok ise aynı Hıncal Uluç fuları takmış bir liseli gibi &amp;nbsp;adamla öyle bir dalga &amp;nbsp;geçerler ki, taşak yetmezliğinden ölebilirsiniz. &lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-9aBLFha0tjU/TWDPvFuus3I/AAAAAAAAAqA/MFuIF5P8Tgk/s1600/bandanal%25C4%25B1.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="380" src="http://3.bp.blogspot.com/-9aBLFha0tjU/TWDPvFuus3I/AAAAAAAAAqA/MFuIF5P8Tgk/s400/bandanal%25C4%25B1.jpg" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Zagor'umuzun bandanadır, pirinç kolyedir, iskelet anahtarlıktır, bu tür aksesuarlarla işi olmaz bildiğimiz gibi. Kendisi genel itibari ile sinekkaydı bir kahramandır. Düzenli olarak traşını olur. Tip itibari ile gördüğünde "al şirketine müdür yap" denilecek efendilikte bir adamdır. Bununla birlikte bazı maceralarda traş olamadığından ötürü Zagor’u sakallı gördük. Zagor’un Afrika’ya gittiği ve çöllerde sefil olduğu bu macerasında ise hem kirli sakallı hem de bandanalı bir Zagor ile karşılaşıyoruz. Kızgın güneşten korunmak için hem Zagor hem de Çiko bandana takıyorlar. Takıyorlar da; bu, adeta kişideki toplam marjinal karizma oranına göre tipe uyum sağlayan bandana &amp;nbsp;hem Zagor’da hem de Çiko’da hiç uyumsuzluk göstermiyor. Hadi Zagor zaten yakışıklı karizmatik bir adam, normal diyelim de, Çiko bile kirli sakal ve bandana ile at hırsızıyla Antonio Banderas arasında gidip gelen bir karizma kıvamını tutturuyor. Ne yazık ki çölde dişi yoğunluğu çok az. Bu tiplerle Darkwood’da çok can yakabiliteleri olsa da çölde sefaletinizi tasdiklemekten başka bir işe yaramıyor. Çiko’nun belalı aşkı Kabak Çiçeği Çiko’yu bu halde görse mesela direkt yer Çiko’yu. Çikorella gibi olmuş, şokella gibi olmuş adam.&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-mF3sfJFIyPg/TWDPww1yBKI/AAAAAAAAAqE/JMrlUjC_QC8/s1600/bandanal%25C4%25B12.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="342" src="http://3.bp.blogspot.com/-mF3sfJFIyPg/TWDPww1yBKI/AAAAAAAAAqE/JMrlUjC_QC8/s400/bandanal%25C4%25B12.jpg" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Bu macerayı ve ilgili kareleri çizip bize malzeme sağlayan Andreucci’yi şahane çizgilerinden ötürü ayrıca tebrik etmeyi bir borç telakki edip ifa ediyorum. Tebrikler.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;RSS (Site Beslemesi)&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7979635-4330823177937719736?l=sitkisiyril.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sitkisiyril.blogspot.com/feeds/4330823177937719736/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7979635&amp;postID=4330823177937719736&amp;isPopup=true' title='10 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7979635/posts/default/4330823177937719736'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7979635/posts/default/4330823177937719736'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sitkisiyril.blogspot.com/2011/02/bandana-karizmas.html' title='Bandana Karizması'/><author><name>Sıtkı Sıyrıl</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16226402673778605349</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/SpA-XyZMmbI/AAAAAAAAAXE/GegAj0wp740/S220/avtr1.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-9aBLFha0tjU/TWDPvFuus3I/AAAAAAAAAqA/MFuIF5P8Tgk/s72-c/bandanal%25C4%25B1.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>10</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7979635.post-85381743991733086</id><published>2011-02-11T12:17:00.003+02:00</published><updated>2011-02-13T13:07:51.148+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Zagor&apos;un Albümünden'/><title type='text'>Tedaviden Önce - Tedaviden Sonra</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-huC8r4bRnow/TVULxgVr2SI/AAAAAAAAAng/yV9By5ZqBXA/s1600/orman.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="282" src="http://2.bp.blogspot.com/-huC8r4bRnow/TVULxgVr2SI/AAAAAAAAAng/yV9By5ZqBXA/s400/orman.jpg" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&amp;nbsp;&lt;b&gt;Ohaa&lt;/b&gt;! Diyoruz sevgili Zagor’a bu sefer. Bütün ormanı ateşe mi verelim? Ne yaptın abi sen?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;…Orman içinde gizlenen düşmanlar var. Zagor da ormanı ateşe verip düşmanları açığa çıkmaya zorlayacak aklınca. E n’olacak ormandaki börtü böcek, öğlen yemeğinde avladığın tavşan, zıp zıp üzerinde gezdiğin ağaçlar? Bunları düşünmüyor tabi. Ki sen ormanın adamısın zaten. Ormanda senden nasıl saklanabilir bir düşman? &amp;nbsp;Gir ormana tek tek tüm taburu yok et. &amp;nbsp;Senin için çocuk oyuncağı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama kızmayın Zagor’a dostlar. Tipinden de anlaşılacağı gibi gençlikden gelen bir kare bu.&amp;nbsp;Genç iken yaptıklarımı düşünüyorum da Zagor’a hiç kızasım gelmiyor. Zagor da gençken, Zagor olduktan sonra bile toyluk çekti epey. Esasında en büyük gücünü oluşturan tecrübesine öyle &amp;nbsp;ha deyince ulaşmadı. O zamanlar genç tabi, kanı kaynıyor. Kendine güveni de fazla yok, doğayı da iyi tanımıyor. Bakın, ne fikrinin fikirliği var ne yanındaki adamın adamlığı. Zaten tüm musibetin ortadaki adamdan çıktığı da belli tipten. Öyle balta mı olur a herif? Fular takmış bir de. Çete lideri misin, Süper kahraman mısın sen? 30 kiloluk taşı bileğim kalınlığında oduna bağlamışsın da nasıl savuracaksın onu? &amp;nbsp;Onu kaldırmaya çalışırken karşıdaki adam yanına gelip tokatlamayacak mı seni? Komik misin sen? &amp;nbsp; “&lt;b&gt;Gel&lt;/b&gt;” diyecek Zagor’a “&lt;b&gt;benim balta bir vuruşta 10 kızılderiliyi götürüyor yeminle, hadi dalalım Pawneeler’e, geçen sana küfretmişlerdi&lt;/b&gt;” deyip Zagor’un da aklını çelecek. Bulaşmış Zagor’a, onun da başını yakacak musibet iblis.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neyse ki Zagor ormanı yakmıyor. Daha sonra da macera üstüne macera yaşayıp, vizyonu gelişip fikirleri de olgunlaşıyor. Bir Greenpeace üyesinden daha militan bir çevre aktivisti olup çıkıyor. Geçenlerde baya baya Ken Parker gibi işin felsefesine &amp;nbsp;bile iniyordu. Yakışır Zagor’a.&lt;br /&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-nczRj24WMKw/TVULq0FPNpI/AAAAAAAAAnc/9Ek8_NM4fgo/s1600/%25C3%25B6zl%25C3%25BC+s%25C3%25B6z.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="128" src="http://2.bp.blogspot.com/-nczRj24WMKw/TVULq0FPNpI/AAAAAAAAAnc/9Ek8_NM4fgo/s400/%25C3%25B6zl%25C3%25BC+s%25C3%25B6z.jpg" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;RSS (Site Beslemesi)&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7979635-85381743991733086?l=sitkisiyril.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sitkisiyril.blogspot.com/feeds/85381743991733086/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7979635&amp;postID=85381743991733086&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7979635/posts/default/85381743991733086'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7979635/posts/default/85381743991733086'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sitkisiyril.blogspot.com/2011/02/tedaviden-once-tedaviden-sonra.html' title='Tedaviden Önce - Tedaviden Sonra'/><author><name>Sıtkı Sıyrıl</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16226402673778605349</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/SpA-XyZMmbI/AAAAAAAAAXE/GegAj0wp740/S220/avtr1.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-huC8r4bRnow/TVULxgVr2SI/AAAAAAAAAng/yV9By5ZqBXA/s72-c/orman.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7979635.post-6291414934149772367</id><published>2010-12-10T20:04:00.005+02:00</published><updated>2010-12-12T12:09:34.929+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Zagor vs Diğerleri'/><title type='text'>Zagor vs Türk Polisi</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/TQJm0lDqmOI/AAAAAAAAAnA/_1JnEl7flAA/s1600/baslik.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://1.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/TQJm0lDqmOI/AAAAAAAAAnA/_1JnEl7flAA/s1600/baslik.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;İlk Tahmin: Götürürler merkeze…&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;Olasılıklar: Gene çok zorlu bir rakip ile karşı karşıyayız. &amp;nbsp;Türk Polisi’ndeki muhalefet alerjisini biliyoruz. Tarih boyunca görevlerinin gerçekte ne olduğunu asla idrak edemeyip tamamen insani zaaf ve düşüncelerle, karşı taraftan ettiği nefreti işine yansıtan, hele ki kendisini yöneten siyasi odakların direktifleriyle birleştiğinde insanların üzerine katmerli olarak çöken bir teşkilat sözkonusu. &amp;nbsp;Solcusundan, öğrencisine, alevisinden memuruna, travestisinden, işçisine her türlü muhalif yapıyı, genel çoğunluğun arasında bir şeyler söylemeye çalışanları acımasızca ezen, &amp;nbsp;“&lt;b&gt;155 Polis İmdat&lt;/b&gt;” servisinin yanına “&lt;b&gt;551 İmdat Polis&lt;/b&gt;” servisi koysak daha çok aranacağı kesin, tamamen yozlaşmış bir kurum. &amp;nbsp;Milliyetçi ve islamcı fraksiyonlar dışındaki her türlü görüş, fikir ve topluluğa karşı arslan kesilen, canla başla mücadele eden, kendi canını hiçe sayıp en önde jop sallayan, kendisinin de etkilenme olasılığını dikkate almayıp biber gazlarını düşmanlara yiğitçe savuran insanlardan müteşekkil bir müessese.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Bu işin bir boyutu. Diğer tarafta üç kuruş maaş ile gecesi gündüzü olmayan, ölüm tehlikesi yüksek, zorlu &amp;nbsp;bir meslek var. Dünya standartlarında mesleki eğitim alamayan, olmak için insani bir özellik ya da bir yetenek aranmayan bir meslek. Bu iki boyut; &amp;nbsp;polisi, elindeki sopa gibi gören iktidarlarla da birleşince Türk Polisi’ndeki yozlaşma, kastını aşma, amacından sapma, işkence, darp hevesi… özetle çürüme &amp;nbsp;kolayca anlaşılıyor. Ezilen kitle, biraz yetki alınca diğerini eziyor. Tahlilleri işin ehillerine bırakıp, Zagor'un bu seferki rakibinin çok tehlikeli olduğuna ikna olup, karşılaşmamıza dönelim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zagor’un karşısına çıkardığımız rakipleri ikna etmek için öncesinde Melih Gökçek’in deyimiyle &lt;a href="http://www.eksisozluk.com/show.asp?t=melih+g%C3%B6k%C3%A7ek'in+fitilleme+y%C3%B6ntemleri"&gt;fitilleme&lt;/a&gt; yapıyorduk. &amp;nbsp; Ama burada fitillemeye ihtiyaç yok. &amp;nbsp;155’e bir telefon yetecek. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt;“Aloo, amirim burada acayip kıyafetli, baltalı falan bir adam var, çok tehlikeli, acil yetişin”&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Deriz. Akabinde polisleri beklemeye başlarız. Ama o da nesi? &amp;nbsp;Gelen giden yoktur. Karakol iki sokak ötede oysa. Bekler dururuz. Zagor’un da canı sıkılır iki saat bekleyince. Neyse ki esnaf yetişir imdadımıza. “Abi gelmez onlar öyle balta malta olaylarında başka bir şey uydurun” der. &amp;nbsp;Elimizle alnımızı şaklatır ve acemiliğimize yanarız. &amp;nbsp;Hemen tekrar ararız 155’i.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt;“Amirim burada öğrenciler var. Anarşik, komünüs şeyler söylüyorl”&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/TQJnT23UrwI/AAAAAAAAAnQ/x2w42fjMcR4/s1600/polis-barikati.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="132" src="http://1.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/TQJnT23UrwI/AAAAAAAAAnQ/x2w42fjMcR4/s200/polis-barikati.jpg" width="200" /&gt;&lt;/a&gt;sözümüzü bitiremeden tepede helikopter seslerini, akabinde &amp;nbsp;gelen polis otobüsünü ve içinden çıkıp saniyesinde dizilen dizi dizi çevik kuvveti görürüz. &amp;nbsp;Şaşkınlığımızı bastırıp, telefonu kapatıp, Zagor’a “&lt;i&gt;fight&lt;/i&gt;” deriz alelacele.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zagor’un karşısındaki 1.500 adet polis, jopları, yani nam-ı diğer Haydar’ları ile &amp;nbsp;şeffaf kalkanlarına ritmik bir şekilde hızlanıp vurarak ortamı &amp;nbsp;iyice gerip adeta bir arena havasına sokarlar. Ellerinde balık adam gibi tüp taşıyan bir iki kişi, zirai ilaçlama elemanı edası ile elindeki biber gazı tüplerini tehditkâr bir şekilde sallarlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zagor bu gösterilerden etkilenir, ama çaktırmaz. &amp;nbsp;“&lt;i&gt;Bana liderinizi çağırın&lt;/i&gt;” diye ünler. &amp;nbsp;Ah be Zagor. Anladım ben seni. Baktın olmayacak liderleri ile dövüşüp yenen kazansın diyeceksin ama karşında &amp;nbsp;Pawnee’lerden Kızgın Geyik yok ki. &amp;nbsp;Karşında Türk Polis’i var. Kimler tatmadı ki o jopun tadını bir bilsen.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/TQJm047sSjI/AAAAAAAAAnE/b090XSKxU_o/s1600/t%25C3%25BCp.jpg" imageanchor="1" style="clear: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="200" src="http://1.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/TQJm047sSjI/AAAAAAAAAnE/b090XSKxU_o/s200/t%25C3%25BCp.jpg" width="151" /&gt;&lt;/a&gt;Bu arada arkadaki panzerin üstündeki hoparlörden bir ses duyulur. “&lt;i&gt;Kırmızılı şahıs, derhal yere yatıp teslim ol&lt;/i&gt;” &amp;nbsp; diye. &amp;nbsp;Zagor bağırır. “&lt;i&gt;En güçlünüz kimse çıksın karşıma adam gibi kapışalım, Zagor’un sözü bu&lt;/i&gt;” der. &amp;nbsp; Hoparlör “ &lt;i&gt;Şahıs… Kırmızılı, bak o gömleğinin kollarındaki püskülleri yediririm sana, teslim ol derhal&lt;/i&gt;” diye devam eder. &amp;nbsp;Zagor artık sabrının sonuna gelip “&lt;i&gt;AHHHHYAAAAAAAA!!&lt;/i&gt;” diye &amp;nbsp;höykürür adeta. Cümle çevik kuvvet buz keser. Hoparlör bile çığlığın frekansından “zzzzziiizoooiinn” diye cızırdamaya başlamıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;5-6 saniye süren ölüm sessizliğini arkalardan “&lt;i&gt;Saldırııın&lt;/i&gt;” diye bağıran bir ses bozar. Tüm çevikler aniden taarruza geçer.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/TQJmyxhxXmI/AAAAAAAAAm4/VfzAuIpYrPg/s1600/polis1.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://1.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/TQJmyxhxXmI/AAAAAAAAAm4/VfzAuIpYrPg/s1600/polis1.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/TQJmyxhxXmI/AAAAAAAAAm4/VfzAuIpYrPg/s1600/polis1.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/a&gt;Zagor kendisine karşı taarruza geçen 1.500 kişiye karşı hemen bir plan yapar. Önce dalgıca benzeyen öndeki adamlardan birini tutup, tüpteki tüm biber gazını çevik kuvvete boşaltmaya başlar. &amp;nbsp;Rüzgarı arkasına alıp bir yandan da usul usul geriye doğru geçip arkasına kimseyi almamaya çalışıyordur. &amp;nbsp;Biber gazını soluyan&amp;nbsp;Çevik Kuvvet’te hoşafın yağı kesilir. Suratlar buruşur, &amp;nbsp;ellerini dizlerine koyup nefes almaya çalışır çoğu. İlk dalgayı atlatan Zagor arkadan maskeleri ile gelen başka bir grubu görür. Biber gazı ile rüzgarın da etkisiyle maskesiz tüm polisleri saf dışı bırakan Zagor baltasını çıkarıp maskeli 50’ye yakın polise sıradan dalar. &amp;nbsp;Her ne kadar baltasını &amp;nbsp;“hard” moduna getirip en sert vuruşlarını da yapsa, robokop kıyafetli polisleri ancak sersemletebiliyordur. Bir beş dakika boyunca mücadele sürer. Zagor jop darbeleri alsa da halâ ayaktadır. &amp;nbsp;Manzara şöyledir. Yaklaşık 50 kişilik robokop polis grubu Zagor’u çembere almış boyuna onu jopluyorlar, Zagor’da &amp;nbsp;allah ne verdi ise çemberde kendisine en yakınlara baltası ile ekleştiriyordur. Ancak Zagor artık yorulmaya başlar. Arada yere düşer, kalkar, çömelir, mücadeleyi sürdürür. Üstelik göz ucu ile de olsa, ilerideki otobüslerden, mp5 otomatik silahlı takviye çevik kuvvetlerin de geldiğini görür. &amp;nbsp;“Bazukalar falan da meydana çıkmadan sıvışmalı” diye aklından geçirir de nasıl sıvışacaktır bu cehennemden?&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/TQJmz-TRWFI/AAAAAAAAAm8/tcQsO9_WekU/s1600/polis2.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://3.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/TQJmz-TRWFI/AAAAAAAAAm8/tcQsO9_WekU/s1600/polis2.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Gerçekten karşılaşmanın bir anlamı kalmamış, yüzlere kişi tek bir kişiye saldırır durumdadır. &amp;nbsp;Zagor’un aklına bir fikir gelir. &amp;nbsp;Birden hazırolda durup, “&lt;i&gt;Koooorkmaaaa, söönmezz buşş afaaaaak…. Lardaaaa yü &amp;nbsp;zeeeen&lt;/i&gt;” diye istiklal marşımızı söylemeye başlar. Çevik kuvvet afallar. Hepsi vurmayı keser, aralarında hazırola geçenler olur. &amp;nbsp;Zagor fırsat bu fırsat diyerek çemberi yarıp o sırada ilerideki caddeden geçmekte olan 28T numaralı İETT otobüsüne kendini atıverir. &amp;nbsp;Karşılaşma biter. Türk Polisi’ni kimse yenemez. Ee, Zagor’u da tabi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu arada, Zagor’u görüyor musun? &amp;nbsp;&lt;a href="http://sitkisiyril.blogspot.com/2007/11/zagor-vs-dierleri-3-tur.html"&gt;Ertuğrul Özkök&lt;/a&gt;, &lt;a href="http://sitkisiyril.blogspot.com/2009/08/zagor-vs-digerleri-5tur.html"&gt;Sertar Ortaç&lt;/a&gt;, &lt;a href="http://sitkisiyril.blogspot.com/2009/01/zagor-vs-melih-gkek.html"&gt;Melih Gökçek&lt;/a&gt; diye Türkiye’ye gele gide İstiklal Marşı'ndan, İett'ye kadar öğrendi valla her şeyi . Allah bilir cebinde akbili bile vardır.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;RSS (Site Beslemesi)&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7979635-6291414934149772367?l=sitkisiyril.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sitkisiyril.blogspot.com/feeds/6291414934149772367/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7979635&amp;postID=6291414934149772367&amp;isPopup=true' title='17 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7979635/posts/default/6291414934149772367'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7979635/posts/default/6291414934149772367'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sitkisiyril.blogspot.com/2010/12/zagor-vs-turk-polisi.html' title='Zagor vs Türk Polisi'/><author><name>Sıtkı Sıyrıl</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16226402673778605349</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/SpA-XyZMmbI/AAAAAAAAAXE/GegAj0wp740/S220/avtr1.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/TQJm0lDqmOI/AAAAAAAAAnA/_1JnEl7flAA/s72-c/baslik.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>17</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7979635.post-1409121476890594803</id><published>2010-11-13T00:25:00.001+02:00</published><updated>2010-11-13T20:11:26.707+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Zagor - Genel'/><title type='text'>Zagor'un Baltaları!</title><content type='html'>&lt;i&gt;Zagor’un Sözü Bu kitap oluyor. Kitap için blogda yayımlanmayan ve yayımlanmayacak pek şahane dosyalar hazırlanıyor. Bir terslik olmazsa 2-3 aya 1001 Roman Yayınlarından çıkabilir. Dolayısı ile blogda kısmi aksamalar olabilir, tarayıcınızın ayarları ile oynamayınız efenim!&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/TN26awbcFjI/AAAAAAAAAmo/28-wvjsPaTo/s1600/balta2.jpg" imageanchor="1" style="clear: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://1.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/TN26awbcFjI/AAAAAAAAAmo/28-wvjsPaTo/s1600/balta2.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/TN26bsQB9MI/AAAAAAAAAms/WsYNbpH_xqg/s1600/balta1.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://2.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/TN26bsQB9MI/AAAAAAAAAms/WsYNbpH_xqg/s1600/balta1.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;Zagor’un baltasının sanıldığının aksine ne kadar güçlü bir silah olduğunu "&lt;a href="http://sitkisiyril.blogspot.com/2007/06/zagor-baltas-yapyoruz.html"&gt;Zagor Baltası Yapıyoruz&lt;/a&gt;" dosyasında görmüştük. Ancak baltanın o &amp;nbsp;aerodinamik yapısına kavuşmadan, pekmez akıtan özelliğini kazanmadan önce nice aşamalardan geçtiğini kimseler bilmez. Zagor çok balta denedi zamanında. Sivri ve keskin taşlarla yaptı bir dönem, baktı sağ tarafta asılı olan balta yürüdükçe çarpa çarpa kotu deliyor bıraktı. Tek vuruşta direkt manitunun çayırlarına ışınlasın karşıdakini diye kocaman dikdörtgen kayadan yaptı ancak baltanın uçuş aerodinamiği bozulduğundan vazgeçti. Aynı zamanda "STUNK" diye acayip bir çıkartan balta sinir bozuyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uzun olsun ersin, kalın olsun gersin mantığıyla bir buçuk metrelik sopası 7 kiloluk kayasıyla 1800’lü yılların en korkunç silahlarından birini yaptı ancak baltanın bir kusuru vardı; biraz ağır olmuştu. Savurduktan sonra problem yok; çarptığı yeri dağıtıyordu ancak savurana kadar geçen zamanda tehlikelere açıktı.&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/TN25MfK8ysI/AAAAAAAAAmY/atEnRT_Eyzo/s1600/balta3.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://3.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/TN25MfK8ysI/AAAAAAAAAmY/atEnRT_Eyzo/s1600/balta3.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;En nihayetinde hepimizin bildiği 40 santimlik sopası, elips hatlı ancak uçları hafif keskin taştan ibaret baltasını keşfetti. Balta&amp;nbsp;Darkwood'un her yerinde 5 dakikada yapılabildiği gibi&amp;nbsp;hem hafif, hem dengeli, hem keskin hem de vurdu mu akıtan cinsten olmuştu. Şu zarafete bakar mısınız?&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/TN25OYWXY2I/AAAAAAAAAmk/6KOCjpiJVsY/s1600/zagor_balta.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://1.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/TN25OYWXY2I/AAAAAAAAAmk/6KOCjpiJVsY/s1600/zagor_balta.JPG" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;Son olarak Zagor'un babası Ferri'nin de geldiği Kasım 2010 tarihli Tüyap Kitap Fuarında tanıştığım bazı Zagor fanlarının yaptıkları müthiş baltalarla bir dosyayı daha bitiriyoruz.&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/TN2853SPn_I/AAAAAAAAAmw/DOXwEpGkAVE/s1600/baltalar+tumu.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="124" src="http://2.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/TN2853SPn_I/AAAAAAAAAmw/DOXwEpGkAVE/s320/baltalar+tumu.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;...Bitmedi. Elimize şimdi ulaşan bir habere göre bir balta daha piyasaya çıktı. Dost blog &lt;a href="http://hayalkahvem.blogspot.com/2010/11/kz-zagor-baltas.html"&gt;Hayal Kahvem&lt;/a&gt;'den Vildan Hanım'ın sarı kurdaleli ve fiyonklu "Kız Zagor Baltası". Tebrik ediyoruz kendisini, şahane olmuş :)&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/TN7USJxjy3I/AAAAAAAAAm0/hR8B5hBkl3o/s1600/DSC05004.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="200" src="http://1.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/TN7USJxjy3I/AAAAAAAAAm0/hR8B5hBkl3o/s200/DSC05004.JPG" width="130" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;RSS (Site Beslemesi)&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7979635-1409121476890594803?l=sitkisiyril.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sitkisiyril.blogspot.com/feeds/1409121476890594803/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7979635&amp;postID=1409121476890594803&amp;isPopup=true' title='28 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7979635/posts/default/1409121476890594803'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7979635/posts/default/1409121476890594803'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sitkisiyril.blogspot.com/2010/11/zagorun-baltalar.html' title='Zagor&apos;un Baltaları!'/><author><name>Sıtkı Sıyrıl</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16226402673778605349</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/SpA-XyZMmbI/AAAAAAAAAXE/GegAj0wp740/S220/avtr1.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/TN26awbcFjI/AAAAAAAAAmo/28-wvjsPaTo/s72-c/balta2.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>28</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7979635.post-3329106069290162348</id><published>2010-10-29T22:12:00.000+03:00</published><updated>2010-10-29T22:12:49.516+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Zagor - Genel'/><title type='text'>Artist Zagor</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/TMsbamTuHFI/AAAAAAAAAmQ/win8kfdcysU/s1600/akt%C3%B6r_say%C4%B1l%C4%B1r.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="188" src="http://4.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/TMsbamTuHFI/AAAAAAAAAmQ/win8kfdcysU/s400/akt%C3%B6r_say%C4%B1l%C4%B1r.jpg" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&amp;nbsp;Daha önce kabaca da olsa üzerinde konuşmuştuk. Eğer bir kahraman iseniz bu işin kurallarına riayet etmeniz gerekiyor. Yapılan her işte temelde iki ayrım var. İlki o işin görünen yüzü, ikincisi ise mutfağı. Ve hemen her işte mutfağı görmeden &amp;nbsp;yapılan o iş ile ilgili sağlıklı fikirlere sahip olmanız çok zor. “Ooh, en güzeli patronluk. Binersin jipine, tatili Maldivler’de yaparsın. Ne güzel hayat!” Peki tatiller dışındaki 300 gün ne yapacaksın? Kaç saat uyuyacaksın? Ne kadar çalışman lazım? “Aktör olurum. Şahane iş. Hem oyunculuk yap hem de millet sana hayran olsun. Paralar da gani.” E oyna bakalım bir kamera karşısında, ezberle bakalım 30 sayfalık metni, kilo almadan yaşa, sabahın dördünde bir gündür süren çekime devam et bakalım, sigortası yok, emekliliği yok…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zagorluk da kolay değil. Güçlüsün, vurdu mu deviriyorsun, attı mı indiriyorsun, senin için canını verecek dostların var, hatunların hepsi sana hasta, uçuyorsun, kaçıyorsun, ölmüyorsun… Bunlar işin görünen yüzü. İşin mutfağı ise çok acı. İdealler sonucu fedakarca harcanan bir hayat mevzu bahis. “Ben de taştan yaratılmadım” diyordu bir macerasında Zagor, kendisine kur yapan bir hatuna. Mutluluk, hormonlar, gelecek kaygısı, yalnızlık, eş, aile… Bunların hepsine boşvermiştir Zagor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kahramanlığın bazı kuralları var dedik. Kostüm giyeceksin, kankan olacak, çığlık atacaksın, evlenmeyeceksin, gizlerin olacak ve her ne kadar mütevazi bir kişilik de olsan artistik yapacaksın.&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/TMsbci3JuKI/AAAAAAAAAmU/EMqVknZiScM/s1600/artistik.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="241" src="http://1.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/TMsbci3JuKI/AAAAAAAAAmU/EMqVknZiScM/s320/artistik.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Her kahraman biraz artisttir. Zagor da artisttir. İdeallerine ulaşmak için artistlik yapar. Taklit yapar, Kızılderilililerin cehaletini kullanarak, ışık oyunları ile etkileyici sahne performansları gerçekleştirir. Kılık değiştirir. Rol keser. Karakter atar. Korkutur, güldürür, üzer, gezici tiyatro topluluğu Sullivanlar’dan aldığı sahne tecrübesini yaptığı her davranışa yansıtır.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;RSS (Site Beslemesi)&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7979635-3329106069290162348?l=sitkisiyril.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sitkisiyril.blogspot.com/feeds/3329106069290162348/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7979635&amp;postID=3329106069290162348&amp;isPopup=true' title='22 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7979635/posts/default/3329106069290162348'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7979635/posts/default/3329106069290162348'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sitkisiyril.blogspot.com/2010/10/artist-zagor.html' title='Artist Zagor'/><author><name>Sıtkı Sıyrıl</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16226402673778605349</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/SpA-XyZMmbI/AAAAAAAAAXE/GegAj0wp740/S220/avtr1.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/TMsbamTuHFI/AAAAAAAAAmQ/win8kfdcysU/s72-c/akt%C3%B6r_say%C4%B1l%C4%B1r.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>22</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7979635.post-4004119329138356433</id><published>2010-10-23T21:50:00.001+03:00</published><updated>2010-10-25T18:01:43.086+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Ahyak'/><title type='text'>Ahyak (3)</title><content type='html'>Zagor çığlık atmaya, dosta güven, düşmana korku vermeye, bununla birlikte &amp;nbsp;gürültüden hazetmeyen ahaliyi de kızdırmaya devam ediyor. Ahyak &amp;nbsp;konusuna bu hafta ara vereceğiz. Ancak ara ara Zagor ile Darkwood ahalisi &amp;nbsp;arasındaki sürtüşmeler tüm çıplaklığı ile gene sayfalarımızda olacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çığlık atan kahraman &amp;nbsp;pek yok piyasada. Zagor’un Tarzan esinlenmelerinden çığlık sahibi olduğunu biliyoruz. Hatta çığlık konusunda Ferri’nin çizdiği, Zagor ile Tarzan’ın uçarken çarpışıp, “niye çığlık atıp geldiğini belli etmiyorsun ulen” diye bağrıştıkları komik mi komik bir &lt;a href="http://img178.imageshack.us/img178/4831/tarzanzagor.jpg"&gt;potbori de var&lt;/a&gt;. &amp;nbsp;Ancak &amp;nbsp;baktığımızda Tarzan çığlığını ormanda atıyor. Ormanda Jeyn’den başka çığlıktan rahatsız olacak bir insan da yok. &amp;nbsp;Ama Zagor öyle mi? Darkwood dediğin yerde, son sayımlarda çıkan rakama göre &amp;nbsp;25.000 insanı yaşıyor. Ki sayım zamanı sayım memurunun kafaderisini yüzerek kendilerini saydırmayan kabileler dahil değil bu rakama. &amp;nbsp;Darkwood’un bağlı olduğu Pennsylvania desen, &amp;nbsp;dünya kadar adam. Bataklıkta efendi gibi bağırsın &amp;nbsp;amenna ama Zagorumuz Aygaz kamyonu gibi mecburen gittiği &amp;nbsp;her türlü ortamda bağırıyor. &amp;nbsp;Herkesi memnun etmek &amp;nbsp;de imkansız. Birileri &amp;nbsp;şarlıyor tabi.&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: left;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/TMMq8FH5yhI/AAAAAAAAAmM/kjNlR1wBErk/s1600/ahyak+(3)_2.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="640" src="http://1.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/TMMq8FH5yhI/AAAAAAAAAmM/kjNlR1wBErk/s640/ahyak+(3)_2.jpg" width="364" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Vahşi deyip geçiyoruz ama, birinin &amp;nbsp;sinüziti mi var, başı mı ağrıyor, &amp;nbsp;sessizce avlanmaya mı çalışıyor, akşam ateş suyunu fazla mı kaçırmış, yengesi mi ölmüş &amp;nbsp;bilmeden kulağının dibinde bağırırsan, içlerinden birileri, karşısında &amp;nbsp;Zagor bile olsa böyle diklenir, linç girişimine maruz kalırsın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Not: 6 Kasım'da Zagor'un babası Ferri Tüyap Kitap Fuarında, 1001 Roman standında Zagorsever'leri bekliyor olacak.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;RSS (Site Beslemesi)&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7979635-4004119329138356433?l=sitkisiyril.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sitkisiyril.blogspot.com/feeds/4004119329138356433/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7979635&amp;postID=4004119329138356433&amp;isPopup=true' title='14 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7979635/posts/default/4004119329138356433'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7979635/posts/default/4004119329138356433'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sitkisiyril.blogspot.com/2010/10/ahyak-3.html' title='Ahyak (3)'/><author><name>Sıtkı Sıyrıl</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16226402673778605349</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/SpA-XyZMmbI/AAAAAAAAAXE/GegAj0wp740/S220/avtr1.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/TMMq8FH5yhI/AAAAAAAAAmM/kjNlR1wBErk/s72-c/ahyak+(3)_2.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>14</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7979635.post-6307746079713160105</id><published>2010-10-15T00:07:00.001+03:00</published><updated>2010-10-23T22:19:49.122+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Ahyak'/><title type='text'>Ahyak (2)</title><content type='html'>Zagor’un “ahyak” şeklindeki çığlığını geçen hafta konuştuk. &amp;nbsp;Çığlık, duyanların söylediğine göre çok korkutucu, ürpertici, tırstırıcı... "Gerçekten öyle mi acaba" dediğinizi duyar gibiyim. Ben de bunu tahmin ederek evde bir deney yaptım. Çığlığın gücünü siz de tecrübe edebilin diye deneyimi size de anlatıyorum: Evde gördüğünüz ilk kişinin arkasından ona belli etmeden sinsice yaklaşın. Kulaklarının dibinde aniden "AAAAAAAHHYAAAAAAİA" deyi bağırın. &amp;nbsp;Zagor'un çığlığının ne müthiş bir silah olduğunu göreceksiniz. (uyguladığınız kişide yaş arttıkça çığlığın tesiri de artmakta, hatta ölümlere rastlanmakta-dikkat-&lt;dikkat&gt;) Zaten gördük,&amp;nbsp;Zagor çoğu macerasında bu çığlığı psikolojik bir silah olarak kullanıp milletin aklını aldı. Zagorumuz bu çığlığı &amp;nbsp;aynı zamanda bir çok amacı için kullanıyor: &amp;nbsp;&lt;/dikkat&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*Zorlu bir düşmanı yendiğinde “aldınız mı babayı” anlamında&lt;br /&gt;*Peşinde olduğu birine bağırdığında “hiç kaçma, çömel oraya bekle” anlamında&lt;br /&gt;*Herkesin birbirine girdiği bir kaos ortamında “bi durun la!” anlamında&lt;br /&gt;*Bir kızılderili kabilesine ilk geldiğinde “selamınaleyküm” anlamında,&lt;br /&gt;*İşkence direğinde “Dua edin öleyim yoksa dumanınızı attırıcam” &amp;nbsp;anlamında,&lt;br /&gt;*Ölen bir dostunun ardından “Zalımsın dünya, hayınsın dünya” anlamında,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;...gibi örneklerde gördüğümüz üzre çığlık korkutucu olduğu kadar fonksiyonel de. Kısacası Zagor&amp;nbsp;kendini hatırlatmak istediği her anda &amp;nbsp;sürekli “ahyak” narasını atıyor. &amp;nbsp;Atıyor, atıyor da bu da kafa yani. Darkwood’da çeşit çeşit adam yaşıyor. Çoluğu var, çocuğu var, hastası var, yaşlısı var. Kafa kaldırmıyor belli bir yaştan sonra.&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/TLdaK0pV1RI/AAAAAAAAAmI/7IlNeIoWkdk/s1600/ahyak.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://1.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/TLdaK0pV1RI/AAAAAAAAAmI/7IlNeIoWkdk/s1600/ahyak.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Aynı, Metallica’nın ses sisteminden daha güçlü ses üreten bir hoparlörü olan, pikaplı seyyar zerzevat &amp;nbsp;satıcısı gibi. “aaaaaaahyaaaaaaaaaaaaaaaa” şeklinde bir böğürtü milletin canını sıkıyor tabi ki. &amp;nbsp;Bu bölümümüzde Darkwood ahalisinin Zagor’a olan bir takım tepkilerini karikatürize edeceğiz. &amp;nbsp;Tutarsa devam ederiz. Hadi bakalım siftahı sizden bereketi allahtan.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;RSS (Site Beslemesi)&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7979635-6307746079713160105?l=sitkisiyril.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sitkisiyril.blogspot.com/feeds/6307746079713160105/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7979635&amp;postID=6307746079713160105&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7979635/posts/default/6307746079713160105'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7979635/posts/default/6307746079713160105'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sitkisiyril.blogspot.com/2010/10/ahyak-2.html' title='Ahyak (2)'/><author><name>Sıtkı Sıyrıl</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16226402673778605349</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/SpA-XyZMmbI/AAAAAAAAAXE/GegAj0wp740/S220/avtr1.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/TLdaK0pV1RI/AAAAAAAAAmI/7IlNeIoWkdk/s72-c/ahyak.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7979635.post-63858625979257442</id><published>2010-10-09T22:24:00.001+03:00</published><updated>2010-10-23T22:19:49.122+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Ahyak'/><title type='text'>Ahyak!</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/TLC67MFZz_I/AAAAAAAAAmE/0CVEM78jOQg/s1600/ahyak_1.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="142" src="http://1.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/TLC67MFZz_I/AAAAAAAAAmE/0CVEM78jOQg/s200/ahyak_1.jpg" width="200" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Zagor ile özdeşleşmiş en önemli özelliklerden biri de özgün çığlığıdır bildiğiniz gibi. &amp;nbsp;“Ahyaaaak” şeklinde geçer çizgi-roman karelerinde. Zagor’un telif hakları yüzünden değiştirilen ismi Ajax’tan gelen bir ünlemdir kendisi. Zagor’un ilk defa 1971 yılında çekilen filmlerinde, Levent Çakır’ın canlandırdığı Zagor &amp;nbsp;“heeeyyyy!” ve “yihhuuuu!” olarak bağırır düşmanlarına. Böylece düşmanlarını olduğu kadar Zagorcular’ı şaşırtır. Bunu ilk duyduğumda mantığa bürünerek, ya telif haklarından kaçmak için bir numara ya da Türk Sineması’ndaki hoyratlık olarak çözüm getirmiştim. Ancak “Ahyaak” üzerine bir şeyler yazmaya karar verdiğimde aydım ve gerçeği gördüm. &amp;nbsp;Gerçek çok basitti. Ama önce&lt;a href="http://sitkisiyril.blogspot.com/2010/04/levent-cakr.html"&gt; reklamlar.&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Blog dünyasında devam eden yazıya reklam alarak bir ilki gerçekleştirmenin heyecanı ile devam edelim. Bu arada tıklamadan direkt bu paragrafa geçenler olmuş, bunların hepsinin kayıtları bizde duruyor merak etmeyin. Siz kaybedersiniz söyleyeyim. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zagor’un filmde “ahyaaak” yerine niye “yihhuuu” diye bağırdığı apaçık ortadaydı. Çünkü “ahyaaak” okunduğunda dikkat çekmese de bağırılamayan ya da nasıl bağırılacağı belli olmayan bir nidaydı. Lütfen “ahyaaak” diye bağırmayı deneyin. &amp;nbsp;Çok saçma değil mi? Nasıl tonlayacaksın, vurguyu hangi heceye vereceksin, neresini uzatıp, neresini kısaltacaksın. &amp;nbsp;Buradaki abukluğu gören filmin yönetmeni Nişan Hançer elbette böyle bir nida olamayacağı için Zagor’u “yihhhuu” ve “heeeey” diye bağırtmıştır. Bence Zagor “ahyaak” diye bağırmaktansa “Hoooov”, “Abariii” , “Hoooop”, “Aloooov” , “Laaaayyyn” şeklinde bile bağırabilirdi. "Ahyaak" nedir yahu? Nasıl “ahyaak” diye bağırılır?&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/TLC6u58D1WI/AAAAAAAAAl8/sA7ojS1VBFk/s1600/ahyak_2.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="183" src="http://2.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/TLC6u58D1WI/AAAAAAAAAl8/sA7ojS1VBFk/s400/ahyak_2.jpg" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Pişmiş Kelle’deki efsane köşe “Bi Gece Daha”da Kemal Aratan çizmişti. Hatırladığım kadarıyla Behiç Pek ve arkadaşları, Avrupa’da bir şehirde gece vakti imdat diye bağırmaya çalışıyorlar. İmdat’ın o dildeki karşılığını biliyorlar ancak bağırırken nasıl tonlanacağını bilmediklerinden bağıramıyorlardı. Gerçekten de vurgu ve anlam arasında böyle kuvvetli bir ilişki söz konusu. Mesela Litvanyaca “imdat”, “padeti” demek. “Padeti” demek de hadi bağır bakalım “padeti” diye…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zagor’un çığlığı okuyucu tarafından böyle gözüküyor ve hatta duyuluyor. Anlam verilemiyor. &amp;nbsp;Zagor’un yaratıcısı &lt;a href="http://www.ntvmsnbc.com/id/25133450"&gt;Ferri&lt;/a&gt; Kasım ayı başında, &amp;nbsp;Tüyap kitap fuarına geliyor bildiğiniz gibi. Fırsat bulabilirsem kendisine “ahyaaak”ın nasıl bir tınısı olduğunu soracağım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/TLC62ohXgoI/AAAAAAAAAmA/6mA4I5xEGCg/s1600/Ahyak_3.jpg" imageanchor="1" style="clear: right; float: right; margin-bottom: 1em; margin-left: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://2.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/TLC62ohXgoI/AAAAAAAAAmA/6mA4I5xEGCg/s320/Ahyak_3.jpg" width="173" /&gt;&lt;/a&gt;“Ahyak” hakkında belki de en net bilgiyi bize Zagor’un düşmanları verecektir. Zagor’un çığlığını bizim gibi okumayıp gerçekten duyanlar, çığlığın insanın kanını dondurduğunu, tüyleri diken diken ettiğini, duyanın elinin ayağının boşandığını söylüyorlar. Bundan hareketle “ahyaak”ın bizim yaptığımız gibi bir kelimeymişcesine okunan değil, bir çeşit böğürtü olduğunu anlayabiliyoruz. Böylece biraz daha netleşiyor durum. Bu, arslan kükremesini hiç duymamış birine “rrröööghhh” nidasını okutup hadi bu şekilde bağır demeye benziyor biraz da. &amp;nbsp;O yüzden “ahyaaak”ı okuyunca değil ama söylemeye çalışınca afallıyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Benim hayalimdeki zagor çığlığı şöyle bir şey aslında. Tamamen boğazdan çıkan, boğuk, kükremeyle karışık bir “aaaaaaahyaaaaaaaa” şeklinde bir homurtu. "H" harfi belli belirsiz söyleniyor. Duyulmuyor bile. “K” harfi de hiç söylenmiyor ancak haykırış sanki “k” harfi ile bitmiş gibi hissediyoruz. Hmm, kafanızda canlanmadı mı? En iyisi şöyle yapıp bitirelim bu konumuzu da. Mutlu hafta sonları herkese.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;object height="28" width="335"&gt;&lt;param value="http://www.divshare.com/flash/audio_embed?data=YTo2OntzOjU6ImFwaUlkIjtzOjE6IjQiO3M6NjoiZmlsZUlkIjtpOjEyNzkyMDgzO3M6NDoiY29kZSI7czoxMjoiMTI3OTIwODMtM2RhIjtzOjY6InVzZXJJZCI7aToyMDk5MTY2O3M6MTI6ImV4dGVybmFsQ2FsbCI7aToxO3M6NDoidGltZSI7aToxMjg2NjUxODUzO30=&amp;amp;autoplay=default" name="movie"&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name="allowFullScreen" value="true"&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name="allowscriptaccess" value="always"&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name="wmode" value="transparent"&gt;&lt;/param&gt;&lt;embed wmode="transparent" height="28" width="335" type="application/x-shockwave-flash" allowscriptaccess="always" allowfullscreen="true" src="http://www.divshare.com/flash/audio_embed?data=YTo2OntzOjU6ImFwaUlkIjtzOjE6IjQiO3M6NjoiZmlsZUlkIjtpOjEyNzkyMDgzO3M6NDoiY29kZSI7czoxMjoiMTI3OTIwODMtM2RhIjtzOjY6InVzZXJJZCI7aToyMDk5MTY2O3M6MTI6ImV4dGVybmFsQ2FsbCI7aToxO3M6NDoidGltZSI7aToxMjg2NjUxODUzO30=&amp;amp;autoplay=default"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;br /&gt;&lt;object height="28" width="335"&gt;&lt;param value="http://www.divshare.com/flash/audio_embed?data=YTo2OntzOjU6ImFwaUlkIjtzOjE6IjQiO3M6NjoiZmlsZUlkIjtpOjEyNzkyMDg1O3M6NDoiY29kZSI7czoxMjoiMTI3OTIwODUtMTI3IjtzOjY6InVzZXJJZCI7aToyMDk5MTY2O3M6MTI6ImV4dGVybmFsQ2FsbCI7aToxO3M6NDoidGltZSI7aToxMjg2NjUxODY0O30=&amp;amp;autoplay=default" name="movie"&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name="allowFullScreen" value="true"&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name="allowscriptaccess" value="always"&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name="wmode" value="transparent"&gt;&lt;/param&gt;&lt;embed wmode="transparent" height="28" width="335" type="application/x-shockwave-flash" allowscriptaccess="always" allowfullscreen="true" src="http://www.divshare.com/flash/audio_embed?data=YTo2OntzOjU6ImFwaUlkIjtzOjE6IjQiO3M6NjoiZmlsZUlkIjtpOjEyNzkyMDg1O3M6NDoiY29kZSI7czoxMjoiMTI3OTIwODUtMTI3IjtzOjY6InVzZXJJZCI7aToyMDk5MTY2O3M6MTI6ImV4dGVybmFsQ2FsbCI7aToxO3M6NDoidGltZSI7aToxMjg2NjUxODY0O30=&amp;amp;autoplay=default"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;RSS (Site Beslemesi)&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7979635-63858625979257442?l=sitkisiyril.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sitkisiyril.blogspot.com/feeds/63858625979257442/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7979635&amp;postID=63858625979257442&amp;isPopup=true' title='12 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7979635/posts/default/63858625979257442'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7979635/posts/default/63858625979257442'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sitkisiyril.blogspot.com/2010/10/ahyak.html' title='Ahyak!'/><author><name>Sıtkı Sıyrıl</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16226402673778605349</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/SpA-XyZMmbI/AAAAAAAAAXE/GegAj0wp740/S220/avtr1.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/TLC67MFZz_I/AAAAAAAAAmE/0CVEM78jOQg/s72-c/ahyak_1.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>12</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7979635.post-1186264811840268248</id><published>2010-10-02T00:12:00.006+03:00</published><updated>2010-10-02T11:11:12.387+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Zagor vs Diğerleri'/><title type='text'>Zagor vs Iron Man</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/TKZNmYUsFOI/AAAAAAAAAl0/7odbobawLKI/s1600/zagor_vs_ironman.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;img border="0" height="237" src="http://3.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/TKZNmYUsFOI/AAAAAAAAAl0/7odbobawLKI/s400/zagor_vs_ironman.jpg" width="400" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: 13px;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;İlk tahmin: &amp;nbsp;Iron Man değil Demir adam!&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: 13px;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif; font-size: 13px;"&gt;Olasılıklar: Hmm. Güzel bir rakip geldi sonunda karşımıza.&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial; font-size: small;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: 13px;"&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;Iron Man’ın en güçlü yanı teknolojisi. Demir bir zırh ve nükleer enerjiyi hem uçma, hem de ateş gücü olarak kullanabilmesi. Hellingen de Demir Adam’a benzeyen Titan adlı bir robotla Zagor’un karşısına çıktı iki defa. Zagor ikisinde de robotu sanayi hurdalığına gönderdi. O yüzden Demir Adam'ı karşısında görünce afallamayacak, tersine nostaljiyle karışık bir özgüvenle Demir Adam'ın çipine çipine vuracaktır.&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;Demir Adam, tüm enerjisini göğsündeki kabaca ifade ile bir pilden alıyor bildiğiniz gibi. Demir Adam'ın&amp;nbsp;goğsündeki yuvarlağa basınca pili bitmiş oyuncak panda gibi kalıyor, biliyoruz. Punduna getirip oradaki butona basınca zaten karşılaşmayı bitiriyorsun. Aslında bir balta atışı ile karşılaşmayı bitirmek olası ama seyircinin parası yanmaması için kapıştıracağız mecbur.&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;Ayrıca, filmlerinde gözükmüyor ama çizgi-romanda en kritik anlarda pilinin bittiğine, sisteminin mavi ekran verdiğine çok şahit olduk. Iron Man 2 &amp;nbsp;filminde Ruku Mik bile indiriyordu neredeyse 2 tane elektrikli kırbaçla. Ya da Biraz kimya bilgisi olan herkes içinde asit olan su tabancası ile Demir Adam'ı delik deşik edebilir. Ya da bir alev makinası hatta pürmüz ile Demir Adam'ı eritebilir, daha sonra biraz demircilik bilgisi ile çekiçle vura vura &amp;nbsp;hatlarını yumuşatıp Demir Kadın'a döndürebiliriz. Uzun vadeli düşünüyorsanız tuzlu su ile Demir Adam'ı pas içinde bırakıp hareket etmesini engellemek de bir yöntem olabilir.&amp;nbsp;Yani Demir Adam her ne kadar güçlü kuvvetli gözükse de zayıf yanları da çok. O yüzden Zagorumuzu korkutamaz.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;Bununla birlikte Demir Adam, demir yumruklarından ziyade avucundan çıkarttığı ışın ile çok tehlikeli olabiliyor. Öncelikle Zagor bir iki yoklama sonucu bu ışından kaçması gerektiğini anlar.&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;Zagor’un baltası maalesef Demir Adam'ın kaportasında çiziklere sebep olmaktan başka bir işe yaramayacaktır. O çizikler de zaten bir pasta cilaya bakar. O yüzden baltayı kullanamıyoruz.&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;Demir Adam’ın çelik zırhındaki fonksiyonları aynı bilgisayarlarımızdaki gibi bir işletim sistemi yönetiyor. &amp;nbsp;Zagor bu bilgiyi bilmese de olayın zırhta olduğunu içinde cascavlak bir insan evladının olduğunu hemen kavrayacaktır. Demek ki mekanizmaya birşeyler yapmalı.&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;Aslında bana kalsa Demir Adamın usb portundan &amp;nbsp;tüm abuk subuk virüsleri ver edip, sonra Demir Adam uçarken sistemin kendisini restart &amp;nbsp;etmesiyle oluşacak cümbüşü izlemek var ama Zagor bu yöntemleri kullanamaz haliyle. &amp;nbsp;(Hatırlayın Total Recall’da Arnie abimizin üzerindeki yapay dokudan oluşan kadının zırhı nasıl da bozuluyordu? Olay mekanizmayı bozmak)&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;Zagor arkadaki fabrikadan çektiği kalın mı kalın elektrik kablosu ile Demir Adam’a yaklaşır. Demir Adam "tozzie", "pozzie" diye avcundan ateş etse de Zagor sıyrılıp, zıplayıp kabloyu Demir Adam’a dolamıştır bile.&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;Tam da burada konu ile ilgili acı &amp;nbsp;bir tecrübemi anlatmak isterim. 10 sene önce oturduğum evin yakınlarına düşen bir yıldırım sebebiyle &amp;nbsp;telefon kablosunu yakarak bilgisayara giren elektrik, tüm anakartı ve geçtiği yolları dağıtmış, benim bilgisayarı, cd-rom’u guguklu saat gibi sürekli açılıp kapanırken, adeta içine cin girmişcesine bulmama sebep olmuştu. Elektronik sistemlere haric yollardan elektrik vermek hoş olmayan sürprizler demekti.&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/TKZNoRFXzzI/AAAAAAAAAl4/EheGgwX5XH4/s1600/zagor_vs_ironman_2.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://4.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/TKZNoRFXzzI/AAAAAAAAAl4/EheGgwX5XH4/s320/zagor_vs_ironman_2.jpg" width="219" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;Zagor elektriği veren de… 2. filmde de gördük. Ruku Mik eğer ralli sahnesinde biraz daha dayansaydı az sonra yazacaklarımız zaten olacaktı. Elektriği yiyen Demir Adam’ın işletim sistemi sapıtmaya başlar. Demir Adam’ın gözlerinin önünden tüm hayatı film şeridi gibi değil baya avi uzantılı bir film olarak geçer. Son bir hamle ile kendini kurtarmak istese de Zagor hem kabloyu komple Demir Adam’a dolamış aynı zamanda onu yere domaltarak kıskıvrak sarmıştır. Demir adam kıpırdayamaz. İşletim Sistemi maymalamaya devam eder. Yanık kablo kokusu duyulur. Göğüsteki yuvarlak buton hızlanan kalp atışları gibi inip çıkmaya başlar. Avuçlardaki deliklerden havayi fişekler çıkıp patlamaya başlar. Demir adam lig tv’yi şifresiz çekmeye başlamıştır. &amp;nbsp;Zagor istifini hiç bozmadan rakibini sıkmaya devam ediyordur. "Döngüsel artıklık denetimi", "bellek read olamadı", "program satıcınızla görüşün" hatalarını veren işletim sistemi artık dayanamaz ve tüm zırhı tuz buz ederek çöker.&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Trebuchet MS', sans-serif;"&gt;Alttan beyaz don ve atleti ile cascavlak bir insan evladı yani Tony Stark savunmasız bir şekilde çıkmıştır. Zagor sağ eliyle ona doğru bir hamle yapar yapmaz Tony Stark abartılı bir şekilde ellerini kaldırarak tırsaki moduna geçer. Zagorumuz sağ eliyle başladığı hamleyi, parmak uçlarını birleştirip Tony Stark'ın erojen bölgesine götürüp, ağzıyla “ccccücccük!” efekti yaparak bitirir. Zagor kazanır.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;RSS (Site Beslemesi)&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7979635-1186264811840268248?l=sitkisiyril.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sitkisiyril.blogspot.com/feeds/1186264811840268248/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7979635&amp;postID=1186264811840268248&amp;isPopup=true' title='12 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7979635/posts/default/1186264811840268248'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7979635/posts/default/1186264811840268248'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sitkisiyril.blogspot.com/2010/10/zagor-vs-iron-man.html' title='Zagor vs Iron Man'/><author><name>Sıtkı Sıyrıl</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16226402673778605349</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/SpA-XyZMmbI/AAAAAAAAAXE/GegAj0wp740/S220/avtr1.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/TKZNmYUsFOI/AAAAAAAAAl0/7odbobawLKI/s72-c/zagor_vs_ironman.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>12</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7979635.post-4675860409925279219</id><published>2010-09-24T00:02:00.008+03:00</published><updated>2010-09-24T00:24:15.518+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Zagor - Genel'/><title type='text'>Kurşun Sıyırmaları</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: left;"&gt;Her yazımdan önce araştırma yaparım. Kurşun sıyırması ile ilgili olarak da yaptım. Önce Beyazıt kütüphanesinde bir kaç gün, sonra da internette... Google’ın derin dehlizlerinden çıkan manyak manyak sitelerde gezerken bir de ne göreyim, “kurşun vucutta kalmıyorsa sıyırmıştır” diye bir tanım.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;“çofff” efekti ile bir kafayı darmadağın eden sniper’ın yaptığı da kurşun sıyırması oldu bu durumda çünkü kurşun kafada kalmadı. Yani kurşun akla takılmadı. Geçti gitti. Umursanmadı. Kurşunun sizi kafadan vurmasının nadir olan iyi yanlarından biri de bu. Kurşunu kafaya takmıyorsunuz.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Oysa sıyırma öyle olmuyor. Sıyırma da delme yok. Sürtme ve aşındırma var. Teğet de diyebiliriz geometri ve ekonomi bilenler için. Kurşun sıyırması genel itibari ile şanslı olduğunuza delalet ederken, duruma göre sinek ısırığı gibi de gelebilir, şakağınızı sıyırarak hafızayı da etkileyebilir, avret yerinizi sıyırarak günlerce ulumanızı da sağlayabilir. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: rgb(0, 0, 238); -webkit-text-decorations-in-effect: underline; "&gt;&lt;img src="http://4.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/TJvBS8w_6SI/AAAAAAAAAlU/Wvr-yu3zac8/s400/s%C4%B1y%C4%B1rma+4.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5520218299566123298" style="display: block; margin-top: 0px; margin-right: auto; margin-bottom: 10px; margin-left: auto; text-align: center; cursor: pointer; width: 400px; height: 181px; " /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Gelelim Zagor’daki kurşun sıyırmalarına. Sadece Zagor’da değil, çoğu fumetti’deki en çok eleştirilen konulardan biridir kurşun sıyırması. Genelde şöyle gerçekleşir: Kahraman’a ateş edilir. Kurşun kafayı ekseriyetle şakağı sürterek geçer. Kahraman yüksek bir yerden düşer. (Genellikle nehre) Herkes kahramanı öldü zanneder. Kutuplardaki sen bernard köpekleri gibi bu iş için özel eğitilmiş yerliler, kahramanı bulur, iyileştirir ve Bonelli’den primlerini ay sonunda alırlar. Teks’i ve Zagor’u defalarca iyileştirmiş bir yerli kadın rekoru elinde tutmaktadır.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bu tam bir klişedir. Çok sayıda yapılırsa çizgi-romandaki inanılırlığı ve zevki azaltır. Ancak yeterli dozda ve uygun zamanda uygulandığında çoğu klişe gibi zevk verir. Kurşundan etkilenmeyen uzaylıları tahta oklarla öldürmüş bir kişilik olan  Zagor için bu tür klişeler çorbanın tuzu kadar elzemdir. Hadi len dediğinizi duyar gibiyim. Okuyalım o zaman.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: rgb(0, 0, 238); -webkit-text-decorations-in-effect: underline; "&gt;&lt;img src="http://2.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/TJvBZr_-rfI/AAAAAAAAAlc/lZ3r0vwnveA/s400/s%C4%B1y%C4%B1rma.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5520218415324638706" style="display: block; margin-top: 0px; margin-right: auto; margin-bottom: 10px; margin-left: auto; text-align: center; cursor: pointer; width: 400px; height: 175px; " /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Ölçtük, biçtik, sorduk, soruşturduk, Zagor’a bugüne kadar 1785 kez ateş edilmiş. Muhtemelen bir kez dahi namlunun ucunda duracak olsanız tüm psikolojiniz değişecekken Zagor’u tahayyül edin bir. Öncelikle şunu belirtelim. Zagor’a ateş ediyor iseniz ve Zagor sizi görüyor ise, elinizde de mitralyöz yok ise onu vurma ihtimaliniz çok düşük. Çünkü dünyanın en çevik adamlarından biri olan Zagor’a ateş etmeye hazırlandığınız an Zagor atlayıp zıplamaya başlayacak, yakında ise size doğru, uzakta ise güvenli bir yere seyirtecektir. Birazdan soğancığınıza yiyeceğiniz balta yüzünden size de bir an önce kaçmanızı öneririz bu durumda. Neo  Matrix’de ajanların kurşunlarından kaçmak için eğiliyordu ya; Zagor onu 200 yıl önce yapıyordu işte.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: rgb(0, 0, 238); -webkit-text-decorations-in-effect: underline; "&gt;&lt;img src="http://1.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/TJvBfQ4K7bI/AAAAAAAAAlk/bY4z6kY6Yos/s400/s%C4%B1y%C4%B1rma52.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5520218511123344818" style="display: block; margin-top: 0px; margin-right: auto; margin-bottom: 10px; margin-left: auto; text-align: center; cursor: pointer; width: 400px; height: 366px; " /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Demek ki neymiş. Zagor’u vurmak istiyorsanız, Zagor’a hissettirmeden gizlice yapmalıymışsınız.  Bunun için ne yapacaksınız? En bilineni Amerika’da bolca bulunan kanyonlardan faydalanıp pusu kurmaktır. Ancak bu iş de kolay değil. Hedef hareketli. Hareketli olmasa ne olacak ki?  Counter Strike oynayanlar ya da askerde g3 piyade tüfeği ile 400 mt atışı yapanlar bilirler.  Bir adamı eğer dibinde değilseniz, yüz metreden sonra vurmak çok ama çok zordur. Hele ki hareketli ise imkansıza ıraksar bu olasılık. Yani “Zagor kanyondan geçecek, biz de onu tüfekle vuracağız” parlak bir plan değil o dönemde. İş zaten yapısı itibari ile zor, üstelik karşında da Zagor var. Çocukluğundan itibaren silahların gölgesinde büyümüş, üzerine 1785 kez ateş edilmiş bir adam, her türlü kanyon ve pusu kurulacak bölgede diken üstünde hareket ederken, gelin kabul edelim: onu vuramazsınız!&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;E n’oldu şimdi? Zagor karşımızdayken onu vuramıyoruz, uzaktayken vuramıyoruz, ne zaman vuracağız?  Vurameyceniz tabi kötüler. Ağzınızla söylersiniz işte böyle.  Tek şansınız bir şekilde karambol ortamında, arkadan, yandan, yakın bir yerden nişan alarak ona ateş etmek. Onda da eliniz titremez ise en fazla sıyırtırsınız işte böyle. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: rgb(0, 0, 238); -webkit-text-decorations-in-effect: underline; "&gt;&lt;img src="http://2.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/TJvBj-Ati1I/AAAAAAAAAls/vxAotp4CELQ/s400/s%C4%B1y%C4%B1rma+2.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5520218591958240082" style="display: block; margin-top: 0px; margin-right: auto; margin-bottom: 10px; margin-left: auto; text-align: center; cursor: pointer; width: 400px; height: 176px; " /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Çok vuruldu Zagor, çok yaralandı.  &lt;a href="http://sitkisiyril.blogspot.com/2007/09/zagor-gerekten-lmsz-mdr.html"&gt;Zagor’un ölümsüz olması&lt;/a&gt; mevzusuna hiç girmeden söyleyebilirim ki o bünyeyi tek kurşunla devirmek kolay değil. Kafadan vurmak lazım. O da toplamda en az 2,5 kg testis istiyor.  Yani sıyırmayı konuşuyoruz ama Zagor’u vursanız da bir halt edemeyeceğinizi görüyorsunuz. O zaman niye bu kadar takılıyorsunuz kurşun sıyırmasına. Zagor, o kurşunların büyük çoğunluğundan kaçacak, bir kısmı ile vurulacak, bir kısmı da sıyıracak tabi. Şov -Bizinıs. Şov-Bizinıs...&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;RSS (Site Beslemesi)&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7979635-4675860409925279219?l=sitkisiyril.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sitkisiyril.blogspot.com/feeds/4675860409925279219/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7979635&amp;postID=4675860409925279219&amp;isPopup=true' title='8 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7979635/posts/default/4675860409925279219'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7979635/posts/default/4675860409925279219'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sitkisiyril.blogspot.com/2010/09/kursun-syrmalar.html' title='Kurşun Sıyırmaları'/><author><name>Sıtkı Sıyrıl</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16226402673778605349</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/SpA-XyZMmbI/AAAAAAAAAXE/GegAj0wp740/S220/avtr1.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/TJvBS8w_6SI/AAAAAAAAAlU/Wvr-yu3zac8/s72-c/s%C4%B1y%C4%B1rma+4.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>8</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7979635.post-3625737061923371458</id><published>2010-07-02T22:38:00.009+03:00</published><updated>2010-07-02T22:51:22.396+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Zagor - Genel'/><title type='text'>Zagor Uçmayı Öğretiyor</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/TC5CxpEJL1I/AAAAAAAAAlE/yylbVILSC1s/s1600/1.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 345px; height: 385px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/TC5CxpEJL1I/AAAAAAAAAlE/yylbVILSC1s/s400/1.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5489398416415469394" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/TC5CtcLljYI/AAAAAAAAAk8/EMsqXwslCX0/s1600/2.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 274px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/TC5CtcLljYI/AAAAAAAAAk8/EMsqXwslCX0/s400/2.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5489398344237550978" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/TC5Co-hluQI/AAAAAAAAAk0/gqC44Gls6EI/s1600/3.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 348px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/TC5Co-hluQI/AAAAAAAAAk0/gqC44Gls6EI/s400/3.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5489398267557296386" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/TC5CjpB7NPI/AAAAAAAAAks/uZrjHKZ_V1A/s1600/4.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 316px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/TC5CjpB7NPI/AAAAAAAAAks/uZrjHKZ_V1A/s400/4.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5489398175887996146" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;RSS (Site Beslemesi)&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7979635-3625737061923371458?l=sitkisiyril.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sitkisiyril.blogspot.com/feeds/3625737061923371458/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7979635&amp;postID=3625737061923371458&amp;isPopup=true' title='27 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7979635/posts/default/3625737061923371458'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7979635/posts/default/3625737061923371458'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sitkisiyril.blogspot.com/2010/07/zagor-ucmay-ogretiyor.html' title='Zagor Uçmayı Öğretiyor'/><author><name>Sıtkı Sıyrıl</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16226402673778605349</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/SpA-XyZMmbI/AAAAAAAAAXE/GegAj0wp740/S220/avtr1.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/TC5CxpEJL1I/AAAAAAAAAlE/yylbVILSC1s/s72-c/1.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>27</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7979635.post-4023330106855516506</id><published>2010-06-25T00:06:00.012+03:00</published><updated>2010-06-25T00:21:53.003+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Zagor - Genel'/><title type='text'>Zagor Küfürleri</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/TCPL-O7DQfI/AAAAAAAAAkk/slQeNik8OQI/s1600/k%C3%BCf%C3%BCr6.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 200px; height: 187px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/TCPL-O7DQfI/AAAAAAAAAkk/slQeNik8OQI/s200/k%C3%BCf%C3%BCr6.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5486453041085497842" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;Küfür etmek, hele ki güzel küfür etmek ustalık gerektiriyor. Can Yücel “göt” dediğinde gülüp beğenirken, Recep İvedik “göt” dediğinde tiksinebiliyoruz. Küfür sadece kelimelerden oluşmuyor, söyleyenin kişiliğinden, tavrından ve hatta tonlamasından farklı anlamlara bürünebiliyor.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;İşin,  toplumu ve onun ahlaki gelişimini ilgilendiren ikircikli yönü sebebiyle hakkını vererek tartışılamayan nice konudan biri olan küfür Zagor ve bilumum çizgi-romanda yok sayılıyor. Zagor’da ve hatta istisnalar dışında tüm çizgi-romanlarda ağız dolusu, sunturluca küfür edilmemesi biraz bize de benziyor aslında. Aynı Türk Filmlerindeki gibi en müşkül, en hak edilmemiş durumlarda,  adamın beşikten mezara sülalesine tecavüz ettikleri durumlarda  bile esas oğlanın ağzından en fazla “alçak” en fazla “melun” dediğini duyuyoruz. Tıpkı Zagor gibi.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: rgb(0, 0, 238); -webkit-text-decorations-in-effect: underline; "&gt;&lt;img src="http://1.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/TCPKPzMkYeI/AAAAAAAAAj8/HvdLOP_YyKw/s400/k%C3%BCf%C3%BCr3.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5486451143857168866" style="display: block; margin-top: 0px; margin-right: auto; margin-bottom: 10px; margin-left: auto; text-align: center; cursor: pointer; width: 400px; height: 177px; " /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Zagor sevgisinin kökenlerinden biri de bu olmalı. Hepimiz biraz Zagor ve  hepimiz biraz Türk Filmi’yiz aslında. Ömercik, Sezercik gibi minik Bilmemnecik’lerin ağzından “abi” ye “ağabey” dedirtecek kadar sahte, aşık olup, ince hastalıktan ölecek kadar narin, bir adet tek fişekli tüfekle hiç doldurmadan, otuz el ateş edecek kadar komik, namus belasına verilen can kadar, “Vurun kahpeye” diyebilecek kadar gerçek, “İpne makinist, parça koy parça” diye bağıracak kadar medeni cesaretli, fakir ama gururlu, yenilen ama ezilmeyen…&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: rgb(0, 0, 238); -webkit-text-decorations-in-effect: underline; "&gt;&lt;img src="http://4.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/TCPKbAYeelI/AAAAAAAAAkE/GoxsO0UaO30/s400/k%C3%BCf%C3%BCr4.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5486451336375335506" style="display: block; margin-top: 0px; margin-right: auto; margin-bottom: 10px; margin-left: auto; text-align: center; cursor: pointer; width: 400px; height: 187px; " /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Eğer filmin başında ölürsek, mutlaka bize tıpatıp benzeyen bir oğlumuz çıkar meydana. Güzel olduğumuz kadar da küstahızdır. “Anneciğim, bu amcayı çok sevdim, ona baba diyebilir miyim” diyecek kadar şefkate muhtaç, “Benim de senin yaşlarında bir oğlum vardı evladım” diyecek kadar acılar çekmiş, asla kovulmayan, kovulduğunda “hayır siz kovmuyorsunuz, ben vazifemden istifa ediyorum” diyen, kafasındaki sargılar açıldığında kör olan, araba çarptığında gözleri açılan, “Hayır durun, Ferit suçsuzdur, aradığınız suçlu benim” diyecek kadar dürüstüzdür.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Vücudumuza sahip olabilirler ama ruhumuza asla. “Sen arkadaşımın aşkısın” diyerek aradan çekilir, “Babanın kanını yerde koma oğul” diyerek araya gireriz. “Yaa, Justinyanus, buna Osmanlı Tokadı derler” diyerek bütün milletleri dize getiririz. Evlenince sadece pembe panjurlu bir ev isteyecek kadar minimalist, öleceğini öğrenince sevgilisi üzülmesin diye ona “Seni sevmiyorum, seninle oyun oynadım, bunu anlamadın mı hala” diyecek kadar denyo, “Sevgilim ne kadar mesudum, mutluluğumuz bozulacak diye çok korkuyorum” diyecek kadar paranoyak, “Tıp da bir yere kadar ancak tanrıdan ümit kesilmez” diyecek kadar gerçekçi, “Sen kaç yiğidim, ben onları oyalarım” diyecek kadar fedakarızdır.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;img src="http://2.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/TCPKzr3SOUI/AAAAAAAAAkM/okC6Z5VkHOA/s200/k%C3%BCf%C3%BCr5.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5486451760364140866" style="float: right; margin-top: 0px; margin-right: 0px; margin-bottom: 10px; margin-left: 10px; cursor: pointer; width: 179px; height: 200px; " /&gt;&lt;div&gt;Sırtımızda taş taşır ama oğlumuzu ya da kardeşimizi okuturuz, sonra o çocuk savcı olup bizi tutuklar. “O kızla evlenirsen, seni mirasımdan mahrum, evlatlıktan men ederim” diyecek kadar ataerkil ve otoriterizdir. annemiz biz doğarken ölür, okulda çocuklar bizle alay eder, tatillerde simit satarız. Ne kadar çok sırrımız vardır. sevdiğimiz kızın yıllar önce kaybolan kardeşimiz olduğunu zifaf gecesinde öğrenecek kadar talihsizizdir. Ne kadar da bedbahtızdır. en güvendiğimiz arkadaşımız, sevdiğimiz kızı elimizden alıverir. Hepimizin sesi yanıktır. Ne zaman şarkı söylemeye başlasak, o sırada oradan geçmekte olan bir gazinocular kralı tarafından keşfedilir ve meşhur oluruz. Ve fakat parayla saadetin olmadığını anlarız. sevdiğimiz kıza bir türlü onu sevdiğimizi söyleyemeyecek kadar utangaçızdır. Geç kalıp kızı başkaları yediğinde alkole veririz kendimizi. Bütün meyhaneciler kalender, halden anlayan insanlardır, bize nasihat ederler. İyi içeriz, dışarılarda nara atarız, saçlarımız, sakallarımız uzar, berduş oluruz. Fazla yaşamaz, çabuk ölürüz, arkamızdan birileri mutlaka sessiz sessiz ağlar. Hepimiz yakışıklıyızdır, çirkinsek bile kral oluruz. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: rgb(0, 0, 238); -webkit-text-decorations-in-effect: underline; "&gt;&lt;img src="http://3.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/TCPK6rZzAOI/AAAAAAAAAkU/fx00EAULchc/s200/k%C3%BCf%C3%BCr8.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5486451880499544290" style="float: left; margin-top: 0px; margin-right: 10px; margin-bottom: 10px; margin-left: 0px; cursor: pointer; width: 200px; height: 155px; " /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div&gt;Bizim tertemiz hislerimizle oynarlar hep. Evleneceğiz deyip bekaretimizi bozarlar, sonra da karşı dairede oturan zengin kızıyla evlenirler. Biz de kötü yola düşeriz. Hayatımızı anlatsak roman olur nobel ödülü alırız. Bizde her şey keskindir, korkutucu bir gerçeklik hüküm sürer. Her şey aniden olup biter, hep bir şeyleri kaçırırız ama telafisi yoktur. Bu yüzden bizim filmlerimizin ikincileri, üçüncüleri çekilmez. “SON” yazdığında her şey biter bizde. Ağlarız ama kabulleniriz, metanetliyizdir. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Hepimiz biraz Hulusi Kentmen, hepimiz biraz Aliye Rona, Hepimiz biraz Ali Şen, hepimiz biraz Türkan Şoray, hepimiz biraz Türk Filmi’yiz aslında. Her filmin mutlu sonla biteceğini sanacak kadar da safızdır. Dudaklarımızın kenarında nereden geldiğini hatırlamadığımız hafif bir tebessümle kalıveririz.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Hayatımız da, filmlerimiz de, çizgi-romanlarımız da bizim gibi  naif ve gerçeklikle olan bağları sakattır. O yüzden Zagor hiçbir zaman “siktir” çekmez, “fuck you” ya da “cazzo” demez, diyemez, ağzına yakışmaz. “&lt;b&gt;Yılan soyu, Çakal soyu, Lağım faresi, Alçak,   Mel-un, Nobran&lt;/b&gt;” şeklinde usturupluca söver can dostunu bile öldüren hayduta.  Daha küfürbaz ve Zagor’a göre daha zayıf ahlaki temelleri olan Çiko’nun küfürleri ise eski bir çizgi-roman geleneği olan  kurukafa, şimşek ve benzeri olumsuz simgelerle ifade edilir ve gerçekle olan bağından bu şekilde koparılır. Zagor evreni Türkiye’ye yakınsar. Limit sıfıra gider...&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;RSS (Site Beslemesi)&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7979635-4023330106855516506?l=sitkisiyril.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sitkisiyril.blogspot.com/feeds/4023330106855516506/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7979635&amp;postID=4023330106855516506&amp;isPopup=true' title='17 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7979635/posts/default/4023330106855516506'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7979635/posts/default/4023330106855516506'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sitkisiyril.blogspot.com/2010/06/zagor-kufurleri.html' title='Zagor Küfürleri'/><author><name>Sıtkı Sıyrıl</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16226402673778605349</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/SpA-XyZMmbI/AAAAAAAAAXE/GegAj0wp740/S220/avtr1.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/TCPL-O7DQfI/AAAAAAAAAkk/slQeNik8OQI/s72-c/k%C3%BCf%C3%BCr6.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>17</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7979635.post-1912145029402057532</id><published>2010-06-18T01:00:00.014+03:00</published><updated>2010-06-18T16:50:12.735+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Zagor - Genel'/><title type='text'>Darkwood (Yiğidin Harman Olduğu Yer)</title><content type='html'>&lt;div style="TEXT-ALIGN: center"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/TBqdGVT68pI/AAAAAAAAAjA/M20PRJ5-pOA/s1600/darkwood.gif"&gt;&lt;img style="MARGIN: 0px 0px 10px 10px; WIDTH: 200px; FLOAT: right; HEIGHT: 141px; CURSOR: pointer" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5483868228402475666" border="0" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/TBqdGVT68pI/AAAAAAAAAjA/M20PRJ5-pOA/s200/darkwood.gif" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/TBqc4tu3SGI/AAAAAAAAAi4/YEXp_E3dRAk/s1600/darkwood_3.jpg"&gt;&lt;/a&gt; &lt;div style="TEXT-ALIGN: left"&gt;Yüzölçümü: &lt;i&gt;1.250 m2&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;Yönetim Biçimi: &lt;i&gt;Cumhuriyet&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;Bitki Örtüsü: &lt;i&gt;Komple ağaç.&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;İklim: &lt;i&gt;Ilıman&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;Yer altı Kaynakları: &lt;i&gt;Altın&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;Geçim Kaynakları: &lt;i&gt;Avcılık, gasp.&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;Ulaşım ve Taşımacılık: &lt;i&gt;Drunky Duck&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt;&lt;br /&gt;&lt;/i&gt;Pennsylvania eyaletinin hemen kuzeybatısında gerçekte var olmayan bir bölgedir Darkwood. Zagor’a “hemşerim esas memleket nere” diye sorarsanız alacağınız cevaptır. Zagor Darkwood'da doğmuş, çocukluğunu Darkwood'da geçirmiş ve halen de Darkwood'da yaşamaktadır. Her ne kadar kızılderililere yerli dense de Darkwood'un en yerli adamı Zagor'dur.&lt;br /&gt;&lt;span style="COLOR: rgb(0,0,238); -webkit-text-decorations-in-effect: underline" class="Apple-style-span"&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; DISPLAY: block; HEIGHT: 192px; CURSOR: pointer" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5483869027256822946" border="0" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/TBqd01Ro7KI/AAAAAAAAAjQ/XsKTYcwZiYU/s400/darkwood_uydu.jpg" /&gt;&lt;/span&gt; Darkwood’un olduğu düşünüldüğü yere yani Pennsylvania’nın kuzey batısına &lt;a href="http://maps.google.com/maps?q=41.302571,-78.008423&amp;amp;num=1&amp;amp;t=h&amp;amp;sll=41.203322,-77.194525&amp;amp;sspn=2.166736,4.0979&amp;amp;ie=UTF8&amp;amp;ll=41.157978,-78.074341&amp;amp;spn=3.254662,7.03125&amp;amp;z=8&amp;amp;iwloc=A"&gt;Google Maps&lt;/a&gt;’den baktığımızda gerçekten de Darkwood’a benzeyen ormanlarla kaplı olduğunu görebiliriz. Hatta civarda Allegheny Ulusal Ormanı, Moshannon Eyalet Ormanı, Spraul Ormanı, Elk Ormanı, Susqehannock Ormanı, Tioga Ormanı, Tiadaghton Ormanı, Loyalsock Ormanı gibi onlarca orman var. Amerikalılar Zagor’u bileymiş o ormanlardan birinin Darkwood olması işten bile değilmiş. Ki zaten Pennsylvaina da etimolojik olarak ormanlık alan anlamındaki “sylvania” ve İngiliz amirali William Penn’in soyadının birleşiminden oluşmuştur. Buradan Zagor’un yaratıcısı Bonelli’nin Darkwood’un yerini kafadan atmayıp gayet bilinçli bir tercihle seçtiğini anlayabiliyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Darkwood gerek isminden, gerek siyah beyaz basılan maceraların yarattığı etkiden gerekse de maceralarda oynadığı ürkütücü arkaplan rolünden ötürü daima karanlık, kasvetli, bataklık bir yer olarak hatırlanır. Oysa sıkı Zagor okuyucuları bilirler ki Darkwood yemyeşil ağaçların arasında, balığı bol deresi, tertemiz havası, çeşit çeşit mahlukatıyla cennetten bir köşe gibidir.&lt;br /&gt;&lt;span style="COLOR: rgb(0,0,238); -webkit-text-decorations-in-effect: underline" class="Apple-style-span"&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; DISPLAY: block; HEIGHT: 131px; CURSOR: pointer" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5483868570354746770" border="0" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/TBqdaPLshZI/AAAAAAAAAjI/SKlSA0Gl-xg/s400/darkwood.jpg" /&gt;&lt;/span&gt; Zagor, uzaydan tutun, Kanada’nın buzlu adalarına, İrlanda’nın yeşil bozkırlarından Afrika’nın çöllerine, oradan Sanfrancisco’nun modern caddelerine kadar envayi çeşit memleket gezdi ve her seferinde Darkwood’u, yemyeşil ağaçlarını, kulübesini ne kadar özlediğini alengirli maceraların bir yerine sıkıştırarak dile getirdi. Gurbette iken Çiko ile akşamları “Darkwood” dolaylarından türkülerle hasretini bastırdı. Görüyoruz ki, kahraman da olsan, cümle kötüye diz de çöktürsen, toprak bir yerde çekiyor. Zagor gibi sosyal bir adamda bile aidiyet duygusu, daha doğrusu ana rahmine dönme isteği, eve/memlekete olan özlem duygusu olarak tezahür ediyor.&lt;br /&gt;&lt;span style="COLOR: rgb(0,0,238); -webkit-text-decorations-in-effect: underline" class="Apple-style-span"&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; DISPLAY: block; HEIGHT: 196px; CURSOR: pointer" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5483869301025549202" border="0" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/TBqeExJMK5I/AAAAAAAAAjY/znjdyg4BwSk/s400/tembellik.jpg" /&gt;&lt;/span&gt; Daha 14 yaşında bir öğrenci iken bile; bir öğrenci programı ile 15 gün Almanya’da kalıp, memlekete dönüşümüzü hatırlıyorum da… 10-15 kişilik velet grubu, adeta memleketinde yıllarca uzak kalıp, prangasından kurtulmuş forsalar gibi toprağı öpmüş, havaalanındaki simitçiye sarılmış, evlerindeki komidini yalamışlardı. Dolayısı ile Zagor dahil tüm insanlarda içgüdüsel olarak olan bu aidiyet duygusu gayet anlaşılır. Zagorumuz’un pek bilinmeyen insani yanlarından biri de bu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Darkwood ve aynı zamanda Pennsylvania’nın o bölgesi sık ormanlarla kaplıdır. Bu sebeple Zagor’un bu sık ormanda hiçbir işe yaramayacak olan atları yoktur. Ki Allahtan yok. Zaten kulübede Çiko ile geçen baş başa geceler başımıza yeterince bela oluyor, bir de atlarla baş edemezdik. Bu sebeple Zagorumuz yürür ya da daldan dala uçar. Zagor’un kulübesi Darkwood’un en stratejik yerinde, Kızılderililerin kayan kumlar dediği bataklığın arasındadır. Civardaki kurukafaları ciddiye almayıp doğru yolu bilmeden gelen nice kötü kişi daha Zagor’a ulaşamadan kayan kumların kurbanı olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Adına &lt;a href="http://www.youtube.com/watch?v=ZFVSpqiP5aI"&gt;besteler&lt;/a&gt; yapılan, &lt;a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Darkwood_Sakinleri_(dergi)"&gt;dergiler&lt;/a&gt; çıkarılan, yiğidin harman olduğu bir efsanedir Darkwood.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bitirirken, bu kadar gerçek hayatla örtüşen bir mekandaki tek uyumsuzluğun, gerçekte o bölgede olmayan ancak çizgi-romanda sıklıkla rastladığımız ve Zagor’un uçmasını sağlayan sarmaşıklar olduğunu söyleyebiliriz.&lt;br /&gt;&lt;span style="COLOR: rgb(0,0,238); -webkit-text-decorations-in-effect: underline" class="Apple-style-span"&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; DISPLAY: block; HEIGHT: 183px; CURSOR: pointer" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5483869930569065618" border="0" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/TBqepaYD5JI/AAAAAAAAAjo/vZodFenwseM/s400/darkwood%27a+d%C3%B6n%C3%BCyoruz.jpg" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;RSS (Site Beslemesi)&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7979635-1912145029402057532?l=sitkisiyril.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sitkisiyril.blogspot.com/feeds/1912145029402057532/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7979635&amp;postID=1912145029402057532&amp;isPopup=true' title='19 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7979635/posts/default/1912145029402057532'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7979635/posts/default/1912145029402057532'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sitkisiyril.blogspot.com/2010/06/darkwood-yigidin-harman-oldugu-yer.html' title='Darkwood (Yiğidin Harman Olduğu Yer)'/><author><name>Sıtkı Sıyrıl</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16226402673778605349</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/SpA-XyZMmbI/AAAAAAAAAXE/GegAj0wp740/S220/avtr1.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/TBqdGVT68pI/AAAAAAAAAjA/M20PRJ5-pOA/s72-c/darkwood.gif' height='72' width='72'/><thr:total>19</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7979635.post-370786485135674846</id><published>2010-06-04T06:59:00.006+03:00</published><updated>2010-06-04T07:13:00.607+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Zagor&apos;un Albümünden'/><title type='text'>Zagor'un Albümünden (10)</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/TAh8ok2capI/AAAAAAAAAiw/RVttoueXhzE/s1600/%C3%A7%C4%B1plak+tonka4.jpg"&gt;&lt;/a&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/TAh8Fz6Ai0I/AAAAAAAAAio/-l2PcoC8DQo/s1600/%C3%A7%C4%B1plak+tonka.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 181px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/TAh8Fz6Ai0I/AAAAAAAAAio/-l2PcoC8DQo/s400/%C3%A7%C4%B1plak+tonka.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5478765385970912066" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div&gt;Canına yandığım. Zagor’a cinsel göndermeler yapan çr cahili kişi ve kurumların söylemleri arşa ulaştı, vallahi yıldım.  Üstteki kareyi gören de… Senaryo hazır:  Yalnızlıktan dellenen Zagor Kızılderili bir oğlana abayı yakıyor, çökertiyor ıssıza. O sırada eşraftan ehli namus bir kovboy Zagor ve çıplak arkadaşını böyle uygunsuz bir pozisyonda görünce  “sizi gidi ırzı kırıklar” diye ver ediyor fişeği. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Hep söylüyorum, bir insan olarak algılarımız çok zayıf. Sadece görerek, duyarak, okuyarak olanları tam olarak anlamamız imkansız. Dış politika için verilen bir örnektir: Güncelden hareketle ; İsrail’i üçgenin bir kenarı, Türkiye’yi diğer kenarı, Filistin’i öteki kenarı olarak düşünürsek. Üçgenin köşelerinden birinden baktığımızda kenarlardan birini göremeyiz. Hangi köşeye gitseniz diğer bir kenar görünmez olur.  Bir taraftan baktığınızda mutlaka bir tarafı ıskalarsınız.  Tümünü görmek için ya üçgeni bozacak ya da tepeye çıkacaksınızdır. Tepeye çıkmayı da ister ermek, ister olmak, ister bilmek olarak görün, hayatın ne kadar anlaşılır olduğuna  şaşıracaksınız. Hayat gerçekten tüm karmaşıklığına rağmen oldukça anlaşılır bir yer. Tabi bu anlaşılırlık biraz tehlikeli bir ruh hali.  Bu belirtilen anlaşılabilirliğe yaklaştıkça, hayatın anlamına uzaklaşma durumu,  empati ile başlayan entel humması,  yüzeysel bakış ile derinliğin kaybolduğu mecra hasıl olmakta. Örnek olarak gelin Bay Yanlış ile Doğru Ahmet'in konuşmalarına kulak verelim:  (Zagorcum bi saniye canım) &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;i&gt;"-Allahım, neden bu kadar insan öldürülüyor? Dünya nasıl bir yer?&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;i&gt;-Herkesin kendince haklı bir sebebi var. hırsız açlıktan gece başkasının evine giriyor, evsahibiyle karşılaşınca hapislerde çürümemek için onu öldürüp kaçıyor. Amerika geldiği noktayı korumak için işgallere muhtaç. İsrailliler bozuk psikolojileri ile devletlerinin bekası için sapan ile taş atan birine tüfekle ateş edebiliyor.  Bla bla...&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;i&gt;&lt;br /&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;i&gt;-E, hırsız neden hırsızlık yapıyor? Namuslu olsun, alınterini öğrensin.&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;i&gt;-Sosyal bir varlık olan insanın yaşadığı çevre, aldığı eğitim, gördüğü terbiye sonucunda davranışları ve alınyazısı ortaya çıkıyor. seçimler azalıyor. Toplum kişinin davranışlarını belirliyor.&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;i&gt;&lt;br /&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;i&gt;-Toplum ayağını denk alsın, bilinçlensin o zaman. Bak İsviçre’ye. &lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;i&gt;-Homojen bir kitle olmayan toplum da, tarihi, eğitimi, ekonomisi ve kültürüyle bir yaşam sergiliyor. Bu ayaklardan birisi eksik kaldığında ya da koşulların gerektirdiği zamanlara uymadığınızda error veriyor. Suikastlar düzenleniyor, bireyler asıp kesiliyor, Kurtlar vadilerden iniyor. Bla bla...&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;i&gt;&lt;br /&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;i&gt;-Peki tamam, klasik "ayak yapma" metoduyla bunlar bi kaç cevap verdin. Peki bir de şu açıdan bakmaya ne dersin: Kadınlar... Kadınlar abi. Filozof olmuş adamlar gene anlayamıyor.&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;i&gt;-Alakası yok. Kadınların davranışları da erkekler gibi, duygu/istek/heyecan/tepki/merak gibi çeşitli dürtülere dayanıyor. Anlaşılmaz gibi görünen bir çok davranış için (bkz: regl) &lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;i&gt;&lt;br /&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;i&gt;-Öyle deme abi. Hatunla iki senedir çıkıyoruz, bir mutlu olduğunu görmedim. Son zamanlarda da tutturmuş “ilişki tıkanmış, açmamız lazımmış” “alışkanlıkların esareti” falan filan kafamı acıtıyor her gün. Ulan haftada bir mangal yapıyorum bu hatuna daha ne yapayım?&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;i&gt;-Kız arkadaşınız sizden daha yakışıklı/zengin/vs bir erkek arkadaş bulmuş, ondan gelecek ışığa göre kısa bir zaman sonra sizi terk edecek.&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;i&gt;&lt;br /&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;i&gt;-Vay kaltak! Peki bizim patronu anlamaya çalışalım. Adam pintinin allahı. Ulen maaşı %10 artırsa bu ona en az %50 performans artışı getirir. İş mi bu şimdi, var mı anlaşılır bi yanı?&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;i&gt;-Patronunuzun sizin göremediğiniz bir sürü gideri olabilir. Ayrıca %10 maaş artışının en az %50 performans artışı getirmeyeceğini bütün patronlar bilirler, istisnalar kaideyi bozmaz. Performans artış potansiyeliniz görülürse zaten zam alacaksınızdır. Yok hala alamıyorsanız patronunuz gerçekten cimri olabilir. Cimrilik de bir davranış biçimi olmasıyla berber psikolojide incelenen bir hastalığa tekabü...&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;i&gt;&lt;br /&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;i&gt;-Ay tamam! istemiyorum zam mam. peki ne olacak bu fenerin hali?&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;i&gt;-Sana hiçbir şey demiyorum."&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Tekrar edelim. Hayat gerçekten de  anlaşılabilir. Yeter ki biraz daha üste çıkıp bakmayı becerelim. Çizgi-romandaki tek bir kareye bakıp iftira atacağımıza önceki ve sonraki kareleri okuyalım ki, karedeki baldırı çıplak arkadaşın Zagor’un kankardeşi Tonka olduğunu anlayalım.   &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: rgb(0, 0, 238); -webkit-text-decorations-in-effect: underline; "&gt;&lt;img src="http://1.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/TAh8ok2capI/AAAAAAAAAiw/RVttoueXhzE/s200/%C3%A7%C4%B1plak+tonka4.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5478765983224851090" style="float: left; margin-top: 0px; margin-right: 10px; margin-bottom: 10px; margin-left: 0px; cursor: pointer; width: 120px; height: 200px; " /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div&gt;Resmin hikayesini  Zagorcular bilecektir ama dost var düşman var, biz gene de açıklayalım. Tonka (ki saçını bir çizer böylesine fantastik bir modelle çizerken çoğu çizer klasik atkuyruklu bir Kızılderili reisi olarak çizer) yani Zagor’un en yakın dostlarından Mohawklar’ın reisi Tonka bir lanet ile kendinden geçip Hulk gibi eşyalarını parçalayıp vahşi gorile dönmekte, bilincini kaybederek etrafındakileri hırpalamakta, bir süre sonra sakinleyip eski haline dönmektedir. Tabi parçalanan eşya eski haline dönemediğinden Darkwood’da böyle uygunsuz sahnelere rastlandı zamanında. Gerçi Kızılderililer normalde de göt baş açıkta gezip bir bez parçası ile avret yerlerini sakladıklarından oralarda çok da yadırganmaz böyle bir durum zaten.   Ancak Tonka’nın cömertçe sergilediği vücudunu, sert ve biçimli vücut hatlarını gören Zagor düşmanı kişi ve kurumlar her türlü iftirayı da atar, vücudundaki gölgeleri görüp “ayın şavkı vurur üstüne” diye türkü de söylerler. Biz alışığız. &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;RSS (Site Beslemesi)&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7979635-370786485135674846?l=sitkisiyril.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sitkisiyril.blogspot.com/feeds/370786485135674846/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7979635&amp;postID=370786485135674846&amp;isPopup=true' title='8 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7979635/posts/default/370786485135674846'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7979635/posts/default/370786485135674846'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sitkisiyril.blogspot.com/2010/06/zagorun-albumunden-10.html' title='Zagor&apos;un Albümünden (10)'/><author><name>Sıtkı Sıyrıl</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16226402673778605349</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/SpA-XyZMmbI/AAAAAAAAAXE/GegAj0wp740/S220/avtr1.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/TAh8Fz6Ai0I/AAAAAAAAAio/-l2PcoC8DQo/s72-c/%C3%A7%C4%B1plak+tonka.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>8</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7979635.post-9112359063873618267</id><published>2010-05-28T00:02:00.005+03:00</published><updated>2010-05-28T00:17:22.529+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Zagor vs Diğerleri'/><title type='text'>Zagor vs Black Smoke</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/S_7gwluntLI/AAAAAAAAAig/GzQ2xx0MQac/s1600/zagor_vs_black_smoke2.jpg"&gt;&lt;/a&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/S_7gjB9MTkI/AAAAAAAAAiY/Sn5NtwuSwuY/s1600/zagor_vs_black_smoke3.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 229px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/S_7gjB9MTkI/AAAAAAAAAiY/Sn5NtwuSwuY/s400/zagor_vs_black_smoke3.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5476061089354239554" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div&gt;Uyarı: Aşağıda okuyacağınız karşılaşma, Lost adlı dizinin finalini izlemeyen insanlarda tabaktaki son çekirdeğin çürük çıkmasına benzer bir hissiyat yaşatabilir.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;İlk tahmin: Zagor Kara Duman'ı alır, Tunikanlar’a  mesaj olarak yollar, siz ne diyorsunuz.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Olasılıklar: Biliyorsunuz Lost adlı dizide Black Smoke yani Kara Duman adlı bir musibet var. (Ki dizide kendisini bronzlaşmanın ötesine geçip iyice kararan Fedon canlandırmaktadır. bkz.imdb) Kara Duman altı sezon boyunca az çektirmedi adadakilere. Bu Kara Duman  denen musibetin aslında  Zagor’un defalarca alt ettiği  Kızılderili efsanesi kötü ruh Wendigo’dan çok farkı yok. Aynı Wendigo gibi ölmüş kişilerin kılığına girebiliyor. "Çıkırıkı çıkırıkı" sesleri çıkarıp, "auuuuunn!" diye bağırıp  hasmına duman formunda yaklaşıp sarıp buruşturabiliyor, tutup yere çalabiliyor. Çalıyor da karşısında bu sefer şaşkın tavuk bakışlı Lost ahalisi yok, Zagor var. N’apar olum Zagor adamı?&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Zagor ile karşı karşıya kalan Kara Duman  önce Zagor’a babası Mike Wilding şeklinde gözükür. Zagor baştan afallasa da, daha önce aynı sahne Wendigo’nun benzer hilesiyle tekrarlandığından anında ayar ve Kara Duman’a,  sadece gerçek babasının bilebileceği, “Ben küçükken kaç yaşındaydım” “Kamışa ilk ne zaman su yürüdü” gibi bir takım sorular sorar. Afallayıp "çıkırıkı çıkırıkı" sesleri ile  zorlanan işlemci gibi öten Kara Duman’ın babası olmadığını kesinleştiren Baltalı İlah  baltayı aynen ekleştirir babası  kılıklı Kara Duman’a. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: rgb(0, 0, 238); -webkit-text-decorations-in-effect: underline; "&gt;&lt;img src="http://2.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/S_7gwluntLI/AAAAAAAAAig/GzQ2xx0MQac/s200/zagor_vs_black_smoke2.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5476061322295096498" style="float: left; margin-top: 0px; margin-right: 10px; margin-bottom: 10px; margin-left: 0px; cursor: pointer; width: 200px; height: 135px; " /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div&gt;Baltayı yiyince yarılan kafadan duman olarak çıkıp özüne dönen Kara Duman  bu sefer Frida’nın kılığına girip çıkar Zagor’un karşısına. Zagor uzun zamandır görmediği  biricik aşkı Frida’yı karşısında görünce bir hüzün bulutu gözlerinden yalım gibi geçer ancak tabi ki yemez bu numarayı ve Kara Duman’ın iyice terbiyesizliği ele alıp bir sonrakine dayısı, yengesi kılığına girmesine fırsat vermeden daha güçlü bir şekilde bir kez daha baltayı ekleştirir Frida kılığındaki Kara Duman’a. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Kara Duman, balta darbelerinden sersemleyip Terminator II’nin finalinde erirken daha önce girdiği tüm kılıkları 30 saniyede tekrar eden T-1000 gibi maymalar ve  sırayla Süleyman Demirel, Reha Muhtar, Erdal İnönü taklitleri yapmaya başlar. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Mecburen atılan restartan sonra kendine gelen Kara Duman  başkasının kılığına girerek bu işin olmayacağını anlar ve asli formu olan dumana dönüşerek tüm korkunçluğu ile Zagor’a doğru ilerler. (Çıkırıkı Çıkırı…) &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Hasmının manyetizmaya olan alerjisini, iki manyetik alan arasından geçmeye tırstığını bilen Zagor elindeki iki adet at nalı şeklindeki kocaman mıknatısı Kara Duman’a doğrultarak onun bir çeşit manyetik alan cereyanında kalmasını sağlamaya çalışır. (Ahaha. İlahi Zagor, alemsin. Benim bile aklıma gelmezdi bu.)&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Kara Duman, mıknatıslardan gıdıklanmaz bile ve fizik bilgisi neredeyse sıfır olan Zagorumuza bu hareketi pahalıya ödetir. Bacaklarından sarılıp, kendisini 32 mt öteye fırlatır. (Ops!) &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Kara Duman, Zagor’un o şiddetle bir ağaçta patlayıp ikiye ayrılacağını zannederken, Zagor aynen beyaz geri ışığını yakmış melodili geri vitesli kamyonet gibi gayet kontrollü bir şekilde geri geri uçar ve bir dala elini atarak artistik bir şekilde dönüp (bkz: Zagor’un dövüş figürleri 3) iki ayağı üzerinde durarak anlamlı bakışlarla bakar hasmına. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Kara Duman bu hareket ve bakışlardan etkilenir ama durmaz. &lt;b&gt;“Auuuuuun”&lt;/b&gt;  diye kökleyerek Zagor’a doğru uçar. Aynı anda Zagor’da &lt;b&gt;“Ahhyaaak&lt;/b&gt;” diye ünleyerek elini cebine sokup bir avuç külü önce etrafına döker akabinde hızla üzerine gelen Kara Duman'a fırlatır. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Kara Duman külü yiyende… Yekpare formundan saliseler içinde tuz buz parçalara ayrılan  Kara Duman, kalbine kazık çakılmış vampir gibi debelenmeye başlar. "Çıkırıkı çıkırıkı" yerine “Aman aman, oyyy” sesleri kaplar ormanı. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Zagor bir faraş ile kalan duman parçalarını yelleyerek iyice bitirir Kara Duman’ı ve adanın tıpasını çekmeye bile gerek kalmadığını, karşılaşmanın gayet kolay geçtiğini düşünerek döner Darkwood’a.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;RSS (Site Beslemesi)&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7979635-9112359063873618267?l=sitkisiyril.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sitkisiyril.blogspot.com/feeds/9112359063873618267/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7979635&amp;postID=9112359063873618267&amp;isPopup=true' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7979635/posts/default/9112359063873618267'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7979635/posts/default/9112359063873618267'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sitkisiyril.blogspot.com/2010/05/zagor-vs-black-smoke.html' title='Zagor vs Black Smoke'/><author><name>Sıtkı Sıyrıl</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16226402673778605349</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/SpA-XyZMmbI/AAAAAAAAAXE/GegAj0wp740/S220/avtr1.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/S_7gjB9MTkI/AAAAAAAAAiY/Sn5NtwuSwuY/s72-c/zagor_vs_black_smoke3.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7979635.post-3909120401269712864</id><published>2010-05-21T19:21:00.010+03:00</published><updated>2010-05-21T21:59:19.427+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Dövüş Figürleri'/><title type='text'>Zagor'un Dövüş Figürleri (4)</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/S_a8ThZES_I/AAAAAAAAAiQ/zFTygRBiQFg/s1600/dirsek+b%C3%BCkme.jpg"&gt;&lt;/a&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;Dövüş figürleri bitmiyor. Bitmez de. Zagor evrenini anlamak için, "nasıl olur lan bu, çok saçma" diye beyne düz kontak yaptırmamak için bu figürleri de kavramak gerekiyor.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;b&gt;Zagor Kafası&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: rgb(0, 0, 238); -webkit-text-decorations-in-effect: underline; "&gt;&lt;img src="http://4.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/S_az_UwiJGI/AAAAAAAAAh4/9UxDD7nMMn4/s400/kafa.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5473760297600820322" style="display: block; margin-top: 0px; margin-right: auto; margin-bottom: 10px; margin-left: auto; text-align: center; cursor: pointer; width: 400px; height: 179px; " /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Herkes hayatında bir kez lakırdısını yapmıştır "Kavgada ilk kafayı atan kazanır" diye. Gerçekten de öyledir. Kafa ve ona asıl gücü veren kafatası kendisinden sert bir cisme vurulduğunda pekmezini akıtma gibi bir riski varsa da, hedefte insan vücudu varsa aslan kesilip, karşı tarafta balyoz olup patlar. Kafayı hele ki burnuna ya da karnına yediğin zaman feleğin şaşar, kalkamazsın. Kafa zaten normalde bu kadar tehlikeliyken Zagor’un kafasının neler yapabileceğini az çok kestirebiliriz. Zagor kafasında karşıda kaç kişi olduğu fark etmez. Koçbaşı gibi dağıtır ortalığı.  Buyrun bir vampire dahi kafa atabilen bir adamdan bahsediyoruz.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: rgb(0, 0, 238); -webkit-text-decorations-in-effect: underline; "&gt;&lt;img src="http://2.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/S_a0fyzed2I/AAAAAAAAAiA/25LfEWP_Vak/s400/kafa2.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5473760855422039906" style="display: block; margin-top: 0px; margin-right: auto; margin-bottom: 10px; margin-left: auto; text-align: center; cursor: pointer; width: 393px; height: 299px; " /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Buradan Zagor düşmanı kişi ve kuruluşlara kritik bir noktayı da bildirelim.  Zagor kafasından kurtulmanın tek yolu Zagor'un hızlandığını, size doğru koştuğunu çabuk fark edip hemen ölü numarası yapmak. Yoksa Zagor hızını aldı mı durdurabilene aşk olsun. Sonra numara yapmaya gerek kalmayabilir. O yüzden erken müdahale önemli diyoruz. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;b&gt;Kuntiz Hareketi&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: rgb(0, 0, 238); -webkit-text-decorations-in-effect: underline; "&gt;&lt;img src="http://3.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/S_a01CleLcI/AAAAAAAAAiI/kzCqQG9mpR8/s400/alttan+itis.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5473761220435520962" style="display: block; margin-top: 0px; margin-right: auto; margin-bottom: 10px; margin-left: auto; text-align: center; cursor: pointer; width: 400px; height: 379px; " /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Hep söylüyoruz, sadece fiziksel kuvvetle olmaz bu iş diye. Bir örnek daha işte.  Zagor rehin olmuş gidiyorken (Ki Zagor sık sık rehin alınır. Hatta Zagor fanı Ümit Basen’in “Rehin Olmuş Gidiyorsun” adlı acıklı bir parçası da vardır bu durum ile ilgili)  böyle müşkül bir durumda bile bir cinlik düşünerek aniden kendini geriye doğru atıp düşmanı ayaklarından yakalayabilmektedir. Çok kuntizsin Zagor. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;b&gt;Eklem Bora Hareketi&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: rgb(0, 0, 238); -webkit-text-decorations-in-effect: underline; "&gt;&lt;img src="http://3.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/S_a8ThZES_I/AAAAAAAAAiQ/zFTygRBiQFg/s320/dirsek+b%C3%BCkme.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5473769440682462194" style="float: left; margin-top: 0px; margin-right: 10px; margin-bottom: 10px; margin-left: 0px; cursor: pointer; width: 279px; height: 309px; " /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div&gt;Eklem Bora adını verdiğimiz eklem hareketleri de Zagor’un sık kullandığı etkili hareketlerdendir. Eklemleri adeta bir boranın kasabayı alt üst etmesi gibi perişan edip bir poşetin rüzgardaki dansı zarifliğinde (bkz: American Beauty) icra edilen  bu hareket düşmanı saf dışı bırakma konusunda garantilidir.  Bazı gerçekler var. Ne yazık ki eklemlerimiz en fazla 180 derecelik bir açı ile tek bir yöne açılabilmektedir  Bu açıyı değiştirip zorlayınca hem mekanizma bozulmakta, daha doğrusu yalama olmakta, bu sayede eklemin gerektirdiği düzgün açılıp kapanım gerçekleşmemekte hem de kişiye müthiş bir acı vermektedir. Bu bilimsel gerçekleri içgüdüsel ve pratik olarak bilen Zagor, eklemlere ayağını dayayarak “abi de lan” “pes mi olm” gibi lakırdılarla düşmanını saf dışı eder. Hatta şekilde görüldüğü gibi, dizi ile kol dirseğine, aynı anda dizin altı olan bacak bölgesi ile de hasmın bacak eklemlerine baskı yapan müthiş kombosuyla gene kendine hayran bırakır. &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;RSS (Site Beslemesi)&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7979635-3909120401269712864?l=sitkisiyril.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sitkisiyril.blogspot.com/feeds/3909120401269712864/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7979635&amp;postID=3909120401269712864&amp;isPopup=true' title='14 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7979635/posts/default/3909120401269712864'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7979635/posts/default/3909120401269712864'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sitkisiyril.blogspot.com/2010/05/zagorun-dovus-figurleri-4.html' title='Zagor&apos;un Dövüş Figürleri (4)'/><author><name>Sıtkı Sıyrıl</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16226402673778605349</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/SpA-XyZMmbI/AAAAAAAAAXE/GegAj0wp740/S220/avtr1.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/S_az_UwiJGI/AAAAAAAAAh4/9UxDD7nMMn4/s72-c/kafa.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>14</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7979635.post-3911529288749658672</id><published>2010-05-18T22:28:00.013+03:00</published><updated>2010-05-19T15:02:04.917+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Zagor&apos;un Düşmanları'/><title type='text'>Baron Bela Rakosi</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/S_L1QetAfsI/AAAAAAAAAhw/lXHdoxp5Aoc/s1600/vampir_ha%C3%A7.jpg"&gt;&lt;/a&gt;&lt;div style="TEXT-ALIGN: center"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/S_L0wkvviLI/AAAAAAAAAho/Kh31H2YM-3A/s1600/rakosi_vesika.jpg"&gt;&lt;img style="MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 182px; FLOAT: left; HEIGHT: 200px; CURSOR: pointer" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5472705612543396018" border="0" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/S_L0wkvviLI/AAAAAAAAAho/Kh31H2YM-3A/s200/rakosi_vesika.jpg" /&gt;&lt;/a&gt; &lt;div style="TEXT-ALIGN: center"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="TEXT-ALIGN: left"&gt;Adı: Bela Rakosi&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Meslek: Baronluk&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Kütük: Macaristan&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Baba Adı: Arpad &lt;/div&gt;&lt;div&gt;Ana Adı: Hacer&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Medeni Durumu: Baş Vampir &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Zagor’u seven bünye Vampiri de sever. İnsanların kanını emen yarasaların olduğunu, &lt;a href="http://www.google.com.tr/#hl=tr&amp;amp;source=hp&amp;amp;q=porfiria&amp;amp;meta=&amp;amp;aq=0&amp;amp;aqi=g9g-s1&amp;amp;aql=&amp;amp;oq=porfiri&amp;amp;gs_rfai=&amp;amp;fp=ca0ef0eaa65c0b7c"&gt;Porfiria&lt;/a&gt; hastalığına yakalanan kişilerde kan içme isteğinin oluştuğunu, güneşe çıkamayan kişilerde &lt;a href="http://www.google.com.tr/#hl=tr&amp;amp;q=kseroderma+pigmentozum&amp;amp;meta=&amp;amp;aq=f&amp;amp;aqi=g1&amp;amp;aql=&amp;amp;oq=kseroderma+pigmentozum&amp;amp;gs_rfai=&amp;amp;fp=ca0ef0eaa65c0b7c"&gt;Kseroderma Pigmentozum&lt;/a&gt; hastalığı olduğunu, günümüzde biliyoruz. Ancak geçmişte insanoğlu bunu bilmiyordu. İlkçağı, ortaçağı düşündükçe kendimden geçiyorum. Sara krizi olanın peygamber, Kseroderma Pigmentozum’u olanın vampir olduğu, dünya dönüyor diyene idam hükmü verildiği, bilim insanlarının cadı ilan edilerek yakıldığı, mucizenin, büyünün, olağanüstü olayların hiç bitmediği tam anlamıyla fantastik devirler. Keşke frp oynar gibi gerçekten ölüm tehlikesi olmadan o devirlerde yaşayabilsek. Maalesef esrarengiz, mistik, inanılmaz her olayın mantıklı bir açıklaması var. Çoğu da biliniyor. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Vampir var mıdır yok mudur? Vardır tabi ki. Kitaplarda, filmlerde, muhabbetlerde, hele ki çizgi-romanlarda… İyi ki de varlar. Vampir kültünün hem merkezinde hem de etrafında inanılmaz büyük bir sektör ekmek yemekte. Vampir konusu o kadar bereketli ki, istersen en klişe vampir senaryosunu yaz, sarımsakla, güneş ışığı ile vampir öldür, istersen detaya gir, ister &lt;a href="http://www.imdb.com/title/tt1099212/"&gt;Twilight&lt;/a&gt; gibi romantik vampirlerle yeni nesle göz kırp, istersen tüm dünyanın vampir olduğu bir vampirler medeniyeti yarat(&lt;a href="http://www.imdb.com/title/tt0433362/"&gt;*&lt;/a&gt;), istersen vampirlerin varoluşsal acılarına odaklan(&lt;a href="http://www.imdb.com/title/tt0110148/"&gt;*&lt;/a&gt;), her türlü gideri var. Belirli bir kemik sempatizan kitlesi hazır. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Efsane film &lt;a href="http://www.imdb.com/title/tt0089175/"&gt;Fright Night&lt;/a&gt;’dan, &lt;a href="http://www.imdb.com/title/tt0116367/"&gt;From Dusk Till Now&lt;/a&gt;’a, Cappola’nın &lt;a href="http://www.imdb.com/title/tt0103874/"&gt;Dracula&lt;/a&gt;’sından &lt;a href="http://www.imdb.com/title/tt0389722/"&gt;30 Days of Night&lt;/a&gt;’a, &lt;a href="http://www.imdb.com/title/tt0216651/"&gt;Vampire Hunter D&lt;/a&gt;’den &lt;a href="http://www.imdb.com/title/tt0093437/"&gt;The Lost Boys&lt;/a&gt;’a kadar müthiş vampir filmleri/animeleri izledik. Sinemada bu kadar popüler olan bir konunun çr sektörüne yansımaması imkansız. Dolayısı ile Dylan Dog, Dampyr, Nathan Never gibi çeşitli çr’larda ve elbette ki fantastik olayların mıknatısı Zagor’da da vampir gördük. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="COLOR: rgb(0,0,238); -webkit-text-decorations-in-effect: underline" class="Apple-style-span"&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; DISPLAY: block; HEIGHT: 172px; CURSOR: pointer" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5472703957733529618" border="0" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/S_LzQQGU2BI/AAAAAAAAAhI/GcYK69ukjBc/s400/rakosi_zagor2.jpg" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Zagor’un karşısına üç macerada çıkarak kendisini Zagor düşmanı olarak tescilleyen Baron Bela Rakosi bir baş vampirdir. (Ki bu isimle, sinema tarihindeki unutulmaz Dracula &lt;a href="http://www.imdb.com/name/nm0000509/"&gt;Bela Lugosi&lt;/a&gt;’ye yapılan gönderme açıktır. Bela Lugosi’nin filmlerini izleyemeyen nispeten genç kuşağa Bela Lugosi’nin nasıl biri olduğunu anlamak hem de b movie dünyasına saygı için Tim Burton’un &lt;a href="http://www.imdb.com/title/tt0109707/"&gt;Ed Wood&lt;/a&gt; filmini tavsiye ediyorum. ) Hepimizin bildiği gibi Baş vampirler, normal vampirlerin korktuklarından korkmazlar, telekinetik güçleri vardır, kolay ölmezler, kaldı ki öldüklerinde de belli ritüeller ile canlandırılabilirler.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="COLOR: rgb(0,0,238); -webkit-text-decorations-in-effect: underline" class="Apple-style-span"&gt;&lt;img style="MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 191px; FLOAT: left; HEIGHT: 200px; CURSOR: pointer" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5472704368786534690" border="0" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/S_LzoLY_8SI/AAAAAAAAAhQ/7tj97qNhqZI/s200/vampir_%C3%A7iko.jpg" /&gt;&lt;/span&gt; &lt;div&gt;Zagor’un Rakosi ile tanışması şans eseri oluyor. Bir arkadaşının kervan liderliğine yeni başlayan oğlunu kollamak için kervana katılan Zagor, kervandaki atlı arabalardan birinin Macaristan’dan Amerika’ya göç eden Baron Rakosi’ye ait olduğunu bilmeden maceraya bulaşıyor. Sonrası kıyamet, tarraka… &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="COLOR: rgb(0,0,238); -webkit-text-decorations-in-effect: underline" class="Apple-style-span"&gt;&lt;/span&gt;&lt;div&gt;İlk karşılaşma Zagor'un vampirle olan ilk teması ile ilgileri üzerine çekerken mizahi yönden de başarılı bir maceraya imza atılıyor. Çiko’nun sarımsak sevdası, her seferinde vampirden yanlışlıkla kurtulması gibi enstantaneler başarı bir şekilde korku dolu maceraya yedirilip gerilim havasında sırıtmamayı başarıyor. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;İkinci karşılaşmada Rakosi’nin sadık yardımcıları Zagor’u buluyor ve Zagor’dan Çiko vasıtası ile aldığı kandan tekrar dünyaya gelerek tüm kasaba ve Zagor’a musallat oluyor. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Benim en sevdiğim vampir karşılaşması olan üçüncü karşılaşmada Zagor’un biricik aşkı Frida ile Sami Paşa adlı bir Türk’e daha doğrusu Osmanlı’ya da rastlarız. Aksiyonu, gerilimi, hikayesi ile vampirli, kurt adamlı romantik komedili, maceralı, fantastik bir film gibidir bu macera. Özellikle Sami Paşa şahane bir karakterdir. Zagor’un yanında cümle uğursuz mahlukata korkusuzca karşı koymuş Zagor’un da haklı takdirinin yanında Osmanlı mutfağından örnekler vererek Çiko'nun da hayranlığını kazanmış, Zagor’un Osmanlı turu için şahane bir vesile de olmuştur. (Zagor senaristleri yazmazsa ben yazacağım Osmanlı macerasını)&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="COLOR: rgb(0,0,238); -webkit-text-decorations-in-effect: underline" class="Apple-style-span"&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; DISPLAY: block; HEIGHT: 173px; CURSOR: pointer" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5472704967973066178" border="0" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/S_L0LDiM1cI/AAAAAAAAAhY/RV302eC8pQs/s400/sami2.jpg" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Zagor evreninde vampirler elbette ki klişe yönleri ile var oluyorlar. Aynada gözükmeme, güneş ışığında yok olma, kalbe kazık çakıldığında ölme, sarımsak ve haçdan korkma vb klişeler ardı ardına sıralansa da her vampir macerası ratingi bir anlamda garantiliyor. Hele de iyi ve kötü karakterlerin derinine inip birbirleriyle olan ilişkileri ortaya çıkaran hikaye, ecnebinin soap opera dediği, kabaca pembe dizi olarak dilimize çevireceğimiz bir sürükleyicilik de kazanarak Zagor okuyucusunun haklı ilgisine mazhar oluyor.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="COLOR: rgb(0,0,238); -webkit-text-decorations-in-effect: underline" class="Apple-style-span"&gt;&lt;img style="MARGIN: 0px 0px 10px 10px; WIDTH: 200px; FLOAT: right; HEIGHT: 134px; CURSOR: pointer" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5472706160677125826" border="0" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/S_L1QetAfsI/AAAAAAAAAhw/lXHdoxp5Aoc/s200/vampir_ha%C3%A7.jpg" /&gt;&lt;/span&gt; &lt;div&gt;Rakosi teke tekte Zagor’u sıkıp buruşturacak güçte de olsa, malum zayıf yönleri sebebiyle yenilgiye uğrar boyuna. Son macerasında da yanarken ateşler arasında bırakırız kendisini. Ancak herkesin malumudur ki baş vampirler kolay ölmez. Bu demektir ki, vampirli maceralar devam edecek.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Vampirlerle ilgili iki klişenin de açıklamasını yaparak bitirelim: &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Birincisi Vampirlerin sarımsak düşmanlığı. Vampirlerin neden sarımsak yemediklerine dair envayi çeşit teori var. Yukarıda saydığımız hastalıkların da alametlerinden biri diyenler var. Benim teorim şu: Bu vampirlerin alayı kont, dük, baron gibi soylu, asil ve zengin kişiler olduklarından, sarımsak yiyip baloda karşı yörenin düküne sarımsaklı nefesle eziyet çektirmek çok büyük ayıp olduğundan sadece vampirlerde değil, tüm görgü sahibi kişilerde sarımsağa karşı böyle bir direnç vardır. Test için eşrafınızda/işyerinizde bir öğlen vakti, en havalı bulduğunuz kişiye bol sarımsaklı bir mantı uzatın. Anında kaçacaktır. Vampirlerde de böyle. Oysa bilmiyorlar ne kadar faydalı.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;İkinci klişe de haçtan korkma mevzusu. Bu da enteresan bir korku. Hac dediğin şey o kadar korkulacak bir şey değil. Dedeler nineler gidiyor, biliyoruz. Eskiden otobüslerle falan çok zormuş ama şimdi uçakla gidip tatil yapıp geliyorlar. Hatta şimdi google earth’dan kabe’yi tavaf eden var. İki şeytan taşlaması, bir umre, tavaf, bitti gitti. Bu o kadar gerilecek bir şey değil. Hacdan korkmalarına gerek yok. Artık bu klişeden vazgeçmeleri lazım vampirlerin.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;RSS (Site Beslemesi)&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7979635-3911529288749658672?l=sitkisiyril.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sitkisiyril.blogspot.com/feeds/3911529288749658672/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7979635&amp;postID=3911529288749658672&amp;isPopup=true' title='29 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7979635/posts/default/3911529288749658672'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7979635/posts/default/3911529288749658672'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sitkisiyril.blogspot.com/2010/05/baron-bela-lugosi.html' title='Baron Bela Rakosi'/><author><name>Sıtkı Sıyrıl</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16226402673778605349</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/SpA-XyZMmbI/AAAAAAAAAXE/GegAj0wp740/S220/avtr1.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/S_L0wkvviLI/AAAAAAAAAho/Kh31H2YM-3A/s72-c/rakosi_vesika.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>29</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7979635.post-6745375802150096769</id><published>2010-05-08T02:05:00.009+03:00</published><updated>2010-05-08T02:38:45.583+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Çekim Hataları'/><title type='text'>Çekim Hataları (1)</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/S-SjuhSr7rI/AAAAAAAAAg4/qhWnGE9kM6o/s1600/balta+%C3%A7%C3%B6z%C3%BClmesi3.jpg"&gt;&lt;/a&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;Zagor yüzlerce macerada boy gösterdi, göstermeye devam ediyor. Maceralarda geçen süreleri hesapladığınızda bir insan ömrüne sığmayacağını kolayca fark ediyorsunuz. Bu bile Zagor’un ölümsüzlüğüne dair somut kanıtlardan biri. Bununla birlikte Orhan Gençceday’ın da dediği gibi hatasız dul olmuyor. Toplum baskısı evliliği bitenlere karşı daha da artarak onları hata yapmaya adeta zorluyor. Peki Zagor’da hatalar yok mu? Var tabi ki.  Bazı maceralarda üstten gözüken mikrofon, bazılarında oyuncuların dayanamayıp gülmeleri, bazen Zagor’un kolunda unuttuğu Casio saat gibi çoğunlukla Zagor düşmanı kişi ve kurumların uydurduğu hatalar yerine  daha somut, belgeli, kanıtlı hatalara odaklanacağız bu bölümde.  Genellikle kamera arkasında kalıp okuyucunun görmediği ya da maceranın heyecanından fark edilmeyen bu hatalardan ilkini gelin hep beraber inceleyelim.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: rgb(0, 0, 238); -webkit-text-decorations-in-effect: underline; "&gt;&lt;img src="http://2.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/S-Sgc5ug1rI/AAAAAAAAAgY/X2FxqKN8364/s400/balta+%C3%A7%C3%B6z%C3%BClmesi1.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5468672265927317170" style="display: block; margin-top: 0px; margin-right: auto; margin-bottom: 10px; margin-left: auto; text-align: center; cursor: pointer; width: 400px; height: 178px; " /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Baltayı yapan bilir. En son bloğumuzun sadık okuyucularından Tomrukcan’ın balta yaparken ne kadar zorlandığını biliyoruz. Oysa Zagor, taş, sopa ve sarmaşık gibi Darkwood ormanında kolayca bulunabilecek malzemelerden çok kısa sürelerde balta yapabiliyor bildiğiniz gibi.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bununla birlikte Zagor gibi yüzlerce kez balta yapmış biri bile bazen hata yapıp baltayı sağlam bağlayamayabiliyor. Bu olağan.  Kendi tecrübelerimden biliyorum, o sarmaladığınız ipteki/sarmaşıktaki ufak bir gevşeklik, taşın yuvarlaklığının da etkisiyle aynen aşağıdaki sahneyi  görmenize vesile olabiliyor.&lt;/div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: rgb(0, 0, 238); -webkit-text-decorations-in-effect: underline; "&gt;&lt;img src="http://2.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/S-SjacUCJcI/AAAAAAAAAgw/1B7UzR7Nvts/s320/balta+%C3%A7%C3%B6z%C3%BClmesi.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5468675522206770626" style="display: block; margin-top: 0px; margin-right: auto; margin-bottom: 10px; margin-left: auto; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 246px; " /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;Buyrun, en ciddi maceralardan birinde başa geleni görüyorsunuz: Sağlam bağlanmayan bir balta, &lt;/div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: rgb(0, 0, 238); -webkit-text-decorations-in-effect: underline; "&gt;&lt;img src="http://4.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/S-SjuhSr7rI/AAAAAAAAAg4/qhWnGE9kM6o/s200/balta+%C3%A7%C3%B6z%C3%BClmesi3.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5468675867140681394" style="float: right; margin-top: 0px; margin-right: 0px; margin-bottom: 10px; margin-left: 10px; cursor: pointer; width: 200px; height: 151px; " /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;ayağın üzerine düşen taş ve elde sopayla kalakalan Zagor’un şaşkın bakışları... &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: rgb(0, 0, 238); -webkit-text-decorations-in-effect: underline; "&gt;&lt;/span&gt;&lt;div&gt;Elbette sahne kesilip tekrar çiziliyor ve sağlam bir balta ile maceraya devam ediliyor. İlgili sahneler de Zagor okuyucusunun aklında sevimli bir anı olarak kalıyor. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;RSS (Site Beslemesi)&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7979635-6745375802150096769?l=sitkisiyril.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sitkisiyril.blogspot.com/feeds/6745375802150096769/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7979635&amp;postID=6745375802150096769&amp;isPopup=true' title='31 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7979635/posts/default/6745375802150096769'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7979635/posts/default/6745375802150096769'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sitkisiyril.blogspot.com/2010/05/cekim-hatalar-1.html' title='Çekim Hataları (1)'/><author><name>Sıtkı Sıyrıl</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16226402673778605349</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/SpA-XyZMmbI/AAAAAAAAAXE/GegAj0wp740/S220/avtr1.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/S-Sgc5ug1rI/AAAAAAAAAgY/X2FxqKN8364/s72-c/balta+%C3%A7%C3%B6z%C3%BClmesi1.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>31</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7979635.post-3164793956496724760</id><published>2010-04-30T23:38:00.018+03:00</published><updated>2010-09-25T16:12:51.999+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Zagor - Genel'/><title type='text'>Türk Zagor Levent Çakır</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/S9tLYegH1QI/AAAAAAAAAfo/6WfX2G1_9hc/s1600/avtr.JPG"&gt;&lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5466045456620967170" src="http://2.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/S9tLYegH1QI/AAAAAAAAAfo/6WfX2G1_9hc/s320/avtr.JPG" style="cursor: pointer; float: left; height: 320px; margin-bottom: 10px; margin-left: 0px; margin-right: 10px; margin-top: 0px; width: 244px;" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;"&lt;a href="http://sitkisiyril.blogspot.com/2006/06/zagor-aslnda-trk-myd.html"&gt;Zagor aslında Türk müdür&lt;/a&gt;"  adlı yazımızda Zagor ile Türklerin bağını irdelemiş ve ırgalamıştık. Aslında teknik olarak,  yaşayan  ve nüfus kağıdında Zagor, uyruğunda TC yazan bir vatandaş var zaten.  Bundan gayrı bir de sinemadaki Türk Zagor var. &lt;b&gt;Levent Çakır&lt;/b&gt;.  Onu anmadan Zagor külliyatı yapmak mümkün değil.&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Asıl ismi Şükrü Ocak olan, 1950 Edirne doğumlu  tam bir Yeşilçam emekçisi Levent Çakır. Zaten Türk Sineması'nda, dublör, figüran, başrol, yanrol, aktör, aktirist, ofisboy, malzemeci vbg. bir sürü ünvanı aynı anda üzerinde taşıyan onlarca sinema emekçisi gibi gönlümüzde yeri bâki iken, bir de çoğu çizgi-roman uyarlaması filmde karşımıza çıkmış, &lt;b&gt;Kızıl Maske&lt;/b&gt;'den,  &lt;b&gt;Maskeli Üçler&lt;/b&gt;’e, &lt;b&gt;Süper Adam&lt;/b&gt;’dan &lt;b&gt;Betmen&lt;/b&gt;’e envayi çeşit kahramanlı filmde boy göstermiş, efsane iki adet Zagor filminde de Zagor rolünu canlandırıp &lt;b&gt;Türk Zagor &lt;/b&gt;olarak ismini tescil ettirmiş,  kendisini Zagor kadar sevdirmiştir.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="-webkit-text-decorations-in-effect: underline; color: #0000ee;"&gt;&lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5466045674804115778" src="http://4.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/S9tLlLTCeUI/AAAAAAAAAfw/wZT4vDkvKz4/s200/Levent-Cakir-0.jpg" style="cursor: pointer; float: right; height: 148px; margin-bottom: 10px; margin-left: 10px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; width: 100px;" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;1967 yılındaki ilk filmi "Bozkurtlar Geliyor"dan 2008 yılındaki “Zırtık Mafya” dizisine kadar 97 adet film ve dizide boy göstererek, sektörün içerisinde yoğun olarak çalışmış, ömrünü Türk Sinemasına adamış,  ismini &lt;b&gt;Fantastik Türk Sineması&lt;/b&gt;'na altın harflerle yazdırmış, akabinde memleketi Edirne’de sahibi oldu kıraathaneyi işletmeye başlayıp, beyaz sakallı tonton bir dedeye dönüşerek Türk sinemasından emekli olmuştur.  &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;“Ne olacak abi, onlar zamanında işlerini yapmışlar nedir bu gönül borcu”  diyecek rasyonellerin asla anlayamayacakları bir bağ vardır sevenleri ile arasında.  &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Türkiye’de Zagor ile ilgili olarak üç filmin adı geçer ki aslında bu sayı tam olarak gerçeği yansıtmaz. 1970 yapımı, Mehmet Aslan’ın yönetip Cihangir Gaffari ve Yılmaz Köksal’ın oynadığı "Zagor" filminin, ismi dışında çizgi-roman kahramanı Zagor ile en ufak bir alakası yoktur. Bu filmde Cihangir Gaffari, yani filmdeki adıyla Zagor dört tane eleman tarafından dolandırılan akabinde bir ustadan ders alıp intikam olayına giren bir kovboy’u canlandırmaktadır. Film ibret için dahi seyredilemeyecek kadar kötü ve saçmadır. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="-webkit-text-decorations-in-effect: underline; color: #0000ee;"&gt;&lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5466046470694269058" src="http://2.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/S9tMTgOCcII/AAAAAAAAAf4/aAwgChvN6vU/s400/Zagorfilmleri.jpg" style="cursor: pointer; display: block; height: 284px; margin-bottom: 10px; margin-left: auto; margin-right: auto; margin-top: 0px; text-align: center; width: 400px;" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bu filmden hemen bir sene sonra Nişan Hançer, sevgili Levent Çakır’ı Zagor yaparak, "&lt;a href="http://www.imdb.com/title/tt0320785/"&gt;Zagor Kara Bela&lt;/a&gt;" ve "&lt;a href="http://www.imdb.com/title/tt0392934/"&gt;Zagor Kara Korsan'ın Hazineleri&lt;/a&gt;" adıyla iki adet harbi Zagor filmi çekerek dünyada bir ilkin sahibi olmuştur. İlk filmde Kara Bela adlı haydutla savaşan Zagor, ikinci filmde Kazma Kürek Bill ile hazine avına çıkmıştır. Her iki film de senaryo, dekor, kostüm, makyaj gibi özetle çizgi-roman’a sadıklık diyebileceğimiz mevzuda çok başarı adledilip büyük övgüler almıştır. Bu iki film de nice Zagorsever tarafından aranmakta ancak geçmişte film şeritlerindeki gümüş kaplamayı çıkarıp satmak için film bobinlerini kazanlarda eriten çakallar sebebiyle bulunamamaktadır. Ancak meraklılarını heyecanlandıran “Bulgar bir adamda filmi varmış, 30 bin dolara satıyormuş” , “filmi bulunmuş yakında çıkacakmış” haberleri düzenli olarak sahafları dolaşır durur. [Eylül 2010 Müjdesi: Filmler sonunda bulundu. Youtube'dan dahi erişilebilir]&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Başarılı bir Zagor uyarlaması olarak gösterilen bu iki filmdeki enteresan noktalardan biri Zagor’un ünlü narasının “&lt;b&gt;ahyaak&lt;/b&gt;” olarak değil, “&lt;b&gt;yihuuu&lt;/b&gt;” olarak  değiştirilmesidir.  Konuyla ilgili olarak, Türk sinemasındaki hoyratlık gösterilebilecekken hemen onun karşısında, bu durumun  telif hakları yasasıyla alakalı belalardan yırtabilmek için bir çeşit sigorta olarak kullanıldığı tezi vardır ki nazarımda gayet de makul bir görüş olarak durmaktadır.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="-webkit-text-decorations-in-effect: underline; color: #0000ee;"&gt;&lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5466047586804636370" src="http://2.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/S9tNUeDfGtI/AAAAAAAAAgI/dWLOg55KsDQ/s400/filmler.jpg" style="cursor: pointer; display: block; height: 279px; margin-bottom: 10px; margin-left: auto; margin-right: auto; margin-top: 0px; text-align: center; width: 400px;" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Levent Çakır  ile ilgili olarak; bir türlü arayıp bulamadığım bir  belgeselden meylederek şunları söyleyebilir: Zagor filminde 15 metre yükseklikten akrobatik hareketlerle atlayıp bir yerini kırmamayı başardığı , "&lt;b&gt;Aybiçe Kurt Kız&lt;/b&gt;" filminde, filmin aktrisi "&lt;b&gt;Canan Perver&lt;/b&gt;"in dublörü olduğu, tehlikeli sahnelerde atlayıp zıpladığı,   seyirci yadırgamasın diye bacak kıllarını tıraş ettiği anılarını yad edebiliriz.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Edirne’ye gidildiğinde arayıp, kahvesini bulup bir çayını içmek,  O yıllarla ilgili anılarını kendi ağzından dinlemek, elini öpüp  uzun ömürler dilemek her Zagorsever’in boynunun borcudur. Her şey için teşekkürler Levent Çakır, seni hiç unutmayacağız.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;RSS (Site Beslemesi)&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7979635-3164793956496724760?l=sitkisiyril.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sitkisiyril.blogspot.com/feeds/3164793956496724760/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7979635&amp;postID=3164793956496724760&amp;isPopup=true' title='9 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7979635/posts/default/3164793956496724760'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7979635/posts/default/3164793956496724760'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sitkisiyril.blogspot.com/2010/04/levent-cakr.html' title='Türk Zagor Levent Çakır'/><author><name>Sıtkı Sıyrıl</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16226402673778605349</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/SpA-XyZMmbI/AAAAAAAAAXE/GegAj0wp740/S220/avtr1.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/S9tLYegH1QI/AAAAAAAAAfo/6WfX2G1_9hc/s72-c/avtr.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>9</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7979635.post-1821357474934122861</id><published>2010-04-23T12:58:00.007+03:00</published><updated>2010-04-23T13:13:40.768+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Zagor&apos;un Dostları'/><title type='text'>Doc</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/S9FwPRFz8hI/AAAAAAAAAew/0bspEedQVek/s1600/doc6.jpg"&gt;&lt;img src="http://4.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/S9FwPRFz8hI/AAAAAAAAAew/0bspEedQVek/s320/doc6.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5463271230565249554" style="float: right; margin-top: 0px; margin-right: 0px; margin-bottom: 10px; margin-left: 10px; cursor: pointer; width: 182px; height: 299px; " /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;Adı: Doc.&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Soyadı: Lester. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;Doğumyeri:  Pennsylvania.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Yaş: Zagor’dan hallice. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;Kütük: Darkwood. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;Veriliş nedeni: Yenileme.  &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Zagor’un  en seviştiği avcı dostlarından biridir Doc.  Bir kere hemşehrisidir Zagor’un. İkisi de Darkwood’da yaşar. İri ve yarı bir kişilik olan Doc’un, bütün sene, o tepe senin bu orman benim özgürce avlanan, senede bir kez bir araya gelip “ss avcılar koop. şenlikleri”nde çeşitli eğlenceler ve ziyafetlerle senenin acısını çıkaran avcılardan biri olduğunu biliyoruz. Düşününce insan Doc’a özeniyor: Özgür bir yaşamı seçmişsin. Dilediğin zaman dilediğin şeyi yapabiliyorsun. Doğada yaşıyorsun. En iyi dostun Zagor. Sen Zagor’un, Zagor senin hayatını defalarca kurtarmış. Kardeşten ötesiniz. Avcılar topluluğunda bileğini büken yok. Yarışmaların Zagor’dan sonraki tek galibisin. Bir de kendi hayatınıza bakın. Cep telefonun alarmına muhtaç bir yaşam. Sırası geldi vecizemizi yumurtlayalım. “Tüm alarm cihazları yok edilmedikçe özgürlük ve mutluluk haram insanoğluna.”  &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: rgb(0, 0, 238); -webkit-text-decorations-in-effect: underline; "&gt;&lt;img src="http://1.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/S9FwsEvpPwI/AAAAAAAAAe4/_Wu9OZ6l784/s320/doc3.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5463271725467254530" style="float: left; margin-top: 0px; margin-right: 10px; margin-bottom: 10px; margin-left: 0px; cursor: pointer; width: 207px; height: 297px; " /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div&gt;Adı, muhtemelen eski mesleği olan doktorluktan dolayı Doc olarak kalmış.  Evet insanı afallatsa da Zagor’un can dostu Doc eskiden doktorluk daha doğrusu diş hekimliği gibi naif bir meslek erbabı. Bilmeyen birine birkaç macerasını okutup bir meslek tahmini yap deseniz; avcılık, pankreas güreşçiliği, asfalt kırıcılığı  gibi mesleklerden Doktorluğa sıra gelmeyeceği muhakkak. O dolma gibi parmaklarla nasıl tuttun stetoskopu, iğneyi, o kaba avcı dilinle nasıl ettin Hipokrat yeminini a Doc diyoruz kendisine.  &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Kentte doktorsun, 19. Yüzyılın başındasın. Aynı günümüz Güneydoğu Anadolu’sunda bir köydeki doktor gibi gibi o yörenin bir çeşit kanaat önderisin. Herkes sana hürmet ediyor, saygı duyuyorlar. Sonra bir şeyler oluyor, ormana gidip tam anlamıyla yabanileşiyorsun.Sebebine bakmadan bile ormanda yaşanan bu değişim çok anlaşılır aslında. &lt;a href="http://sitkisiyril.blogspot.com/2007/10/zagorun-albmnden-3.html"&gt;(yazdık hep bunları)&lt;/a&gt; Kendimden biliyorum, en ciddi ortamlarda bile, eğer etrafta kadın yok ise hareketler serkeşleşiyor, dil kabalaşıyor, el/kol avret yerlerinden ayrılmıyor. Bu ortam korundukça ve zamanla evrimde geriye doğru gidip her yerinizden kıllar çıkmaya başlıyor. Omirilik kemiği eğrileşiyor… Neyse bu bahsi kapayalım. “Doc seni anlıyoruz dostum.”&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Ne oldu da böyle saygın bir mesleği bırakıp  tozun toprağın hastası oldu Doc derseniz, altta gene dramatik bir hikaye var: Lisa adlı,  kendinden yaşlı ve zengin biri ile evli bir hatuna abayı yakıyor Doc daha filinta gibi iken. Bir akşam hatun bunu eve çağırınca da tutkularının esiri olarak eve dalıyor ve zengin kocanın cesedi ile karşılaşıyor. Yanında da kanlı bir heykel. Böyle bir ortamda asla kimsenin yapmayacağı tek şeyi yaparak heykeli eline alıyor. Eline kan bulaşıyor. Ay gerisini anlatamayacağım, ruhum daraldı klişeden. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: rgb(0, 0, 238); -webkit-text-decorations-in-effect: underline; "&gt;&lt;img src="http://3.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/S9FxGZsak9I/AAAAAAAAAfA/yHELiPmMLQ4/s200/doc1.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5463272177767453650" style="float: right; margin-top: 0px; margin-right: 0px; margin-bottom: 10px; margin-left: 10px; cursor: pointer; width: 200px; height: 199px; " /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div&gt;Gerisi malum. Cinayetle suçlanmasından ötürü kapağı ormana atıyor.  Darkwood’un güzelliği karşısında da aynı Lisa’da olduğu gibi esir olup bir daha oradan ayrılamıyor. Böyle klişe bir başlangıca rağmen Zagor’un referansı ile kendini hepimize sevdiriyor. İş aksiyona gelince en önden koşturuyor. Zagor’un girdiği her kavgada Doc’u sorgusuz sualsiz karşı tarafa dalarken görebilirsiniz. Doc  için,  aynı Zagor gibi, “hiç kendini düşünmeden olayların içerisine duhul etme özelliğine sahip bir azman” diyebiliriz. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Darkwood’da o yıllarda gömlek moda iken, Zagor dahil  tüm eşraf gömlek giyiyor iken, Tarık Akan’ın gençliği gibi sürekli giydiği boğazlı kazak ile de diğerlerinden sıyrılır. Yaz kış giydiği boğazlı yaka yüzünden boğazları isilik olmuş ancak branşı olmadığı için tedavi edememiştir.  &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: rgb(0, 0, 238); -webkit-text-decorations-in-effect: underline; "&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="-webkit-text-decorations-in-effect: underline; "&gt;&lt;img src="http://2.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/S9Fyh0IjQPI/AAAAAAAAAfY/hIIU7GLwoaI/s400/doc2.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5463273748232880370" style="display: block; margin-top: 0px; margin-right: auto; margin-bottom: 10px; margin-left: auto; text-align: center; cursor: pointer; width: 400px; height: 188px; " /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Doc komşuluk hasebiyle de olsa Zagor’un maceralarında  en çok gözüken dostlarındandır. Her sene yapılan geleneksel ss avcılar koop.  şenliklerinde mutlaka göreceğimiz Doc’u , bunun dışında, Darkwood’da geçen çoğu macerada bazen başrolde bazen ise figürasyonda görebiliriz. “Nehirde yüzen kütük üzerinde birbirini devirmece” olarak kısaca adlandıracağımız yarışmanın, bazen Zagor’u bile devirecek kadar üstadıdır, şampiyonudur. Kim fitne fücur yapmış, hangi Kızılderili kabilesinin gençleri yaşlı şeflerine kızıp ayaklanmış, hangi avcıyı ayı kapmış, kim ayaklanmış, her türlü musibeti herkesten önce duyar, bilir, Zagor’a yetiştirir. Kısacası Darkwood’un muhtarıdır.&lt;/div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: rgb(0, 0, 238); -webkit-text-decorations-in-effect: underline; "&gt;&lt;img src="http://1.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/S9FyspbrjII/AAAAAAAAAfg/iDZJ5tmPA2U/s400/doc4.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5463273934338886786" style="display: block; margin-top: 0px; margin-right: auto; margin-bottom: 10px; margin-left: auto; text-align: center; cursor: pointer; width: 400px; height: 181px; " /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;RSS (Site Beslemesi)&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7979635-1821357474934122861?l=sitkisiyril.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sitkisiyril.blogspot.com/feeds/1821357474934122861/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7979635&amp;postID=1821357474934122861&amp;isPopup=true' title='31 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7979635/posts/default/1821357474934122861'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7979635/posts/default/1821357474934122861'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sitkisiyril.blogspot.com/2010/04/doc.html' title='Doc'/><author><name>Sıtkı Sıyrıl</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16226402673778605349</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/SpA-XyZMmbI/AAAAAAAAAXE/GegAj0wp740/S220/avtr1.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/S9FwPRFz8hI/AAAAAAAAAew/0bspEedQVek/s72-c/doc6.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>31</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7979635.post-3004574814748528279</id><published>2010-04-16T00:22:00.007+03:00</published><updated>2010-04-16T00:48:00.748+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Zagor - Genel'/><title type='text'>Yarım Kalmış Maceralar</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: left;"&gt;Acı  konusu edebiyattan müziğe, şiirden sinemaya popüler bir konu. İbrahim Sadri de tanımlamış acıyı, Nazım Hikmet de, İsmail YK da, Sartre da, Umut Sarıkaya da. Biri sadece varoluşundan dolayı çektiği acıyı ifade etmiş, biri haksızlıktan doğan acıyı, biri sevda ile ilgili acıyı, biri otobüs molalarında kabarık montu ile hacet gidermeye çalışan insanın acısını. Bazıları samimiyet testinde kalmış bazıları güldürmüş bazıları ağlatmış.  Peki Zagorsever bünyenin acıları yok mu? Ohooo, sürüyle:  Küçük kardeşin mavi tükenmez kalemle karaladığı Zagor ciltleri, üşenmeden  cinsiyet ayırt etmeden tüm karakterlere yapılan sakal bıyıklar.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/S8eHbSkp1vI/AAAAAAAAAeg/pweckDPFKxg/s1600/yirtik.jpg"&gt;&lt;img src="http://4.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/S8eHbSkp1vI/AAAAAAAAAeg/pweckDPFKxg/s400/yirtik.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5460481976121808626" style="display: block; margin-top: 0px; margin-right: auto; margin-bottom: 10px; margin-left: auto; text-align: center; cursor: pointer; width: 400px; height: 309px; " /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt; Yırtılan,  üzerine  çay dökülüp önce sararan sonra kuruyan sayfalar. Annenin, komşunun çocuğuna verdiği, babanın, sobada yaktığı ciltler.  Ve belki de en acısı olan  &lt;b&gt;yarım kalmış maceralar&lt;/b&gt;.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bazen anket yapıyorlar, şu kahramanın en beğenilen macerası hangisidir diye. Tümünde cevabım aynı oluyor. &lt;b&gt;Zagor’un ve hatta tüm çizgi-romanların en iyi macerası yarım kalmış macerasıdır.&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Zagor  ve Çiko derede balık avlarken, içinde kanla yazılmış bir mesaj olan bir şişe buluyorlar. Bir teğmen, ölmeden önce son gücüyle bir şeyler karalamış kanıyla. Rose Valley  Askeri Akademisi’nin mahzeninde mahsur kaldığını, ölmek üzere olduğunu,  aşağıda müthiş bir şey ile karşılaştığını yazıp Zagor’un  ilgisini çekiyor. Zagor durur mu son hızla buraya seğirtiyor. Akademiye  girmeden önce yaşlı bir adam buranın eskiden manastır benzeri bir yer olduğunda rahiplerin birbirlerini öldürdüğünü falan da söyleyince ahan da macera diyorsunuz içinizden. Üstüne  Zagor akademinin kapısında onu içeri sokmayan nöbetçiyle kavga etmeye başlıyor. Başlıyor başlamasına da sayfalar bitti. Macera yarım kaldı. Bir başkasında Zagor'un boynunda yağlı urgan. Urganın yanında bir not: &lt;b&gt;"Devam edecek" &lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: rgb(0, 0, 238); -webkit-text-decorations-in-effect: underline; "&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="-webkit-text-decorations-in-effect: underline; "&gt;&lt;img src="http://1.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/S8eIJ444r_I/AAAAAAAAAeo/TURM6j7EeF4/s400/3.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5460482776681197554" style="display: block; margin-top: 0px; margin-right: auto; margin-bottom: 10px; margin-left: auto; text-align: center; cursor: pointer; width: 400px; height: 172px; " /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bu heyecanlı maceranın devamı gelecek sayıda, ama gelecek sayı nerede?  “Devam Edecek” ama nereye devam edecek, nasıl devam edecek? O mahzende ne gördü acaba teğmen.  Bir de geçmişte rahipler birbirini öldürmüş acep niye? İçeri de sokmuyorlar. Zagor ne yapacak acaba?&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;O yarım kalan macera akıldan çıkmaz. Arar tarar sonraki sayıyı bulmaya çalışırsın bulunmaz.  Sevgilisi onu terk etmiş liseli aşık gibi kalırsın.  Önce iştahsızlık başlar. Sonra umursamaz tavırlar. Arabesk bir psikoloji. Aylar geçer o macera unutulmaz. Başka maceralar okursun yavan gelir. Ulen en güzeli de o maceraymış meğer diye yemeden içmeden kesilir  saf acı ile baş başa kalırsın.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Şu anda hap gibi okunan maceralar yüzünden yeni çr okuru eskisi gibi kolay yetişmiyor.  Yarım kalmış maceranın acısını ve hatta tadını bilmeyen biri çizgi-romana  eski okuyucular gibi damardan bağlanamıyor. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Mogu mogu (&lt;a href="http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=mogu+mogu&amp;amp;nr=y&amp;amp;pt=mock+and+sweet"&gt;Mock and Sweet&lt;/a&gt;) diye bir çizgi film var. Müziği, maceraları, bilinçaltında bıraktığı imgeleri ile  ile efsane gibi anlatılan bir çizgi film.  İnternetteki alt kültürün de etkisi ile yıllar boyunca, “ah o ne güzel bir çizgi-filmdi, maceraları, komiklikleri hele ki müzikleri”  diyerek  allanır pullanırdı.  Bu motivasyonun  da etkisi ile bir şekilde ulaştım bu çizgi-filme ve gördüm ki: müziğini ilk duyunca gelen heyecan geçince  gayet sıradan, bu yaşta asla seyredilmeyecek bir çizgi-filmmiş.   Oysa seyretmeseydim halâ anlatacak, şöyleydi böyleydi diye abartacak ve buna gerçekten de inanacak ve etrafımı da inandıracaktım.  &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Ya da &lt;a href="http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=clementine"&gt;Clementine&lt;/a&gt; örneğini verelim. 80’ler ve 90’ların başında çocuk olanlar hatırlayacaktır, müthiş çizgi-film Clementine’i. Ya da Kara Şimşek’i ve nice eski efsaneyi.   Tabi burada özlenen,  özlemle anılan, yad edilen  ve hatta pazarlanan ilgili yapım değil,  tabi ki çocukluğunuz ve gençliğiniz oluyor. Nostalji her devirde iyi fiyatlara satılan, alıcısı hazır bir ürün olarak karşımıza çıkıyor. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Yarım kalmış maceralar da böyle aslında. Birkaçına yıllar sonra ulaşıp teyit ettim. O beni benden alan macera meğer ne kadar tırtmış diye hayıflandım çoğu ve tekrar anladım, en iyi macera yarım kalan maceradır.  O yarım kalan macera, yarım kaldığı zamandaki kendimizi hatırlatıyor, tamamlanamaması sebebiyle unutulan maceralar klasörüne taşınmadan,  masaüstünde kalabalık etmesine rağmen silmeye kılınamayan dosya misali göze batıp duruyor. Yıllar geçtikçe hayalgücümüzün etkisi ile macera gözümüzde büyüdükçe büyüyor. Acısı azalmasına rağmen eski bir yara gibi arada bir sızlatıyor. Akla düşüp güzel bir final yapmayı bile engelliyor. &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;RSS (Site Beslemesi)&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7979635-3004574814748528279?l=sitkisiyril.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sitkisiyril.blogspot.com/feeds/3004574814748528279/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7979635&amp;postID=3004574814748528279&amp;isPopup=true' title='8 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7979635/posts/default/3004574814748528279'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7979635/posts/default/3004574814748528279'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sitkisiyril.blogspot.com/2010/04/yarm-kalms-maceralar.html' title='Yarım Kalmış Maceralar'/><author><name>Sıtkı Sıyrıl</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16226402673778605349</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/SpA-XyZMmbI/AAAAAAAAAXE/GegAj0wp740/S220/avtr1.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/S8eHbSkp1vI/AAAAAAAAAeg/pweckDPFKxg/s72-c/yirtik.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>8</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7979635.post-5081614246616275362</id><published>2010-04-02T06:48:00.005+03:00</published><updated>2010-04-02T06:49:11.229+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Zagor&apos;un Albümünden'/><title type='text'>Zagor'un Albümünden (9)</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/S7UDAgIWCiI/AAAAAAAAAeQ/bVB1X891BTU/s1600/banyo.jpg"&gt;&lt;img src="http://4.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/S7UDAgIWCiI/AAAAAAAAAeQ/bVB1X891BTU/s400/banyo.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5455269830789040674" style="display: block; margin-top: 0px; margin-right: auto; margin-bottom: 10px; margin-left: auto; text-align: center; cursor: pointer; width: 400px; height: 173px; " /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div&gt;Yahu Çiko, sevgili Çiko, kalın favorili Çiko. Yeşil mintanlı, pantulu bindallı Çiko… Her seferinde seni savunduk; Zagor’un popülaritesi karşısında, hoyrat senaristlerin de gazıyla ezilmene karşı çıktık. Hele ki "Çiko Uzayda" (incelemesi yakında bu blogda) gibi şahane maceralarınla bizi mest ederek daha da gönlümüze girdin. Ancak şu ortamda söylenecek laf mı bu Çiko? Geçenlerde de yatakta çıplacık yatan Zagor’a "ne düşünüyorsun" diye sormuştun.&lt;a href="http://sitkisiyril.blogspot.com/2010/02/zagorun-albumunden-7.html"&gt;(bkz)&lt;/a&gt; Hadi dedik dilin kemiği yok olur arada böyle şeyler. Ancak kör gözüne parmağım tekrar ediyorsun Çiko.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Zaten bir dedikodudur gidiyor. Zagor ile Çiko arasında envayi çeşit münasebetsiz ilişki kuruluyor. Böyle bir ortamda tam namerdin, küffarın ağzına gemi vuruyoruz ki senin incilerin yüzünden gene gemi azıya alıyorlar. Bunlara laf yetiştirmekten Zagor hakkında yazamaz oldum Çiko.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;“Neden hala kaygılısın Zagor? Artık Her şey bitti”&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Yani denilecek laf mı bu Çiko? Bak Zagor bile cevab verememiş. "mmm" diyerek "vay bana, vaylar bana" diyerek düşüncelere dalmış. Dost var düşman var Çiko. Oteldesiniz, çıplaksınız Çiko. Küvettesiniz, yalnızsınız Çiko. Sabunlu sabunlusunuz Çiko. Böyle bir ortamda. “ “pişman mısın?” “ne düşünüyorsun” “yerden şu sabunu alsana” denir mi Çiko? “N’aptınız da her yeri ıslattınız” demezler mi Çiko? “Kaç posta arabası” diye sormazlar mı Çiko? Neden bizi böyle zor duruma düşürüyorsun a Çiko...&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;RSS (Site Beslemesi)&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7979635-5081614246616275362?l=sitkisiyril.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sitkisiyril.blogspot.com/feeds/5081614246616275362/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7979635&amp;postID=5081614246616275362&amp;isPopup=true' title='7 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7979635/posts/default/5081614246616275362'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7979635/posts/default/5081614246616275362'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sitkisiyril.blogspot.com/2010/04/zagorun-albumunden-9_02.html' title='Zagor&apos;un Albümünden (9)'/><author><name>Sıtkı Sıyrıl</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16226402673778605349</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/SpA-XyZMmbI/AAAAAAAAAXE/GegAj0wp740/S220/avtr1.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/S7UDAgIWCiI/AAAAAAAAAeQ/bVB1X891BTU/s72-c/banyo.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>7</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7979635.post-239276728616160442</id><published>2010-03-26T12:29:00.012+02:00</published><updated>2010-03-26T19:53:39.718+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Dövüş Figürleri'/><title type='text'>Zagor'un Dövüş Figürleri (3)</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/S6yO2l3cwDI/AAAAAAAAAeI/J5GhGSVHiHY/s1600/figur1.jpg"&gt;&lt;img style="MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 185px; FLOAT: left; HEIGHT: 320px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5452890317367590962" border="0" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/S6yO2l3cwDI/AAAAAAAAAeI/J5GhGSVHiHY/s320/figur1.jpg" /&gt;&lt;/a&gt; &lt;div style="TEXT-ALIGN: left"&gt;Kızılderili kabileleri arasında bir söz vardır. &lt;b&gt;"Eğer ormanda isen ve Zagor’un düşmanı isen manitunun seni hemen yanına alması için dua et."&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;Meçhulden gelen balta figürü&lt;/i&gt;&lt;/b&gt; &lt;div&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;&lt;br /&gt;&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;Zagor’u başkaları ile karşılaştırdığımda elimden geldiğince adaletli olmaya çalışıyorum ancak eğer bir kavga orman içinde geçiyor ise mecburen hiçbir rakibe şans vermiyor, veremiyorum. Dikkatli okuyucular bilir, Zagor vs diğerleri karşılaşmaları haksızlık olmasın diye orman dışındaki alanlarda yapılır. Sebebi basit; ormanda Zagor bir başka oluyor. Bir delişmenlik, bir hırçınlık, asabiyet. Zagor ormanda bir başka güzel.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Orman Zagor’un yuvası. Kendini en rahat, en doğal, en hızlı, en özgür hissettiği ortam. O sebeple Kızılderililerin yukarıdaki sözünü de düşünerek ormanda Zagor ile karşılaşmamaya özen gösterin.&lt;br /&gt;&lt;a style="MARGIN-LEFT: 1em; MARGIN-RIGHT: 1em" href="http://4.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/S6yJ5wJtBLI/AAAAAAAAAdg/2Bm51ZQ4Wn0/s1600-h/figur2.jpg" imageanchor="1"&gt;&lt;img border="0" src="http://4.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/S6yJ5wJtBLI/AAAAAAAAAdg/2Bm51ZQ4Wn0/s400/figur2.jpg" width="400" height="280" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;İşte, ormanda Zagor ile karşılaşan bazı talihsizleri görüyorsunuz. Kafataslarındaki çatlaklar hep Zagor’un eseri. Zagor’un ormanın derinliklerinden herhangi bir ağaçtan uçarak ve baltasını savurarak son sürat gelmesini tahayyül edin bir. Bırakın baltayı kafaya yemeyi, görünce bile o saniyede ruhunuzu teslim etmeniz garanti. “Meçhulden gelen balta” adını verdiğimiz bu hareket Zagor’un en karşı konulamaz hareketidir. Ah Utemi, Vah Utemi! Neden köyünden ayrıldın Utemi? Neden musibete bulaştın Utemi? En güzel çağlarında neden pekmezi akıttın Utemi?&lt;br /&gt;&lt;div style="TEXT-ALIGN: center; CLEAR: both" class="separator"&gt;&lt;a style="MARGIN-LEFT: 1em; MARGIN-RIGHT: 1em" href="http://4.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/S6yJ7IgZrRI/AAAAAAAAAdo/Cuvz0W5NeoY/s1600-h/u%C3%A7arak+geli%C5%9F2.jpg" imageanchor="1"&gt;&lt;img border="0" src="http://4.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/S6yJ7IgZrRI/AAAAAAAAAdo/Cuvz0W5NeoY/s400/u%C3%A7arak+geli%C5%9F2.jpg" width="400" height="285" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Tüm Zagor düşmanlarına tavsiyem karşılarında bu şekilde gelen bir Zagor gördüklerinde hemen kafalarını uzatarak Zagor’un rahatça tası çanağı kırmasına müsaade etmeleri ve temiz bir ölümle dükkanı kapamalarıdır. Maazallah direnip, heyecanlanıp hele ki karşı koymaya çabalayıp çok feci yaralar almaları kuvvetle muhtemeldir. Çoğu zaman Zagor ormana kaçan düşmanları ile kedinin fareyle oynadığı gibi oynar. Ormanda can havliyle koşan düşman önce Zagor’un vahşi çığlığını duyar. Çığlık gitgide yakınlaşır. İster son model bir atlı arabayla git, ister koşarak, ister uçarak, ormanda isen çığlık gitgide yakınlaşır ve Zagor sana yetişir. Bu gerilimi kaldırmayan çoğu düşman zaten kaçmayı bırakıp oracığa çöküp ağlamayı tercih eder. Kaçanın sonuna gelen de malumdur. Hangi yönden geleceğini bilmediğin baltalı bir adama karşı, meçhulden gelen baltaya karşı ne yapabilirsiniz ki? &lt;div&gt;&lt;a style="MARGIN-LEFT: 1em; MARGIN-RIGHT: 1em" href="http://4.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/S6yJ6hLGGtI/AAAAAAAAAdk/1m8c_ANZiTo/s1600-h/u%C3%A7arak+geli%C5%9F.jpg" imageanchor="1"&gt;&lt;img border="0" src="http://4.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/S6yJ6hLGGtI/AAAAAAAAAdk/1m8c_ANZiTo/s400/u%C3%A7arak+geli%C5%9F.jpg" width="400" height="356" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="TEXT-ALIGN: left; CLEAR: both" class="separator"&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;El freni Figürü&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;Eğer filmi çekilecekse mutlaka canlandırılması gereken müthiş bir figür daha. Düşmanınız sizi son gücü ile fırlatmış. Kontrolsüz bir şekilde geri geri uçarak son hızla patlayacak sert bir cisim arıyorsunuz. Eğer Zagor değilseniz bu durumda işiniz sakat. Sivri ya da sert bir yere çarpmam umarım diyerek hızla küçülen hasmınıza bakabilir, soğukkanlı bir tip iseniz manzaranın keyfini çıkarabilirsiniz. Ancak Zagor iseniz inanılmaz kıvrak vücudunuz ile şekildeki gibi bir eliniz ile dala tutunup kendinizi frenleyebilir, ustaca bir dönüş ile artistik bir şekilde düşmanınızın karşısında dikilebilirsiniz. Bunu yaptı iseniz o kavgayı zaten psikolojik olarak kazandınız demektir. Düşmanınız artık sizi yenemeyeceğini biliyordur. En fazla biraz daha zorluk çıkarıp kendini teslim eder. &lt;div&gt;&lt;span style="COLOR: rgb(0,0,238); -webkit-text-decorations-in-effect: underline" class="Apple-style-span"&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; DISPLAY: block; HEIGHT: 180px; CURSOR: pointer" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5452888623609045554" border="0" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/S6yNUAH8YjI/AAAAAAAAAd4/ZBAdWnCiy-U/s400/u%C3%A7arken+d%C3%B6nme.jpg" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;div style="TEXT-ALIGN: center"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="color:#0000ee;"&gt;&lt;span style="-webkit-text-decorations-in-effect: underline" class="Apple-style-span"&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 279px; DISPLAY: block; HEIGHT: 400px; CURSOR: pointer" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5452888757301763442" border="0" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/S6yNbyKxXXI/AAAAAAAAAeA/E41De7nLQic/s400/u%C3%A7arken+d%C3%B6nme2.jpg" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Özetle, ormana girince figürün falan pek önemi kalmıyor aslında. Zaten teslim oluyorsunuz. &lt;a href="http://www.milliyet.com.tr/2005/06/05/guncel/agun.html"&gt;“Ben seni salonda sevdim Sedat&lt;/a&gt;” diyordu gazeteci Güler Kömürcü, Sedat Peker için. Bu müthiş betimlemeyi Zagor için modifiye edersek: &lt;b&gt;“Ben seni ormanda sevdim Zagor”&lt;/b&gt; diyebiliriz.&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;RSS (Site Beslemesi)&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7979635-239276728616160442?l=sitkisiyril.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sitkisiyril.blogspot.com/feeds/239276728616160442/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7979635&amp;postID=239276728616160442&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7979635/posts/default/239276728616160442'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7979635/posts/default/239276728616160442'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sitkisiyril.blogspot.com/2010/03/zagorun-dovus-figurleri-3.html' title='Zagor&apos;un Dövüş Figürleri (3)'/><author><name>Sıtkı Sıyrıl</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16226402673778605349</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/SpA-XyZMmbI/AAAAAAAAAXE/GegAj0wp740/S220/avtr1.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/S6yO2l3cwDI/AAAAAAAAAeI/J5GhGSVHiHY/s72-c/figur1.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7979635.post-8106720178981510325</id><published>2010-03-19T07:10:00.001+02:00</published><updated>2010-03-19T19:26:03.719+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Dövüş Figürleri'/><title type='text'>Zagor'un Dövüş Figürleri (2)</title><content type='html'>Dövüş figürleri diye başladık ancak &amp;nbsp;Zagorcuların coşmasıyla konu &amp;nbsp;Zagor’un çıkardığı seslere, (hadi öyle demeyelim) efektlere kadar geldi. &amp;nbsp;Konu çok zevkli ancak dövüş figürleri de önemli. O yüzden efektler ile ilgili &amp;nbsp;ayrı bir dosya yapmayı planlayıp &amp;nbsp;dövüş figürlerine devam edelim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Hiçbir şey hayat kadar şaşırtıcı olamaz, yazı hariç.” diyordu Orhan Pamuk, Kara Kitap’da İbn Zerhani’nin ağzından. &amp;nbsp;Yazdıkça, okudukça görüyorum ki Zagor’un ünü boşuna değil. &amp;nbsp;Ermeni Soykırımı iddialarına karşı argüman olarak “100 bin ermeniye hadi evinize deriz” denilebilen &amp;nbsp;bir dünyada Zagor’a “fantastik, saçma, abartı” demek izanın çoktan kaybolduğuna işaret ediyor. İddia ediyorum Zagor evreni Türkiye’den daha fazla fantastik değildir.&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: auto;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: auto;"&gt;Öhm. Gündeme girince böyle konudan sapabilirsin işte. Figürlere dönelim biz. Arka sıra, uyuma… Hşş. &amp;nbsp;Zagor’un her bir figürü yılların tecrübesini, bir çok dövüş ustasının taktiklerini kısacası Zagor damgasını taşıyor. Bunların hepsi bir araya gelince Zagor’un gücünün köklerini anlayabiliyoruz.&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/S6MDYVDS8VI/AAAAAAAAAdU/EpV0APPtzLM/s1600-h/hrk.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="308" src="http://2.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/S6MDYVDS8VI/AAAAAAAAAdU/EpV0APPtzLM/s320/hrk.JPG" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Ters sıyırtmaç olarak adlandıracağımız bu hareket kesinlikle Zagor’un &amp;nbsp;en etkilendiğim hareketidir. Zagor'un Samurayları harcadığı şahane macerasında gördük bu hareketi. (ki “Samuraylar Geliyor” adlı macera klasik western öğeleri ile de çok çok başarılıdır) Şöyle oluyor:&amp;nbsp;Baltayı sol tarafınıza doğru uzatıyorsunuz, hızla kafanızın üzerinden sıyırtıp tam tura yakın çevirmeyle edinilen ivme ile sağ taraftan düşmana ekleştiriyorsunuz. &amp;nbsp;Baştan soldan vuracakmış hissiyatı yaşattığı için hasmınız tokat bekleyen lise talebesi gibi elini sağ yanağına götürüveriyor. Ama ne yapıyor tecrübeli ve psikopat öğretmen öbür taraftan tokadı aşkediyor. Aynı prensiple Zagor da afallayan ya da yanlış yöne hareketlenen düşmanına aksi istikametten gelen tomruk yüklü kamyon gibi çarpıyor. &amp;nbsp;Yerden topla sonra samurayın parçalarını.&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/S6MDXwWX0LI/AAAAAAAAAdI/K9viV6kc8PQ/s1600-h/%C3%BCstten%20a%C5%9F%C4%B1rtma.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="187" src="http://1.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/S6MDXwWX0LI/AAAAAAAAAdI/K9viV6kc8PQ/s400/%C3%BCstten%20a%C5%9F%C4%B1rtma.jpg" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&amp;nbsp;Üstten sıyırtma adını verdiğimiz bu hareket de Zagor’un sık sık kullandığı rutin hareketlerdendir. Hasmınız hızla size mi geliyor. &amp;nbsp;Sizin ise yeterli ivmeyi kazanacak zamanınız ve mekanınız yok mu? Çözüm basit. Hasmınızın hızını kendi hamleniz için de kullanarak, ayağınızı hasmınızın göbeğine dayayarak, hasmın hızını bir 30 km/s kadar da arttırarak üstümüzden savuruyoruz.&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/S6MDX9xMCBI/AAAAAAAAAdM/d_hO_IPFKqs/s1600/%C3%BCstten%20a%C5%9F%C4%B1rtma2.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="175" src="http://4.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/S6MDX9xMCBI/AAAAAAAAAdM/d_hO_IPFKqs/s400/%C3%BCstten%20a%C5%9F%C4%B1rtma2.jpg" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Türk filmlerindeki, amacının zaten uçmak olduğu koşuşundan belli olan figüran sayesinde kolay zannetmeyiniz sakın bu hareketi. Doğru zamanda yapılmazsa düşmekle kalmaz rakibinize üstünüze çıkması için fırsat da vermiş olursunuz.&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/S6MDYOuUd6I/AAAAAAAAAdQ/4OXooDARzBo/s1600-h/%C3%A7elme.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="225" src="http://3.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/S6MDYOuUd6I/AAAAAAAAAdQ/4OXooDARzBo/s320/%C3%A7elme.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Yumruk, tekme her zaman işe yarayamayabiliyor. O zaman hasmın zayıf yönlerini bileceksiniz. &amp;nbsp;Gerektiğinde fair playi boşverip çelme takacak, gerektiğinde göz, testis, kulak gibi bir azmanı bile acıyla titretecek yerleri bilecek ve uygun zamanda kullanacaksınız.&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/S6MDYQugcHI/AAAAAAAAAdY/lGhXTzl3JUw/s1600-h/g%C3%B6z%C3%BCn%C3%BC%20seveyim.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="280" src="http://3.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/S6MDYQugcHI/AAAAAAAAAdY/lGhXTzl3JUw/s320/g%C3%B6z%C3%BCn%C3%BC%20seveyim.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;Hep yazdık bunları, &lt;b&gt;doğru yer,&amp;nbsp;&amp;nbsp;doğru zaman,&amp;nbsp;doğru hareke&lt;/b&gt;t.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;RSS (Site Beslemesi)&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7979635-8106720178981510325?l=sitkisiyril.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sitkisiyril.blogspot.com/feeds/8106720178981510325/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7979635&amp;postID=8106720178981510325&amp;isPopup=true' title='14 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7979635/posts/default/8106720178981510325'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7979635/posts/default/8106720178981510325'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sitkisiyril.blogspot.com/2010/03/zagorun-dovus-figurleri-2.html' title='Zagor&apos;un Dövüş Figürleri (2)'/><author><name>Sıtkı Sıyrıl</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16226402673778605349</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/SpA-XyZMmbI/AAAAAAAAAXE/GegAj0wp740/S220/avtr1.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/S6MDYVDS8VI/AAAAAAAAAdU/EpV0APPtzLM/s72-c/hrk.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>14</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7979635.post-8448088221198339423</id><published>2010-03-12T06:47:00.005+02:00</published><updated>2010-03-12T06:54:40.709+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Dövüş Figürleri'/><title type='text'>Zagor'un Dövüş Figürleri (1)</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: left;"&gt;Blogun yeni bölümlerinden biri ile yine karşınızdayız sevgili Zagorseverler. Bildiğiniz gibi Zagor’un en çok eleştirilen yönlerinden biri bol bol sopa yemesi. Olur olmadık düşmanlara yenilir gibi olması. Tüfeğin dipçiğini yiyince hemencecik bayılıvermesi.  Şimdiye kadar şans eseri yaşaması. Aslında ölmesi gerektiği… Dolayısı ile “Ya kardeşim, Zagor baya baya normal biri aslında ama çizgi-roman abartısı içinde bu durum kaynatılıyor” yorumları yapılması.  Bu konuya ciddi ciddi ilgi duyan okuyucular için &lt;a href="http://sitkisiyril.blogspot.com/2007/09/zagor-gerekten-lmsz-mdr.html"&gt;"Zagor’un ölümsüz olması"&lt;/a&gt; yazımızı referans gösterip devam edelim.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bir Zagor gerçekten kolay yetişmiyor. En başında doğa ile baş edecek hatta ona hükmedeceksin. Ağaçtan ağaca uçacak, ormanın sesinden, mahlukatın dilinden neler döndüğünü anlayacaksın. Kızılderililerin her türlü adetini bilip esrarengiz yeteneklerini alacaksın. En birinci elden akrobatlığı, avcılığı öğrenip yaşayacaksın. Bu altyapının üzerine her bir macerada edinilen müthiş tecrübeleri de ekleyince aslında Zagor’a daha akılcı yaklaşabilir, her bir macerasını genel kabul görmüş mantık kurallarına uydurabilirsiniz. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: rgb(0, 0, 238); -webkit-text-decorations-in-effect: underline; "&gt;&lt;img src="http://4.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/S5nHzt4Kc_I/AAAAAAAAAcs/JFQ0xC8ZnNA/s320/3.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5447604915583742962" style="display: block; margin-top: 0px; margin-right: auto; margin-bottom: 10px; margin-left: auto; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 214px; " /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;En basidinden bir Zagor tekmesi,  Zagor’un hakika prada çizmelerinin, yarım kiloluk topukları sebebiyle normal bir tekmenin 7,5 katı kadar daha fazla hasar verebiliyor hasmına. Şiddetini tekmenin efektinden de anlayabilirsiniz. En güçlünüz gelsin, bir tekme savursun en fazla, “pat, küt, pata” gibi sesler çıkarabilecekken, Zagor’un standart bir tekmesi kafadan “SMACK” sesi çıkartacaktır.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: rgb(0, 0, 238); -webkit-text-decorations-in-effect: underline; "&gt;&lt;img src="http://3.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/S5nHrkXdEZI/AAAAAAAAAcc/Xk_jz9muro8/s320/1.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5447604775591678354" style="display: block; margin-top: 0px; margin-right: auto; margin-bottom: 10px; margin-left: auto; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 220px; " /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Ya da ünlü eşek tepiği hareketi. Doğru zamanda doğru yerde kullanıldığında nasıl etkileyici olduğunu görüyorsunuz. Ah tabi  ya. Ah tabi.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: rgb(0, 0, 238); -webkit-text-decorations-in-effect: underline; "&gt;&lt;img src="http://2.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/S5nHva49QqI/AAAAAAAAAck/7rOE1x-QQKI/s320/2.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5447604841767322274" style="display: block; margin-top: 0px; margin-right: auto; margin-bottom: 10px; margin-left: auto; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 223px; " /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Örneğin yukarıdaki hareketi 80lerdeki karete filmleri furyasını yaşamış bir Türk’e yapsanız, karşınızdaki Türk anında elini burnunun ucuna burunla aynı yöne bakacak şekilde tutarak savuşturacaktır.Ancak Darkwood’da bizim yaşadığımız furyayı yaşamamış Kızılderililer'de işe yarıyor hala. Hiç küçümsemeyin bu tip hareketleri. Kışın gidin Uludağ’a. O mosmor soğukta, gözünüze kestirdiğiniz hasmınıza arkadan yaklaşıp işaret ve başparmağınız marifetiyle hasmınızın kıpkırmızı kulak memesine bir fiske atın. Rakibiniz anında safdışı kalacaktır. Hep diyoruz&lt;b&gt; “doğru yer, doğru zaman, doğru hareket”&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;RSS (Site Beslemesi)&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7979635-8448088221198339423?l=sitkisiyril.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sitkisiyril.blogspot.com/feeds/8448088221198339423/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7979635&amp;postID=8448088221198339423&amp;isPopup=true' title='35 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7979635/posts/default/8448088221198339423'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7979635/posts/default/8448088221198339423'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sitkisiyril.blogspot.com/2010/03/zagorun-dovus-figurleri-1.html' title='Zagor&apos;un Dövüş Figürleri (1)'/><author><name>Sıtkı Sıyrıl</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16226402673778605349</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/SpA-XyZMmbI/AAAAAAAAAXE/GegAj0wp740/S220/avtr1.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/S5nHzt4Kc_I/AAAAAAAAAcs/JFQ0xC8ZnNA/s72-c/3.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>35</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7979635.post-43533248098793035</id><published>2010-03-05T00:04:00.005+02:00</published><updated>2010-03-05T00:10:36.092+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Zagor&apos;un Albümünden'/><title type='text'>Zagor'un Albümünden (8)</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/S5AvC96XDnI/AAAAAAAAAcU/8wO9dWjjN-s/s1600-h/koku.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 245px; height: 318px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/S5AvC96XDnI/AAAAAAAAAcU/8wO9dWjjN-s/s320/koku.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5444903677516516978" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div&gt;BayanZagorSeverler’den &lt;b&gt;Romans&lt;/b&gt; rumuzlu okuyucumuz sormuştu “Çiko’nun favori acı sosu hakkında neden bir yazı yok” diye.  Hem bu sorunun çağrışımı, hem  dün, ayıptır söylemesi  Meksika restoranında götürdüğüm fajitalar, üstüne üstlük arşivden çıkan gördüğünüz kare de birleşince bu haftanın yazısı aradan çıkmış oldu. (ellerini oğuşturur)&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Çiko’nun en övündüğü konu Meksikalı olmasıdır bildiğiniz gibi. Yıllarca  uzun soyadı ve sürekli bahsettiği soylu ataları ile ilgili lakırdılarla asilzade ayağına yatan Çiko’nun foyası ailesinin de gözüktüğü bir macerada ortaya çıkmış, Çiko’nun Kaygısızlar ailesi kıvamında bir ortamda yetiştiğini anlamıştık.  Artık asilzade dedem deyince “hadi lenn” diyebilsek de Çiko’nun hakkını yiyemeyeceğimiz konulardan biri kendisinin müthiş damak zevki. Oburluğu, ne bulursa yiyebilitesi, çoğu zaman bu zevki gölgelese de, çoğu macerada gördük ki, Çiko iyi yemekten anlayıp o yemeğin hakkını veriyor. Kızılderililerin koca bir kazanda pişirdiği yatılı okul yemeğinden hallice haşlamayı baharat ve sos takviyesiyle Meksika mutfağına armağan edebiliyor mesela. Çiko’nun damak zevkini başka bir yazıya bırakıp Çiko’nun mutfağındaki asli unsurlardan olan sos ve baharatlara gelelim…&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Yemeğin tüm kimyasını değiştiren Meksika’ya özel bu baharat ve soslar Çiko’nun en değerli hazinelerinden biridir ve  Çiko’nun dolabında, düzenli olarak memleketten, Wells Fargo’nun kazık posta arabası fiyatlarından yırtmak için otobüsle getirtip, Darkwood otogarında muavinden teslim aldığı sosları vardır daima. Bu soslar Meksika mutfağını tanıyanların tasdikleyeceği gibi acı/yoğun/keskin olması ile ünlüdür. Bu bile yoğun aroma için yeterli bir sebep iken fasulye de ülkenin dış ülkelere bile ihraç ettiği en önemli yemeklerinden biri olunca bu şekilde beslenen birinin olduğu ortamda kekremsi bir koku peydah olmaması kaçınılmaz.  Hani çıkan sesleri tamtam mesajı diyerek kamufle etsek de kokunun önüne geçmek namümkün. Böyle bir ortam birlikte yaşayan nice çiftin mutluluğuna gölge düşürecek olsa da Zagor, Çiko’nun bu özelliğini avantaja çevirmeyi bilmiş, en zor durumlarda aromatik kokuları ile Çiko’yu başkası fark etmeden tanıyarak nice kıllı yünlü ortamda üstünlüğü göstermiştir.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;(not: 30 liraya fajita mı olur lan!)&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;RSS (Site Beslemesi)&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7979635-43533248098793035?l=sitkisiyril.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sitkisiyril.blogspot.com/feeds/43533248098793035/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7979635&amp;postID=43533248098793035&amp;isPopup=true' title='6 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7979635/posts/default/43533248098793035'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7979635/posts/default/43533248098793035'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sitkisiyril.blogspot.com/2010/03/zagorun-albumunden-8.html' title='Zagor&apos;un Albümünden (8)'/><author><name>Sıtkı Sıyrıl</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16226402673778605349</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/SpA-XyZMmbI/AAAAAAAAAXE/GegAj0wp740/S220/avtr1.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/S5AvC96XDnI/AAAAAAAAAcU/8wO9dWjjN-s/s72-c/koku.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>6</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7979635.post-6499625995039613230</id><published>2010-02-26T04:55:00.006+02:00</published><updated>2010-02-26T05:00:21.319+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Zagor&apos;un Albümünden'/><title type='text'>Zagor'un Albümünden (7)</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/S4c5Nka3AiI/AAAAAAAAAb8/I108j_X7Z3c/s1600-h/ne+dusunuyorsun3.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 352px; height: 309px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/S4c5Nka3AiI/AAAAAAAAAb8/I108j_X7Z3c/s400/ne+dusunuyorsun3.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5442381579977949730" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div&gt;Zagor düşmanlarının argümanlarını sık sık dile getirip, burada ifşa ediyoruz bildiğiniz gibi. Gene Zagor’un cinsel hayatı ile ilgili yakışıksız bir kare ile karşınızdayız.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Neymiş efendim? Zagor ile Çiko bir otel odasında, yataklarında yatıyorlar. Zagor çıplak. Çiko pijamalı. Lamba kısılmış, ortam loş. Solda az önce bir şeyler olduğunu kanıtlayan bir “az sonra” ibaresi ve Çiko tüy dikercesine soruyor: "&lt;b&gt;Ne düşünüyorsun?&lt;/b&gt;"&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Şimdi maceradan bağımsız sadece bu kareyi verirsen, bunu okuyan kişilerin durumdan işkillenmesi normal. Ben de kareyi ilk gördüğümde “ohaa” resmen yılların sevişme sonrası edilen saçma sözlerde daima ilk üçe oynamış klişesi “ne düşünüyorsun” diye sormuş Çiko diye afallamıştım. Gerçek hayatta bu sorunun tek yanıtı vardır "seni" diyerek yalan atarsın ve mizansen biter. Zagor'da ise malum karenin öncesine ve sonrasına baktığınızda sorunun tamamen macera ile ilgili olduğunu görebilirsiniz.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Magazin zevkli bir konu, ancak bu boyuta gelen, amacı salt karalamak olan haberlere üzülüyorum. Ne yani maceralardan ilgili kareleri cımbızlayıp, “Biraz eğilsene", "şunun ucunu tutsana", "yerleştirsene", "dayan Çiko" gibi çift anlamlı kelimelerin geçtiği balonlarla süsleyip sansasyonel haberler üretince Zagor okuyusunun buna itibar edeceğini mi düşünüyorsunuz?Kendinizi düşürürsünüz ancak.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bu sebeple hem senaristlerin hem de çr çevirmenlerinin çok dikkatli olması, bu tip kareleri hem çizerken hem de yazıp çevirirken iki defa düşünmesi gerekiyor.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Not: ilgili kare Zagor'un "Olimpos Çöküyor" adlı şahane macerasından. Kafayı yemiş bir arkeolog Amerika'da antik yunan tanrılarının oturduğu dağ olan efsanevi Olimpos'dan hareketle benzer bir ortam yaratıyor ve Zagor dahil cümle yiğidi, 3 başlı hayvanlardan, ilüzyon tuzaklarına kadar bir dizi yarışmadan geçiriyor. Kin, nefret, intikam, macera, fantazya, bilimkurgu hepsi bu macerada.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;RSS (Site Beslemesi)&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7979635-6499625995039613230?l=sitkisiyril.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sitkisiyril.blogspot.com/feeds/6499625995039613230/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7979635&amp;postID=6499625995039613230&amp;isPopup=true' title='9 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7979635/posts/default/6499625995039613230'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7979635/posts/default/6499625995039613230'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sitkisiyril.blogspot.com/2010/02/zagorun-albumunden-7.html' title='Zagor&apos;un Albümünden (7)'/><author><name>Sıtkı Sıyrıl</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16226402673778605349</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/SpA-XyZMmbI/AAAAAAAAAXE/GegAj0wp740/S220/avtr1.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/S4c5Nka3AiI/AAAAAAAAAb8/I108j_X7Z3c/s72-c/ne+dusunuyorsun3.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>9</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7979635.post-4606446231470846174</id><published>2010-02-19T19:21:00.008+02:00</published><updated>2010-02-19T21:46:44.578+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Zagor vs Diğerleri'/><title type='text'>Zagor vs Tarkan</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/S37oPbYeWNI/AAAAAAAAAbs/gMu7n_9tpI0/s1600-h/zagor_vs_tarkan.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 358px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/S37oPbYeWNI/AAAAAAAAAbs/gMu7n_9tpI0/s400/zagor_vs_tarkan.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5440040751656229074" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/S37X4H6tVXI/AAAAAAAAAbk/bb7hxFDyMTg/s1600-h/alt5.jpg"&gt;&lt;/a&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;İlk Tahmin: Çok yanlış iş yaptık çook!&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Olasılıklar:  Olasılık falan yok. Zagor Tarkan’ı döver dövmesine de bunu nasıl usturupluca yazacağız, milliyetçi  çr severleri incitmeden nasıl sıyrılacağız onu merak ediyorum. Öncelikle Sezgin Burak’ın şahane eseri Tarkan’a karşı boynumuz kıldan ince onu söyleyelim. Bizim kapıştırdığımız Tarkan, çizgiromandaki değil yeşilcamdaki Tarkan yani Kartal Tibet’tir. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bir kere kurt falan demeyin sakın. Çizgi-romanda pek cevval pek atılgan ama filmlerinde gördük tek numarası var paçadan tutup çekiştirmek, bir de karşıdaki kişinin elinde bileklik var ise onu tutup çekiştirmek.  Zagor kendisine karşı koşan kurdu görünce seri bir şekilde yerden taş alıp atarmış gibi yapar ve kurdu savuşturur. Kalırlar karşı karşıya. Zagor’un elinde baltası, Tarkan’ın elinde keskin kılıcı. &lt;/div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: rgb(0, 0, 238); -webkit-text-decorations-in-effect: underline; "&gt;&lt;img src="http://2.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/S37Xq1aK3dI/AAAAAAAAAbc/yq4divQbBjQ/s200/sac3.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5440022530801458642" style="float: left; margin-top: 0px; margin-right: 10px; margin-bottom: 10px; margin-left: 0px; cursor: pointer; width: 195px; height: 200px; " /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div&gt;Ancak o da ne. Tarkan’ın peruğundaki kahkül sürekli yüzüne düşer ve Tarkan’ın görüş alanını sınırlandırır.. Tarkan üfleyip kahkülü attırmaktan maça konsantre olamaz bir türlü.  Neyse, Tarkan ya Allah deyip Zagor’un üzerine atlar, Zagor Tarkan’ı kılıç tutan bileğinden yakalayıp, ayağını göğsüne dayayarak, eğilip üzerinden aşırtıverir.  Aşırtıverir de aşırtıvermeyeydi daha iyiydi. Tarkan tepeden uçarken kıyafetin altından gözüken büllük Zagor’u sıyırarak geçer neredeyse. &lt;/div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: rgb(0, 0, 238); -webkit-text-decorations-in-effect: underline; "&gt;&lt;img src="http://4.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/S37XSvtJvTI/AAAAAAAAAbU/Lh7mILzoftU/s200/tarkan_uc.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5440022116953603378" style="float: right; margin-top: 0px; margin-right: 0px; margin-bottom: 10px; margin-left: 10px; cursor: pointer; width: 200px; height: 147px; " /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div&gt;Tarkan hızının ivmesiyle uçup 3 metre ileriye düşer.  Bu arada da süper mini kıyafeti tüm cüretkârlığı ile saklamaya çalıştığı takım-ül taklavatı cümle aleme gösterir.  Eyvah ki eyvah! Hem seyredenlerin hem de Zagor’un içi bir mayhoş olur. Gözleri flash patlamışçasına körelir. Bu manzara karşısında Zagor da dahil herkes hemen arkasını döner; bazıları da eliyle siper eder gözlerini.  Tarkan bu afallamadan yararlanarak kalkıp tekrar saldırır. Zagor’u arkadan yakalar ve kollarıyla sıkar. &lt;/div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: rgb(0, 0, 238); -webkit-text-decorations-in-effect: underline; "&gt;&lt;img src="http://2.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/S37X4H6tVXI/AAAAAAAAAbk/bb7hxFDyMTg/s200/alt5.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5440022759108072818" style="float: left; margin-top: 0px; margin-right: 10px; margin-bottom: 10px; margin-left: 0px; cursor: pointer; width: 200px; height: 179px; " /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div&gt;Zagor az önce gördüğü manzaranın da etkisiyle şimdi de arkadan dayamış olan Tarkan’dan öyle bir huylanır ki; enseden aşağı öyle bir ürperme iner ki, can havliyle de olsa elleriyle  arkadan Tarkan’ın kafasından tutup, son gücü ile fırlatır.  Tarkan, maalesef yaklaşık 50 km/s hız ile 10 metre ilerideki bir duvarda patlar.  Tarkan’ın artık kalkmaya mecali yoktur. Zagor hissettiği karmaşık duyguları ile gücünü ayarlayamadığından dolayı vicdanen de üzülerek Tarkan'ın yanına gider ve pansumanına yardımcı olur.  Tarkan fısıldayarak “ sağol dostum, benim mağarada şifalı su var, ona girerim bir şeyim kalmaz” diyerek Zagor’u cevaplar. Karşılaşma biter, Zagor kazanır. (iyi yırttık!)&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;RSS (Site Beslemesi)&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7979635-4606446231470846174?l=sitkisiyril.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sitkisiyril.blogspot.com/feeds/4606446231470846174/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7979635&amp;postID=4606446231470846174&amp;isPopup=true' title='20 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7979635/posts/default/4606446231470846174'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7979635/posts/default/4606446231470846174'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sitkisiyril.blogspot.com/2010/02/zagor-vs-tarkan.html' title='Zagor vs Tarkan'/><author><name>Sıtkı Sıyrıl</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16226402673778605349</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/SpA-XyZMmbI/AAAAAAAAAXE/GegAj0wp740/S220/avtr1.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/S37oPbYeWNI/AAAAAAAAAbs/gMu7n_9tpI0/s72-c/zagor_vs_tarkan.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>20</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7979635.post-6322878319931435959</id><published>2010-02-15T21:53:00.014+02:00</published><updated>2010-02-17T20:50:32.895+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Zagor&apos;un Düşmanları'/><title type='text'>Hellingen</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/S3sNhKu6slI/AAAAAAAAAbM/9zUmcLM5tL8/s1600-h/hellingen_elveda.jpg"&gt;&lt;/a&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/S3mw2EOSMNI/AAAAAAAAAac/si6BHRzlPGc/s1600-h/hellingen.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5438572467919663314" border="0" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/S3mw2EOSMNI/AAAAAAAAAac/si6BHRzlPGc/s400/hellingen.jpg" style="margin-top: 0px; margin-right: 10px; margin-bottom: 10px; margin-left: 0px; width: 150px; float: left; height: 310px; cursor: pointer; " /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div style="text-align: left; "&gt;Yok böyle bir psikopat! Yekpare ve al bir entari giyen Hellingen’i, Türk filmlerindeki üçüncü sınıf figürasyona benzeyen tipi, Zagor’a olan nefreti ve teknolojiğinden fantastiğine envayi çeşit buluşu ile hatırlıyoruz. Sonda söyleyeceğimizi başta söyleyelim: Hellingen’i Zagor maceralarına kattığı B movie havasıyla seviyorum.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Ki bu "B Movie" havası diyerek iki kelime ile işin içinden çıkıverdiğimiz nane ile Zagor arasında sağlam ve ince bir ilişki var; Hellingen de bu ilişkinin ana aktörlerinden biri.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Aynı zamanda belki de Zagor’a yapılan en sert eleştirilerin müsebbibi bu adam. 1800’lü yıllarda robotu gören, uzaylıyı gören, denizaltı makinesini gören ve Zagor evrenine aşina olmayan kişi ne diyor. “ahaha ne bu be, çok saçma yea”&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Konuyu biraz sulandıracağız ama en sevdiğim şeylerden biri b movie ve onun ekseninde oluşan, içinde Zagor’u da sayabileceğimiz kültür ve bu kültürden türeyen her türlü mamule “çok saçma” diyen bir insan evladı ile konuşmak. &lt;a href="http://www.imdb.com/title/tt0080391"&gt;Attack of the Killer Tomatoes&lt;/a&gt; adlı 78 yapımı bir film var. “Katil Domateslerin Saldırısı” adıyla çevrilebilir. Filmde mutasyon geçiren domatesler büyüyüp insanları öldürmeye başlıyor. Paragrafın başında söz ettiğim güzide insan da bu filme bakıp “çok saçma yea” diyor. Sensin len saçma.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Morpheus Matrix’e yeni gelen Neo’ya dediği gibi konuşsun “Gerçeğin çöllerine hoş geldiniz” “Saçma nedir? Saçmayı nasıl tanımlarsın? Gördüklerinin gerçek olduğunu mu sanıyorsun?”&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: rgb(0, 0, 238); -webkit-text-decorations-in-effect: underline; "&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Her gün sabah 06:30’da kalkıp bütün gün çalışan, gece anca evine dönen, dizisine yetişmek için apar topar yemeği toparlayıp akabinde dizi başında sızan insan evladı, aynı Age Of Empires’daki köylüler gibi hiç durmadan bir sonraki çağa geçmek için çalışan insanoğlu hiç utanmadan yaşadığı hayatı hiç düşünmeden, sorgulamadan bu filme “çok saçma” diyor. Bu sefer de &lt;a href="http://images.google.com.tr/images?hl=tr&amp;amp;source=hp&amp;amp;q=f%C4%B1rat%20u%C4%9Fur%20g%C3%BCrsoy&amp;amp;um=1&amp;amp;ie=UTF-8&amp;amp;sa=N&amp;amp;tab=wi"&gt;Fırat&lt;/a&gt;’tan gelsin: “Yek yeea” Sensin ulen saçma. Tüm hayatın ile kelimenin tüm anlamı ile çok saçmasın. Sen var ya sen…&lt;/div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: rgb(0, 0, 238); -webkit-text-decorations-in-effect: underline; "&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5438577586913115570" border="0" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/S3m1gB9bfbI/AAAAAAAAAbE/KH7m-Yk568A/s200/hellingen_topraktan.jpg" style="text-align: center; margin-top: 0px; margin-right: auto; margin-bottom: 10px; margin-left: auto; width: 200px; display: block; height: 162px; cursor: pointer; " /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;div style="text-align: left; "&gt;Öhm. Hellingen’e dönersek, Zagor evrenindeki en tutarlı, en istikrarlı en önemli düşmanlardan biridir kendisi.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: rgb(0, 0, 238); "&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5438572963070053682" border="0" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/S3mxS4zVjTI/AAAAAAAAAak/vFH4i0fEwMw/s320/hellingen_sap%C4%B1tt%C4%B1.jpg" style="margin-top: 0px; margin-right: 0px; margin-bottom: 10px; margin-left: 10px; width: 200px; float: right; height: 191px; cursor: pointer; " /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div&gt;Zorlarsanız kendi içinde makul taraflarını da görebilirsiniz. Robottur, denizaltıdır, uzaylılarla temastır, bunlar 1800'lü yıllarda da olsa yapılabilir. Bu anlamda Hellingen zekası ile övgüyü hak ediyor ancak Hellingen ve nice kötünün patladığı, aklını sapıttığı nokta dünyayı ele geçirme arzuları oluyor. Öyle güçte biri rahatlıkla kendi çapında krallığını kurup, gül gibi yaşayacakken, nerden akıllarına geliyorsa, bu dünyayı ele geçirme isteğiyle yanıp tutuşuyorlar.&lt;/div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: rgb(0, 0, 238); "&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;Hayır, gittin bir bölgede, Pennsylvania’nın kuzeyinde hükümdarlığını kurdun, takıl orada mis gibi. Tüm dünya neyine; gidip Kütahya’yı ele geçirip ne yapacaksın?&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: rgb(0, 0, 238); -webkit-text-decorations-in-effect: underline; "&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5438574955432719554" border="0" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/S3mzG27nNMI/AAAAAAAAAa8/87Gqo7cdgos/s200/titan.jpg" style="margin-top: 0px; margin-right: 10px; margin-bottom: 10px; margin-left: 0px; width: 132px; float: left; height: 200px; cursor: pointer; " /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div&gt;Zagor ile Hellingen ilk defa Titan adlı macerada karşılaşıyorlar. Hellingen’in icat etttiği Terminator’ün 3.1 versiyonu olan Titan’ı Zagor parça pinçik edip gölün dibine yollayınca, Hellingen’e bu olay evlat acısı gibi koyuyor ve Zagor’a olan büyük kin başlıyor ki bu durumda Hellingen’e hak vermemek elde değil. Yıllarca çalışıp didin, 1800’lü yıllarda azmedip uzaktan kumandalı dev bir robot yap ve Zagor gelsin, balta ile, robotunun devresine devresine, çipine çipine vursun. Yedek parçası yok, servisi yok, garantisi yok. Elde dumanı tüten metal yığınıyla kalakal. Bununla bitmiyor, daha sonraki ilk karşılaşmalarında Hellingen ne yapıyor ediyor Titan adlı robotu tekrar çalıştırıyor ama Zagor durur mu? Bu sefer de bir denizaltı (hemi de Hellingen'in denizaltısı) ile Titan’ı gene yok edip, gölün sularına gömüyor.&lt;/div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: rgb(0, 0, 238); "&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5438574246369497346" border="0" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/S3mydldxEQI/AAAAAAAAAas/4Xjyl5stkJA/s320/titan_denizalti.jpg" style="text-align: center; margin-top: 0px; margin-right: auto; margin-bottom: 10px; margin-left: auto; width: 300px; display: block; height: 136px; cursor: pointer; " /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div&gt;Hellingen yaşadığı bu travmalardan sonra, Tüm dünyayı ele geçirme arzusunu "Zagor’u yok etme" olarak güncelliyor. Bu sayede kendisinin Zagor’a karşı olan nefretinin kökenlerini anlayabiliyor ve ona hak verebiliyoruz. Ama neticede kötüsün kardeşim. Kaybetmeye, Zagor’un tokadını her seferinde yemeye mecbursun. Sen de bunu anla biraz.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center; "&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: rgb(0, 0, 238); "&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Anlasa durur. Ama Hellingen, cümle kötüdeki ortak zayıf nokta olan, bitmek tükenmek bilmeyen saplantısıyla Zagor’un karşısına tekrar tekrar çıkıyor Buna karşılık Hellingen hangi şeytani buluşu ile gelse Zagor onu durdurmakla kalmıyor, o milyonlarca dolarlık icatları tarumar ediyor. Her macerada yenilen, öldü sanılan Hellingen bir daha ortaya çıkıyor, birinde uzaylılarla iletişim kurup, onlarla birlik olup Zagor’un karşısına çıkıyor, (akronlularla tanışıyoruz) , ötekisinde&lt;/div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: rgb(0, 0, 238); -webkit-text-decorations-in-effect: underline; "&gt;&lt;img src="http://4.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/S3sNhKu6slI/AAAAAAAAAbM/9zUmcLM5tL8/s320/hellingen_elveda.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5438955838447989330" style="float: right; margin-top: 0px; margin-right: 0px; margin-bottom: 10px; margin-left: 10px; cursor: pointer; width: 200px; height: 200px; " /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div&gt; Freddy gibi düşlere girerek kabus oluyor, her madara oluşunda daha da kinlenip daha güzel maceralarla geri dönmeyi garantiliyor. İstikrarı ile Zagor okuyucusunun gönlünde Zagor düşmanı da olsa haklı bir yer edinip, maceraları zevkle okunmaya devam ediyor. Kötü de olsa, saplantısı sebebiyle denyo da gözükse, entarisi ala şeftalisi bala benzese de seviyoruz. Siz "Elveda" dediğine bakmayın. Çıkar gene bir delikten, yakındır.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;RSS (Site Beslemesi)&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7979635-6322878319931435959?l=sitkisiyril.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sitkisiyril.blogspot.com/feeds/6322878319931435959/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7979635&amp;postID=6322878319931435959&amp;isPopup=true' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7979635/posts/default/6322878319931435959'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7979635/posts/default/6322878319931435959'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sitkisiyril.blogspot.com/2010/02/hellingen.html' title='Hellingen'/><author><name>Sıtkı Sıyrıl</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16226402673778605349</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/SpA-XyZMmbI/AAAAAAAAAXE/GegAj0wp740/S220/avtr1.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/S3mw2EOSMNI/AAAAAAAAAac/si6BHRzlPGc/s72-c/hellingen.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7979635.post-4310169195085458007</id><published>2009-10-18T15:50:00.018+03:00</published><updated>2009-11-11T23:52:47.725+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Zagor vs Diğerleri'/><title type='text'>Zagor ve Hayvanlar Alemi</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: left;"&gt;Duyuyorum, okuyorum bazı bazı. Yok efendim Zagor şu adamı nasıl yenermiş, ama bu kişiyi yenmesi imkansızmış ve bunun gibi  bir sürü lakırdı.  Argüman da şu: Zagor bir sürü kavgasında sopa yemiştir, yakalanmıştır, yenilmiştir.  Tamam, bu gerçeği kimse yadsımıyor. Ancak kabul edelim, bu sözü edilen sopa yenen kavgaların hepsinde bir üçkağıt mevcuttur. Ya çok kişi dalarlar  (Çok= gerçekten çok) , ya bayıltıcı toz atarlar,  ya ölmüş taklidi yaparlar, bu ve bunun gibi bir sürü adi hile ile Zagor’u o an için alt edebilirler. Ettiler de.  İlk olarak, Zagor’u dürüst bir kavgada yenmeniz imkansıza yakındır, bunda mutabık kalalım. İkinci olarak o anki ahval ve şerait içinde Zagor’u alt ettiniz diyelim. Bu asla uzun sürmeyecek Zagor bir şekilde kurtulacaktır.  Alt ettiğiniz an öldürmeye çalışsanız olmaz. Zira: &lt;a href="http://sitkisiyril.blogspot.com/2007/09/zagor-gerekten-lmsz-mdr.html"&gt;(Bkz: Zagor’un ölümsüz olması)&lt;/a&gt; Daha fazla detaya girip, kanıtlar sunmuyorum, Zagor okuyucusu bunu bilecektir. Bilmeyenler için de&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt; kitaplarımızda tek tek yazdık, bir zahmet okusunlar.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Konumuza dönersek, Zagor’un bazı kahramanlarda default olarak gelen, kurt, at, köpek, sincap gibi  hayvan kanka müessesesiyle işi yoktur bildiğiniz gibi. &lt;/div&gt;&lt;img src="http://2.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/StsPbfjLm_I/AAAAAAAAAYU/VquAe-0JOWY/s320/going-going.jpg" style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 300px; height: 121px;" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5393921943706246130" /&gt;&lt;div&gt;Hayatı münasebeti ile hayvan besleyecek&lt;/div&gt;&lt;div&gt; bir düzeni de olmadı hiçbir zaman. Bir tek birkaç macerada musallat olan kanguru, penguen, ördek karışımı enterasan hayvan Going Going’e sem&lt;/div&gt;&lt;div&gt;pati besledi. Bu yüzdendir ki hayvanlarla  ancak onlar kendisine ya da birilerine saldırdığında karşı&lt;/div&gt;&lt;div&gt; karşıya geldi.  Zagor türlü türlü mahlukatı gerek yumruk, gerek uçan tekme, gerek kafa atarak devirmiş, "teketekte yenilmesi imkansıza yakındır" iddiamızı makul hale getirmiştir.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;img src="http://2.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/SvsxbHe8yeI/AAAAAAAAAZ8/sSRbJAlH2Mw/s200/arslan2.jpg" style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 200px; height: 140px;" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5402966519896132066" /&gt;Buyrun. Koca gidi arslanı tek yumrukla yere seren bir kişidir Zagor. Bu gücü tasavvur etmek için,  hayvanat bahçesine gidip, arslan karşısında birkaç dakika düşünmek kafidir.&lt;/div&gt;&lt;img src="http://4.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/Svsx7bip3XI/AAAAAAAAAaE/ej0OzCgbRJU/s200/jaguar.jpg" style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 200px; height: 134px;" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5402967075036192114" /&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;Kedi familyasının Zagor evreninde faydalı bir iş yaptığı görülmemiştir. Varsa yoksa kabilelerin arasına dalıp asayişi bozmak. Böyle olduğunda da Zagor ile karşılaşmak mecburi oluyor.  Arslanı yumruk manyağı yaptı diyorum jaguardan mı korkacak.&lt;/div&gt;&lt;img src="http://3.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/StsQsg_373I/AAAAAAAAAYs/45x3L1d60Ms/s400/puma.jpg" style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 333px; height: 226px;" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5393923335664430962" /&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;Familyanın asi çocuğu puma.  Ancak  60 km hızla koşup bir tane yavru geyik avlamayı bilirsiniz. Müstahak bunlar sana.&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/StsR5T48ZOI/AAAAAAAAAY0/-9q3CVmKSL8/s1600-h/timsah.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 355px; height: 245px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/StsR5T48ZOI/AAAAAAAAAY0/-9q3CVmKSL8/s400/timsah.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5393924654995629282" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div&gt;Timsahla birden fazla karşılaştı Zagor. Bir timsah karşısında,  rahmetli &lt;a href="http://images.google.com.tr/images?hl=tr&amp;amp;um=1&amp;amp;sa=1&amp;amp;q=timsah+avc%C4%B1s%C4%B1+steve&amp;amp;btnG=G%C3%B6rselleri+ara&amp;amp;aq=f&amp;amp;oq=&amp;amp;start=0"&gt;timsah avcısını&lt;/a&gt; kıskandıracak kadar rahattır. Timsah zaten aerodinamik olarak belli hantallıklara sahip. Ağzını kapatacaksın ya da ağzı açıkken ağzına bir şey sokup kapatamamasını sağlayacaksın. Göbeği de yumuşacıktır. Boydan boya yardın mı bıçakla bitti gitti. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;img src="http://4.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/StsSiUn1KVI/AAAAAAAAAY8/pLJ6j7Sjbds/s400/ahtapot.jpg" style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 233px; height: 352px;" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5393925359566924114" /&gt;&lt;div&gt;Ahtapot salatası gerçekten enteresan bir meze. Yalnız ahtapotu öncesinde duvara iyi vurmak gerekiyor. Yoksa sert kalıyor. &lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;img src="http://3.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/StsSnwwKZvI/AAAAAAAAAZE/90zVeKTYBr8/s400/y%C4%B1lan.jpg" style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 348px; height: 236px;" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5393925453017409266" /&gt;&lt;div&gt;Normalde gördüğü bir yılana saldırmaz Zagor. Ancak bir hıyanet, bir musibet, bir sinsilik oldu mu, kafaya yersin baltayı. &lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;img src="http://3.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/StsStHJNYbI/AAAAAAAAAZM/6Ua97DqalL4/s400/ay%C4%B12.jpg" style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 209px; height: 215px;" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5393925544927388082" /&gt;&lt;div&gt;Ayı hantaldır tamam. Belki  ben bile karşısına bir balta ile çıksam öldürebilirim. Ama çıplak elle ayı öldürmek. Hele ki ayıya kafa atmak diyor ve diğer hayvana geçiyorum.&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/StsS1K81gtI/AAAAAAAAAZU/qOvZRhAJW5E/s1600-h/balina.jpg" style="text-decoration: none;"&gt;&lt;img style="text-align: left;display: block; margin-top: 0px; margin-right: auto; margin-bottom: 10px; margin-left: auto; cursor: pointer; width: 400px; height: 133px; " src="http://3.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/StsS1K81gtI/AAAAAAAAAZU/qOvZRhAJW5E/s400/balina.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5393925683388187346" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div&gt;Balina avı yapmamış bir kahramanla,  fumetti kahvesinde çok pis dalga geçiyorlarmış. Zagor da kahvede lavuğun biri laf atar, başımızı belaya sokar diyerekten,  kuzey maceralarının birinde o işi de görmüştür.&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 232px; height: 216px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/StsT-R54AzI/AAAAAAAAAZ0/v_ILYpYRYGk/s400/geyik.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5393926939385266994" /&gt;&lt;div&gt;Geyik deyip geçmeyin. Yabanileri, insana saldıranları var.  Boynuzunu dağa taşa sürtüp bileyleyeni var.  O yüzden bu vahşi geyiklere çok kıl olur Zagor. Körpesini ise sever.  İkisini de öldürür, ikisini de yer. (zengin kafiye) Bu geyiklerin etini kurutup aylarca heybede taşıyıp, zor zamanlarda katık yapabilirsiniz. Eti çok bereketlidir. &lt;/div&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/StsT6uphRcI/AAAAAAAAAZs/u-xi7HPyhoo/s1600-h/kartal.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 354px; height: 246px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/StsT6uphRcI/AAAAAAAAAZs/u-xi7HPyhoo/s400/kartal.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5393926878381819330" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div&gt;Zagor’un üstünlüğüne kanıt karşılaşmalardan biri daha.  Full kontak mı yapıyorsun, dövüş sanatları mı biliyorsun, Ninja mısın? Hiç fark etmez. Bir kartal sana havadan saldırsa kılını kıpırdatamazsın. Hem gaga hem de pençeler ölümcül yaralar açabilir. Tex’in  Chicago’daki bir macerasında da gördük. Bu yabani kuşlar kaç kişiyi öldürdü. O yüzden, yabani bir kartalı bile yenen Zagor, Conan’ı devirince şaşırmasın kimse. &lt;/div&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/StsTzgMK6UI/AAAAAAAAAZk/1ndFyeQCGH4/s1600-h/k%C3%B6pekbal%C4%B1%C4%9F%C4%B1.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 135px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/StsTzgMK6UI/AAAAAAAAAZk/1ndFyeQCGH4/s400/k%C3%B6pekbal%C4%B1%C4%9F%C4%B1.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5393926754241538370" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div&gt;Zagor her ne kadar suda hızı azalsa da çevikliğini muhafaza eder.  Bir timsahı suda öldürmek daha kolayken, bir köpekbalığını öldürmek her babayiğidin harcı değildir. Ancak bıçak şart tabi bu tür karşılaşmalarda. &lt;/div&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/StsTraFVZ7I/AAAAAAAAAZc/xjhARxzSR6o/s1600-h/kurt.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 239px; height: 355px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/StsTraFVZ7I/AAAAAAAAAZc/xjhARxzSR6o/s400/kurt.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5393926615163299762" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div&gt;Kurt tek başına Zagor’a karşı bir tehlike arz etmese de, toplandıklarında çok tehlikeli olabiliyorlar. Ateş, balta ve tabanca etkili yöntemlerden. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bağlayalım: Bunlar dışında  nice fantastik hayvanı da telef etti Zagor. Olimpos macerasında üç kafalı  iri bir köpeği devirmişti mesela.  Doğa acımasız, hayvanlar ise en usta avcılar. Fakat Zagorumuz, içgüdüsüyle, bildiği tek şey olan  öldürme güdüsüyle, saf acımasızlık ile saldıran hayvanları bile birkaç hamle ile evcilleştirebiliyor. O yüzden artistlik yapıp Zagor’un karşısına çıkacakları uyaralım. Kan alırlar kan… &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;RSS (Site Beslemesi)&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7979635-4310169195085458007?l=sitkisiyril.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sitkisiyril.blogspot.com/feeds/4310169195085458007/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7979635&amp;postID=4310169195085458007&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7979635/posts/default/4310169195085458007'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7979635/posts/default/4310169195085458007'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sitkisiyril.blogspot.com/2009/10/zagor-ve-hayvanlar-alemi.html' title='Zagor ve Hayvanlar Alemi'/><author><name>Sıtkı Sıyrıl</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16226402673778605349</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/SpA-XyZMmbI/AAAAAAAAAXE/GegAj0wp740/S220/avtr1.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/StsPbfjLm_I/AAAAAAAAAYU/VquAe-0JOWY/s72-c/going-going.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7979635.post-3934797796418413015</id><published>2009-08-24T19:23:00.010+03:00</published><updated>2009-08-25T20:53:23.597+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Zagor vs Diğerleri'/><title type='text'>Zagor vs Diğerleri (5.Tur)</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/SpLAy3qKE1I/AAAAAAAAAYM/yTDE7z5IKc4/s1600-h/zagorvstintin.jpg" style="text-decoration: none;"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 300px; height: 192px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/SpLAy3qKE1I/AAAAAAAAAYM/yTDE7z5IKc4/s320/zagorvstintin.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5373569285573186386" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic; "&gt;Zagor vs Tenten&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;İlk Tahmin: Ertuğrul Özkök’ü dize getirdi, Tenten’i mi dövemeyecek Zagor.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Olasılıklar: Ahmet Yılmaz demişti zamanında Tenten’e. Yavrum çocuk musun, adam mısın, gazeteci misin, karikatür müsün diye. Gazete&lt;/div&gt;&lt;div&gt;den harcırahı alıp diyar diyar gezmesini biliyor bir tek. Korkusuz da bir çocuk, tekme tokat dalıyor, köpeği Fındık’a kıs kıs yaptırtıyor da Zagor karşısında bir şansı olamayacağı açık.   Hadi Z&lt;/div&gt;&lt;div&gt;agor’un kirli çamaşırları olsa onları açığa çıkarmakla tehdit edebilir en fazla ama Zagor püripak tertemiz adam. Kendimden kuşkulanırım, ondan kuşkulanmam. Bu şartlarda Tenten’i aynen paketler Zagor. Çizgilerine laf yok tabi.&lt;/div&gt;&lt;img src="http://3.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/SpLAWSfh8bI/AAAAAAAAAX8/ZPSVdEEGyXM/s320/zagor+vs+zagor.jpg" style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 306px;" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5373568794560164274" /&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;i&gt;Zagor vs Zago&lt;/i&gt;&lt;i&gt;r&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Ah ah. Aynı "Kramer Kramer’e Karşı" gibi oldu. Yok abicim yok, psikolojik göndermeler yapmayacağız. Harbiden Zagor ile Zagor’u dövüştüreceğiz. Ki aslında zaten bu karşılaşma eski sayıların birinde oldu. Onu yazıcam bitti gitti.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Zagor’un  tıpatıp aynısı bir adam var. Bu afacan Zagor’un kıyafetlerinden bir takım yaptırıp çıkmış piyasaya. Millet anlayamıyor tabi ki kim orijinal Zagor kim sahte. Mecburen kapıştılar bunlar finalde teketek.  Bu karşılaşmada olasılık falan yok tabi ki. Zagor 1000 defa da karşılaşsa alırdı ve bu sefer de aldı zaten. Zagor oğlum bu. N’apar adamı?  Geride tek bir problem kaldı. Karşılaşmayı kazanan orijinal Zagor mu yoksa sahte Zagor mu bilemiyoruz.  Gerçi çok önemi de yok. Zagor kazandı, bitti.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;img src="http://2.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/SpLAnDY5oyI/AAAAAAAAAYE/xa6FDorByZs/s320/zagorvsortac.jpg" style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 176px;" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5373569082563601186" /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic; "&gt;Zagor vs Serdar Ortaç&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Gene çok zorlu bir rakip ile karşı karşıyayız. Önce biraz rakibimizi tanıyalım: Karşımızda sadece bir popçu değil, aynı zamanda milliyetçi ve belki Türkçü diyebileceğimiz bir kahraman var. Çıplak sesi normal bir insanı sersemletebilirken, elektronik ritimlerle birlikte karşısındaki bir insanın östaki borusunu beş on saniye içerisinde çatlatıp, kulaktaki denge merkezini tarumar edip adamı yere çalabilir. Aniden Michael jackson’dan &lt;a href="http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=serdar+orta%C3%A7%27%C4%B1n+billie+jean%27i+s%C3%B6ylemesi"&gt;Billie Jean&lt;/a&gt; söyleyebilme, seri bir şekilde çatal kaşık fırlatabilme, ilk meşhur olduğundaki küt kesimli saçlarından oluşan peruğu ile hasmını korkutabilme, "&lt;a href="http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=topu+topu+7+nota+var+ka%C3%A7+ayr%C4%B1+beste+yap%C4%B1labilir+ki"&gt;topu topu 7 nota var kaç ayrı beste yapılabilir ki&lt;/a&gt;” şeklinde o sırada şimşekler çakmasına sebep olacak kudretteki vecizeler ve bir ok gibi hasmının kalbine saplanan şarkı sözleri söyleme gibi yetenekleri var.  Adeta her yerinden çeşitli silahlar çıkan bir ninja gibi. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Zagor’u salalım Serdar Ortaç’ın karşısına ve fight! diyelim. Serdar Ortaç hızla saldırıya geçerek yüksek sesle bir şarkısını söylemeye başlayarak hamlesine başlar. Zagor, enteresandır ama hiç etkilenmez. Serdar Ortaç baslar, tizler ve diğer tüm elektronik üçkağıtla volume’u artırır. Zagor’da hala tık yoktur. Baltası ile Sayın Ortaç’ın üzerine yürümektedir. Serdar Ortaç hafiften endişelenmeye başlar karşısında Ahmet Kaya, Tarkan, evde kalmış bir kız güruhu ya da dejenere bir kitle olmadığını anlamıştır.  Hemen çatal kaşık fırlatarak b planına geçer. Zagor kendisine karşı gelen jumbo malı ölüm aletlerinden müthiş refleksleriyle baltasıyla her birine seri bir şekilde vurarak kurtulur. Bu sırada Zagor’un kulağındaki tıkaçları görürüz. Vay kurnaz vay. Ondan etkilenmemiş demek ki Serdar Ortaç’ın müthiş sesi ve müziğinden.  Ee, sadece kas gücüyle Zagor olunmuyor diye boşuna söylemiyoruz. Neyse çatal bıçaktan da kurtulan Zagor, Serdar Ortaç’ın küt kesimli peruğunu takıp Zagor’u kör etmesine fırsat bırakmadan baltasını rakibinin kafasına ekleştirir. Tek darbe ile yere yıkılan Serdar Ortaç’ın yerde hareketsiz bir şekilde yatmasına rağmen ağzının kıpırdadığını görürüz. Kulağımızı ağzına yaklaştırsa  idik kısık sesle de olsa  Billie Jean’ı söylediğini, aslında etkisiz hale gelmediğini, bir süre sonra gene eski gücüne kavuşacağını  anlayabilecektik. Ancak Zagor’un huyu bu. Düşene vurmaz. O başka bir macerada ona her türlü hinliği yapacak olmasına karşın onu yok etmez. Hadi Serdar Ortaç, yürü git işine. Bir daha bu kadar kolay kurtulamazsın söyleyeyim.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;RSS (Site Beslemesi)&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7979635-3934797796418413015?l=sitkisiyril.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sitkisiyril.blogspot.com/feeds/3934797796418413015/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7979635&amp;postID=3934797796418413015&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7979635/posts/default/3934797796418413015'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7979635/posts/default/3934797796418413015'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sitkisiyril.blogspot.com/2009/08/zagor-vs-digerleri-5tur.html' title='Zagor vs Diğerleri (5.Tur)'/><author><name>Sıtkı Sıyrıl</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16226402673778605349</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/SpA-XyZMmbI/AAAAAAAAAXE/GegAj0wp740/S220/avtr1.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/SpLAy3qKE1I/AAAAAAAAAYM/yTDE7z5IKc4/s72-c/zagorvstintin.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7979635.post-9081106087998649265</id><published>2009-08-22T21:32:00.003+03:00</published><updated>2009-08-22T21:39:58.434+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Zagor - Genel'/><title type='text'>Zagor ve Çocukluk</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: left;"&gt;Zagor’u hâlâ beğenen, zevkle okuyan, onun için bloglar yapan (hmm!) birileri var ise, iddia ediyorum çok büyük çoğunluğu çocukluk çağlarında Zagor ile tanışmış, nostalji, macera, western ve çeşitli aidiyet duygularıyla karışık bir okur hissiyatı ile onun hastası olmuştur. Zagor sadece okuduğumuz çizgi-romandan ibaret değil, çocukluk ile, okul ile, arka mahalle ile, Sedat ile, yağlı ballı ekmek ile, Tayfun ile, iskelet anahtarlık ile, tahta kılıç ile, koltukların/halıların altı ile ilgili envai çeşit simgeyi de içinde barındırır.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;img src="http://3.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/SpA7LnkijWI/AAAAAAAAAW4/FkuEIIsNnvU/s400/oyuncaklar.jpg" style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 277px;" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5372859426239843682" /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Gerçekçi olduğumuzda günümüzde bir çocuk ya da gencin Zagor ile tanışması çok zor. Zaten içlerinden küçük bir yüzdesi okumanın büyüsünü keşfedecek. Onlar da inanılmaz kurgulardaki mangalar, grafik romanlar,  animeler falan derken  Zagor’u asla fark edemeyecekler.  Zaten belki de fark etmemeliler.  &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bu  Zagor tutkusunun kaynağını Freud’a kadar, ana rahmine dönme isteğine kadar götürmek mümkün. Çizgi-roman okurken, oradaki her zaman  iyilerin kazandığı,kurgu dünyayı yaşayan, kendine bahçede/ormanda/arsada  gizli yer yapan, evde yastıklardan yuva yapan, her türlü küçük izbe deliği benimseyip içine giren, nihayetinde  en güvende hissedebileceği yer olan ana rahmine dönmek isteyen çocuk bu tutkunun kaynağını açıklıyor.  &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bu tutkuyu biliyoruz. Zaten  yazının konusu da bu değil. Çocukların sınırsız özgürlükteki beyni ile, kafalarındaki tüm kavramları bu özgürlüğe göre değerlendirip çılgın ifadelerde bulunabilmeleri ve bu çılgınlığın Zagor ile temasını anlatacaktık. Anlatacaktık da Freud falan derken kafa kalmadı ki.  Jung'a girmeden hemen konuyla alakalı  bir örnek verip  kapatıyorum. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Örneğimiz bir dönem hemen her yerde tezahür eden, elektro sazlarla yapılsa yeri olan meşhur kopil atışmalarından:&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;-zagor anasını satarolum tommiksin. gelmiş tommiks diyo ya. çelik bilek falan desen.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;-olum tommiks nebçim silah kullanıyor. zagor yaklaşamaz bile.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;-baltası var olum adamın. baltalı ilah adam. uçarak bi koydu mu..&lt;/div&gt;&lt;div&gt;-örümcek adam da zagor’u döver olum. ağa hapsetti mi bitti işte. hem o daha iyi uçuyor.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;-ne örümceği ne zagor’u be.. süpermen var olum. adam süper zaten.. daha yaklaşmadan ışın manyağı eder hepsini. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;-sekter lan.. o zaman zagor kriptonit alır olum. hatta baltasını kriptonitten yapar, gömer süpermenin kafaya.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;-zagor nerden bulcak lan kriptoniti. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;-bulan nası buluyo. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;-atatürk hepsini yener olum. kaç bin kişiyi yenmiş..&lt;/div&gt;&lt;div&gt;-allah da çarpar olum hepsini.. (overdose!)&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Ortaiki yıllarına uzanıp bir örnek de  beyazperdeden verelim:&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;-lan ceki cen kim be.. çak norris’in, kartal tepiği hareketi vardır.. böyle bi koyarsın tepeden..&lt;/div&gt;&lt;div&gt;-hareket yapmaa! olum ceki cen’in komedisine bakma.. ceki cen, çak’a bir çaksa, sağlı sollu bi girişse. çak noris daha o kartal vuruşunu yapamadan apışır..&lt;/div&gt;&lt;div&gt;-e burujliye ne diyeceksin mınak oyim.. onu da mı döver ceki cen..?&lt;/div&gt;&lt;div&gt;-burujli başka. mamçıkasız olursa kafa kafaya giderler. ama burujli’de mamçıka olursa affetmez, pekmezini akıtıverir. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;-ona bakarsan van daym hepsini ske ratar.. ejderha kuyruğu’nu şöyle çaktı mı adama napar biliyon mu?&lt;/div&gt;&lt;div&gt;-lan skicem.. elini ayağını.. rahat dur.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;-huuaa! kobra vuruşu.. yihhaa. (duf!)&lt;/div&gt;&lt;div&gt;-aağğgh.. ananı.. kobranı.. al sana kaplan taşağı (çof!)&lt;/div&gt;&lt;div&gt;-ağgg. ayı kapanı.. hheeytt.. (pack!)&lt;/div&gt;&lt;div&gt;-uffgh.. fare çükü.. (swiss!)&lt;/div&gt;&lt;div&gt;-ulan.. all.. eşek osuruğu (bombaay!)&lt;/div&gt;&lt;div&gt;-pieeeh.. bu ne lan.. için çürümüş lan. allah belanı versin senin.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;-ehehe.. eşek osuruğu affetmez olum..&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;RSS (Site Beslemesi)&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7979635-9081106087998649265?l=sitkisiyril.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sitkisiyril.blogspot.com/feeds/9081106087998649265/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7979635&amp;postID=9081106087998649265&amp;isPopup=true' title='5 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7979635/posts/default/9081106087998649265'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7979635/posts/default/9081106087998649265'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sitkisiyril.blogspot.com/2009/08/zagor-ve-cocukluk.html' title='Zagor ve Çocukluk'/><author><name>Sıtkı Sıyrıl</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16226402673778605349</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/SpA-XyZMmbI/AAAAAAAAAXE/GegAj0wp740/S220/avtr1.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/SpA7LnkijWI/AAAAAAAAAW4/FkuEIIsNnvU/s72-c/oyuncaklar.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>5</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7979635.post-4689525464613777995</id><published>2009-01-11T21:49:00.010+02:00</published><updated>2009-01-11T22:04:49.053+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Zagor vs Diğerleri'/><title type='text'>Zagor vs Melih Gökçek</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/SWpO2Z39fXI/AAAAAAAAAV8/xpfY3DOcJbs/s1600-h/zagor_vs_melih.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 186px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/SWpO2Z39fXI/AAAAAAAAAV8/xpfY3DOcJbs/s400/zagor_vs_melih.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5290127408865574258" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div&gt;İlk Tahmin: Gökçek alır. Ah ah. Şaka yahu. Zagor alır tabi ki. Ee, Zagor alır değil mi? Hı?&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Olasılıklar: “&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic;"&gt;İyice saçmaladın be hacı, Melih Gökçek nerede Zagor nerede demeyin&lt;/span&gt;” dostlar. Ben bir şekilde Melih Gökçek’e haber uçuruversem “&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic;"&gt;Zagor senin hakkında şöyle böyle demiş&lt;/span&gt;” diye, “&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic;"&gt;fitne fücur yapmış&lt;/span&gt;” diye; benim bildiğim Melih Gökçek bu çizgi-roman kahramanıdır demez, 1800’lü yıllarda yaşamış demez, bir şekilde Zagor’u bulur ve onu düelloya davet eder. Elbette ki Melih Gökçek, Zagor karşısında er meydanında değil,  en güçlü olduğu arenada, yani televizyonda savaşmak isteyecektir. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;img src="http://4.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/SWpPGx44u0I/AAAAAAAAAWM/azxgWWJSbcY/s200/melih_belge.jpg" style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 200px; height: 139px;" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5290127690189814594" /&gt;&lt;div&gt;Elinin altında, aralarına beyaz kağıtlarla ayıraçlar konmuş  yüzlerce Zagor cildiyle gelen Melih Gökçek’i görür gibiyim. Elindeki Zagor cildini kameralara sallayarak, “&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic;"&gt;Bırak şimdi Ankara halkını, sen bu karelere cevap ver. Kızılderili halkının koruyucusu geçiniyorsun ama bak bu kadar Kızılderili öldürmüşsün, işte&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic;"&gt; belgeler,  duman vererek, ışık gösterisi ile kızılderilileri ilahım ben diye kandırıyorsun. İşte hepsi yazıyor. Hem ilah ne demek. Sümme haşa. Sen Allaha karşı mı geliyorsun&lt;/span&gt;” diyerek Zagor’a durmadan vuracak. Yetmeyecek, “&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic;"&gt;Peki ya  Çiko ile tek başına geçen geceler, o kulübede iki erkek neler çeviriyorsunuz kimbilir&lt;/span&gt;” diye  belaltı çalışmaya devam edecek. Ola ki tartışmanın yöneticisi Uğur Dündar “&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic;"&gt;aa bu kadarı da fazla ama Sayın Gökçek&lt;/span&gt;” diyerek araya girmek istesin, ona da “&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic;"&gt;Siz hiç konuşmayın. zaten Martin Mystere diye gene aynı yayınevinin başka bir kahramanına olan aşırı benzerliğiniz yüzünden Zagor’un tarafını tuttuğunuz belli, bana komplo yapıyorsunuz…&lt;/span&gt;” diyerek onu da susturacaktır.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Zagor alışık olmadığı tüm bu kakafoniden sersemleyecek ve Melih Gökçek ile  iletişim kurmanın tek yolunun beden dili olduğunu anlayacak akabinde baltasını sakince masanın üzerine koyacaktır. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Melih Gökçek elbette bu tür imâlara pabuç bırakacak biri değil. Baltayı görür görmez anında korumalarını devreye sokacak, ayrıca, &lt;a href="http://www.hurriyet.com.tr/gundem/6229751.asp?gid=0&amp;amp;srid=0&amp;amp;oid=0&amp;amp;l=1"&gt;samuray kılıcı sahibi olan oğullarını&lt;/a&gt; da Zagor’un üzerine salacaktır. Üzerine saldıran onlarca kişiyi gören Zagor, derin bir “&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic;"&gt;ohh” &lt;/span&gt;çekecek ve en iyi bildiği işi yaparak herkesi sıradan güzelce paketleyecek,  tek başına kalan Melih Gökçek’in üzerine yürüyüp  “&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic;"&gt;baltam gelecek kellen gidecek&lt;/span&gt;” diyerek onu iyice korkutacaktır.  Melih Gökçek tüm korkusuna rağmen  en güçlü silahı olan 32 dişe keman çaldıran müthiş &lt;a href="http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=dunyaca+unlu+melih+gokcek+siritisi"&gt;sırıtışını &lt;/a&gt;yaparak son kozunu oynayacak, hatta dişlerinden yansıyan parlama ile  Zagor’u kısa bir süre afallatacak, ancak “&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic;"&gt;ahyaak&lt;/span&gt;” sesi akabinde baltanın kafaya ekleştirilme efekti  ile karşılaşma bitecektir. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;img src="http://3.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/SWpO-y7nTHI/AAAAAAAAAWE/RfaE8s4zQ-Q/s200/melih_balon.jpg" style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 200px; height: 141px;" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5290127553030737010" /&gt;&lt;div&gt;Ancak benim bildiğim Melih Gökçek bunu Zagor’un yanına bırakmaz. Her gün yapacağı bir basın açıklaması ile Zagor hakkında binlerce iddiada bulunacak, Zagor balonları yaptırıp kameralar önünde bunları patlatacak, en iyi ihtimalle üşenmeyip kendini Darkwood’un bağlı olduğu Pennsylvania’dan senatör seçtirip Zagor’u yerinden yurdundan edecektir. Nerden bulaştıysak bu adama... &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;RSS (Site Beslemesi)&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7979635-4689525464613777995?l=sitkisiyril.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sitkisiyril.blogspot.com/feeds/4689525464613777995/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7979635&amp;postID=4689525464613777995&amp;isPopup=true' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7979635/posts/default/4689525464613777995'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7979635/posts/default/4689525464613777995'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sitkisiyril.blogspot.com/2009/01/zagor-vs-melih-gkek.html' title='Zagor vs Melih Gökçek'/><author><name>Sıtkı Sıyrıl</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16226402673778605349</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/SpA-XyZMmbI/AAAAAAAAAXE/GegAj0wp740/S220/avtr1.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/SWpO2Z39fXI/AAAAAAAAAV8/xpfY3DOcJbs/s72-c/zagor_vs_melih.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7979635.post-7041999897012882675</id><published>2009-01-03T22:26:00.006+02:00</published><updated>2009-01-03T22:37:31.980+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Zagor&apos;un Albümünden'/><title type='text'>Zagor'un Albümünden (6)</title><content type='html'>&lt;div&gt;İtiraf edelim Zagor’un komik bir kostümü var. Çoğu macerasında çoğu kötü adam kendi meşrebince dalga geçti bu kıyafetle. Kırmızılı, palyaço, soytarı vb aşağılamalarda bulunup temizce sopalarını yedi herkes. Vahşi batıdaki en açık görüşlü en anti muhafazakar adam sayılabilecek, ilk göz ağrımız Ken Parker bile “İnsanlar, Hayvanlar ve Kahramanlar” adlı macerasında Zagor bardan içeri girince ona ve tabi ki kıyafetine hayretler içinde  bakıp, "ne garip insanlar var yahu" diyerek muhabbetine devam etti.  Ken Parker’a karşı boynumuz kıldan ince ama Zagor’un kıyafeti ile dalga geçenlere iki çift laf etmeli. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;img src="http://4.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/SV_KZ8kjnyI/AAAAAAAAAVs/00OncTrNjy4/s400/tak%C4%B1m1_k.jpg" style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 198px;" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5287167034661248802" /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Daha önce yazdık hep bunları. Kitaplarımızda bir bir söyledik. Kıyafet, imaj, karizma, maske, kanka, hayvan, bunlar kahramanlık müessesinin gerçekten de en önemli ve gerekli unsurlarıdır. Hele ki Zagor gibi, Kızılderilileri ilahım ben diye kandırıp demeyelim de etkileyip, etkisinin çoğunu bu mitten, görünüşten, kıyafetten ve dolayısı ile bu karizmasından alan bir kahraman için kıyafet hayati önem kazanıyor. Bazı maceralarında farklı kıyafetlerle gördük Zagor’u. Kaban giydi üstüne, yırtıldı komple üstü başı, tanınmamak için kılık değiştirdi ve her seferinde yadırgattı okuyucuyu.  Örnek karede de gördüğünüz gibi o yıllarda Amerika’daki en modern kentlerden biri olan Chicago’ya, bir arkadaşının kaçırılan oğlunu bulmak için  gidip, sudan çıkmış balığa dönen Zagor; millet kıro demesin diye bir terzide takım elbise, mintan, ayakkap falan denemiş; papyon olayına girerek, satıcıyla pazarlığa girişmiş, kırk yıllık esnafmış gibi, "kaçtan veriyon bu takımı", "en son kaç olur", "aynısı Darkwood’da 15 dolar şerefsizim" gibi lakırdılarla, kendisine daracık takımı satmaya çalışan satıcılarla savaşmış, Chicago’nun kazığını yememek için de oradaki eskicene bir ceketi satın almıştır. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;img src="http://2.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/SV_KnxfxNFI/AAAAAAAAAV0/Q0v95FOhEiA/s200/tak%C4%B1m2_k.jpg" style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 200px; height: 178px;" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5287167272206546002" /&gt;&lt;div&gt;Cümle zalımın karşısında dimdik duran Zagor’un, Kızılderililerin karanlıkta  görünce altına kaçırdığı Zagor’un takım elbisenin içine girince mali müşavir gibi munis bir adama dönüştüğünü görüyorsunuz. Artık Zagor’un kostümüne laf eden çıkmaz umarım.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;RSS (Site Beslemesi)&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7979635-7041999897012882675?l=sitkisiyril.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sitkisiyril.blogspot.com/feeds/7041999897012882675/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7979635&amp;postID=7041999897012882675&amp;isPopup=true' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7979635/posts/default/7041999897012882675'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7979635/posts/default/7041999897012882675'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sitkisiyril.blogspot.com/2009/01/zagorun-albmnden-6.html' title='Zagor&apos;un Albümünden (6)'/><author><name>Sıtkı Sıyrıl</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16226402673778605349</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/SpA-XyZMmbI/AAAAAAAAAXE/GegAj0wp740/S220/avtr1.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/SV_KZ8kjnyI/AAAAAAAAAVs/00OncTrNjy4/s72-c/tak%C4%B1m1_k.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7979635.post-4538310941681115560</id><published>2008-11-23T15:41:00.004+02:00</published><updated>2008-11-23T15:47:46.780+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Zagor - Genel'/><title type='text'>Alo Zagor!</title><content type='html'>&lt;div&gt;Doksanlı yıllardaki 900’lü hat furyasını hepimiz biliriz. İlk defa “alo seks” hatlarıyla başlayan bu akımın bizim gibi her şeyi günlük yaşayan carpe diem’i felsefe edinmiş bir toplumda  coşmaması, şirazesinden çıkmaması mümkün değildi tabi ki. Nitekim öyle de oldu. Önce yurt sathındaki abazan bünyeler televizyondaki hisli kadın seslerini, “seni bekliyorum” nidalarını duyarak erekte organlarıyla 0900’lü tuşlara bastılar. Telefon faturaları aracılığı ile önce onların paraları toplandı. Ve fakat potansiyel inanılmazdı. Paralar tıkır tıkır geliyordu. Hedef kitle genişletildi, cümbüş başladı. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;img src="http://1.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/SSleQqenXzI/AAAAAAAAAVA/zbAxuOs5vKo/s400/alo+zagor+2.jpg" style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 311px; height: 400px;" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5271848479187492658" /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Sibel Gökçe’nin “Ara Beni Boya Beni” hattını arayan “&lt;a href="http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=kartal+maltepe"&gt;Kartal Maltepe&lt;/a&gt;” namlı kişi ile o yıllar tanıştık, Çocuklar için “alo masal”, ganyancılar için “Al eline kuponu ara Nalkapon’u”, yaşlılar için “Alo yalnızlık”, evde kalmış kızlar için  “Alo Tarkan” derken, toplumdaki her farklı kesim için bir hat oluşturulmuştu. Orhan Gencebay bile “yalnız değilsin” şarkısını 94 yılında ilk defa 900’lü hatlarda dinletiyor, Bahadır Boysal bile, hatta ve hatta Doğu Perinçek bile 900’lü bir hat ile “gelin konuşalım, tartışalım” tadında furyadan faydalanıyordu. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Böyle bir ortamda bir avuç fumettici ve aslında daha kalabalık olan potansiyel çocuklar unutulmadı. arayın “Kızılmaske’yle Eden adasına bir yolculuk yapın”,  “Tommiks’e yardım edin” , Çelik Blek’e 50 kişi dalmış, yetişin” gibi provokatif sloganlarla  ceplerdeki üç beş kuruş da indragandi yapılmaya başlandı. 0 900 900 286 , Baltalı İlah Emrinizde.  “Ara, Zagor ile birlikte Darkwood’a bir yolculuk yap” çağrısıyla havaya giren çizgi roman okur potansiyeli taşıyan bir sürü çocuk, gizlice hatları arayıp, 5-6 dakikalık; “Zagor koş, aahh, Kızılderililer geliyor, yihhuu, dikkat arkanda” vb zırvalardan oluşan ses kaydını, dakikası 8333TL’den dinliyor akabinde telefon faturaları ile birlikte bilindik süreç başlıyordu. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bugün geçmişe nazaran daha da azalan, sürekli kan kaybeden bir çizgi-roman okur profilinden bahsediyor  isek bunun  sebeplerinden biri de 900’lü hatlar furyasıdır. Memo tembel çizer gibi iddia ediyorum… Bu iğrenç furyaya kadar kör topal da olsa kemik Zagor ve çizgi-roman okuyucusu düzenli olarak  yetişiyordu.  Toplamda bir avuç da olsa  çocukken Zagor ve çizgi-roman ile tanışan bir kişi  bir daha ondan kopamıyordu.  Hoyrat velilerin “Teksas Tombiks” baskılarının yanında gizlice de olsa çizgi-roman okuyan çocuklar  bu furya ile birlikte evlerdeki,  üzerinde dört haneli numarası yazan ve  bir dantel ile tozdan korunan, haftada bir iki görüşmenin yapıldığı  telefonlara saldırıp,  7 dakikalık Zagor hikayesini dinledikten sonra, aybaşında gelen fatura ile birlikte babalarından  hayatlarının sopalarını yemişler, nice telefon camdan balkondan atılmış  ve parçalanmış,  gencecik fidanların  Zagor ile olan ilişkileri o yıllarda hunharca koparılmış ağaç yaşken eğilmişti. Tek başına cümle kötülüğe kafa tutan Zagor,  kapitalizme yenilmişti.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;RSS (Site Beslemesi)&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7979635-4538310941681115560?l=sitkisiyril.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sitkisiyril.blogspot.com/feeds/4538310941681115560/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7979635&amp;postID=4538310941681115560&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7979635/posts/default/4538310941681115560'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7979635/posts/default/4538310941681115560'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sitkisiyril.blogspot.com/2008/11/alo-zagor.html' title='Alo Zagor!'/><author><name>Sıtkı Sıyrıl</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16226402673778605349</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/SpA-XyZMmbI/AAAAAAAAAXE/GegAj0wp740/S220/avtr1.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/SSleQqenXzI/AAAAAAAAAVA/zbAxuOs5vKo/s72-c/alo+zagor+2.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7979635.post-4636713115714453335</id><published>2008-11-16T23:05:00.005+02:00</published><updated>2008-11-16T23:11:21.357+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Zagor&apos;un Albümünden'/><title type='text'>Zagor'un Albümünden (5)</title><content type='html'>&lt;img src="http://4.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/SSCLqS2gGjI/AAAAAAAAAUE/cyRkVNlRMxU/s200/%C4%B1sl%C4%B1k2.jpg" style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 118px; height: 200px;" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5269365122754681394" /&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;&lt;span style="color:#333333;"&gt;Bazen şekildeki gibi iki işaret parmağını, bazen dört parmağını birden, bazen de tek parmağını ağzına sokarak&lt;span style="mso-spacerun:yes"&gt;  &lt;/span&gt;80 farklı tonda ıslık çalabilen bir millet tanıyor musunuz? &lt;span style="mso-spacerun:yes"&gt; &lt;/span&gt;Tanımadınız mı? Peki, sadece ıslık çalarak bırak taksiyi, arabayı, &lt;span style="mso-spacerun:yes"&gt; &lt;/span&gt;askeri korteji bile durdurabilen, resmi geçidi bitiren vatandaşları olan bir millet tanıyor musunuz?. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;img src="http://4.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/SSCLuP-1Q6I/AAAAAAAAAUM/edGui9JJSfQ/s200/%C4%B1sl%C4%B1k3.jpg" style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 130px; height: 200px;" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5269365190703793058" /&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;&lt;span style="color:#333333;"&gt;Ya da &lt;span style="mso-spacerun:yes"&gt; &lt;/span&gt;genelkurmayından, köylüsüne, esnafından mühendisine kadar çalınan bir ıslığa mutlaka dönüp bakan başka bir millet desem. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;&lt;span style="color:#333333;"&gt;Nasıl, hafızanız yerine geliyor mu? Düğünde ıslıkla &lt;span style="mso-spacerun:yes"&gt; &lt;/span&gt;tempo tutan, virtüöz olan, fiyuu fiyuu diye desibel rekorları kıran milleti soruyorum. Islıkla çağıran, ıslıkla harekete geçip, ıslıkla duran millet. Taklacı güvercininden, katırına tüm hayvanlarla ıslık ile iletişim kuran millet…&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;&lt;span style="color:#333333;"&gt;&lt;o:p&gt; Zagor’un Türkler ile olan yakınlığını her yazımızda söylüyoruz. Al bir tane daha.&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;RSS (Site Beslemesi)&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7979635-4636713115714453335?l=sitkisiyril.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sitkisiyril.blogspot.com/feeds/4636713115714453335/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7979635&amp;postID=4636713115714453335&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7979635/posts/default/4636713115714453335'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7979635/posts/default/4636713115714453335'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sitkisiyril.blogspot.com/2008/11/zagorun-albmnden-5.html' title='Zagor&apos;un Albümünden (5)'/><author><name>Sıtkı Sıyrıl</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16226402673778605349</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/SpA-XyZMmbI/AAAAAAAAAXE/GegAj0wp740/S220/avtr1.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/SSCLqS2gGjI/AAAAAAAAAUE/cyRkVNlRMxU/s72-c/%C4%B1sl%C4%B1k2.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7979635.post-612007352472364296</id><published>2008-11-09T22:57:00.014+02:00</published><updated>2008-11-09T23:24:29.396+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Zagor - Genel'/><title type='text'>Zagor'un Ulaşım Metodları</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/SRdQ9Xl8TxI/AAAAAAAAAT8/BlHhNEc0P3o/s1600-h/ufo.jpg"&gt;&lt;/a&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style=" "&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;Zagor’un nasıl iletişim kurduğunu geçtiğimiz incelemelerde öğrendik. Nasıldı? Sen , arkadaki, fıstık yeşili gömlekli… Aah ahh. Cevap yok tabi. 1) Drunky Duck adlı postacı 2) Duman Mesajları 3) Tamtam mesajları. Hep yazdık bunları… Neyse, &lt;/span&gt;&lt;span style="mso-spacerun:yes"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;sıra geldi&lt;/span&gt;&lt;span style="mso-spacerun:yes"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;  &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;Zagor’un ulaşım yollarına.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: rgb(0, 0, 238); "&gt;&lt;img src="http://1.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/SRdQP9xkFWI/AAAAAAAAATM/aiGpFISfr1I/s200/tren2.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5266766524443792738" style="float: left; margin-top: 0px; margin-right: 10px; margin-bottom: 10px; margin-left: 0px; cursor: pointer; width: 200px; height: 156px; " /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;Zagor fanı olmayanlar bile bilirler. Zagor yürür. Yaya yaya yürür. Günlerce yürür. Haftalarca yürür. Çiko’yla yürür, Çiko’suz yürür. Bıkmadan yürür. At var, eşek var, ne demeye yürüyor diye sorar gibi oldu biri. Cevabı basit. Darkwood denen yöre bataklık ve sık ormanlarla çevrili olduğundan isteseniz de at ile seyahat edemezsiniz. Bu sebepten Zagor’un kulübesinde at yoktur.&lt;/span&gt;&lt;span style="mso-spacerun:yes"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;  &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;Bir seyahate giderken yola mutlaka yaya çıkar. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;img src="http://4.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/SRdQYfB1-FI/AAAAAAAAATU/Tj42UWiHy50/s200/posta+arabas%C4%B1.jpg" style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 200px; height: 136px;" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5266766670809397330" /&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style=" "&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;Akabinde&lt;/span&gt;&lt;span style="mso-spacerun:yes"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;  &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;menziline göre, kaleden bir at bulur, yandan çarklı bir gemiye biner nehir varsa kanoyla takılır, ortamın koşullarına göre karda kayar, suda yüzer, havada uçar. Hatta otomobil, uçak, balon ve uzay gemisine bindiğini dahi gördük.&lt;/span&gt;&lt;span style="mso-spacerun:yes"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;  &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;Zagor böyle bir adam işte. Yüzeysel baktığında her yere yürüyen bir tip gibi gözüküyor ama biraz yakınlaştığında&lt;/span&gt;&lt;span style="mso-spacerun:yes"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;  &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;senin ikibinli yıllarda&lt;/span&gt;&lt;span style="mso-spacerun:yes"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;  &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;binemediğin kadar çok ve farklı araca onun daha binsekizyüzlü yıllarda bindiğini görebilirsiniz. Zagor oğlum bu, n’apar adamı! &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/SRdQiQqWrgI/AAAAAAAAATc/1we2f_dkWis/s1600-h/kayak.jpg" style="text-decoration: none; "&gt;&lt;img src="http://1.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/SRdQiQqWrgI/AAAAAAAAATc/1we2f_dkWis/s320/kayak.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5266766838751473154" style="text-decoration: underline; display: block; margin-top: 0px; margin-right: auto; margin-bottom: 10px; margin-left: auto; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 142px; " /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style=" "&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;Zagor maceralarının büyük çoğunluğunu Darkwood ve civarında yaşadığından çoğu macerasında yürür. Güzel. Peki yürüyen biri acelesi olduğunda ne yapar? Koşar değil mi? Zagorumuz ise bu durumda uçuyor.&lt;/span&gt;&lt;span style="mso-spacerun:yes"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;  &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;Acelesi var ise daldan dala uçar Zagor. Bu anlamda Zagor’un sevmediği bir şeydir koşmak. Zagor’un daldan dala atlama hadisesi Tarzan’dan arak olsa da Afrikalı Tarzan’ı Amerika’da kimse bilmediğinden Zagor bu yöntemi kendi yöntemi gibi benimsemiş ve görenlere de benimsetmiştir. Gönül ister ki bu ağaçtan ağaca atlama mevzusunu yerinde görsek denesek. Balta deneyimizde olduğu gibi ne kadarı gerçek ne kadarı abartı öğrensek diyorum. Ancak bu ahval ve şerait içinde zor.  &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;span class="Apple-style-span" style="color: rgb(0, 0, 238); "&gt;&lt;img src="http://3.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/SRdQ9Xl8TxI/AAAAAAAAAT8/BlHhNEc0P3o/s320/ufo.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5266767304468483858" style="display: block; margin-top: 0px; margin-right: auto; margin-bottom: 10px; margin-left: auto; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 146px; " /&gt;&lt;/span&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style=" "&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;Yürüme ve ağaçtan ağaca atlamaya Zagor’un en çok kullandığı ve sevdiği ulaşım yöntemleri dersek üçüncü sırayı elbette at alacaktır. Zagor’u at sırtında nadiren görsek de, kendisi usta bir binici olduğunu, nice kuşatmadan apaçi yöntemleri ile (atın yanına eğilip gözükmeyerek) kaçtığını biliriz.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;img src="http://1.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/SRdP7MeHx7I/AAAAAAAAATE/mPcVOiS4LOg/s320/denizalt%C4%B12.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5266766167611525042" style="display: block; margin-top: 0px; margin-right: auto; margin-bottom: 10px; margin-left: auto; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 141px; " /&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style=" "&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;Attan inip, kâh gemiye, kâh kanoya, kâh trene binen Zagor antin kuntin tanıdıkları sayesinde uzay gemisi, denizaltı, uçak ve helikoptere de binmiş,&lt;/span&gt;&lt;span style="mso-spacerun:yes"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;ortalığın tozunu atmıştır.&lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: rgb(0, 0, 238); "&gt;&lt;img src="http://1.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/SRdQ5j-dLFI/AAAAAAAAAT0/O0CnKJEXcLE/s320/u%C3%A7ak.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5266767239073049682" style="display: block; margin-top: 0px; margin-right: auto; margin-bottom: 10px; margin-left: auto; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 135px; " /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style=" "&gt;&lt;o:p&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;Düşününce Zagor’un binmediği taşıtlardan bir tek metro kalmış gibi gözüküyor. Kaldı ki Zagor 1800’lerin ilk yarısında yaşamış bir kahraman olarak 1860 yılında Londra’da yapılan ilk metroya yaşlılığında da olsa binebilir aslında. Efsane devam ettiğinden bir gün bir macerada Zagor’u abonman almaya çalışırken, otomatik kapıda sıkışırken görebiliriz pekala. Senaristler, sözüm size.&lt;/span&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;RSS (Site Beslemesi)&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7979635-612007352472364296?l=sitkisiyril.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sitkisiyril.blogspot.com/feeds/612007352472364296/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7979635&amp;postID=612007352472364296&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7979635/posts/default/612007352472364296'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7979635/posts/default/612007352472364296'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sitkisiyril.blogspot.com/2008/11/zagorun-ulam-metodlar.html' title='Zagor&apos;un Ulaşım Metodları'/><author><name>Sıtkı Sıyrıl</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16226402673778605349</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/SpA-XyZMmbI/AAAAAAAAAXE/GegAj0wp740/S220/avtr1.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/SRdQP9xkFWI/AAAAAAAAATM/aiGpFISfr1I/s72-c/tren2.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7979635.post-2958381361055440408</id><published>2008-11-01T16:26:00.009+02:00</published><updated>2008-11-01T16:49:20.552+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Zagor vs Diğerleri'/><title type='text'>Zagor vs Diğerleri (4. Tur)</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/SQxqgnMceSI/AAAAAAAAAS8/6TyuztIfmBo/s1600-h/zagor+vs+red+kit.jpg"&gt;&lt;/a&gt;&lt;div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: rgb(0, 0, 238); text-decoration: underline;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;img src="http://3.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/SQxoonq2DNI/AAAAAAAAASk/57BgFFmSU20/s320/zagor+vs+wolverine.jpg" style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 300px; height: 154px;" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5263697111542009042" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic;"&gt;Zagor vs Wolverine&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;İlk Tahmin: Zagor çok pençelinin boynunu kırdı.&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;Olasılıklar: Bu X-men güruhu sakat harbiden. Men diyorlar ama içlerinde kadınlar falan da var.&lt;span&gt; &lt;/span&gt;Okuduk gördük, bunların arasında kin, nefret, fuhuş her şey var. Kontrolden çıkmış, ahlaken çökmüş bir topluluk.&lt;span&gt;  &lt;/span&gt;İçlerinde en delikanlıları &lt;span&gt; &lt;/span&gt;Wolverine’dir zaten. Tersi de çok pistir. Ama Zagor oğlum bu, n’apar adamı? Zagor&lt;span&gt;  &lt;/span&gt;arkaya geçip kurt kapanı yapana kadar o keskin tırnaklardan nasibini alır kesin. Zagor az arslanı kündeye getirmedi, az leopara şark kündesi çekmedi. Bu mahlukatın tırnak bakımından Wolverine'den bir farkı yok. Olay: bir hamlesini boşa çıkartıp arkadan kurt kapanı yapmak, onu sıkıp buruşturmak, akabinde bir güzel bağlayıp abiyi paketlemek. Bu klasik hareketten sonra Wolverine’in yapacağı bir şey yok artık. Yok da adam ölmüyor, yaralarını da iyileştiriyor namussuz. İpleri çözüp salamazsın da. Direkt girişir, laftan anlamıyor sinirlenince. En güzeli, bir at arabasına takıp kendisini biçerdöver olarak kullanmak. Ver kızılderililere tarıma geçsin adamlar hiç yoktan. &lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;img src="http://1.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/SQxo_UZVQUI/AAAAAAAAASs/0rumVpg1KAY/s320/zagor+vs+asterix.jpg" style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 300px; height: 141px;" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5263697501505274178" /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic;"&gt;Zagor vs Asterix&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;İlk Tahmin : Yok daha neler!&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;Olasılıklar: Asterix’i severiz. Özellikle o Galya köyünün ve sayko vatandaşlarının hastasıyız ama şimdi karşısında salak lejyonerler yok, kapı gibi Zagor var, balta var. Kaldı ki, o devegücütazıhızı şerbeti midir iksiri midir nedir onu içmeden zaten tırt bir adam kendisi. Hadi dopinge göz yumup içirelim onu da, Zagor o devegücütazıhızının harman olduğu yerden geliyor. Ayı pençesi var Zagor’da, beygir hızı var, dinozor testisi var.&lt;span style="mso-spacerun:yes"&gt;  &lt;/span&gt;Yakaladı mı bu mizahçıdır hayatı karikatüredir demez pekmezi akıtıverir. Yol yakınken aklını başına devşir, köyünden dışarı çıkma. Gerçi kafanız çalışsa Hopdediks’e, “sen küçükken şerbet kazanına düştün sana şerbet yok” diyeceğinize hepiniz kazanın içine girip yıkanıp bir daha iksirle miksirle uğraşmazsınız ama. Neyse, Hopdediks’e selamlar.&lt;span style="mso-spacerun:yes"&gt;  &lt;/span&gt;Zagor wins.&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: center;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: rgb(0, 0, 238); "&gt;&lt;img src="http://2.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/SQxqLjbxe-I/AAAAAAAAAS0/U9hkGFg-BMg/s320/zagor+vs+hulk.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5263698811212102626" style="display: block; margin-top: 0px; margin-right: auto; margin-bottom: 10px; margin-left: auto; text-align: center; cursor: pointer; width: 300px; height: 164px; " /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic;"&gt;Zagor vs Hulk&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;İlk Tahmin: fifti fifti.&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;Olasılıklar: Hiç kıvırtmayalım, Hulk Zagor’u tuttu mu taşlara taşlara çalar. O yüzden Hulk’a yakalanmak yok. Zagor salt fiziksel gücü ile değil zekası ile de bir çok düşmanını yenmiş biri. O yüzden zaten Hulk’un karşısına körlemesine çıkmaz. Muhtemel hamlelerinden kaçıp, kaçarken baltayı kafayı ekleştirmeyi bir yandan da Hulk’un pantulunun nasıl olup da bir türlü komple yırtılmadığını düşünecektir. Hulk’un olayı sinirlenince her insanda olan delirmenin biraz abartılmışı. Adamı kızdırmayacaksın. Hamlelerinden bir kaçtın, iki kaçtın, üç kaçtın… Zaten adam şaşırarak sakinleyecektir. Sakinleşince enseden iki sıvaz da yaptın mı o gırlamaya başlar. 30 saniye sonra da&lt;span style="mso-spacerun:yes"&gt;  &lt;/span&gt;eski haline döner. Erkeklerdeki lanet Hulk’ta da olduğundan yamuşayan küçülen vücudun tekrar sertleşip büyümesi bir müddet süreceğinden bu sırada Zagor Hulk’u bir iki tokatla yere yıkacaktır.&lt;span style="mso-spacerun:yes"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: center;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: rgb(0, 0, 238); "&gt;&lt;img src="http://1.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/SQxqgnMceSI/AAAAAAAAAS8/6TyuztIfmBo/s320/zagor+vs+red+kit.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5263699172998805794" style="display: block; margin-top: 0px; margin-right: auto; margin-bottom: 10px; margin-left: auto; text-align: center; cursor: pointer; width: 250px; height: 162px; " /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-style: italic;"&gt;Zagor vs Red Kit&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;İlk Tahmin: Red, hiç bulaşma bu işe stop. Daltonlar kaçmış stop.&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="mso-spacerun:yes"&gt;Olasılıklar: Red Kit, gölgesinden bile hızlı silah çeken bir kovboy. Bir düello ortamı olsa, her ne kadar Zagor&lt;span style="mso-spacerun:yes"&gt;  &lt;/span&gt;silahşörlükte de çok usta olsa da Red Kit’in daha hızlı silah çekeceği muhakkak. Vurur, vuramaz, Zagor vurulsa bile üstüne atlar, atlayamaz bilemiyoruz da biz burada düello yaptırmıyoruz abicim be. Er meydanına&lt;span style="mso-spacerun:yes"&gt;  &lt;/span&gt;çıkıp direkt dalıyor rakipler birbirlerine. Bu meyanda Red Kit bir tokatla yere serilecektir kuşkusuz. Geçmiş olsun.&lt;span style="mso-spacerun:yes"&gt; &lt;/span&gt; &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;RSS (Site Beslemesi)&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7979635-2958381361055440408?l=sitkisiyril.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sitkisiyril.blogspot.com/feeds/2958381361055440408/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7979635&amp;postID=2958381361055440408&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7979635/posts/default/2958381361055440408'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7979635/posts/default/2958381361055440408'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sitkisiyril.blogspot.com/2008/11/zagor-vs-dierleri-4-tur.html' title='Zagor vs Diğerleri (4. Tur)'/><author><name>Sıtkı Sıyrıl</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16226402673778605349</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/SpA-XyZMmbI/AAAAAAAAAXE/GegAj0wp740/S220/avtr1.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/SQxoonq2DNI/AAAAAAAAASk/57BgFFmSU20/s72-c/zagor+vs+wolverine.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7979635.post-1849717161501521511</id><published>2008-10-29T19:21:00.005+02:00</published><updated>2008-10-29T19:29:05.710+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Zagor&apos;un Albümünden'/><title type='text'>Zagor'un Albümünden (4)</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/SQicrUZCl9I/AAAAAAAAAMs/6HktZTCBjdc/s1600-h/%C3%A7avu%C5%9F.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 264px; height: 301px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/SQicrUZCl9I/AAAAAAAAAMs/6HktZTCBjdc/s320/%C3%A7avu%C5%9F.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5262628432604469202" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style=";"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;Zagorumuz’un hatunlarla olan maceralarını yazmıştık. Artık “zögör çiköyle iş tütüyormuş, geymiş, tiri viri” diyen de kalmadı zati. &lt;/span&gt;&lt;span style="mso-spacerun:yes"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="mso-spacerun:yes"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: small;"&gt;Zagor bu yaşta mektebe gidecek adam değil. Denk geldikçe o işi de hallediyor. Hallediyor halletmesine de Vahşi Batı, Darkwood hele de binsekizyüzlü yıllarda tam olarak erkeklerin dünyası. Günümüzün Doğu Anadolusu gibi. Kadınlar sosyal hayatta yok. Onca maceranın arasında denk getirip güzel bir kadın bulacaksın da iş bitireceksin. Nerdee? Çok nadir. E ne yapacak Zagor bu durumda. Ya rüyada hallenip kamyonu devirecek ya da çavuşu tokatlayacak…&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;RSS (Site Beslemesi)&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7979635-1849717161501521511?l=sitkisiyril.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sitkisiyril.blogspot.com/feeds/1849717161501521511/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7979635&amp;postID=1849717161501521511&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7979635/posts/default/1849717161501521511'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7979635/posts/default/1849717161501521511'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sitkisiyril.blogspot.com/2008/10/zagorun-albmnden-4.html' title='Zagor&apos;un Albümünden (4)'/><author><name>Sıtkı Sıyrıl</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16226402673778605349</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/SpA-XyZMmbI/AAAAAAAAAXE/GegAj0wp740/S220/avtr1.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/SQicrUZCl9I/AAAAAAAAAMs/6HktZTCBjdc/s72-c/%C3%A7avu%C5%9F.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7979635.post-630375769765101465</id><published>2008-05-08T21:05:00.009+03:00</published><updated>2008-05-08T21:21:19.457+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Zagor - Genel'/><title type='text'>Zagor'un Tamtam Mesajları</title><content type='html'>&lt;div&gt;Zagor’un iletişim yöntemleri konusunda son dosyamıza hoş geldiniz. Zagor’un postacısı Drunky Duck ile başladık, duman mesajlarını inceledik nihayetinde geldik tamtam mesajlarına.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/SCNDOr9HimI/AAAAAAAAAMM/m_UlI-JOY7Q/s1600-h/zagor_tamtam_02.jpg"&gt;&lt;/a&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/SCNERr9HioI/AAAAAAAAAMc/KZ2Kb6dtgGA/s1600-h/zagor_tamtam_02.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5198073465563220610" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/SCNERr9HioI/AAAAAAAAAMc/KZ2Kb6dtgGA/s200/zagor_tamtam_02.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Kapsamı alanı mektup ve duman mesajlarına göre daha dar olsa da iletişimin toplam kalitesine baktığınızda içlerinde en iyi alternatifin tamtam yöntemi olduğu kesindir. Mesajın tamtamı çalmaya başladığınız an alıcıya gitmesi itibariyle; ne zaman yerine ulaşacağınız sarhoş ve dallama bir kızılderiliye kalmış olan mektuptan kat kat üstündür. Keza duman mesajı yolladığınızda, alıcının onu görüp görmediği kesin değildir. “çabuk yetiş” mesajını dumanla gönderdiğinizde alıcı o yöne bakmıyorsa, yani o yöne doğru tüm hatlar doluysa mesajınızı okuyamayacak ve yetişemeyecektir. Ancak eğer ipod ile müzik dinlemiyorsunuz tam tam mesajlarını mecburen duyacak, bırak duymayı yerinizden sıçrayacak ve mesajı alacaksınızdır. Bir anlamda iadeli taahhütlü’ye denk düşer tamtam mesajları. Zagor’un kulübesinin önündeki hakiki meşeden içi boş kütük parçası ve gene meşeden mamul iki adet tokmak tıpkı ankesörlü bir telefon gibi kulübenin demirbaşlarından olmuştur. Zagor böylece Darkwood’daki kulübesine yakın sayılabilecek kabilelerle anlık olarak iletişim kurabilir. Ne sabit ücret ne iletişim vergisi, ne Telekom belası… &lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5198071949439765042" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/SCNC5b9HijI/AAAAAAAAAL0/TdTsXp4gy4E/s400/zagor_tamtam_04.jpg" border="0" /&gt;“Peki tamtam ile nasıl iletişim kurulur babuş onu anlat hele” diye sormadığınıza eminim. Bir kısa bir uzun iki karakterden müteşekkil (-.) sade yapısıyla mors alfabesi ile bile destanlar yazabilirken elimizdeki tamtamla hem derdini anlatmak hem de karşı tarafın gönül telini titretmek çok kolay olacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/SCNDTr9HinI/AAAAAAAAAMU/nitGXPGA0fc/s1600-h/zagor_tamtam_05.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5198072400411331186" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/SCNDTr9HinI/AAAAAAAAAMU/nitGXPGA0fc/s200/zagor_tamtam_05.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Hala bu iletişim yöntemine kafası yatmayan varsa, sağdan veya soldan bir darbuka bulmasını öneririm. Biliyorum ki hiçbir Türk bir darbuka bulup da, onu iki dümteklemeden, gaza gelip “dum tıka dum tık tık dumph” şeklinde rezil sololar atmadan duramaz. E Kızılderililer ile Türklerin ilişkisi malum. Hala tartışıyor adamlar. Sadede gelirsek, tamtam mesajları ve bu şekilde bir iletişim yöntemi aslında bizim ve Kızılderililerin (ve tabi Zagor’un da) alt beynine kayıtlı. İçgüdümüz böyle. Bu yatkınlığı gayet işlevsel olarak kullanan Kızılderililer de almışlar tamtamları ellerine hem çalıp eğlenmişler hem de sesin ulaşabildiği her yere mesajlarını ulaştırabilmişlerdir. Görür görmez bu iletişim yönteminin hastası olan Zagor da, hemen tamtam dersi almış yıllar geçtikçe de bu işin kompetanı olmuştur.&lt;br /&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5198072112648522306" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/SCNDC79HikI/AAAAAAAAAL8/ZRs5mOGDyco/s400/zagor_tamtam_01.jpg" border="0" /&gt;Örneklerde karikatürize ettiğimiz gibi tamtam mesajlarında geçerli bir alfabe yoktur. Alfabe, müziğin kendisidir, notalardır, yörenin türküleridir. Her ne kadar çizgi-romanda biz bu mesajları “dum dum dum tıkaa” şeklinde görsek de, her bir dum’un ayrı bir notası ayrı bir ezgisi vardır.&lt;br /&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5198072207137802834" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/SCNDIb9HilI/AAAAAAAAAME/jhs3VnsrOsQ/s400/zagor_tamtam_03.jpg" border="0" /&gt;Köy mü yanıyor. “Yangını var, yangını var ben yanıyorum”u çaldığınız anda duyan kovasını alıp gelir. Korkunç bir fırtına mı yaklaşıyor. “Çadırımın üstüne şıp dedi damladı” çalarsınız. Duyan saklanır mağarasına. “Solukbenizliler mi saldırıyor” Ölüm marşı, Gri Geyik mi evleniyor, Kolarado yöresinden , “Geliyor düğün halayı…” Şef vefat mı etti, Virginia dolaylarından “Anan öle cemil, yetim kalasın cemil”…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;Günümüzde sadece Türkiye’de, (o da çok çok az) kullanılan bu iletişim yöntemi; eskiden çoğu evde bulunan darbukalar gibi gün geçtikçe azalmakta ve kaybolmaya yüz tutmaktadır.&lt;/p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;RSS (Site Beslemesi)&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7979635-630375769765101465?l=sitkisiyril.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sitkisiyril.blogspot.com/feeds/630375769765101465/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7979635&amp;postID=630375769765101465&amp;isPopup=true' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7979635/posts/default/630375769765101465'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7979635/posts/default/630375769765101465'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sitkisiyril.blogspot.com/2008/05/zagorun-tamtam-mesajlar.html' title='Zagor&apos;un Tamtam Mesajları'/><author><name>Sıtkı Sıyrıl</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16226402673778605349</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/SpA-XyZMmbI/AAAAAAAAAXE/GegAj0wp740/S220/avtr1.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/SCNERr9HioI/AAAAAAAAAMc/KZ2Kb6dtgGA/s72-c/zagor_tamtam_02.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7979635.post-5544985933093980363</id><published>2008-03-02T19:25:00.007+02:00</published><updated>2011-02-15T15:02:21.059+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Zagor - Genel'/><title type='text'>Zagor'un Duman Mesajları</title><content type='html'>Sevgili okuyucu, doğruyu söyleyeceğim. Doğru prim yaptığından değil meyyalim böyle.&lt;br /&gt;Ben açıklık bir arazi bulup, çalı çırpı tutuşturup, eski bir battaniyeyi feda edip bu dumanla mesajlaşma mevzusunun görsellerinden ekmek yemeyi umuyordum. Bir iki geyik ile harmanlayıp şahane paketleyecektim mevzuyu. Ancak n’oldu sevgili okuyucu? Olmadı. Öncelikle, koca memlekette açıklık arazi niteliğinde bir toprak parçası bulamadım. Evimin yakınlarında kocaman arazisi olan bir okul var, gidip onun bir köşesinde ateş yaksam, hademeyi görüyorum, süpürgesinin sapını biliyorum, olmayacak. Issız inşaat köşelerinde yakmak her yönden tehlikeli. Hem adam gibi bir açı bulup olayı görüntülemek de zor, ışık yetersiz. Sağında solunda, uzağında yakınında bir ev bulunmayan, ateş yaktığında, “halohoov, napıyon lan dürzü” deyip, jandarmayı itfaiyeyi aramayacak birinin olmadığı tek bir toprak parçası bulamadım. Dağlara çıksam daha fena, orman bekçilerine pompalı vermişler son yangınlardan sonra. N’oldu, elde eski battaniye kaldık öyle. İki dakikalık bir ateş yakıp "askerlerin güneyden saldırıya geçtikleri" mesajını gönderemedik karşı dağlara. Yaktık adamların başını. Böyle böyle bitti işte Kızılderililer.&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;Netice itibariyle iş başa düştü. Yaza yaza, kanırta kanırta işlemek durumunda kaldım sözkonusu Zagor ve duman mesajları konusunu. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Duman ile mesajlaşmanın, herkesin bir cep telefonu sahibi olduğu ve 15 yaşındaki bir gencin bile “eskiden cep telefonu olmadan nasıl haberleşiyormuşuz lan biz” diye geyik yaptığı günümüzde sadece karikatürlere konu olması olağan. Eskiden bu şekilde haberleşen insanları algılamamız güç. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/R8rjzofc88I/AAAAAAAAALc/7tmxpwUPlT4/s1600-h/duman+mesajlar%C3%84%C2%B1+1.JPG"&gt;&lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5173197598170608578" src="http://3.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/R8rjzofc88I/AAAAAAAAALc/7tmxpwUPlT4/s200/duman+mesajlar%C4%B1+1.JPG" style="cursor: hand; float: left; margin: 0px 10px 10px 0px;" /&gt;&lt;/a&gt;"Zagor'un dumanla haberleşmesi çizgi-roman kolpası mıdır?" Diye bir anket de açmıştık zamanında. Verilen binlerce oyun sonucu: % 5 lik kesim “Komple kolpadır” , %26’lık kesim “Kızılderililerin kullandıkları süper bir iletişim şeklidir. Kolpa molpa değildir.” % 42’lik ve lider kesim ise “Mesajlarda özel isimler kullanıp abartmasalar kolpa değil derdim. Ama bu haliyle kolpa gibi” derken, gene %26’lık muzip bir kesim ise “Kolpa ne lan” demiş, anketin sonucu “böyle bir şey var ama çizgi-romanlarda çok abartmışlar işi” şeklinde çıkmıştı. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Anket bir yanda dursun, işte şimdi gerçekler ortaya çıkacak. Belli başlı kütüphaneler ve google’ın bitmek bilmeyen dehlizlerinde, dibi gözükmeyen linklerinde yaptığım araştırmalar sonucu dumanla mesajlaşmanın bal gibi de olduğunu öğrenmiştim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Orijinal ve zamanında Kızılderililer tarafından kullanılmış duman mesajlaşması şu şekilde işliyor. Ateşi yaktıktan sonra gökyüzüne çıkan dumanı bir örtü ile yönlendirip kesik kesik duman işaretleri yani puf elde ediyoruz ki; bir puf “dikkat!” , iki puf “Her şey yolunda” üç puf ise “Tehlike / SOS / Yardım çağırın” anlamına geliyor. Bu haliyle gayet tutarlı olarak anlık mesajlaşmış oluyorsunuz. Elbette eğer ilk defa mesajlaşacaksınız, dumanı yönetemiyorsanız, anne babanızın boşluk bırakmayı bilmediklerinden bitişik yazdıkları sankskritçe SMS’ler gibi, iki puf ile “her şey yolunda” diyecekken dumanı kesemeyip üçüncü pufu gökyüzüne gönderip “imdat” çağrısı da gönderebilir; ulan şimdi sıçtık deyip tekrar iki puf göndermeye çalışıp gökyüzünü onlarca pufa boğup karşı tarafa ana avrat düz gitmeyi de becerebilirsiniz. Ya da toplamdaki farklı mesajı fonksiyonel kullanayım deyip, işgüzarlık edip “dikkat” , “dikkat” demek için iki puf kullandığınızda, 2 puf ile farklı bir mesaj göndermiş olacaksınız. Kısacası bu konuda 3 farklı uyarıdan başka bir şeye kafayı takmayıp dumanı yönetebilmek lazım.&lt;br /&gt;&lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5173197434961851314" src="http://1.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/R8rjqIfc87I/AAAAAAAAALU/F4ACs_SUndU/s320/duman+mesajlar%C4%B1+2.JPG" style="cursor: hand; display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center;" /&gt;Hal böyleyken Zagor’umuz ne diyor Duman mesajlarında. “Zagor’dan Mohawkların şefi Tonka’ya. Batıdan geçecek kafile Zagor’un dostudur. Sakın yamuk yapılmaya. Kendinize iyi bakın. Zagor” ya da “30 yaşlarında, uzun boylu, sarı saçlı bir adam, Çiko’yu kaçırdı. Görenlerin ve duyanların Zagor’a müraacatı arz olunur” vb mesajlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zagorumuz bu işin piri dumanla mesajlaşmanın kompetanı, duman alfabesinin kralı olduğundan, duman mesajlarıyla rahatlıkla giriş gelişme sonuçlu bir makale yazabilir. Bu tür mesajlara şaşırmak gereksiz. Zagor tüm üstün özelliklerinin yanında iletişimde de çok güçlü bir kahramandır. Günümüzde, telefon, telgraf, e-posta, faks gibi sürüyle yöntemin karşılığı olarak kah dumanla, kah postacı Drunky Duck ile kah kulübesinin önündeki bir nevi ankesör konumundaki kütükle gönderdiği tam tam mesajlarıyla tüm şartları zorlamış, (ki tam tam mesajları da ayrı bir yazının konusudur) 1800’lerde dahi Türk Telekom’un hizmetlerinden kat be kat kaliteli bir iletişim kurmuştur. Hem de bedava. Elbette ki Zagor’un kullandığı duman dilinde, klasik dumanlaşmadaki üç mesaj değil, o günün şartlarında herkes tarafından bilinen kelime ve olayları simgeleyen yüzlerce mesaj bulunurdu. Peki özel isimleri nasıl yazıyorlardı dediğinizi duyar gibiyim. Bu da aslında bir yanılsamadan ibaret. O devirde beyazlar haricinde kimse özel isim kullanmıyordu. Tüm Kızılderililerin isimleri kızgın geyik, kabız kuğu vb tamlamalardan oluşuyordu. Aşağıda örneğini gördüğünüz mesajda geçen “Shenankar” ismi de bu çeşit bir tamlamaydı aslında. Ayrıca herkes tarafında bilinen bazı özel ve cins isimlerin de birer karşılığı vardı (Apaçiler, Siyular, Kafatası Mağarası vb) Dolayısı ile bu şekilde bir mesajlaşmayla derdinizi gayet güzel anlatabiliyordunuz.&lt;br /&gt;&lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5173201562425422818" src="http://2.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/R8rnaYfc8-I/AAAAAAAAALs/5rwIPpssQCE/s400/duman+mesajlar%C4%B1+3.JPG" style="cursor: hand; display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center;" /&gt;Son olarak, günümüzde maalesef yok olmaya yüz tutan bu iletişim yöntemine ve üstte yazılanlara “hade len” diyenler için yukarıdaki mesajın kriptosunu vererek bitiriyorum.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;P = Puf&lt;br /&gt;+ = 5 saniyelik uzun duman demek&lt;br /&gt;kelime aralarında 10 saniyelik uzun duman var / Cümle aralarında 20 saniyelik uzun duman&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Shenankar (5P+3P ) Baltalı İlah’ın (1P+2P+1P+2P’7P ) izlerini (2P+2P+3P) buldu (4P) /&lt;br /&gt;Kardeşlerimizin (3P+2P+4P) katili(8P+2P) hala(1P+1P+1P) Tunikan topraklarında(4P+4P+4P+3P) /&lt;br /&gt;Ve(7P+13P+34P) belki de(9P+2P) yine(3P+2P+1P) öldürmeye(8P) hazırlanıyor. (11P) /&lt;br /&gt;Tunikan savaşçıları (4P+4P+4P+3P) aramaya(7P) gruplar halinde(3P+3P+3P+3P) devam etsin. (10P+2P) /&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;RSS (Site Beslemesi)&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7979635-5544985933093980363?l=sitkisiyril.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sitkisiyril.blogspot.com/feeds/5544985933093980363/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7979635&amp;postID=5544985933093980363&amp;isPopup=true' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7979635/posts/default/5544985933093980363'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7979635/posts/default/5544985933093980363'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sitkisiyril.blogspot.com/2008/03/zagorun-duman-mesajlar.html' title='Zagor&apos;un Duman Mesajları'/><author><name>Sıtkı Sıyrıl</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16226402673778605349</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/SpA-XyZMmbI/AAAAAAAAAXE/GegAj0wp740/S220/avtr1.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/R8rjzofc88I/AAAAAAAAALc/7tmxpwUPlT4/s72-c/duman+mesajlar%C4%B1+1.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7979635.post-1027690927111291060</id><published>2007-12-20T16:51:00.001+02:00</published><updated>2007-12-21T15:50:37.791+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Zagor&apos;un Dostları'/><title type='text'>Profesör Verybad</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/R2qEDJ30-WI/AAAAAAAAALM/fbnuJCIQahw/s1600-h/Verybad+3.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5146070713948764514" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/R2qEDJ30-WI/AAAAAAAAALM/fbnuJCIQahw/s200/Verybad+3.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Tam adı Adolfo Verybad olan ve profesörlük yapan bu zat, çeşitli Zagor maceralarında karşımıza çıkmış, ayrıca hala kendisinin olduğu maceralar yazıldığından daimi bir Zagor karakteri olarak incelememizin yanlış olmayacağı bir kişidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlk defa bir askeri kalede kendisine tahsis edilen odada çeşitli çılgın deneyler yaparken tanıdığımız Verybad, soyismindeki "çok kötü" anlamına rağmen, kötülük ile iyilik arasındaki çizgide bir o tarafa bir bu tarafa yalpalaya yalpalaya ilerleyen aslında iyi ya da kötü olarak değil sadece bir dürrük olarak nitelendirebileceğimiz bir karakterdir. Kategorik olarak Zagor dostlarına mı yoksa düşmanlarına mı eklemeli bilemiyorum.&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Hakkında çok bilgimiz yok. O profesör ünvanını hangi üniversiteden aldı, Süleyman Demirel ve Kenan Evren gibi fahri profesör mü, yoksa o devirdeki boşluktan faydalanıp kendisine böyle bir imaj yapan çakma bir profesör mü bilemiyoruz. Ancak en azından yaptığı inanılmaz buluşların yüzü suyu hürmetine, gerçekten de konusunda bilgili ve önemli bir profesör olduğuna inanmak istiyoruz. &lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5146069382508902722" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/R2qC1p30-UI/AAAAAAAAAK8/zD9LLd3ywxs/s400/Verybad+1.JPG" border="0" /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Koskoca bir profesör olmuş ancak insanlığın bir derdine derman olacak bir buluşu var mı? Yok. Anca insan küçültme cihazı olsun zehirli gaz olsun, hayvan gibi bombalar olsun, insanları canavara dönüştüren deneyler olsun hep ibliscesine çeşit çeşit musibet. Gerçi bu icatların tümünde Amerikan ordusunun bitmek tükenmek bilmeyen en büyük olma, dünyaya hükmetme tutkusu da açıkça görülüyor; Profesör Varybad icadın hangi amaçla kullanılacağına değil, icadın kendisine, yaratabilme, icat edebilme ve bilimsel gücüne konsantre oluyor ancak, icatların kötü ellere düşmesindeki rolü, basiretsiz bir adam olarak sağda solda dolanması, o bilgi birikimini insanlığın faydası için kullanmamasıyla benim nazarımda bir dürrük olarak kalmaya mahkumdur. Zaten Zagor da sevmez bu adamı. Genelde ki tokatla susturup akabinde o icadı yok eder. Ama bilime duyduğu saygıdan ötürü de daha ileri gitmez, Varybad’i falakaya yatırmaz mesela. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/R2qBqJ30-TI/AAAAAAAAAK0/-pBrfK9Pfvo/s1600-h/Verybad+2.JPG"&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/R2qDbZ30-VI/AAAAAAAAALE/oYOPEsPghPw/s1600-h/Verybad+2.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5146070031048964434" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/R2qDbZ30-VI/AAAAAAAAALE/oYOPEsPghPw/s200/Verybad+2.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Ben aslında bir karaktere bu kadar kıl olmam. Ancak bir macerasında Zagor ve askerleri küçültüp 5 cm boyuna getirmesi ve akabinde eski hallerine döndürmesini gördükten sonra bu adamı belledim bir kere. Ayrıca Zagor senaristlerinin "Zagor aynı zamanda fantastik de bir çizgi-romandır" sözünü kendilerine kalkan yapıp, iyice coşup sıçıp sıvamalarına da vesile olması bakımından ısınamadığım, sevemediğim bir karakterdir. Çılgın Profesör konseptini de en son seksenlerde "Back to the future" serisi ile kapattık bir kere, halâ zorlamanın ne anlamı var? &lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;RSS (Site Beslemesi)&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7979635-1027690927111291060?l=sitkisiyril.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sitkisiyril.blogspot.com/feeds/1027690927111291060/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7979635&amp;postID=1027690927111291060&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7979635/posts/default/1027690927111291060'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7979635/posts/default/1027690927111291060'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sitkisiyril.blogspot.com/2007/12/profesr-verybad.html' title='Profesör Verybad'/><author><name>Sıtkı Sıyrıl</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16226402673778605349</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/SpA-XyZMmbI/AAAAAAAAAXE/GegAj0wp740/S220/avtr1.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/R2qEDJ30-WI/AAAAAAAAALM/fbnuJCIQahw/s72-c/Verybad+3.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7979635.post-4309164594868639247</id><published>2007-12-04T22:02:00.000+02:00</published><updated>2007-12-12T16:50:02.581+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Zagor&apos;un Dostları'/><title type='text'>Drunky Duck</title><content type='html'>Tüm Zagorsever’lerin bildiği gibi Drunky Duck (Zom Ördek) isimli bu arkadaş ismi ile müsemma daima sarhoş olan, genellikle Zagor maceralarının başında rastladığımız, Zagor’un yaşayacağı maceranın haberini getiren kızılderili postacıdır .&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5140213586778169682" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/R1W1Be2MoVI/AAAAAAAAAJc/f4r7BC8N4WM/s400/Drunky+Duck+1.JPG" border="0" /&gt;Aynı Red Kit’deki her türlü şartta, çöl demeden, sıcak demeden tam zamanında postayı getiren postacı gibi görev aşkıyla yanıp tutuşan, posta getirmek için daima yeni yöntemler peşinde ve mütemadiyen sarhoş olan, mizahi bir karakterdir. Posta taşımaktan sonraki en büyük tutkusu Çiko ile uğraşmak olan Drunky Duck hakkında bilgilerimiz sınırlı aslında. Kendisinin Pitt kalesinde çalıştığını biliyoruz ancak maaşı ne kadar, sigortası yolu yemeği var mı bilememekle birlikte genellikle posta getirdiğinde aldığı bir iki dolarlık bahşişlerle hayatını idame ettirir gibi gözükür. Çiko ile uğraşır sürekli dedik, biraz açalım burayı. &lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/R1W1eO2MoWI/AAAAAAAAAJk/JNpRrilX8jg/s1600-h/Drunky+Duck+2.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5140214080699408738" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 155px; CURSOR: hand; HEIGHT: 165px" height="181" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/R1W1eO2MoWI/AAAAAAAAAJk/JNpRrilX8jg/s200/Drunky+Duck+2.JPG" width="173" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Drunky Duck, Çiko ile ilk karşılaşmalarında getirdiği mesajı bir baltaya bağlayıp bu baltayı Çiko’nun kafasının birkaç santim yanına saplayarak ulaştırmıştır. Çiko haklı olarak bu duruma çok sinirlenmiş ve Drunky Duck’ı o dakikada ebedi düşmanı olarak bellemiştir. Akabindeki karşılaşmaların tümünde de, hem Drunky Duck hem Çiko birbirlerine çeşitli oyunlar oynayarak; kah su altından gidip, kah balonla uçup, kah tuzaklı hediye paketleriyle, kah teknelerini delerek, kah tüfekle ateş ederek birbirlerine rahatlıkla eşşeoğlueşşek şakası diyebileceğimiz şakalar yapmışlar ve yapmaya devam etmektedirler. &lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/R1W1x-2MoXI/AAAAAAAAAJs/Ii60ZNvcYiE/s1600-h/Drunky+Duck+5.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5140214420001825138" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/R1W1x-2MoXI/AAAAAAAAAJs/Ii60ZNvcYiE/s200/Drunky+Duck+5.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Her ne kadar Çiko da Drunky Duck’a çok ağır şakalar yapsa da çok rahat söyleyebilirim ki bu şakaların müsebbibi Drunky Duck’tır. Bir kere adam mütemadiyen sarhoş. Görevini severek yapsa dahi mesai saatlerinde sarhoş gezen bu adam bir de eşşek şakalarını seven biri olunca Çiko’nun onu şakayla karışık öldürmek istemesi doğal. Bir gün o şakaların birinde birisinin dötüne girecek mızrağın biri ama hadi hayırlısı. &lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/R1W2GO2MoZI/AAAAAAAAAJ8/RZ7mV6TtiKs/s1600-h/Drunky+Duck+4.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5140214767894176146" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/R1W2GO2MoZI/AAAAAAAAAJ8/RZ7mV6TtiKs/s200/Drunky+Duck+4.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Hayır bu mesajları gönderenlerde de hata var. Gidiyorlar hayati önemdeki mesajları sarhoş bir postacıya emanet ediyorlar. O sarhoş da, bırakın sarhoş olmasını, daima icat peşinde olan bir tür dallama olduğundan, senin “Zagor çabuk yetiş, ölüyorum” mesajını; yok oka sarıp gönderiyor, yok pastanın içine koyuyor, yok havadan balonla gönderiyor. Ya kaybolsa o mesaj? Nasıl yetişecek Zagor? Nasıl kurtaracak senin paçanı? Ama müstahak sana. &lt;a href="https://www.wellsfargo.com/"&gt;Wells Fargo&lt;/a&gt; gibi bir firma var. Taş gibi şirket. 1800’lerden beri bugün dahi posta taşıyor adamlar. Sen onlara verip iadeli taahhütlü göndereceğin mesajı gidiyorsun elin sarhoşuna veriyorsun her şey müstahak sana. Aslında düpedüz terbiyesizlik yapan, müşteriyi hiçe sayan, hatta düpedüz canına kasteden, görevinin getirdiği kuralları iplemeyen bu adam Zagor’dan yüz bulmasa bunları yapamaz ya. &lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5140214909628096930" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/R1W2Oe2MoaI/AAAAAAAAAKE/ORqJ8MnIuDQ/s400/Drunky+Duck+3.JPG" border="0" /&gt;Zagor kendisine giren çıkan olmadığı için tüm olayları bir çizgi film gibi seyretmekle yetinip, Çiko’nun delirdiği durumlarda Çiko’yu engelleyip “Hahaha” diye gevrek gevrek gülerek Drunky Duck’ın paçasını kurtarır her seferinde. Zagor tarafından da kollandığını gören Drunky Duck da akıllanacağına gelecek sefer ne tür bir eşşek şakası yapsam diye düşünür durur. Oysa Zagor çekse kenara Drunky’i, öbür tarafa da Çiko’yu çağırsa. Drunky’e “arkadaşım biraz dikkat et postaları getirirken” dese, Çiko’ya “sen de sakin ol biraz” dese. Öpüştürüp barıştırsa onları, sevaba girse fena mı olur? Olmaz tabi ama Zagor’un da kafasında bizim bilmediğimiz fikirler vardır tahmin ediyorum. &lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5140214596095484290" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/R1W18O2MoYI/AAAAAAAAAJ0/d0eAHenjzDY/s400/Drunky+Duck+6.JPG" border="0" /&gt;Artık “Şakalaşıyor keraneciler bir şey olmaz diye” geniş geniş mi düşünüyor yoksa, “ulan cep telefonu var da ben mi kovmadım Drunk Duck’ı” diye mi düşünüyor, haberleşmek için Drunky Duck’a muhtaç olduklarından mı her türlü edepsizliğine “ehe ehe” diye karşılık veriyor bilemiyoruz ama Zagor böyle yapıyorsa vardır bir sebebi. Bize de Drunky Duck’a fazla kızmadan, alan razı satan razı diyerek gülüp geçmek düşüyor.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;RSS (Site Beslemesi)&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7979635-4309164594868639247?l=sitkisiyril.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sitkisiyril.blogspot.com/feeds/4309164594868639247/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7979635&amp;postID=4309164594868639247&amp;isPopup=true' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7979635/posts/default/4309164594868639247'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7979635/posts/default/4309164594868639247'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sitkisiyril.blogspot.com/2007/12/drunky-duck.html' title='Drunky Duck'/><author><name>Sıtkı Sıyrıl</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16226402673778605349</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/SpA-XyZMmbI/AAAAAAAAAXE/GegAj0wp740/S220/avtr1.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/R1W1Be2MoVI/AAAAAAAAAJc/f4r7BC8N4WM/s72-c/Drunky+Duck+1.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7979635.post-6273391999329748898</id><published>2007-11-26T22:24:00.000+02:00</published><updated>2007-11-28T17:14:22.720+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Zagor vs Diğerleri'/><title type='text'>Zagor vs Diğerleri (3. Tur)</title><content type='html'>&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5137248424636580034" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/R0ssOVFmAMI/AAAAAAAAAIs/uM7IbvlxoEw/s200/zagorvskinowa.jpg" border="0" /&gt;&lt;em&gt;Zagor vs Kinowa&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;İlk Tahmin: Zagor Kinowa’nın anasını bile satar.&lt;br /&gt;Olasılıklar: Olasılık falan yok. Kinowa dediğimiz adam ailesinin Kızılderililer tarafından öldürülmesini görmüş, kendi kafa derisini de yüzdürmüş akabinde olayı anlamadan dinlemeden, o zamanın koşullarını şartlarını düşünmeden kişisel bir intikamla tüm Kızılderili ırkını yok etmeye and içmiş, bir de utanmadan kafasına ördek derisinden maske yapan, boynuz takan (artık karısı ile ilgili ne biliyorsa) kafasız, fanatik, cahil bir adamdır zaten. Öyle süper güçleri ya da üstün bir yeteneği falan da yoktur. İşi gücü pusuya düşürüp zavallı Kızılderilileri öldürmektir. Zagor zaten içinden “Ah bir Kinowa ile karşılaşsam da ona Neşeyle Tonka’nın, Arzuyla Susuz Kaya’nın selamını söylesem” diye geçirmektedir. Bu ahval ve şerait içinde Kinowa’yı versek Zagor’un eline, Zagor Kinowa’yı önce eşek sudan gelene kadar dövecek, sonra da kafasındaki ördek derisi maskeyi çıkarıp, keline bir tane şaklatıp kafasına bonus peruğunu geçirecek, Kinowa’yı atına bağlayarak atı bu şekilde Kızılderili yöresine doğru dehleyecektir. Oh olsun ama. Zerre acımıyorum.&lt;br /&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5137248957212524770" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/R0sstVFmAOI/AAAAAAAAAI8/eUU2fwueKFw/s200/zagorvsmystere.jpg" border="0" /&gt;&lt;em&gt;Zagor vs Martin Mystere&lt;br /&gt;&lt;/em&gt;İlk Tahmin : Böyle maç mı olur be?&lt;br /&gt;Olasılıklar: Şimdi Martin Mystere zaten arkeolog bir insan. Yumrukları fena değil aslında ancak hiç öyle güçle kuvvetle işi yok. Zaten gelmiş 60 küsur yaşına. Martin amca diyoruz kendisine. Fiziksel gücü ile değil zekâsı ve bilgisiyle yeniyor düşmanlarını. Bu meyanda kendisini ittirip Zagor’un önüne atarsak Zagor harcar Martin amcayı. Ancak Martin amcayı iri bir bünye olan yardımcısı neanderthal adam Java’dan bağımsız düşünemeyiz. Hatta Martin amca’nın havada kalan fiziksel kuvvetini Java tamamlıyor diyebiliriz. O zaman Java’yı çıkartalım Zagor’un karşısına. Ne diyosun, adaletli değil mi? Karşı karşıya geldiklerinde Java her ne kadar insan üstü bir güce sahip olsa da, Zagor’u yakalayamayacak, Zagor’un baltasını 3-5 defa kafaya yedi mi pırıl pırıl olacaktır. Ha bu sırada Martin amca boş durmaz bir ali cengiz çevirirse, ışın tabancası var, onu çekerse destursuz bilemem. Yoksa teketekte ikisini de harcar Zagor.&lt;br /&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5137248227068084402" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/R0ssC1FmALI/AAAAAAAAAIk/u0oUHlCqL18/s200/zagorvsbatman.jpg" border="0" /&gt; &lt;em&gt;Zagor vs Batman&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;İlk tahmin: Hangi Batman?&lt;br /&gt;Olasılıklar: Nazarımda Batman komple magazine batmış ve yalan olmuş Hollywood’un harcadığı acıklı bir kahramandır. Şimdi Zagor’la kapıştıralım diyoruz da, Corç Kuluni mi çıkar artık karşısına, Kıristiyın Beyl mi çıkar, yoksa Vol Kilmır mı çıkar bilemiyorum. Hadi bu polemiklere girmeyip “fight” diyelim. Batman; batmobil, batkopter, batmobilet vb tüm araçları ile full aksesuar da gelse karşılaşmaya Zagor’u yenebilmesi mümkün değil. Batman ne yapacak, ip atıp Zagor’u ipe mi dolayacak? Gaz mı püskürtecek? Hahayt... Antin kuntin aletlerle olmaz bu iş. Hadi aletsiz edevatsız karşı karşı gelseler diyeceğim ancak Batman zaten alengirli kostüm yüzünden rahat hareket edemeyen bir adam. Zagor bir tokat atsa maske uçacak kafadan. Tam hamle yaparken pelerini tutup dolayıverse kafaya kendi kendine boğulacak zaten. Ancak Zagor gene de Batman’ı bu şekilde madara etmek yerine meslektaş kabilinden saygı gösterecek ve bir dakika içinde Batman'ın sırtını onu rezil etmeden yere getirecektir.&lt;br /&gt;(Hadi ucuz kurtuldun gene Batman. Herkes görecekti Burus Veyn’in ay gibi parlayan tabaklarını yoksa. Hayır sende Kızılmaske gibi “Batman’ın tabaklarını gören ölür” vb mitler de yok. N’apıcaktın o zaman?) &lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5137248720989323474" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/R0ssflFmANI/AAAAAAAAAI0/4PuHWj5Ai3Y/s200/ZagorvsSupermike.jpg" border="0" /&gt;&lt;em&gt;Zagor vs Supermike&lt;br /&gt;&lt;/em&gt;Zagor’un uğraştığı çok daha önemli, azılı, istikrarlı düşmanları var. Supermike bu özelliği ile diğer düşmanları arasında güdük kalsa da Zagor’a benzerliği, ve Zagor’la aynı şartlarda savaşması özelliği ile (Hellingen gibi teknoloji ile değil ya da Kandrax gibi büyü ile değil) ilgiyi hak ediyor. Supermike gerçekten de ismindeki super sıfatını hak eden süper bir insandır. Flüt, gitar, keman her türlü enstrümanı çalar, tarihi, psikolojiyi, her türlü yazılı bilgiyi bilir. Akrobattır, her türlü atlar, sıçrar, uçar. Güçlüdür, atletiktir, kendisinden 2 kat iri bir adamı rahat döver. Silahları çok iyi kullanır, silahşördür. Zekidir.&lt;br /&gt;İtiraf etmeli ki, Zagor’da bu özelliklerin çoğu yok. Ancak Zagor’da olup Supermike’da olmayan tek özellik var ki o özellik sayesinde Zagor’a Zagorumuz diyoruz. O da Adalet duygusu ve vicdan. (iki oldu lan!) Neticede bu ikili, kapışsalar (ki kapıştılar da) Zagor sopa yiyebilir, çok zor durumlara düşebilir, yenilmek üzere bile olabilir ancak Zagor’un vicdani ve adaletli yönü ona her zaman yardım edecek bir bakıma onun gerçekten ölümsüz olduğunu tescil edip karşılaşmanın değişmez galibi olarak Zagor ilan olunacaktır. (saman gibi müsabaka oldu yahu... neyse sayın Özkök ile acısını çıkaralım bu maçın...)&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5137492692311605506" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/R0wKYlFmAQI/AAAAAAAAAJM/5qQQJpdkn_U/s200/zagorvcozkok3.jpg" border="0" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Zagor vs Ertuğrul Özkök&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;İlk Tahmin : Zagor alır maçı almasına da, sonra…&lt;br /&gt;Olasılıklar: Şimdi Zagor ile Ertuğrul Özkök aynı düzlemde karşı karşıya gelmesi imkansız kahramanlar gibi görülse de, aslında ikisi de gerçek ve fantastik evren’in iç içe geçtiği kendi dünyalarındaki paralellik vasıtasıyla bal gibi de karşı karşıya gelebilirler. Gelirler de Zagor artık Ertuğrul Özkök’ü cetvelle mi döver, baton sucukla mı döver, kulağını mı çeker, yoksa bir yumrukta yere mi serer bilemeyeceğimiz gibi, karşı karşıya geldiklerinde sayın Özkök’ü sopalaması kesin olan Zagor’un başına müsabakadan sonra ne geleceğini de bilemeyiz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Karşılaşmanın hemen ertesinde Ertuğrul Özkök, “Telefon çaldı arayan Genel Kurmay Başkanı'ydı" başlıklı bir yazı ile G.K. Başkanı’nın, “Zagor olayını dikkatle izliyoruz, tahlilleriniz doğrudur” dediğini mi yazar, Aydın Doğan vasıtası ile Zagor’un yayınevlerini ve hatta Bonelli Comics'i satın aldırıp Zagor’u kadın kılığına sokup mu basar, Zagor ile Çiko’nun fotoshop’lı uygunsuz görüntülerini manşetten verip, “bu fotoğraf hakkında editörlerle çok tartıştık ancak gazetecilik gereğince basmaya karar verdik” diye yaptığı saldırıyı gazetecilik kisvesiyle örtmeye mi çalışır, “Gelin itiraf edelim” temalı yazılarından biri ile Zagor okumanın aslında tamamen nostaljik duygularla mümkün olabileceğini, Zagor’un lümpen bir kahraman olduğunu, oysa kendisinin has bir frankofon olduğunu mu yazar bilememekle birlikte Zagor’un başına hoş olmayan olayların geleceği açıktır. Al başına belayı...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;RSS (Site Beslemesi)&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7979635-6273391999329748898?l=sitkisiyril.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sitkisiyril.blogspot.com/feeds/6273391999329748898/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7979635&amp;postID=6273391999329748898&amp;isPopup=true' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7979635/posts/default/6273391999329748898'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7979635/posts/default/6273391999329748898'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sitkisiyril.blogspot.com/2007/11/zagor-vs-dierleri-3-tur.html' title='Zagor vs Diğerleri (3. Tur)'/><author><name>Sıtkı Sıyrıl</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16226402673778605349</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/SpA-XyZMmbI/AAAAAAAAAXE/GegAj0wp740/S220/avtr1.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/R0ssOVFmAMI/AAAAAAAAAIs/uM7IbvlxoEw/s72-c/zagorvskinowa.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7979635.post-5140053515023978983</id><published>2007-10-09T22:39:00.001+03:00</published><updated>2010-03-25T12:39:03.932+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Zagor&apos;un Albümünden'/><title type='text'>Zagor'un Albümünden (3)</title><content type='html'>"Ormanda yaşama bana tıpkı hayvanlarda olduğu gibi altıncı his kazandırdı"&lt;br /&gt;&lt;div align="right"&gt;Zagor Tenay 1825 / Darkwood&lt;/div&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/RwvaWLrt8dI/AAAAAAAAAIE/oDIMilLsb7I/s1600-h/6.his.JPG"&gt;&lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5119425476064834002" src="http://3.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/RwvaWLrt8dI/AAAAAAAAAIE/oDIMilLsb7I/s400/6.his.JPG" style="cursor: hand; display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center;" /&gt;&lt;/a&gt; Örümcek Adam'ın örümcek hissi var ise Zagor'un da altıncı hissi var. Zagorumuz bildiğiniz gibi en kıllı yünlü durumlarda, bir kahpelik bir namertlik olduğunda bunu anında hisseder ve daha dikkatli davranarak düşmanlarını alt eder. Üç beş mangacı, beş on frankofon sağda solda diyormuş ki, "Zagor nasıl en zorlu durumda bile kurtarıyor paçayı" diyormuş. "Çok saçma. Ölmeli bizce." diyormuş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hahayyt. Siz Zagor'u hiç tanıyamamışsınız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zagor'un ölümsüz olduğuna inanmazlar, altıncı his falan çok saçma, hep kurtuluyor, klişe derler. Hayır kendisi ölümsüz bir insan olmasa öldürelim de bunların diline düşmeyelim diyeceğim. Neyse, konuyu dağıtıyoruz. Amacımız Zagor'un kendisinin de belirttiği gibi, sahip olduğu altıncı hissin açıklamasını yapmak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne diyor Zagor : "Ormanda yaşama hayvanlar gibi bana altıncı his kazandırdı."&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;Hiç küçümsemeyin bu lafı dostlar. Ben orta okuldayken, Allahın unuttuğu bir yere sürgüne gönderilen bir akrabamın yanında, her yerin orman olduğu bir arazinin ortasındaki bir evde iki ay yaz tatili yaptığımdan bu lafın önemini çok iyi biliyorum. Tatilime başlar başlamaz önce incir ağacından düşerek (kırılan dalın düşerken göğsümü çizmesi sonucu) göğsümü yardım, akabinde dereden tepeden mütemadiyen yuvarlanarak sağlam üst baş , çizilmemiş bir deri, kabuk bağlamamış bir eklem bırakmadım. Bununla birlikte iki ay boyunca sincabından akrebine kadar cümle orman mahlukatı ile yakın temas sağladım. Kaldığımız evde mecburen farelerle birlikte yattım. İki ay boyunca etraftaki binlerce fındık ağacından taze fındık yiyerek beslendiğimden devamlı surette cırcır (tırık) vaziyetinde dolaştım. İki ay sonra eve paramparça döndüğümde ailemin geçirdiği şokun ardından sadece iki aylık süreçte kazandığım özellikler kendini belli etmeye başlamıştı bile. Artık farelerden korkmuyordum. Eve fare, hamamböceği veya benzeri bir haşerat girdiğinde önceki gibi çıldırıp avizeye tırmanmıyor, karşılarına dikiliyordum artık. Ne yersem yiyeyim midem bozulmuyordu. Yemek mi arttı, çorba çok mu tuzlu olmuş, et çok mu yağlı aldırmıyor götürüyordum. Hele ki sokaktaki performansım… Gene eskisi gibi duvarlardan, ağaçlardan, bisikletten düşüyor, koşarken yuvarlanıyordum ancak artık düştükten sonra ağlamıyor, kendi pansumanımı kendim yapıyordum. Ormanda tek başına kaldığımda mecbur olduğum kendi başının çaresine bakma özelliği gerçek hayatta da devam ediyordu. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Netice itibariyle, sadece iki aylık bu deneyimin bana kazandırdığı özelikler ortadayken Zagor’un “Ormanda yaşama hayvanlar gibi bana altıncı his kazandırdı.” Sözü bana hiç abartılı gelmiyor. Bırak altıncıyı yedinci, adamın alnında üçüncü gözü çıkar valla diyerek bitiriyor bik bik edecekleri Belgrat ormanında kurduğum çadırda bekliyorum. &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;RSS (Site Beslemesi)&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7979635-5140053515023978983?l=sitkisiyril.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sitkisiyril.blogspot.com/feeds/5140053515023978983/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7979635&amp;postID=5140053515023978983&amp;isPopup=true' title='7 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7979635/posts/default/5140053515023978983'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7979635/posts/default/5140053515023978983'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sitkisiyril.blogspot.com/2007/10/zagorun-albmnden-3.html' title='Zagor&apos;un Albümünden (3)'/><author><name>Sıtkı Sıyrıl</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16226402673778605349</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/SpA-XyZMmbI/AAAAAAAAAXE/GegAj0wp740/S220/avtr1.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/RwvaWLrt8dI/AAAAAAAAAIE/oDIMilLsb7I/s72-c/6.his.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>7</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7979635.post-2161511921954506224</id><published>2007-09-25T19:47:00.000+03:00</published><updated>2008-02-03T17:51:32.277+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Zagor - Genel'/><title type='text'>Zagor Gerçekten Ölümsüz müdür?</title><content type='html'>Öncelikle sakin. “Gene geyik bir yazı geliyor, ne ölümsüzü, ne ilahı, o Kızılderililerin uydurması” demeyin. Hele okuyun bir…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bildiğiniz gibi Kızılderililer Zagor’a “Baltalı İlah” diyor. Bu Baltalı İlah yakıştırmasını semantik olarak incelersek, daha çok “tanrı” anlamında kullanıldığını görürüz. Bununla birlikte “ilah gibi çocuk” , “ilah gibi grup” , “sen ilahımsın artık” gibi kullanımlara bakarak, ilah ile, sadece niteliksel olarak tanrı değil, tanrı gibi anlamının kast edildiğini çıkarabiliyoruz. Yani "baltalı ilah" sıfatı yerleri gökleri yaratan, istediği her şeyi oldurabilen anlamına gelmiyor. Peki neden Kızılderililer Zagor Tenay’a baltalı ilah diyorlar? Çünkü Za-gor Te-nay baltalı ilah demek zaten. Ahahah. Olmadı. x=x sonucunu bulan liseli öğrenci olduk. Öhhm.. Baltalı ilah sıfatının nedeni, Zagor’un ölümsüz olmasıdır ya da sanılmasıdır. Evet, mutabıkız değil mi? Peki gerçekten ölümsüz müdür Zagor? Ya da ölümsüz müdür Zagor gerçekten peki? Hı? &lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5114185199351886258" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/Rvk8V7rt8bI/AAAAAAAAAH0/Mp1X2-o2B2s/s400/ZAGOR-COLORE.jpg" border="0" /&gt;Zagor okuyucusunda şöyle bir eğilim var. Zagor adaleti yerine getirebilmek için, Kızılderililerin cehaletinden ve metafizik özelliklere yatkınlıklarından faydalanıp “ilah” olarak gözükmek için çeşitli hileler yapar. (ver duman, ver havai fişeği) Gerçekte ilah değildir. Ölümsüz değildir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Önceleri ben de bu şekilde düşünüyordum ancak okuduğum yüzlerce maceradan sonra artık aydığımı söyleyebilirim. Zagor tabi ki tanrı anlamında bir ilah değildir ancak cahil Kızılderilileri yönetmede kolaylık sağlaması açısından ilah rolünü de oynayan bir ölümsüzdür. Evet, &lt;strong&gt;Zagor gerçekten ölümsüzdür&lt;/strong&gt;.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sadece Zagor değil, şu anda bu yazıyı okuyan, canlı olan her insan ölümsüzdür. Öleceğini garanti edemezsiniz. Ölene kadar ölümsüzlük iddiasını korur. Eğer ölürse ölümsüz olmadığı anlaşılır ancak şu anda bu kanıya varmak imkansızdır.  Aslında anlatmak istediğim bu tür bir ölümsüzlük değil. Gerçekten ölmemekten bahsediyorum. Hiçbir zaman ölmeyecek olmaktan. Zagor hiçbir zaman ölmeyecek bir ölümsüzdür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Belki yaratıcısı Ferri’nin bile aklına gelmemiş olabilir Zagor’un gerçekten ölümsüz olabileceği. Hatta Zagor'un dostları ve dahi kendisi bile bilmiyordur ölümsüz olduğunu. Bunu anlayabilmek için olayların içinden sıyrılıp tepeden bakmak kâfi aslında. Bakın tüm maceralarına; hiçbirinde ölümsüzlüğüne halel getirecek bir kanıt bulamazsınız. Aksine, babasıyla görüşmek üzere öte dünya benzeri mistik bir yolculuğa çıktığı, renkli basılan “Gökkuşağı Köprüsü” macerasında; Zagor, bilekleri kesilip öldüğü halde, ilahi bir güçle (Manitu, Allah, Büyücüler vs vs) tekrar canlanmış neticede ölmemiştir. Onun dışında, sürekli yaralanması, bayılması, kanının akması, Kızılderililere ilah (tanrı) numarası yapıp, dumanlar eşliğinde belirmesi vb hiçbir gerekçe onun ölümsüz olmadığını kanıtlamaz. Tersine tüm bunların açıklamasını düşündüğümüzde Zagor’un gerçekten ölümsüz olduğunu bir kez daha idrak edebiliriz. Zagor ölümsüz olduğu için binbir çeşit macerasındaki binbir çeşit düşmanının elinden kurtulabilmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Hocam manyak mısın nesin, böyle kanıt mı olur” dediğinizi duyar gibiyim. Sensin lan manyak!&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;RSS (Site Beslemesi)&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7979635-2161511921954506224?l=sitkisiyril.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sitkisiyril.blogspot.com/feeds/2161511921954506224/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7979635&amp;postID=2161511921954506224&amp;isPopup=true' title='7 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7979635/posts/default/2161511921954506224'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7979635/posts/default/2161511921954506224'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sitkisiyril.blogspot.com/2007/09/zagor-gerekten-lmsz-mdr.html' title='Zagor Gerçekten Ölümsüz müdür?'/><author><name>Sıtkı Sıyrıl</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16226402673778605349</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/SpA-XyZMmbI/AAAAAAAAAXE/GegAj0wp740/S220/avtr1.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/Rvk8V7rt8bI/AAAAAAAAAH0/Mp1X2-o2B2s/s72-c/ZAGOR-COLORE.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>7</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7979635.post-4533247252981702902</id><published>2007-09-19T23:43:00.000+03:00</published><updated>2007-11-28T17:20:04.225+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Zagor&apos;un Albümünden'/><title type='text'>Zagor'un Albümünden (2)</title><content type='html'>Ne demiş Shakespeare : "Ağlarsa anam ağlar gerisi ninja tosbağalar."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Esasında üzerinde çok tartışılacak, sansasyonel bir kare değil Zagor’un ağlaması. Ancak çok nadir görülmesi ile bir ilgiyi hak ediyor. Hep vurguladığımız gibi Zagor her ne kadar bir çizgi-roman kahramanı ve Baltalı İlah olsa da insani özelliklerini yitirmemiştir. O da hepimiz gibi, döver, sever, sinirlenir, kendini kaybeder, üşür, hacetini giderir, tırık olur ve nihayetinde ağlar da.&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5112019089668439266" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/RvGKRwSz_OI/AAAAAAAAAHs/aul-4TaYKD8/s400/Agliyor.JPG" border="0" /&gt; Nice ölümler gördü Zagor... Annesiyle babası neredeyse gözlerinin önünde öldü. Onu yetiştiren, Zagor olmasını sağlayan nitelikleri veren avcı Fitzy onu kurtarmak için gözünün önünde uçuruma düştü. Kaç defa Çiko’nun öldüğünü sandı. En yakın dostlarını kendi eliyle gömdü. Annesini babasını deliler gibi özleyip bunalımlara girdi. Normal bir insanın başına gelse derbeder olması, meczup olması, Müslümcü olması kaçınılmaz olan olaylarda Zagor’un gözünden tek bir yaş bile damlamadı. Bununla birlikte Zagorumuz’u Seminoller’in şefi Manetola’ya bir daha görüşmemek üzere veda ederken kendini tutamayıp ağlarken görüyoruz. Ölümü kabullenip ona bu kadar dayanıklı olan Zagor bir dostundan ayrılırken patlayabiliyor. Bu da bize Zagor’un duygusal olarak Bir psikiyatriste tez yazdıracak kadar yoğun ve karmaşık bir kişiliği olduğunun emarelerini veriyor. Oysa arada salsa kendini, biraz hıçkırsa, Babam ve Oğlumu seyredip ağlasa bir şeyi kalmaz ama Baltalı İlah olmanın bedellerinden biri de bu. Ayrıca onlar gözyaşı değil, ter.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;RSS (Site Beslemesi)&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7979635-4533247252981702902?l=sitkisiyril.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sitkisiyril.blogspot.com/feeds/4533247252981702902/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7979635&amp;postID=4533247252981702902&amp;isPopup=true' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7979635/posts/default/4533247252981702902'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7979635/posts/default/4533247252981702902'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sitkisiyril.blogspot.com/2007/09/zagorun-albmnden-2.html' title='Zagor&apos;un Albümünden (2)'/><author><name>Sıtkı Sıyrıl</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16226402673778605349</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/SpA-XyZMmbI/AAAAAAAAAXE/GegAj0wp740/S220/avtr1.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/RvGKRwSz_OI/AAAAAAAAAHs/aul-4TaYKD8/s72-c/Agliyor.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7979635.post-4565514744623968905</id><published>2007-09-17T22:01:00.000+03:00</published><updated>2007-11-28T17:16:42.330+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Zagor&apos;un Albümünden'/><title type='text'>Zagor'un Albümünden (1)</title><content type='html'>&lt;blockquote&gt;&lt;/blockquote&gt;Blogumuzun bu bölümünde Zagor’un albümünden, kimsenin duymadığı bilmediği en mahrem, en enteresan kareleri inceleyeceğiz. Darkwood’da neler oluyor, kim kiminle nerede, inler outlar, şıklar rüküşler, şölenler danslar… Artık hiçbir şey gizli kalmayacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bildiğiniz gibi Zagorumuz genelde pek espri yapmaz. En fazla Çiko’nun esprilerine “Hahaha ömürsün Çiko” , “Gene mi acıktın haylaz ahaha” şeklinde gülerek Çiko’nun mizahına ortak olur. Peki neden espri yapmaz?...Mizah yeteneği mi yoktur yoksa kahramanlığının, ilahlığının getirdiği duruş sebebiyle mi espriyi tercih etmez? Sorular…Sorular…&lt;br /&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5111253506788653426" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/Ru7R-90beXI/AAAAAAAAAHk/Ss4iYB748d4/s400/sebek.JPG" border="0" /&gt;Üstteki karelere baktığımızda görüyoruz ki, Zagor insanları güldürmek için bir nevi şebeklik yapmakta, mizah anlayışının Nejat Uygur ile Levent Kırca arasında bir noktada olduğunu ipuçlarını vermektedir. Gönül ister ki, kahramanımız tüm üstün özelliklerinin yanına mizah kabiliyetini de ekleseydi de tüm gülmece olayını Çiko’nun oburluğu ile çözmeseydi. Ancak düşününce… 1800’lerin Amerikası'nı, Darkwood’u düşününce, Zagor’un Biraz daha mizahi bir kahraman olup aşağıdaki lakırdıları ettiğini hayal ediyorum da:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Oo, oturan boğa… sana neden bu ismi verdiler yav? Boğanın neresine oturdun ki?&lt;br /&gt;-Oturan Boğa hocam , sen Esen boğa havalimanını biliyon mu? Ehehehee.&lt;br /&gt;-Lan Gri Geyik, iki gündür bi geyik yaptığın yok varsa yoksa, ugh mugh. Kafam tuttu ha. Sar bakam ordan bi cigaralık.&lt;br /&gt;-Hşş, Tonka eğil bak bişi söyleyecem. Oğlum g.tün başın açıkta lan.. Takım taklavat meydanda. Koca şefsin yakışıyor mu sana? Git bi pantul diktir kendine.&lt;br /&gt;-Hşş, Doc… Abızıttın mı? (…) Zzzzzzzt darkvuut.. Muhahahah.&lt;br /&gt;-Çiko… haşgeryar var yer misin? Ahahahah.&lt;br /&gt;-Lan beyaz kurt.. Oğlum şeyini sallasan Beyaz Kurt’a çarpıyor. Senin ismin Recep olsun artık. Ehehe.&lt;br /&gt;-Rabson.. olum gittin müendiz oldun, geldin buraya toz toprağın arasında sürünüyosun. Sürdüler mi olum seni, reagencı mısın sen? Aldıralım mı senin tayini San Francisco'ya?&lt;br /&gt;-Gitar jim, cebimde 1 dolar olacak benim elerim ıslak. Elini sokup alsana. (…) Puahahaha. Çekme lan hemen, n’oldu ısırdı mı? Muhahaha..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;N’oldu. Biraz mizah duygusu katalım dedik, Zagor hemen terbiyesizliği ele aldı. Gördüğünüz gibi Zagor’u bozuyor mizah. Netice itibariyle mizah gücü olmayan kahraman o yıllarda iyi bir seçim gibi gözüküyor. Karıştırmayın ötesini.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;RSS (Site Beslemesi)&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7979635-4565514744623968905?l=sitkisiyril.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sitkisiyril.blogspot.com/feeds/4565514744623968905/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7979635&amp;postID=4565514744623968905&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7979635/posts/default/4565514744623968905'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7979635/posts/default/4565514744623968905'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sitkisiyril.blogspot.com/2007/09/zagorun-albmnden-1.html' title='Zagor&apos;un Albümünden (1)'/><author><name>Sıtkı Sıyrıl</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16226402673778605349</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/SpA-XyZMmbI/AAAAAAAAAXE/GegAj0wp740/S220/avtr1.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/Ru7R-90beXI/AAAAAAAAAHk/Ss4iYB748d4/s72-c/sebek.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7979635.post-1191129095164336127</id><published>2007-07-27T21:31:00.000+03:00</published><updated>2007-11-28T17:31:34.441+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Zagor - Genel'/><title type='text'>Zagor'un Sözü Bu!</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/Rqo_Ob91f8I/AAAAAAAAAGY/xsRNJGuhmSs/s1600-h/4lu+2.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5091951845953601474" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/Rqo_Ob91f8I/AAAAAAAAAGY/xsRNJGuhmSs/s400/4lu+2.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; Hem bloğumuzun başlığı olması hem de Zagor’u 3-5 kez okuyanların dahi bildiği bir klişe olması sebebiyle incelenmesi gerekli bir nida, bir replik, bir ünlem, bir isyan bu, haykırış…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/Rqo7jr91fyI/AAAAAAAAAFI/v9bcTm8tPD0/s1600-h/3lu.JPG"&gt;&lt;/a&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/RqpA4r91f-I/AAAAAAAAAGo/Ql_W4bNSqK8/s1600-h/3lu_2.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5091953671314702306" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/RqpA4r91f-I/AAAAAAAAAGo/Ql_W4bNSqK8/s400/3lu_2.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Söz; daha Darkwood’a gelmeden, bizim kültürümüzde de tutulması gereken, namus ile eşdeğer çağrışımlar uyandıran bir teminat lafı, bir çeşit yemin, yani anttır. Söz verdiğimizde tutarız. Tutamazsak söz alan kişi, “söz vermiştin olum” diye çemkirir ki bunun savunması da yapılamaz. Bu böyleyken, bir de bu “söz”, dürüstlüğü, alçak gönüllüğü, adaleti, gücü, ilahlığı ile tanınan Zagor’un ağzından çıktığı anda karşı tarafta kanun hükmünde kararname hissiyatı yaşatması da normal.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biraz daha detaylı bir incelemeyle “X’in sözü bu” kalıbının zadece Zagor’a has bir şey olmadığını, kabile şefinden, kanun kaçakçısına kadar karizma sahibi, güçlü kuvvetli herkesin önemli konuşmalarının sonuna eklediği, bizdeki “yalancının anasını”, “yalancıya yağlı girsin” “anam avradım olsun” ,”şerefsizim ki” tadında bir nida olduğunu görürüz. Bu nidanın kökeninde de, günlük hayatta zamir kullanmayı bilmeyen Kızılderililer yatmaktadır. Zamir mevzusunu bir örnekle açıklayacak olursak: Karnı acıkan bir kızılderilinin “Benim karnım acıktı” gibi minimal bir cümle kurmak yerine zamirleri bilmediğinden “Ugh, Ağaç altında bekleyen Tilki’nin karnı acıktı” cümlesini kurması, “üşüyorum” yerine “Ugh Kızgın gri geyik’in g*tü dondu” demesi “X’in sözü bu” akımının temelini ol&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/Rqo85r91f1I/AAAAAAAAAFg/WcmHsI7lAaQ/s1600-h/5.jpg"&gt;&lt;/a&gt;uşturmuştur.&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/Rqo77L91fzI/AAAAAAAAAFQ/EwReAA949wM/s1600-h/9.JPG"&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kızılderililerin başlattığı bu akım memleketimizdeki güzide sanatçı&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/Rqo80b91f0I/AAAAAAAAAFY/QXHR1eS3vdU/s1600-h/1.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5091949200253747010" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/Rqo80b91f0I/AAAAAAAAAFY/QXHR1eS3vdU/s320/1.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;larımız (!) tarafından hala sürdürülmekte; magazin gazetecilerinin “Hülya hanım geceleri ne yapar?” sorusuna “Hülya Avşar geceleri ne yapar… Hülya Avşar geceleri çok uyumaz, Hülya Avşar kitap okur, Hülya Avşar yün eğirir” gibi cevaplar veren içimizdeki Geronimolar tarafından yaşatılmaktadır. Kızılderililer Türk müdür araştırmaları yapan kişilere bu önemli kanıtı sunup konumuza devam edelim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/Rqo9Gr91f2I/AAAAAAAAAFo/I-7ktz5jZdw/s1600-h/9.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5091949513786359650" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/Rqo9Gr91f2I/AAAAAAAAAFo/I-7ktz5jZdw/s320/9.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Hülya Avşar ve diğer güzide sanatçılarımızda bu kadar iğreti durup adeta denyo nişanesi olan bu kalıp 1800’lerin Darkwood’undaki Zagor’da , ardından çıt çıkarmaya tırstıracak bir hale gelmekte, gökten vahiy inmişçesine kabul görmekte, Zagor’un düşmanlarına korku dostlarına güven pompalamaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zagor bu repliği çizgiromanda gördüğümüz karelerde daima sinirlenmişken söylese de gerçek hayatında aşağıdakine benzer kullanımları da mevcuttur.&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;---0---&lt;br /&gt;-Olum Gri Geyiğin anasını zkeceklermiş. Ugh!&lt;br /&gt;-hade len, Gri Geyik, Islak Ayı’nın kankası, nereye skertiyorlar.&lt;br /&gt;-Zagor’un sözü bu olum.&lt;br /&gt;-Deme be!&lt;br /&gt;---0--- &lt;/div&gt;&lt;div&gt;-Zagorcum, geçenlerde aldığın yüz doları rica etsem. Çok sıkışığım, takas yerinde sinek avlıyorum valla.&lt;br /&gt;-Traviscim valla sabahtan beri ödeme yapıyorum vezne gibi oldum şerefsizim. Ertesi hafta artık. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;-Zagorcum iyi güzel de hep aynı taktik… Valla Hellingen’e bir haber uçurmama bakar.&lt;br /&gt;-Haftaya verecez dedik ya lan. Zagor’un sözü bu.&lt;br /&gt;-(tıss)&lt;br /&gt;---0---&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/Rqo9OL91f3I/AAAAAAAAAFw/4Jjrsa43N3Y/s1600-h/12.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5091949642635378546" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/Rqo9OL91f3I/AAAAAAAAAFw/4Jjrsa43N3Y/s320/12.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Netice itibariyle Zagor’un sözü bu dendiğinde dinleyeceksin kardeşim. Bilirsiniz ki Zagor verdiği sözü her zaman yerine getirir. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;-Ugh, Sıtkı Sıyrıl’ın sözü bu!&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;RSS (Site Beslemesi)&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7979635-1191129095164336127?l=sitkisiyril.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sitkisiyril.blogspot.com/feeds/1191129095164336127/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7979635&amp;postID=1191129095164336127&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7979635/posts/default/1191129095164336127'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7979635/posts/default/1191129095164336127'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sitkisiyril.blogspot.com/2007/07/zagorun-sz-bu.html' title='Zagor&apos;un Sözü Bu!'/><author><name>Sıtkı Sıyrıl</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16226402673778605349</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/SpA-XyZMmbI/AAAAAAAAAXE/GegAj0wp740/S220/avtr1.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/Rqo_Ob91f8I/AAAAAAAAAGY/xsRNJGuhmSs/s72-c/4lu+2.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7979635.post-2012477993075826051</id><published>2007-06-10T19:47:00.000+03:00</published><updated>2007-11-28T17:31:34.441+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Zagor - Genel'/><title type='text'>Zagor Baltası Yapıyoruz!</title><content type='html'>Gerçekçi olalım dostlar. Zagor gibi hastası olduğumuz süper bir kahramanın yanına, taştan yapılmış güdük bir baltayı hiç yakıştıramamıştım. “Aa, evet yaa” dediğinizi duyar gibiyim. Evet, işin bir sürü detayı var. Zagor bu güdük dediğimiz baltayı abuk subuk yerlerde bile, bir taş, bir sopa ve biraz sarmaşık bulup yapabiliyor, bu anlamda bu silah her yerde. Ayrıca bu balta nice düşmanını yere yıktı, ergonomik, hafif, kullanımı kolay… da gene de Zagor’un görkemi yanında sönük kaldığı muhakkak. (efenim?)&lt;br /&gt;Bu sebepledir ki… (hangi sebeple?!) “Zagor bu baltayı beş dakikada nasıl yapabiliyor?” “Bu ufacık balta gördüğümüz kadar etkileyici mi gerçekten?” "gene bir çizgiroman kolpasıyla mı karşı karşıyayız?" gibi soruların cevabını bulmak ve Zagor’un balta motivasyonunu biraz olsun çözebilmek için bir balta yapmaktan başka çare yoktu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/RmwtKVNGldI/AAAAAAAAADs/yov4hXJ6Ilk/s1600-h/01.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5074480535653750226" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/RmwtKVNGldI/AAAAAAAAADs/yov4hXJ6Ilk/s200/01.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Uzatmadan hemen malzemelerimize geçelim. Hiç korkmayın ölçülerimiz bardakla, kaşıkla:&lt;br /&gt;1) 1 adet kaymak taş. Her yerimiz taş dolu ancak, gereken elips formunda bir taş bulmak çok kolay değil. Ben bir alışveriş merkezinin bahçesindeki dekorasyon için ağaçların dibine döşenen taşlardan cebellezi ettim. Bahçıvanlarda, peyzaj işi yapan yerlerde cillop gibileri bulunabiliyor. Çok düzgün olmasına gerek yok derseniz sokaktan bulduğunuz elips formuna yakın bir taş da işinizi görecektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2) 1 adet sopa/değnek/çomak/çubuk. En kolay bulabileceğimiz malzeme. Çok ince olmamasına dikkat ediyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3) Yeteri kadar ip. Türkiye’de Darkwood’daki kadar yeterli sarmaşık yok maalesef. Ayrıca olanlar da botanikçilerde epey pahalı satılıyor. Dolayısı ile baltamızı sarmaşık ile değil mecburen ip vasıtası ile tutturacağız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/Rmwt41NGlfI/AAAAAAAAAD8/eKDidlQJQvw/s1600-h/03.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5074481334517667314" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/Rmwt41NGlfI/AAAAAAAAAD8/eKDidlQJQvw/s200/03.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;İlk iş olarak sopamıza, maket bıçağı ya da normal bıçak yardımıyla gerekli formu veriyoruz. Önlerden ve arkalardan kısaltıp, dışındaki kabuğu da soyduğumuzda tam köteklik bir değnek elde ediyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/RmwtqVNGleI/AAAAAAAAAD0/5e1_zGHlKVU/s1600-h/02.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5074481085409564130" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/RmwtqVNGleI/AAAAAAAAAD0/5e1_zGHlKVU/s200/02.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Taş ile sopanın birleşeceği yer, baltamızın sağlamlığı ve ergonomisi açısından çok önemli. Bu sebeple en uygun yeri bulmak için titiz davranıyoruz. En uygun yer testi için, taşın sopanın üzerinde (sopa dikken) ipsiz de durabilmesi gerekli. Birleşim için en uygun yeri belirledikten sonra o bölgeyi taş üzerinde siyah bir kalem ile işaretlerseniz montajda çok işimize yarayacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/RmwuElNGlgI/AAAAAAAAAEE/f08Po-sao-g/s1600-h/04.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5074481536381130242" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/RmwuElNGlgI/AAAAAAAAAEE/f08Po-sao-g/s200/04.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Bununla birlikte &lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/Rmwux1NGliI/AAAAAAAAAEU/xSS4c_JNDY8/s1600-h/07.jpg"&gt;&lt;/a&gt;birleşim bölgesi dümdüz olmayabilir. O bölgede bazı yamukluklar, yükseltiler, alçaltılar olabilir. Bu yüzden taşın sopaya tam denk gelmesi için, sopanızın birleşim yerine gerekli müdahalede bulunup, aynı taşın yüzeyindeki gibi, yükseklik ve alçaklıkları yapmalısınız. Çok iyi bir taş bulamayanlar küçük bir sünger parçasını birleşim bölgesine koyarak buradaki tutunmayı arttırabilirler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/RmwuRlNGlhI/AAAAAAAAAEM/ZnVIUlj50L8/s1600-h/05.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5074481759719429650" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/RmwuRlNGlhI/AAAAAAAAAEM/ZnVIUlj50L8/s200/05.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Ayrıca montaja geçmeden önce , sopanın birleşim yerinin 1 cm altına, ipin sığabileceği kadar oyuk bir bölge yapmak da, işimizi kolaylaştıracak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Artık asıl zor bölüme yani taş ile sopayı birleştirmeye geldik.: Öncelikle sopamızdaki oyuğa ipimizi sabitleyip, taş ile sopamızı el, göbek yordamıyla birleştirip ipi sarmaya başlıyoruz. Önemli nokta: İpi taşın üzerinden her geçirdiğimizde, sopanın etrafından da bir tur geçirip (yani sopaya taşı bir kez daha sabitleyip) akabinde tekrar taşın üzerinden ipi geçirmek. Farklı açılardan, çaprazdan, tersten, düzden ipi geçirdikçe, taş ile sopanın birlikteliği sağlamlaşacaktır. Eliniz bu tür işlere yatkın ise birkaç hatalı birleştirmeden sonra kolaylıkla taşınızı sopanız ile birleştirebileceksiniz. Zorlanır iseniz bir arkadaşınızdan yardım isteyebilirsiniz. Ancak, sabitleme mevzusu bir miktar güç istediğinden, sopanın kayması ile o güç boşa çıkıp, kafayı gözü yarma ihtimali de bulunmaktadır. (dikkat edile)&lt;br /&gt;Düğümleri zevkinize bırakıyorum. Yeteri kadar sardıktan sonra, taş ile sopanın sağlamlığını test edip sarma işlemini bitirebilir ve baltanıza merhaba diyebilirsiniz. &lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5074482644482692658" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/RmwvFFNGljI/AAAAAAAAAEc/gSr2vvXnNDQ/s400/16.jpg" border="0" /&gt; Sarım işlemini sıkı ve farklı yönlerden sürekli yaptı iseniz baltanız gerçekten sağlam olacak, sopanın üzerinde asla sağa sola küçük gidip gelmeler , yamulmalar yapmayacak vurduğu yerden ses getirecektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Balta yapımı bitip, baltayı elimde birkaç kez sallayıp test için balkondaki sandığa savurduktan sonra gördüm ki; Zagor’un baltası, hafifliğine karşılık, muazzam etkisiyle inanılmaz bir silah. Balkondaki sandığımız tek vuruşla paramparça oldu. Silah yapısı itibariyle, tüm savurma gücünüzü, taşın ağırlığı ile birleştirip (yaklaşık bir kg) tek bir noktaya yöneltip müthiş bir etki yapıyor. İddia ediyorum bu baltayı kafasına yiyen biri hayatına eskisi gibi devam edemez. Büyük ihtimal kafatası kırılıp, pekmezi akarak kısa sürede ölecek, şanssız ise kafasındaki bir delik ile ve muhtemelen beynindeki tüm bilgileri kaybedip 3 yaşındaki bir çocuk zekası ile hayatına devam edecektir. &lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5074483031029749314" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/RmwvblNGlkI/AAAAAAAAAEk/tXBLe1Bg1Dc/s400/13.JPG" border="0" /&gt; Zagor’un baltası ile, önünüze gelen hemen her şeyi (tahta, plastik, beton, ) yıkabilirsiniz. Tahta bir kapıyı bir dakika içinde kırabilir, tuğladan mütevellit bir duvarı yıkabilir, en sağlam bilgisayar kasasını dakikalar içinde hurdaya çıkarabilirsiniz. Örneklerimi cansız nesneler üzerinden verdiğim dikkatinizi çekmiştir. Çünkü, canlılar üzerinde direkt ölümcül bir etkisi olduğundan bu tür bir teste ihtiyacımız yok.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zagor baltasının yıkıcı gücünü aşağıdaki videodan da kabaca görüp, bu güce ikna olup, baltasının Zagor’un ihtişamının yanında sönük kaldığı tezini yalayıp youtube, diğer tüm detaylarını da irdelediğimizde Zagor’un baltasının Zagor’a en uygun silah olduğuna şahadet etmememiz için bir sebep kalmıyor. Test edildi, onaylandı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/RmwvzFNGllI/AAAAAAAAAEs/69To10tn1zE/s1600-h/hrk.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5074483434756675154" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" height="150" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/RmwvzFNGllI/AAAAAAAAAEs/69To10tn1zE/s200/hrk.jpg" width="154" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Şimdi güzel bir hedef bulup Zagor’un klasik, "omuzun üzerinden ters sıyırtmaç" hareketini gerçekleştirme zamanı. &lt;p&gt;Ayrıca adet olduğu üzere, bu hareketleri lütfen evde denemeyiniz. Blogu insanların Show Haber'den "Küçük Ercan, Zagor'a özenip bıngıldağını çatlattı" haberiyle duymalarını istemeyiz. Gülgün?&lt;br /&gt;&lt;embed src="http://www.youtube.com/v/t10W3Gjd9-w" width="425" height="350" type="application/x-shockwave-flash"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;RSS (Site Beslemesi)&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7979635-2012477993075826051?l=sitkisiyril.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sitkisiyril.blogspot.com/feeds/2012477993075826051/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7979635&amp;postID=2012477993075826051&amp;isPopup=true' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7979635/posts/default/2012477993075826051'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7979635/posts/default/2012477993075826051'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sitkisiyril.blogspot.com/2007/06/zagor-baltas-yapyoruz.html' title='Zagor Baltası Yapıyoruz!'/><author><name>Sıtkı Sıyrıl</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16226402673778605349</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/SpA-XyZMmbI/AAAAAAAAAXE/GegAj0wp740/S220/avtr1.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/RmwtKVNGldI/AAAAAAAAADs/yov4hXJ6Ilk/s72-c/01.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7979635.post-4299970648300339045</id><published>2007-06-02T21:49:00.000+03:00</published><updated>2007-11-28T17:18:32.177+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Zagor vs Diğerleri'/><title type='text'>Zagor vs Diğerleri (2. Tur)</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/RmG8lC467UI/AAAAAAAAADE/z9K4XVv3VA4/s1600-h/zagor+vs+mister+no.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5071542000012684610" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" height="214" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/RmG8lC467UI/AAAAAAAAADE/z9K4XVv3VA4/s320/zagor+vs+mister+no.jpg" width="293" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; &lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;em&gt;Zagor vs Mister No&lt;br /&gt;&lt;/em&gt;İlk Tahmin: Mister No’yu dövmeyeni dövüyorlar ama…&lt;br /&gt;Neredeyse her macerasında birilerinden sopa yiyen Mister No’nun Zagor karşısında şansı olamayacağı belli. Zaten Mister No, Zagor gibi iyiliğin, adaletin simgesi bir bünye ile sırf bir blogçunun geyiği olsun diye asla dövüşmeyecektir. Hadi Mister No’nun klasik parasız günlerinden biri olduğunu düşünerek bir binlik teklif edelim ve dövüş başlasın desek; Mister No, Zagor’dan yediği yumruklarla sersemleyecek, yerlere düşecek, her seferinde yerden kalkacak bir tane çakmaya çalışacak, yenemeyeceğini bilmesine rağmen asla çekilmeyecek, en sonunda Zagor’a sinek ısırığı gibi gelse de bir tane olsun çakıp kendinden geçecektir. Zagor maçı alacak ama Mister No’ya bir kaşaça ısmarlayıp gece takılacaklardır.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5071542171811376466" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/RmG8vC467VI/AAAAAAAAADM/WcjkJwBhck8/s320/zagor+vs+conan.jpg" border="0" /&gt;&lt;em&gt;Zagor vs Conan&lt;br /&gt;&lt;/em&gt;İlk Tahmin: Conan alır mı acaba?&lt;br /&gt;Olasılıklar:Zagor’un karşılaşmaları arasında en heybetlilerinden en rating getirenlerden biri ve Zagor’un en sakat maçı olacağına eminim. Zagor’un bir sürü rakibine üstünlük sağladığı fantastiğinden mitolojiğine envai çeşit düşman ile olan tecrübesi Conan’da pek işe yaramıyor çünkü Barbar Conan da en az Zagor kadar büyücüsünden ejderhasına yüzlerce fantastik düşmanla dövüşmüş efsunlu bir kişilik. Silahlara bakacak olursak, Conan’ın çift yüzlü hayvani baltasının yanında, Zagor’un el yapımı baltası tırnak çakısı gibi kalıyor. Zagor baltasını uzaktan fırlatsa da, Conan’ın kafatasının bu tür darbelerle kırılmayacağı muhakkaktır. Zagor tabancaları ile bir üstünlük sağlayabilirdi belki ancak Zagorumuz karşısında silahı olmayan birine elbette ki ateş etmeyecektir. Silahsız karşı karşıya gelip saf güçlerini ortaya koysalar da birisinden biri rahat alır demek çok zor. Bununla birlikte karşılaşmayı bitirebilmek için biraz kurgu yaparsak: Karşılıklı yumruklar ile ikisinin de kafa göz dağılacak ancak bir üstünlük kuramayacaklar, bu duruma düşen herkesin yaptığı gibi birbirlerine yaklaşıp sarılacaklar. İnanılmaz güçlü kasları ile birbirlerini saatlerce sıkıp perişan edecekler. Bir müddet biri geçecek arkaya, öndekine dayayıp belinden sıkacak, biz tam “hah şimdi babalara geldi işte” derken, pozisyon değişecek, öteki üstün duruma gelecek, bahisler çoşayazacak, yeterince para toplandığını anladığım anda Zagor’a yapacağım bir işaretle (kafayı yavaşca öne eğme hareketi) Zagor meşhur “ahyaaaak” narasını atacak, zaten sersemlemiş Conan’a sağlı sollu en şiddetli yumruklarından çakarak 30 saniye içinde nakavt edecektir. (şike var lan resmen!)&lt;br /&gt;(Yalnız conan çift yüzlü baltasıyla dalsa neler olur düşünmek bile istemiyorum)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5071542335020133730" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/RmG84i467WI/AAAAAAAAADU/uT7zuWb5q0o/s320/zagor+vs+k%C4%B1z%C4%B1lmaske.jpg" border="0" /&gt;&lt;em&gt;Zagor vs Kızılmaske&lt;br /&gt;&lt;/em&gt;İlk Tahmin: Hakkaten n’oldu bu Kızılmaske’ye?&lt;br /&gt;Olasılıklar: Kızılmaske babadan oğula geçen bir çeşit hanedanlık olduğundan ve son Kızılmaske’nin evlenmeyip soyunun kurumasından ötürü, 60 yaşındaki Kızılmaske ile karşı karşıya gelen Zagor, Fantom’un elini öpüp, getirdiği lokumu verecektir en fazla. Ha efsane bitmeyip devam etse idi, Zagor genç ve gürbüz Kızılmaske ile karşılaşsaydı n’olurdu derseniz, sonuç gene fazla değişmezdi. Kızılmaske çok güçlü olmasına karşın, Eden adasının tropik ortamında iyice gevşeyen kendi yağında kavrulan bir kahramandır. Yerliler ve dolandırıcılar dışında pek fazla tecrübesi yoktur. Zagor Kızılmaske’yi döver.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5071542554063465842" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/RmG9FS467XI/AAAAAAAAADc/AzYpbXADOl4/s320/zagor+vs+orumcek+adam.jpg" border="0" /&gt;&lt;em&gt;Zagor vs Örümcek Adam&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;İlk Tahmin: Zagor alır.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Olasılıklar: Örümcek Adam’ın kofti Amerikan kahramanları arasında en delikanlılarından biri olmasına rağmen Zagor ile karşı karşıya geldiğinde, çift sarılı yumurta ile yetişen gürbüz köy çocuğu karşısında corn flakesçi cılız apartman çocuğu hissiyatı yaşatacağı muhakkaktır. Ancak görünüşe aldanmamalı. Direkt karşı karşıya gelseler, Zagor örümcek adamı belinden tutup bükebilir belki ancak Örümcek Adam, havada uçan, karada kaçan bir tip olduğundan yakın temas kolay kolay sağlanamayacaktır. Oradan buraya zıplayıp Zagor’a ağ fırlatan Örümcek Adam , Zagor’u ağa hapsetse de, Zagor, baltasının keskin tarafı ile (Zagor’un baltasının keskin tarafı olduğu bilmeyenler olabilir, vardır efenim) ağı yırtacak, Örümcek’in en önemli saldırı silahının gücünü düşürecektir. Örümcek ancak ve ancak bu ağ ile bir işler çevirip Zagor’u dövebileceğinden, Zagor da bu oyuna düşmeyeceğinden, Zagor, etrafında dört dönen Örümcek Adam karşısında, aynı, gece yatan adamın kulağına gelen sivrisinek gibi, ilkten hiçbir şey yapmayacak ancak baltasını sıkıca kavradığı dikkatli gözlerden kaçmayacaktır. Aniden bir hamle ile baltasını fırlatarak havada ordan oraya uçan, karşı karşıya gelmeye cesaret edemeyen Örümcek’i kafasından vurur ve Peter’in kafasındaki pekmezi akıtır. Sivrisinek de, örümcek adam da nakavt olmuştur.&lt;br /&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5071542644257779074" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/RmG9Ki467YI/AAAAAAAAADk/ZqAECIyuwlg/s320/zagor+vs+mandrake.jpg" border="0" /&gt;&lt;em&gt;Zagor vs Mandreke&lt;br /&gt;&lt;/em&gt;İlk Tahmin: Mandrake nereye alacak?&lt;br /&gt;Olasılıklar: Mandreke mi kaldı be abi. Xanadu adlı şatosuna haciz geldikten sonra, Anadolu turnesine çıkıp kumpanya sihirbazı oldu adam. Akşamları şapkadan tavşan çıkarıp pişirmeye başladılar. Abdullah da memlekete dönmüş zaten. Bu şartlara rağmen hala karşı karşıya gelebiliyorlarsa, Mandrake önce Zagor’un kulağından bir lira çıkarır, Zagor da kemerinden baltasını çıkarır. Mandrake abra kadabra der. Zagor sakince Mandrake’nin kafaya baltayı ekleştirir. Mandrake ölür. Çiko şapkadaki tavşanları pişirir. Biter. (Ha, Mandrake’nin fırtına gibi estiği 80’li yıllarda karşılaşacak olsalar bu kadar kolay bir maç olmazdı tabi ki.) &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;2. turda da Zagor'umuz önüne geleni ezdi. Gerci Conan maçında bir haltlar döndü ama artık önümüze bakmamız lazım. Yok mu oğlum Zagor'a karşı adam gibi bir rakip. Hodri meydan!&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;RSS (Site Beslemesi)&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7979635-4299970648300339045?l=sitkisiyril.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sitkisiyril.blogspot.com/feeds/4299970648300339045/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7979635&amp;postID=4299970648300339045&amp;isPopup=true' title='8 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7979635/posts/default/4299970648300339045'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7979635/posts/default/4299970648300339045'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sitkisiyril.blogspot.com/2007/06/zagor-vs-dierleri-2-tur.html' title='Zagor vs Diğerleri (2. Tur)'/><author><name>Sıtkı Sıyrıl</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16226402673778605349</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/SpA-XyZMmbI/AAAAAAAAAXE/GegAj0wp740/S220/avtr1.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/RmG8lC467UI/AAAAAAAAADE/z9K4XVv3VA4/s72-c/zagor+vs+mister+no.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>8</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7979635.post-5098512038199399259</id><published>2007-05-13T23:29:00.001+03:00</published><updated>2010-05-04T20:59:54.275+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Zagor&apos;un Dostları'/><title type='text'>Zagor'un Kadınları...</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: left;"&gt;Neler demediler ki? “O tek göz oda kulübede neler çeviriyorlar kim bilir?” mi demediler? Çiko ile aralarında münasebetsiz ilişkiler mi kurmadılar. Zagor’a, strec pantolonundaki yamayı da vurgulayarak gay göndermeleri mi yapmadılar... Kahramanımız Zagor bu söylentileri çıkaranların seviyesine inecek, bu nahoş söylentileri tekzip edecek tıynette biri değil zaten ancak gerçekleri de biri yazmalı.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/Rkd18t66LlI/AAAAAAAAAB8/YXoBSb5Xwr0/s1600-h/blondie.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5064145991980691026" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/Rkd18t66LlI/AAAAAAAAAB8/YXoBSb5Xwr0/s400/blondie.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Zagor’un taş gibi bir kanun kaçağı olan Blondie’yi atın üzerinde kucağına oturtup hoplata hoplata götürürken de söylediği gibi kendisi taştan yapılmamıştır. Onun da coşan hormonları, salgıladığı testosteronu ve nihayetinde düzenli olmasa da cinsel bir hayatı vardır. Zagor’un hayatı daima şiddetin gölgesinde olduğundan bu cinsel kimlik doğal olarak çok sık ortaya çıkmamış ve Zagor’un cinsel kimliği hakkında böyle yakışıksız söylemler oluşa gelmiştir. Zagor’a “hocam kamışa su yürüyor mu?” diye sorsanız sizi kaale bile almayacak, aksini kanıtlamayı asla düşünmeyecek, gene maceralarının peşine düşecektir. Ancak biz Zagor’un alçakgönüllüğüne sahip olmadığımızdan bu açıklamaları yapabiliriz: Evet sevgili okuyucular, tüm dost ve düşmanlar, sayın kaymakam, Zagor’un kamışına su yürümektedir. Zagor çift vurup tek saymaktadır, Zagor malabadi yapmaktadır, Zagor mercimeği fırına vermektedir, Zagor n’apar oğlum adamı…&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;Frida Lang&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5064146717830164082" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/Rkd2m966LnI/AAAAAAAAACM/RJsaCPUpYuw/s400/frida+2.JPG" border="0" /&gt; &lt;div&gt;Zagor’un kadınlarını en önemlisinden başlayarak sıralarsak ilk sırayı elbette, ilk olarak kaybolan nişanlısını aramak için karşılaştıkları Avusturyalı aristokrat Frida Lang alacaktır. İlk gördüğünde Zagor’a abayı yakan Frida, başka bir maceralarında Zagor’la mercimeği fırına vermiş, Zagor’la beraber yatarak bir gece geçirmiş üstüne üstlük Zagor’un da bir an aklını başından almış, neredeyse Zagor’u evliliğe ikna edip hepimizi korkutmuştur. &lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5064146863859052162" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/Rkd2vd66LoI/AAAAAAAAACU/O7tsA4VsBR4/s400/frida+3.JPG" border="0" /&gt;Neyse ki Zagor bu durumdan son anda da olsa kaçarak kurtulmuştur ancak Frida daima aklının bir köşesinde sevdiği kadın olarak durmakta, rakıyı fazla kaçırıp sarhoş olduğunda “Fridaaaoo” diye ünlemekte, Darkwood’daki kulübenin etrafındaki cümle mahlukatı uykusundan etmektedir. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;Gambit&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5064147469449440914" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/Rkd3St66LpI/AAAAAAAAACc/UxivUWRIl2U/s400/gambit+11.JPG" border="0" /&gt; İlk sıraya Frida’yı koymak kolay ancak ikinci sırada adaylar çoğalmakta. Buradaki hiyerarşiyi çok önemsemeden gidersek, Gambit, Zagor’un, karşılaştıklarında, tabiri caizse yalamadan geçmediği bir karakterdir. Zagor, Seksapel bir kişiliği olan Gambit’in mesleği olan kumarbazlığı her ne kadar onaylamasa da Gambit’i daima sever. Gambit’in kumarbazlığını suistimal ederek, öpmecesine, soyunmacasına gibi masum isteklerle poker oynayıp, bilerek yenilerek keyfine bakar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;Virginia&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5064147765802184354" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/Rkd3j966LqI/AAAAAAAAACk/20LYt0GluA4/s400/virginia+1.JPG" border="0" /&gt; Virginia, Zagor’un pek çok macerasında gözüken, Zagor’un yakın dostlarında Kaptan Fisleg’in kızıdır. Virginia, Zagor ile ailecek görüştüklerinden daima Zagor’a yakın olmuş; bu yakınlık kah plotonik kah sübyani, kah aşk şeklinde kendini göstermiştir. Zagor Kaptan Fisleg’den çekinip Virginia’yı resmen götürmese de birbirleri ile geçirdikleri yalnız saatler, sarılmalar, masum öpücükler vesilesi ileVirginia Zagor’un kırıklarından biri olma şerefine erişmiştir. Ayrıca Amerika’da okul okuması ve zekası ile, Zagor’un kahramanlık rolünü gören ve bu olaya entelektüel açıdan bakıp sorgulayabilen Zagor hakkında neredeyse kitap yazabilecek kadar dolu olan Virginia Zagor’un en zeki sevgililerinden biridir.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;Elettra Warton&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5064148062154927794" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/Rkd31N66LrI/AAAAAAAAACs/8Z5alKZR_fo/s400/elettra+1.JPG" border="0" /&gt;Elletra, Zagor’un bir macerasında, çok zengin olan bay Warton’u bir maden göçüğünden kurtarmaya çalışmış ancak başaramamış bu vesile ile bayan Warton ile tanışmıştır. Bayan Warton’un tek kızı olan Elettra Zagor ile ilk tanıştıklarında 9-10 yaşlarında bir kız iken, yıllar sonra tekrar karşılaştıklarında adeta taş kesilmiş, Zagor’un aklını başından almış, Zagor’un hatunları listesine bu şekilde bir giriş yapmıştır. Şu ana kadar önemli bir aktivitelerini göremesek de yüksek potansiyeli ile bu listeye girmeye hak kazanmıştır.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;Marie Laveau&lt;/strong&gt; &lt;/div&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5064148431522115266" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/Rkd4Kt66LsI/AAAAAAAAAC0/4Aom1niR8dE/s400/marie+1.JPG" border="0" /&gt; Gerçek bir kişiden uyarlanan Marie, çizgi romanda da aynı gerçek hayattaki gibi bir vudu kraliçesini canlandırmış, Zagor’un edelelerine kafayı takmış, onu prensi yapmak için Zagor’u bir müddet yaşayan ölü haline getirecek kadar saplantılı siyahi bir afettir. Her ne kadar Zagor bu ilişkiye bilinçli olarak girmese de, Marie Zagor’u kendine köle etmiş, kim bilir çizgi roman’a yansımayan saatlerde Zagor ile ne fanteziler gerçekleştirmiştir. Bu haliyle hileli de olsa Zagor’un hayatına giren kadınlardan sayılır.&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;Margie Coleman&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: rgb(0, 0, 238); -webkit-text-decorations-in-effect: underline; "&gt;&lt;img src="http://4.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/S-Bf8YEwBVI/AAAAAAAAAgQ/7wM8DLTvznE/s400/margie_2.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5467475438486947154" style="display: block; margin-top: 0px; margin-right: auto; margin-bottom: 10px; margin-left: auto; text-align: center; cursor: pointer; width: 400px; height: 182px; " /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div&gt;Arkeolog Coleman’ın sarışın kızı olan Margie, şirin bir karşı cins olarak Kandrax’lı bir macerada Zagor’un karşısına çıkmış, ilişkileri Kandrax’ın Margie’ye yönelik tehditleri sebebiyle koruma içgüdüsü ile başlayıp, farklı içgüdülerle sürmüş, götü başı açıkta dalyan gibi kızılderililerden bunalan Zagor’un maceraya daha bir konsantre olmasını sağlamış ve etraftaki testosteron oranını düşürmesini bilmiştir. Macera sonunda ateşli öpücüklerle ödüllendirilen Zagor bir kırık kalp de ha bu diyarda  bırakarak yoluna devam etmiştir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Netice itibariyle Zagor, aşk hayatında çeşitliliğe önem vermiş, uzun süreli ilişkilerin nasıl kolayca tükendiğini bildiğinden kısa ama vurucu ilişkilerle daima özgür bir cinsel kimlik sergilemiş, kimseye bağlanmamış, motto olarak “Seversen z.kilirsin, z.kersen sevilirsin”i benimsemiş, arasıra Frida’nın adını sayıklasa da hiçbir zaman dönüp arkasına bakmamıştır. &lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;RSS (Site Beslemesi)&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7979635-5098512038199399259?l=sitkisiyril.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sitkisiyril.blogspot.com/feeds/5098512038199399259/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7979635&amp;postID=5098512038199399259&amp;isPopup=true' title='17 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7979635/posts/default/5098512038199399259'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7979635/posts/default/5098512038199399259'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sitkisiyril.blogspot.com/2007/05/zagorun-kadnlar.html' title='Zagor&apos;un Kadınları...'/><author><name>Sıtkı Sıyrıl</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16226402673778605349</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/SpA-XyZMmbI/AAAAAAAAAXE/GegAj0wp740/S220/avtr1.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/Rkd18t66LlI/AAAAAAAAAB8/YXoBSb5Xwr0/s72-c/blondie.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>17</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7979635.post-2077133193088030931</id><published>2007-04-22T18:54:00.000+03:00</published><updated>2007-11-28T17:18:40.553+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Zagor vs Diğerleri'/><title type='text'>Zagor vs Diğerleri (1. tur)</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/RiuGtIadEJI/AAAAAAAAABE/Y_05D79oewk/s1600-h/zagor+tex.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5056283116564189330" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/RiuGtIadEJI/AAAAAAAAABE/Y_05D79oewk/s400/zagor+tex.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; &lt;em&gt;Zagor vs Teks&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;İlk Tahmin: Zagor kazanır.&lt;br /&gt;Olasılıklar: Teks fantastik olaylara pek bulaşmadığından, normal insanlar ve silahlar dışında pek fazla tecrübesi olmadığından, her ne kadar canımız ciğerimiz de olsa, fantastiğinden mitolojiğine, vampirinden uzaylısına 370 bin farklı düşmanı yenen Zagor karşısında şansı yok. Ha, Teks, kankası Karson, oğlu Kit ve Tiger ile birlikte bir dalavere yaparlarsa, sotada kıstırırlarsa bilemem. Teks’den beklerim bunu. Ancak normal şartlarda Zagor Teks’e ranger marşını tersten söyletir.&lt;br /&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5056283799463989426" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/RiuHU4adELI/AAAAAAAAABU/k1zFgrgwGf0/s400/zagor+tom.JPG" border="0" /&gt; &lt;em&gt;Zagor vs Tommiks&lt;br /&gt;&lt;/em&gt;İlk tahmin : Zagor rahat kazanır.&lt;br /&gt;Olasılıklar: Tommiks’in Yaratıcıları Esse&amp;amp;Gesse’ye saygımız sonsuz, Tommiks’i, Kulver kalesini, gösterip vermemesi ile Türk kızlarına benzettiğim Çilli Suzi’yi, Konyakçı ile Dr Solosso’yu da sever bağrımıza basarız ancak eğri oturalım doğru konuşalım, silahı olmaz ise Tommiks’i ben bile döverim sanırım. Nevada barlarındaki çıtkırıldım tipleri sopalamakla olmaz bu işler. O yüzden fazla irdelemeden bu karşılaşmayı geçelim. Zagor wins. &lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5056284018507321554" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/RiuHhoadENI/AAAAAAAAABk/6ttVjy2sKps/s400/zagor+swing.jpg" border="0" /&gt; &lt;em&gt;Zagor vs Kaptan Swing&lt;br /&gt;&lt;/em&gt;İlk Tahmin : Zagor rahat kazanır. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;Olasılıklar: Kaptan Swing zaten belli bir misyonu olan, özgürlükleri için savaşan, naif, bir adam yani bir dava adamı olduğundan Zagor’un saf kuvvetinin karşısında esamisi okunmayacaktır. Ha, Zagor’a kırmızı urba takıp İngiliz askeri kılığına sokarsak belki Kaptan Swing’i biraz havaya sokabiliriz derdim ama o zaman bile en fazla Zagor’u bağlayıp, çayır çimenin ortasında bırakıp kalesine geri dönecek bu karşılaşmayı anlamsız kılacaktır.&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5056284130176471266" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/RiuHoIadEOI/AAAAAAAAABs/u9xWFqFpMDU/s400/zagvssup.jpg" border="0" /&gt; &lt;em&gt;Zagor vs Superman&lt;br /&gt;&lt;/em&gt;İlk tahmin: Sakat&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Olasılıklar: X ışını var, üfledi mi donabilirsin, tükürdü mü boğulabilirsin, kafanı boş kola kutusu gibi ezebilir, bir trenden daha güçlü, bir sıçrayışla gökdelenleri aşabilir ancak; Superman, her ne kadar süper bir insan da olsa, Zagor’un birkaç sağlam balta darbesiyle kafatasında süpersel kırıkların oluşacağı da muhakkak. O yüzden kafadan Superman yer Zagor’u demek zor. Mesela kriptonitten bir balta yapan Zagor, Supermani rahatlıkla hacamat edebilir. Ayrıca Superman’ın, zamanında, süperliğinden hiç utanmadan Muhammed Ali’den sopa yemesi, duygusal hezeyanları, Luis Lane’e olan abartı ilgisi, yalnızlıklar kalesi, acı çekme tripleri gibi sayabileceğimiz bir sürü özelliği aynı zamanda en zayıf yönlerini oluşturmakta. Gerçekçi olduğumuzda, bu zayıf özellikleri avantaja çevirebilen bir Zagor Superman’i yenebileceği gibi, Superman’ın sevgili Zagor’umuzu yenebilme ihtimalini de saklı tutmalıyız. &lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5056283911133139138" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/RiuHbYadEMI/AAAAAAAAABc/ymEFTgoA4D8/s400/zagor+kaptan+america.JPG" border="0" /&gt; &lt;div align="left"&gt;&lt;em&gt;Zagor vs Kaptan Amerika&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;İlk Tahmin: Kaptan Amerika kim be?&lt;br /&gt;Olasılıklar: Zagor bırakın Kaptan Amerika gibi milliyetçi bir kahramanı, Kaptan Amerika ile birlikte, ateş adam, demir adam, lastik adam, taş adam, buz adam, kıl adam, yün adam gibi tüm Amerikan kofti kahramanları Los Angeles figüranlar kıraathanesinden toplanıp Zagor’a dalsalar dahi; Zagorumuz her birinin dersini ayrı ayrı verecek, “Lan siz ne biçim mahluklarsınız, ananız bacınız yok mu lan sizin?” deyip, “Siz önce hükümetinizi, önce kendinizi adam edin de sonra kahramanlık yapın” diye ekleyip, baltasını bir kenara bırakıp, tüm bu zibidileri yağlı baton sucukla dövecektir. Verecektir sopayı bele bele, verecektir sopayı baldıra baldıra. (Not: elbette bu kofti amerikan kahramanlarının içinde olmayan Silver Surfer olsun Spawn olsun ve adını sayamadığımız, hükümetle, artistikle işi olmayan tüm kahramanları tenzih ediyoruz)&lt;/div&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5056284709997056242" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/RiuIJ4adEPI/AAAAAAAAAB0/0188WAOmlkU/s400/zagor+teksas.JPG" border="0" /&gt; &lt;div align="left"&gt;&lt;em&gt;Zagor vs Çelik Blek&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;İlk Tahmin : Zagor rahat kazanır&lt;br /&gt;Olasılıklar: Sevgili Il Grande Blek’imiz de aynı Kaptan Swing gibi bir dava adamı olduğundan, Zagor gibi bir kahramanın karşısında tutunamayacağı malumunuz. Zagor’u Blek’in düşmanları İngiliz kılığına da soksanız, Rodi’yi kaçırıp işkence de yapsanız Zagor’u yenecek kudreti bulamaz. Geçelim bir kalem. &lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;--&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;Birinci Tur sonunda: Zagor’u Superman dışında zorlayacak bir rakip bulamadık. Bir sonraki turda diğer düşmanları bekleyelim bakalım. &lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;RSS (Site Beslemesi)&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7979635-2077133193088030931?l=sitkisiyril.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sitkisiyril.blogspot.com/feeds/2077133193088030931/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7979635&amp;postID=2077133193088030931&amp;isPopup=true' title='6 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7979635/posts/default/2077133193088030931'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7979635/posts/default/2077133193088030931'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sitkisiyril.blogspot.com/2007/04/zagor-vs-dierleri-1-tur.html' title='Zagor vs Diğerleri (1. tur)'/><author><name>Sıtkı Sıyrıl</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16226402673778605349</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/SpA-XyZMmbI/AAAAAAAAAXE/GegAj0wp740/S220/avtr1.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/RiuGtIadEJI/AAAAAAAAABE/Y_05D79oewk/s72-c/zagor+tex.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>6</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7979635.post-1495763248108947063</id><published>2007-04-04T21:34:00.000+03:00</published><updated>2007-11-28T17:18:09.551+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Zagor&apos;un Dostları'/><title type='text'>Çiko...</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/RhP5zv_DdAI/AAAAAAAAAA0/6yg2lxqQ_j8/s1600-h/bÄ±yÄ±k2.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5049654274662036482" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/RhP5zv_DdAI/AAAAAAAAAA0/6yg2lxqQ_j8/s200/b%C4%B1y%C4%B1k2.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; Günümüzde dahi, argo ifadeyle gebeş dediğimiz kısa boylu tombulca arkadaşlara &lt;a href="http://images.google.com.tr/images?hl=tr&amp;amp;q=cankan&amp;amp;gbv=2"&gt;(mesela Cankan’ın kısa olanı)&lt;/a&gt; yakıştırılan popüler lakaplardan biri olma önemine erişmiş, es geçilmemesi gereken bir karakterdir "Don Çiko Felipe Cayetano Lopez Martinez Gonzales".&lt;br /&gt;Çiko her ne kadar Zagor’un ilk sayısında çizeri Ferri tarafından pala bıyıklı ve tam bir Türk olarak resmedilse de daha sonra günümüzdeki estetize edilmiş kaytan bıyıklı haline gelmiş ve Meksikalıya benzemiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Teknik olarak kabaca incelersek , çizgi-romandaki esas oğlanın yanına mizah unsuru olarak eklendiğini, tüm fonksiyonunun bundan ibaret olduğunu söyleyebiliriz ancak Çiko bir şekilde bu teknik çerçeveyi yırtmış ve başlı başına bir fenomen haline gelmiş nihayetinde okurlarına sadece kendi maceralarından oluşan sayılar sattırmayı başarmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fumettilere biraz tepelere çıkıp baktığımızda kahraman kankaları arasında en yeteneksizin en çok bela getirenin Çiko olduğunu rahatlıkla saptayabiliriz. Çiko , Rodi, Konyakçı, Mister Blöf, Gamlı Baykuş vb. arasında, mizahi olarak benzer rollerde olmalarına rağmen hem korkak olduğunu açıkça belli etmesi, hem oburluğu, hem güçsüzlüğü hem de sürekli bela getirmesi gibi özellikleri aynı potada eriterek ilk bakışta bile diğerlerinden kolayca ayrılır. Daha insani bu özelliklerle çizgi-roman dünyasının abartılı havasında biraz iğreti dursa da Çiko Esas kahramanın yanındaki yardımcı rolden sıyrılarak kendisine has bir karakter oluşturmasını bilmiştir.&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/RhP4qf_Dc8I/AAAAAAAAAAU/OkVqjSVlkTI/s1600-h/cico_sirena.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5049653016236618690" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 179px; CURSOR: hand; HEIGHT: 109px" height="107" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/RhP4qf_Dc8I/AAAAAAAAAAU/OkVqjSVlkTI/s320/cico_sirena.jpg" width="165" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;İlk bakışta Zagor’un bitmek bilmeyen maceralarının arasında kaynıyormuş gibi gözükse de, projektörlerimizi Çiko’nun üzerine doğrulttuğumuzda, Çiko’nun da tek başına epey farklı maceralar yaşadığını, kılıktan kılığa, ortamdan ortama girdiğini görürüz. Örnek olarak Türkiye’de yayımlanmış, Kızılderili Çiko, Şerif &lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/RhP44P_Dc9I/AAAAAAAAAAc/WWIoj8FE8QM/s1600-h/cupido.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5049653252459819986" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/RhP44P_Dc9I/AAAAAAAAAAc/WWIoj8FE8QM/s320/cupido.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Çiko, Çiko Uzayda, Çiko İşbaşında, Çiko Aşk Tanrısı, Çiko Sihirbaz, Çiko’nun Öyküsü, Çiko Amerika’da gibi salt Çiko maceralarını sayabiliriz. Bu maceraların büyük çoğunluğunu Zagor ile tanışmadan önce yaşayan Çiko, tek mizahi yönü Çiko’ya laf sokmak olan Zagor gibi sert bir karakter yanında &lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/RhP5JP_Dc-I/AAAAAAAAAAk/cqB4xGMXUd0/s1600-h/cicoironman.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5049653544517596130" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" height="139" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/RhP5JP_Dc-I/AAAAAAAAAAk/cqB4xGMXUd0/s320/cicoironman.jpg" width="148" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;adeta parlamış, esas kahramanın olmadığı maceraları bile Zagor severleri sıkmadan okutmasını bilmiştir. Özellikle "Çiko Uzayda" gerek fantastik gerek mizahi öğeleri ile, gerek 1984’e yapılan "big brother" göndermeleri, gerekse de süper sonu ile nazarımda en beğenilen Zagor maceraları listesine ön sıralardan girmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çiko, diğer bir özelliği olan şüpheciliği ve daima durumu sorgulaması ile, burnunun dikine giden fantastik insan Zagor’un yanında samimiyetiyle daima okuyucunun yanında olmuş, okuyucunun aklından geçenleri dile getirmiştir. Bir örnekle açıklayacak olursak. Çiko, gene Darkwood’daki bir organizasyona davet edilen Zagor ile taban teperken, Zagor’un “Acele et biraz daha Cayuga’ların ilkbahar şenliklerine katılacağız” lafı üzerine dayanamamış, “Ulen, büyücüler toplantısı, İlkbahar şenlikleri, kıl ayini, yün ritüeli derken Darkwood’da bir kurbağalar bayramı eksik anası satayım” demiş, adeta “Yeter ki sevgilim gerçekçi” ol diyen Seda Sayan gibi, realizmin sınırlarını&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/RhP5Tv_Dc_I/AAAAAAAAAAs/QRf26v5ARpc/s1600-h/zagor+Ã§iko.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5049653724906222578" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" height="132" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/RhP5Tv_Dc_I/AAAAAAAAAAs/QRf26v5ARpc/s320/zagor+%C3%A7iko.jpg" width="219" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; zorlamış, kendi gerçekliklerini sorgulatmış, Zagor’a lafı sokmuştur. Zagor bu tarihi ayar karşısında “ehe mehe” diye gülebilmiştir sadece. Hatta bir macerasında Çiko, Zagor’un kılığına girmiş, adeta “Bırak Zagor’u bende her şey var işte” mesajını gizliden gizliye okuyucunun bilinçaltına gömmüş ve yardımcı oyuncu kategorisinde Oscar'ı haketmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir yazımızın daha sonuna gelirken, her ne kadar eski tüfek Zagor okuyucusu, konunun Çiko vesilesi ile bu şekilde sulanmasına ve rating kaygısı ile yeni nesle bu şekilde göz kırpılmasına razı olmasa da ne Çiko’dan ne de ilk göz ağrısı Zagor’dan kolay kolay vazgeçemez…dir..iz..yiz.. yoruz.. czoot!!&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;RSS (Site Beslemesi)&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7979635-1495763248108947063?l=sitkisiyril.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sitkisiyril.blogspot.com/feeds/1495763248108947063/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7979635&amp;postID=1495763248108947063&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7979635/posts/default/1495763248108947063'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7979635/posts/default/1495763248108947063'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sitkisiyril.blogspot.com/2007/04/iko.html' title='Çiko...'/><author><name>Sıtkı Sıyrıl</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16226402673778605349</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/SpA-XyZMmbI/AAAAAAAAAXE/GegAj0wp740/S220/avtr1.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/RhP5zv_DdAI/AAAAAAAAAA0/6yg2lxqQ_j8/s72-c/b%C4%B1y%C4%B1k2.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7979635.post-116833438931875023</id><published>2007-01-09T11:09:00.000+02:00</published><updated>2007-11-28T17:31:34.441+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Zagor - Genel'/><title type='text'>Zagor’un günlük hayatı!</title><content type='html'>“Ne günlük hayatı yahu, adam en alengirli macerasının bittiği kareden bir kare sonra kendini gene yeni bir maceranın içinde buluyor” dediğinizi, klişe tabiriyle “Zagor’un hayatı macera” dediğinizi duyar gibiyim. Üzgünüm ama size katılamayacağım dostlarım. Dostumuz Zagor’un bu maceraların arasında çok göze çarpmayan bir rutini vardır çünkü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/x/blogger/3534/519/1600/795453/22.jpg"&gt;&lt;img style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 286px; CURSOR: hand; HEIGHT: 284px" height="295" alt="" src="http://photos1.blogger.com/x/blogger/3534/519/320/493498/22.jpg" width="279" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Zagor’un Çiko ile birlikte Darkwood’daki 30 metrekarelik tek göz oda kulübesini çok sevdiğini, uzaklardayken onu özlediğini çoğu macerasının sonunda söylediği “Sonunda Darkwood’a / kulübemize dönebileceğiz” mealli sözlerinden biliyoruz. Çoğu macerasının ilk karelerinde kulübesinde yatıp tembellik ederken ya da evinin önünde spor yaparken gördüğümüz Zagor’un, macera aralarında geçen zamanda ve pek resmedilmeyen karelerde çoğunlukla evcimen bir insan olarak yaşadığını tahmin etmek zor değil. Bataklık olarak bilinse de, nefis bir doğa örtüsü, deresi, ağaçları ve üstünde yaşayan canlılarıyla Darkwood’u sevmek gayet doğal ve anlaşılır. Elbette kahramanlar bile Maslow Hiyerarşisinde ilk üçte yer alan "barınma ihtiyacı"na boyun eğecekler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Zagor Clubber mıdır?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Evinde takılmayı sevdiği kadar dağ bayır yürüyerek gezmeyi de seven Zagor’un Darkwood civarında yaşayan avcı dostlarının her yıl düzenlediği ss avcılar koop. şenliklerine ve en güçlü a&lt;a href="http://photos1.blogger.com/x/blogger/3534/519/1600/250362/11.jpg"&gt;&lt;/a&gt;vcının belirlendiği bir dizi yarışmalara katıldığı hepimizin malumu.&lt;a href="http://photos1.blogger.com/x/blogger/3534/519/1600/996695/11.jpg"&gt;&lt;img style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" alt="" src="http://photos1.blogger.com/x/blogger/3534/519/400/856617/11.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; Zagor çok önemli bir işi yoksa bu şenliklere giderek hem dostlarını (en yakın dostlarından Doc dahil) görür hem de onlara katılarak moral verir. Bu şekilde başlayan “rutin” hiç bitmez. Şenlikler biter doğru taşkafa vadisine gidilir. Tüm Kızılderili şeflerin ortak toplantısında boy göstermeli, (hileli bir şekilde de olsa) gizemli bir şekilde dumanlar arasından belirerek (ver dumanı) “ilah” imajını kuvvetlendirmelidir. Bu toplantı bitince kulübesine dönebilir mi? Elbette hayır. Doğru Mohawklar'ın geleneksel bahar şenliklerine… Oraya şeref konuğu olarak katıl... Ordan çık Squawlar'ın geleneksel beyaz bizon &lt;a href="http://photos1.blogger.com/x/blogger/3534/519/1600/430731/33.jpg"&gt;&lt;img style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://photos1.blogger.com/x/blogger/3534/519/400/224429/33.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;ritüeline duhul ol. Bitti mi? Bitmez... Tawar’ın oğlunun düğünü, Foxlar'ın şef değişim töreni, Siyah Bizon’un kınası, Kızgın Geyik’in nişanı, Gri Bulut’un sünneti, “oturmaya mı geldik buraya”, “biz biliyor muyuz da ateş dansı yapıyoruz” bla bla... derken bir nevi Clubber’lık yapan Zagor, o parti senin bu şenlik benim yıl boyu dolaşmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tarihi belli geleneksel organizasyonlar ve yukarıda bir kısmını saydığımız önemli günler dışında; Zagor avcılık yaparak av hayvanlarının kürkünü civardaki takas shop’larda ya da yakındaki Henry kalesinde satmakta, cebinde daima duran ve genellikle Çiko’ya yemek parası olan 3-5 doları kazanmakta, bir anlamda hayatını idame ettirmektedir. “Meslek para kazanılan iştir” şeklinde dar bir tanım yaparsak Zagor’un mesleği avcılıktır diyebiliriz.&lt;br /&gt;&lt;p&gt;Tüm bu arta kalan zamanda ise kah Tonka’yı, Kah Doc’u, Kah Henry Kalesinin komutanını, Kah mühendis Robson’u, kah diğer tüm dostlarını sırasıyla ziyaret eden Zagor netice itibariyle maceralar dışında rutin bir hayatı olsa da Sosyal hayatı en hareketli kahramanlardan biridir diyebiliriz. &lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;RSS (Site Beslemesi)&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7979635-116833438931875023?l=sitkisiyril.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sitkisiyril.blogspot.com/feeds/116833438931875023/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7979635&amp;postID=116833438931875023&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7979635/posts/default/116833438931875023'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7979635/posts/default/116833438931875023'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sitkisiyril.blogspot.com/2007/01/zagorun-gnlk-hayat.html' title='Zagor’un günlük hayatı!'/><author><name>Sıtkı Sıyrıl</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16226402673778605349</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/SpA-XyZMmbI/AAAAAAAAAXE/GegAj0wp740/S220/avtr1.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7979635.post-116794146192257341</id><published>2007-01-04T21:38:00.000+02:00</published><updated>2007-11-28T17:31:34.441+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Zagor - Genel'/><title type='text'>Zagor Kime Benziyor?</title><content type='html'>Adettendir çizgi roman yazılarında o kahramanın mutlaka diğer kahramanlarndan farkları vurgulanır. Bakın “x” böyleyken “y” şöyledir şeklinde bir şark kurnazlığına gidilerek farklı bir söylem getiriyormuş gibi dolu dolu yazılır. Bu sefer bir farklılık yapıp Zagor ile diğer çizgi-roman kahramanları arasındaki benzerlikleri, diğer popüler kültür ikonlarına göndermeleri inceleyelim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zagor’un kime benzediği ile ilgili bilinen en yaygın söylenti, Zagor’un çizeri Ferri’nin aynaya bakıp kendini çizdiği. Hatta çizerken gaza gelip Zagor’u Gary Cooper’a benzettiğidir.&lt;br /&gt;&lt;embed onmouseout="" width="0" height="0" type="application/browster-plugin" anchor_height="149" anchor_width="499" anchor_top="-156" anchor_left="3" hover="true" pref_url="http://photos1.blogger.com/x/blogger/3534/519/1600/401089/ferri_zagor_gary.jpg"&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://photos1.blogger.com/x/blogger/3534/519/1600/401089/ferri_zagor_gary.jpg"&gt;&lt;img style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: pointer; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://photos1.blogger.com/x/blogger/3534/519/320/563838/ferri_zagor_gary.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Bu çıkış noktası hemen her Zagor yazısında referans gösterilirken, Zagor’u çizen onlarca çizerin farklı karakteristikteki çizgileri &lt;embed onmouseout="" width="0" height="0" type="application/browster-plugin" anchor_height="82" anchor_width="399" anchor_top="-78" anchor_left="142" hover="true" pref_url="http://photos1.blogger.com/x/blogger/3534/519/1600/298881/zagor_all.jpg"&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://photos1.blogger.com/x/blogger/3534/519/1600/298881/zagor_all.jpg"&gt;&lt;img style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: pointer; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://photos1.blogger.com/x/blogger/3534/519/400/780937/zagor_all.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;ile Zagor’un ilk maceralarını ve en çok macerasını çizen Ferri’nin ilk maceralarda çizime çok özen göstermemesi sebebiyle Zagor, kah Ferri’nin kendisine kah Gary Cooper’a kah Selçuk Ural’a kah Neco’ya benzemekte (kah ne be!) başlıkta sorduğumuz soru iyice zorlaşmaktadır. Tüm saydığımız isimlerde Zagor pırıltılarını görsek de benim favorim Selçuk Ural’dır. &lt;embed onmouseout="" width="0" height="0" type="application/browster-plugin" anchor_height="108" anchor_width="383" anchor_top="-31" anchor_left="182" hover="true" pref_url="http://photos1.blogger.com/x/blogger/3534/519/1600/639615/selcuku_neco.jpg"&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://photos1.blogger.com/x/blogger/3534/519/1600/639615/selcuku_neco.jpg"&gt;&lt;img style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: pointer; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://photos1.blogger.com/x/blogger/3534/519/320/282549/selcuku_neco.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Hayalim, nasıl ki ilk Zagor filmi de dahil Türkiye’de üç Zagor filmi çekilmişse yeni bir Zagor filmi çekilerek başrolünde Selçuk Ural’ın oynamasıdır. Hatta gaza gelmişken insan, “keşke Zagor da Kızılmaske gibi babadan oğla geçen bir efsane olaydı da, o filmde Selçuk Ural’ın yanında oğul olarak Hakan Ural da oynayaydı, Hakan Ural dilini çıkara çıkara konuşup hayranlarını artıraydı, dünyanın en iyi castı gerçekleştirileydi” diyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;embed onmouseout="" width="0" height="0" type="application/browster-plugin" anchor_height="104" anchor_width="678" anchor_top="562" anchor_left="3" hover="true" pref_url="http://photos1.blogger.com/x/blogger/3534/519/1600/876646/tarzanss.jpg"&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://photos1.blogger.com/x/blogger/3534/519/1600/876646/tarzanss.jpg"&gt;&lt;img style="FLOAT: right; MARGIN: 0pt 0pt 10px 10px; CURSOR: pointer" alt="" src="http://photos1.blogger.com/x/blogger/3534/519/320/345099/tarzanss.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Simaen böyle karışık sorulara gark olduğumuz Zagor diğer aerodinamik özellikleri ile Tarzan’ı anımsatır bize. Tüm kahramanlarda ortak özellik olan güçlü ve atletik bir vücut yanında, ikisinin de ormanda/ormanlıkda yaşaması (Zagor elbette Darkwood'un dışına çıkıyordu ama evi oradaydı) , ikisinin de ormandaki sarmaşıklarla uçarak yol alabilmesi, ikisinin de meşhur naralarının olması gibi karakteristik özelliklerin aynılığı ve iki kahramanın da boy pos olarak da birbirini andırması en nihayetinde Zagor’un yaratıcısı Bonelli’nin de Zagor’u yaratırken Tarzan’dan esinlendiğini söylemesiyle, “Zagor en çok Tarzan’a benzer” gibi iddialı bir cümlenin altını biraz daha doldurabiliyoruz. (altını doldurmak!)&lt;tevriye&gt; Ayrıca Zagor'un yaratıcısı Bonelli ve çizeri Ferri bu benzetmelere gönderme olarak, Zagor ile Tarzan’ın ormanda sarmaşıklarla uçarken çarpışıp, “niye uçarken sinyal vermiyorsun, ses çıkarmıyorsun kardeşim” şeklinde geyik bir kavgası olan bir sayfalık güzel bir macera da resimlemiştir. &lt;/tevriye&gt;&lt;embed onmouseout="" width="0" height="0" type="application/browster-plugin" anchor_height="18" anchor_width="287" anchor_top="876" anchor_left="105" hover="true" pref_url="http://img105.imageshack.us/my.php?image=tarzanzagoryo3.jpg"&gt;&lt;a href="http://img105.imageshack.us/my.php?image=tarzanzagoryo3.jpg"&gt;(Bkz: Zagor ile Tarzan'ın ortak macerası)&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonuç olarak onlarca Zagor çiziminin yanında benim ve bir çok Türk Çizgi-roman okuyucusunun hayalindeki Zagor, unutulmaz Tay Yayınlarının yayınladığı Zagor’ların kapaklarını çizen Aslan Şükür’ün resmettiği gibidir. &lt;a href="http://img143.imageshack.us/my.php?image=zagor6gh.jpg"&gt;(Bkz: Aslan Sükür’ün çizdiği bir Zagor Kapağı)&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;RSS (Site Beslemesi)&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7979635-116794146192257341?l=sitkisiyril.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sitkisiyril.blogspot.com/feeds/116794146192257341/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7979635&amp;postID=116794146192257341&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7979635/posts/default/116794146192257341'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7979635/posts/default/116794146192257341'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sitkisiyril.blogspot.com/2007/01/zagor-kime-benziyor.html' title='Zagor Kime Benziyor?'/><author><name>Sıtkı Sıyrıl</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16226402673778605349</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/SpA-XyZMmbI/AAAAAAAAAXE/GegAj0wp740/S220/avtr1.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7979635.post-116422614401891960</id><published>2006-11-22T21:36:00.000+02:00</published><updated>2007-11-28T17:31:34.442+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Zagor - Genel'/><title type='text'>Zagor’un Pantolonundaki Yamanın Gizemi!</title><content type='html'>&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/3534/519/1600/g??mlek.0.jpg"&gt;&lt;img style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger/3534/519/200/g%3F%3Fmlek.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; Dostumuz Zagor’un her gittiği yerde tepesinde yüzlerce wattlık projektörler yanmışcasına &lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/3534/519/1600/g??mlek.jpg"&gt;&lt;/a&gt;dikkat çeken kırmızı gömleğini (gömlek diyoruz ancak bu kıyafetin gömleğe benzer tek yanı yakaları, bu yakalar yüzünden t-shirt diyemiyoruz, kendisi kolsuz bir ürün olması sebebiyle gömlek kategorisine de girmiyor, ayrıca omuzlarından sarkan ipliklerle 80 li yılların iğrenç dizaynlarına benzeyen bir giysi türü) gömleğinin ortasında kocaman bir kartal simgesini ve mavi pantulunun tasarımını, baltalı ilah olmadan önce bir müddet takıldığı gezici bir tiyatro topluluğu olan Sullivan’ların yaptığını biliyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bununla birlikte (buraya mamafih yazsaydık iyiydi...) dikkatli Zagor okuyucuları bilirler ki, Zagor’un mavi pantulunun arkasında kocaman bir yama vardır ve siyah/beyaz maceralarda beyaz olarak gözüken (orjinali mavi renktir) bu yama, Zagor'un mavi pantulunun arkasında Afrika’daki makak maymunlarının kırmızı g.tü kadar dikkat çeker.&lt;br /&gt;&lt;img style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger/3534/519/400/yama%202.0.jpg" border="0" /&gt; Zagor’un kıyafetlerindeki bu marjinallik maceralarına da yansımış, Zagor’u birbirlerine tarif etmek isteyen hasımları “abi kıpkırmızı bir gömleği var, gömleğinde kocaman bir kartal simgesi var, gotünde na kafam kadar bi yama var, tanımaman imkansız” şeklinde cümleler kurar olmuştu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/3534/519/1600/2.jpg"&gt;&lt;/a&gt;Konumuza odaklanacak olursak bu yamaya gayet masumane bir şekilde açıklamalar yapılabilir: Zagor giderken çalıya taktırmış, 2. kattan atın üzerine atlayınca eyer zımpara etkisi yapmış(zorlarsak ya da psikolojideki terimiyle mantığa bürünürsek: 100 metreden sonra suyun beton etkisi yapması vahşi batıda böyle tezahür ediyordu diyebiliriz.) çiko atının eyerine yapıştırıcı sürerek eşek şakası yapmış, köpek ısırmış bla bla..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ancak gene dikkatli Zagor okuyucuları bileceklerdir ki, Zagor’un Darkwood’daki kulübesinin dolabında kırmızı, kartal baskılı gömlek ve mavi pantuldan oluşan bir sürü takım bulunmaktadır. Hatta birkaç macerasında Zagor’un kıyafeti paramparça olmuş, akabinde kulübesinde yeni kıyafetini giyerek yeni maceralarına gene aynı kostümle devam etmiştir. Dolayısı ile, Zagor’un pantolunundaki bu yama bir zorunluluktan ortaya çıkmamış, tamamen Zagor’un kendi isteğiyle pantolonlarının hepsine özenle dikilmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu durumu keşfeden Zagor düşmanı kişi ve kurumlar “Demek ki Zagor bu yama ile bazı uzuvlarını vurgulamak, bu organlara daha bir dikkat çekmek istiyor, bilinçli olarak her pantuluna yamayı diktiriyor” şeklinde gayet yakışıksız söylemlerde bulunarak Zagor’a asılsız ithamlarda bulunmuşlar, bununla kalmamış Çiko için de “tokmakçısı” şeklinde gayet kaba lakaplar takmışlardır. Hatta bir kısım Zagor düşmanı kişi ve kurumlar "Aslında orada yama yok, o görünen beyazlık, Zagor'un apak kalçaları, pırıl pırıl yanakları" şeklinde saçmalayacak kadar işi abartmışlardı.&lt;img style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger/3534/519/400/1.1.jpg" border="0" /&gt;Elbette ki gerçek bambaşkadır. Zagor'un renkli basım maceralarını okuyanlar bileceklerdir ki sözkonusu yama aslında pantolonu ile aynı renk ve daha az dikkat çekmektedir. Bu yanılsama maceraların siyah beyaz yayımlanmasından ve Zagor'u renkli görebileceğiniz (100 sayıda bir yayımlanan renkli Zagor dışında) tek yer olan kapakta Zagor'un hiç arka cepheden resmedilmemesinden kaynaklanmaktadır. Ayrıca önceki yazılarımızda belirttiğimiz gibi, Zagor aslan gibi, yiğit bir delikanlıdır. Mavi pantulundaki bu yamayı, her takımına özellikle diktirmesi bize Zagor’un ne kadar zeki olduğunu, kahraman olup adaleti savunmak için bazı mitler yaratmak gerektiğini, bu işin önemli yönlerinden birinin imaj olduğunu, sadece kaba kuvvetle bu kadar pisliği temizlemenin imkansız olduğunu kavramış daha 1800’lerde bugünün imaj dünyasının prensiplerini görmüştür. İmaja bu kadar önem veren Zagor aynı zamanda ayakları yere bastığından, Batman gibi komple kostüm kahramanı olup vahşi batıda cümle aleme alay malzemesi olmamış, tasarladığı kostüme yazımızın konusu olan yamayı yaparak kostümün yarattığı antipatiyi, “bakın bu normal yamalı kıyafet” mesajı vererek gidermesini bilmiş, hem çağa ayak uydurmuş hem de kahramanlığın getirdiği imajı kaldıragelmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İmaja bu kadar katkısı olan yamanın fonksiyonel olan yönü ise, (her ne kadar yürümeyi daha çok tercih etse de) bazı bazı ata bindiğine, söz konusu bölgedeki eyerden oluşan aşınmaları geciktirmesi ve esnek vücudunun tüm insanüstü hareketlerine uyum sağlamasıdır. Bu sayede Zagor kafası rahat bir şekilde maceraya odaklanmış, “lan bi yerden efil efil esiyor ama pantolonu mu yırttık acep” şeklinde konsantrasyonunu bozacak düşüncelerden sıyrılmıştır.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;RSS (Site Beslemesi)&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7979635-116422614401891960?l=sitkisiyril.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sitkisiyril.blogspot.com/feeds/116422614401891960/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7979635&amp;postID=116422614401891960&amp;isPopup=true' title='7 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7979635/posts/default/116422614401891960'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7979635/posts/default/116422614401891960'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sitkisiyril.blogspot.com/2006/11/zagorun-pantolonundaki-yamann-gizemi.html' title='Zagor’un Pantolonundaki Yamanın Gizemi!'/><author><name>Sıtkı Sıyrıl</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16226402673778605349</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/SpA-XyZMmbI/AAAAAAAAAXE/GegAj0wp740/S220/avtr1.jpg'/></author><thr:total>7</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7979635.post-115995605585767649</id><published>2006-10-04T12:51:00.001+03:00</published><updated>2011-05-03T09:52:15.657+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Zagor - Genel'/><title type='text'>Zagor'un geçmişi...</title><content type='html'>&lt;embed anchor_height="151" anchor_left="3" anchor_top="-111" anchor_width="678" height="0" hover="true" pref_url="http://photos1.blogger.com/blogger/3534/519/1600/zagor%20piccolo.jpg" type="application/browster-plugin" width="0"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;embed anchor_height="173" anchor_left="3" anchor_top="-111" anchor_width="678" height="0" hover="true" pref_url="http://photos1.blogger.com/blogger/3534/519/1600/zagor_sullivans.jpg" type="application/browster-plugin" width="0"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;embed anchor_height="165" anchor_left="3" anchor_top="-111" anchor_width="284" height="0" hover="true" pref_url="http://photos1.blogger.com/blogger/3534/519/1600/sullivan.0.jpg" type="application/browster-plugin" width="0"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;embed anchor_height="115" anchor_left="3" anchor_top="3" anchor_width="678" height="0" hover="true" onclick="" pref_url="http://photos1.blogger.com/blogger/3534/519/1600/leone.jpg" type="application/browster-plugin" width="0"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/3534/519/1600/leone.jpg" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"&gt;&lt;/a&gt;&lt;embed anchor_height="135" anchor_left="3" anchor_top="-111" anchor_width="190" height="0" hover="true" pref_url="http://photos1.blogger.com/blogger/3534/519/1600/agguato.jpg" type="application/browster-plugin" width="0"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;Şimdi bu &lt;/span&gt;Zagor&lt;span style="color: black;"&gt;’un babası &lt;/span&gt;&lt;strong&gt;Mike Wilding&lt;/strong&gt;&lt;span style="color: black;"&gt; denen adam taa &lt;/span&gt;&lt;embed anchor_height="18" anchor_left="398" anchor_top="21" anchor_width="52" height="0" hover="true" onmouseout="" pref_url="http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=irlanda" type="application/browster-plugin" width="0"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;a href="http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=irlanda"&gt;&lt;span style="color: black; text-decoration: none;"&gt;İrlanda&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;’dan gelmiş. Demiş "&lt;/span&gt;macera dolu Amerika&lt;span style="color: black;"&gt;", “ben Amerika’da orduya girip yükseleceğim”. Zaman kötü tabi, 1800ler… Adamın af buyrun dötündeki donunu alıyorlar. İrlanda’dan gelip de orduda yükselmek, orduevinde 2 dolara masa donatmak kolay değil. Ancak adam yılmamış, orduda yavaş yavaş otorite sahibi olmaya başlamış. Çok hırslıymış. Neyse, bu, yükselme gazıyla bir gün, aylardır izlerini sürdükleri vahşi kızılderilileri, &lt;/span&gt;&lt;embed anchor_height="18" anchor_left="139" anchor_top="93" anchor_width="58" height="0" hover="true" onmouseout="" pref_url="http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=abenaki" type="application/browster-plugin" width="0"&gt;&lt;/embed&gt; Abenaki&lt;span style="color: black;"&gt; yerlilerinin sakladığını öğrenince, köylerine gidip bir hışımla dalmış bunların ortasına, siz misiniz benden adam saklayan, allahın tüysüzleri diye bir girişmiş böyle, bele bele.. Hırsını da alamamış tabi , komuta ettiği askerlerine "temizleyin&lt;/span&gt;&lt;embed anchor_height="176" anchor_left="431" anchor_top="-123" anchor_width="250" height="0" hover="true" pref_url="http://photos1.blogger.com/blogger/3534/519/1600/zagor_sullivans.jpg" type="application/browster-plugin" width="0"&gt;&lt;/embed&gt;"&lt;span style="color: black;"&gt;, "yıkın", "koman" diye emirler vermiş o andaki hırsıyla. orada güzel bi kızılderili katliamı yaptırmış netekim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;embed anchor_height="165" anchor_left="3" anchor_top="-123" anchor_width="284" height="0" hover="true" pref_url="http://photos1.blogger.com/blogger/3534/519/1600/sullivan.0.jpg" type="application/browster-plugin" width="0"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;Tabi eleman artık bu katliamla anılmaya başladığından derbeder olmuş, ayrılmış ordudan. Sağda solda sürterken bir hatunla tanışmış, sevişmişler falan sotada. akabinde ev&lt;/span&gt;&lt;embed anchor_height="154" anchor_left="485" anchor_top="138" anchor_width="196" height="0" hover="true" pref_url="http://photos1.blogger.com/blogger/3534/519/1600/zagor%20piccolo.jpg" type="application/browster-plugin" width="0"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;lenmişler, eleman da derbederliğe tövbe edip sigortalı bir iş bulmuş, dokuz-altı ekmeğinin derdine düşmüş. Tabi o devirde daha ka&lt;/span&gt;&lt;embed anchor_height="118" anchor_left="3" anchor_top="60" anchor_width="166" height="0" hover="true" pref_url="http://photos1.blogger.com/blogger/3534/519/1600/leone.0.jpg" type="application/browster-plugin" width="0"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;put yok, 9 ay sonra bir çocukları da olmuş, adını da &lt;/span&gt;&lt;embed anchor_height="18" anchor_left="476" anchor_top="84" anchor_width="51" height="0" hover="true" onmouseout="" pref_url="http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=patrick" type="application/browster-plugin" width="0"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;a href="http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=patrick"&gt;&lt;span style="color: black; text-decoration: none;"&gt;&lt;strong&gt;Patrick&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="color: black;"&gt; koymuşlar.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;embed anchor_height="151" anchor_left="3" anchor_top="102" anchor_width="678" height="0" hover="true" pref_url="http://photos1.blogger.com/blogger/3534/519/1600/zagor%20piccolo.jpg" type="application/browster-plugin" width="0"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;br /&gt;&lt;embed anchor_height="151" anchor_left="3" anchor_top="-108" anchor_width="678" height="0" hover="true" onmouseout="" pref_url="http://photos1.blogger.com/blogger/3534/519/1600/zagor%20piccolo.jpg" type="application/browster-plugin" width="0"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/3534/519/1600/zagor%20piccolo.jpg" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"&gt;&lt;img alt="" border="0" src="http://photos1.blogger.com/blogger/3534/519/320/zagor%20piccolo.jpg" style="cursor: pointer; float: right; margin: 0pt 0pt 10px 10px;" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;Elemanımız küçük ailesiyle &lt;st1:personname productid="mutlu mutlu" st="on"&gt;mutlu mutlu&lt;/st1:personname&gt; yaşarken, ka&lt;/span&gt;&lt;embed anchor_height="168" anchor_left="3" anchor_top="15" anchor_width="375" height="0" hover="true" pref_url="http://photos1.blogger.com/blogger/3534/519/1600/sullivan.0.jpg" type="application/browster-plugin" width="0"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;tliam yaptığı abenaki yerlil&lt;/span&gt;&lt;embed anchor_height="154" anchor_left="485" anchor_top="39" anchor_width="196" height="0" hover="true" pref_url="http://photos1.blogger.com/blogger/3534/519/1600/zagor%20piccolo.jpg" type="application/browster-plugin" width="0"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;erinden bir&lt;/span&gt;&lt;embed anchor_height="154" anchor_left="485" anchor_top="39" anchor_width="196" height="0" hover="true" pref_url="http://photos1.blogger.com/blogger/3534/519/1600/zagor%20piccolo.jpg" type="application/browster-plugin" width="0"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;span style="color: black;"&gt; grup, &lt;/span&gt;&lt;strong&gt;Solomon Kinsky&lt;/strong&gt;&lt;span style="color: black;"&gt; denen fanatik &lt;/span&gt;&lt;embed anchor_height="154" anchor_left="261" anchor_top="57" anchor_width="420" height="0" hover="true" pref_url="http://photos1.blogger.com/blogger/3534/519/1600/zagor%20piccolo.jpg" type="application/browster-plugin" width="0"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;bir adamın önderliğinde basmış bunun evi, kırmış dökmüş, tarumar etmişler ortalığı.. Kıymışlar küçük Patrick’in anasına babasına. küçük Patrick de hemen &lt;/span&gt;&lt;embed anchor_height="138" anchor_left="3" anchor_top="18" anchor_width="673" height="0" hover="true" pref_url="http://photos1.blogger.com/blogger/3534/519/1600/agguato.jpg" type="application/browster-plugin" width="0"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;sıvışmış oradan, doğru ormana seyirtmiş. &lt;/span&gt;&lt;embed anchor_height="138" anchor_left="3" anchor_top="68" anchor_width="294" height="0" hover="true" pref_url="http://photos1.blogger.com/blogger/3534/519/1600/agguato.jpg" type="application/browster-plugin" width="0"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;Tam bunu kaplanlar, çiyanlar, kızılderililer iskertecekken &lt;/span&gt;&lt;strong&gt;Wandering Fitzy&lt;/strong&gt;&lt;span style="color: black;"&gt; adındaki bir avcı bulmuş Patrick'i. Demiş: &lt;/span&gt;&lt;embed anchor_height="112" anchor_left="3" anchor_top="72" anchor_width="387" height="0" hover="true" onmouseout="" pref_url="http://photos1.blogger.com/blogger/3534/519/1600/leone.0.jpg" type="application/browster-plugin" width="0"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/3534/519/1600/leone.0.jpg" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"&gt;&lt;img alt="" border="0" src="http://photos1.blogger.com/blogger/3534/519/320/leone.0.jpg" style="cursor: pointer; float: left; height: 109px; margin: 0pt 10px 10px 0pt; width: 160px;" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;embed anchor_height="139" anchor_left="214" anchor_top="72" anchor_width="182" height="0" hover="true" onclick="" pref_url="http://photos1.blogger.com/blogger/3534/519/1600/agguato.jpg" type="application/browster-plugin" width="0"&gt;&lt;/embed&gt;B&lt;span style="color: black;"&gt;unu ormanda aslanlar yetiştirip de, &lt;/span&gt;&lt;embed anchor_height="18" anchor_left="373" anchor_top="75" anchor_width="50" height="0" hover="true" onmouseout="" pref_url="http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=tarzan" type="application/browster-plugin" width="0"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;a href="http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=tarzan"&gt;&lt;span style="color: black; text-decoration: none;"&gt;Tarzan&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="color: black;"&gt; gibi dal t.şak ağaç tepelerinde sürteceğine ben yetiştiririm adam olur hiç olmazsa. Eğitmiş bir güzel, a&lt;/span&gt;&lt;embed anchor_height="176" anchor_left="431" anchor_top="-63" anchor_width="250" height="0" hover="true" pref_url="http://photos1.blogger.com/blogger/3534/519/1600/zagor_sullivans.jpg" type="application/browster-plugin" width="0"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;dam etmiş Patrick’&lt;st1:personname productid="i. küçük" st="on"&gt;i. küçük&lt;/st1:personname&gt; Patrick de pek yetenekliymiş. yan komşunun odunluğundan arakladığı bi nacağı yanında taşımaya başlamış, büyümüş delikanlı çağa gelince, tutturmuş intikam diye tabi. oğlum yapma, etme demeye kalmadan, gitmiş bu Solomon denen elemanı köyünde bulmuş, &lt;/span&gt;&lt;embed anchor_height="168" anchor_left="3" anchor_top="-75" anchor_width="441" height="0" hover="true" pref_url="http://photos1.blogger.com/blogger/3534/519/1600/sullivan.0.jpg" type="application/browster-plugin" width="0"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;oradaki yerlilerin &lt;/span&gt;&lt;embed anchor_height="125" anchor_left="503" anchor_top="27" anchor_width="178" height="0" hover="true" pref_url="http://photos1.blogger.com/blogger/3534/519/1600/zagor_sullivans.jpg" type="application/browster-plugin" width="0"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;kafalarını da sıradan yarmış nacağıyla. tam Solomon'u da &lt;/span&gt;&lt;embed anchor_height="125" anchor_left="503" anchor_top="27" anchor_width="178" height="0" hover="true" onmouseout="" pref_url="http://photos1.blogger.com/blogger/3534/519/1600/zagor_sullivans.jpg" type="application/browster-plugin" width="0"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/3534/519/1600/zagor_sullivans.jpg" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"&gt;&lt;img alt="" border="0" src="http://photos1.blogger.com/blogger/3534/519/320/zagor_sullivans.jpg" style="cursor: pointer; float: right; height: 122px; margin: 0pt 0pt 10px 10px; width: 178px;" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;öldürecekken, Solomon “dur”&lt;/span&gt;&lt;embed anchor_height="125" anchor_left="503" anchor_top="52" anchor_width="178" height="0" hover="true" pref_url="http://photos1.blogger.com/blogger/3534/519/1600/zagor_sullivans.jpg" type="application/browster-plugin" width="0"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;span style="color: black;"&gt; demiş, &lt;/span&gt;&lt;embed anchor_height="125" anchor_left="503" anchor_top="52" anchor_width="178" height="0" hover="true" pref_url="http://photos1.blogger.com/blogger/3534/519/1600/zagor_sullivans.jpg" type="application/browster-plugin" width="0"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;“sen aman nedir bilir misin” deyip babasının ne mene&lt;/span&gt;&lt;embed anchor_height="125" anchor_left="503" anchor_top="45" anchor_width="178" height="0" hover="true" pref_url="http://photos1.blogger.com/blogger/3534/519/1600/zagor_sullivans.jpg" type="application/browster-plugin" width="0"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;span style="color: black;"&gt; bi &lt;/span&gt;&lt;embed anchor_height="125" anchor_left="503" anchor_top="45" anchor_width="178" height="0" hover="true" pref_url="http://photos1.blogger.com/blogger/3534/519/1600/zagor_sullivans.jpg" type="application/browster-plugin" width="0"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;adam olduğunu kunilin önde gideni, &lt;/span&gt;&lt;embed anchor_height="125" anchor_left="503" anchor_top="70" anchor_width="178" height="0" hover="true" pref_url="http://photos1.blogger.com/blogger/3534/519/1600/zagor_sullivans.jpg" type="application/browster-plugin" width="0"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;katliamcı olduğunu bağırmış Patrick’in yüzüne. Patrick tabi&lt;/span&gt;&lt;embed anchor_height="125" anchor_left="503" anchor_top="63" anchor_width="178" height="0" hover="true" pref_url="http://photos1.blogger.com/blogger/3534/519/1600/zagor_sullivans.jpg" type="application/browster-plugin" width="0"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;span style="color: black;"&gt; bi beyin mıncıklaması orda… &lt;/span&gt;&lt;embed anchor_height="125" anchor_left="503" anchor_top="88" anchor_width="178" height="0" hover="true" pref_url="http://photos1.blogger.com/blogger/3534/519/1600/zagor_sullivans.jpg" type="application/browster-plugin" width="0"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;bu sırada Solomon da afallayan Patrick’in üzerine atlamış, t&lt;/span&gt;&lt;embed anchor_height="125" anchor_left="503" anchor_top="81" anchor_width="178" height="0" hover="true" pref_url="http://photos1.blogger.com/blogger/3534/519/1600/zagor_sullivans.jpg" type="application/browster-plugin" width="0"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;am bu sırada yetişen Wandering de d&lt;/span&gt;&lt;embed anchor_height="125" anchor_left="503" anchor_top="106" anchor_width="178" height="0" hover="true" pref_url="http://photos1.blogger.com/blogger/3534/519/1600/zagor_sullivans.jpg" type="application/browster-plugin" width="0"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;almış&lt;/span&gt;&lt;embed anchor_height="125" anchor_left="206" anchor_top="42" anchor_width="475" height="0" hover="true" pref_url="http://photos1.blogger.com/blogger/3534/519/1600/zagor_sullivans.jpg" type="application/browster-plugin" width="0"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;span style="color: black;"&gt; aralarına, durun yapman, koca adamlarsınız, yakışıyor mu silahlar patlamış. iki kişi kanlar içinde yerde&lt;/span&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;. Patrick kalmış bir başına.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;/div&gt;&lt;embed anchor_height="165" anchor_left="3" anchor_top="-5" anchor_width="284" height="0" hover="true" pref_url="http://photos1.blogger.com/blogger/3534/519/1600/sullivan.0.jpg" type="application/browster-plugin" width="0"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;Gerisi malum işte... Patrick bakmış iyice psikopata bağlıyor, tamam artık demiş. Şiddet yok. Hatta bir hafta sonra arka mahalleden elemanlar, bunu, “artiz misin lan sen, balta”, diye laf atıp dövmelerine rağmen bu kararından vazgeçmemiştir. Daha sonra avare olmuş bizimki… &lt;/span&gt;&lt;embed anchor_height="168" anchor_left="3" anchor_top="223" anchor_width="614" height="0" hover="true" onmouseout="" pref_url="http://photos1.blogger.com/blogger/3534/519/1600/sullivan.0.jpg" type="application/browster-plugin" width="0"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/3534/519/1600/sullivan.0.jpg" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"&gt;&lt;img alt="" border="0" src="http://photos1.blogger.com/blogger/3534/519/320/sullivan.0.jpg" style="cursor: pointer; float: left; margin: 0pt 10px 10px 0pt;" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;Bir tiyatro grubu olan &lt;/span&gt;Sullivan&lt;span style="color: black;"&gt;lar'la takılmış, orda akrobasiyi, halay çekmeyi öğrenmiş, şan dersleri almış, &lt;/span&gt;&lt;embed anchor_height="18" anchor_left="568" anchor_top="773" anchor_width="58" height="0" hover="true" onmouseout="" pref_url="http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=ahyaak" type="application/browster-plugin" width="0"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;a href="http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=ahyaak"&gt;&lt;span style="color: black; text-decoration: none;"&gt;"ahyaak"&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="color: black;"&gt; adlı eseri o günlerde bestelemiş, bir gün pantolonunun ağı yırtılınca sullivanların terzisi bunun masmavi pantulunun götüne kocaman  bir yama yapmış, Patrick de ayıp olur diye bir şey dememiş ve yıllar boyu oradaki yamayı hatıra olarak taşımıştır. İyice büyüyüp serpilince de, toplamış tüm &lt;/span&gt;&lt;embed anchor_height="18" anchor_left="480" anchor_top="118" anchor_width="64" height="0" hover="true" onmouseout="" pref_url="http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=kizilderili" type="application/browster-plugin" width="0"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;a href="http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=kizilderili"&gt;&lt;span style="color: black; text-decoration: none;"&gt;kızılderili&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="color: black;"&gt; kabileleri, “lan bana bakın… Bundan sonra &lt;/span&gt;&lt;embed anchor_height="18" anchor_left="482" anchor_top="797" anchor_width="71" height="0" hover="true" onmouseout="" pref_url="http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=kizirdereli" type="application/browster-plugin" width="0"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;a href="http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=kizirdereli"&gt;&lt;span style="color: black; text-decoration: none;"&gt;kızırdereli&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;lerin ve adaletin koruyucusuyum. her kim siz &lt;/span&gt;&lt;embed anchor_height="18" anchor_left="491" anchor_top="815" anchor_width="71" height="0" hover="true" onmouseout="" pref_url="http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=kizirdereli" type="application/browster-plugin" width="0"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;a href="http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=kizirdereli"&gt;&lt;span style="color: black; text-decoration: none;"&gt;kızırdereli&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;lere bi yamuk yapar, borç takar, ateş suyunu kaskallar karşısında beni bulur” diye yemin etmiş. Kızılderililer baştan bunu sallamamışlar tabi, daha &lt;/span&gt;&lt;embed anchor_height="18" anchor_left="268" anchor_top="851" anchor_width="64" height="0" hover="true" onmouseout="" pref_url="http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=kizilderili" type="application/browster-plugin" width="0"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;a href="http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=kizilderili"&gt;&lt;span style="color: black; text-decoration: none;"&gt;kızılderili&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="color: black;"&gt; demesini bilmiyo diye içlerinden gülmüşler ama, Patric güldüğünü gördüğü iki yerlinin bekmezini oracığa dökünce, bunlar da Patrick’e aslansın kaplansın diyerek &lt;strong&gt;Z&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;strong&gt;a-gor-te-nay&lt;/strong&gt;&lt;span style="color: black;"&gt; adını vermişler. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;Netekim, netekim… o adaletin savunucusu &lt;/span&gt;&lt;embed anchor_height="18" anchor_left="306" anchor_top="1023" anchor_width="41" height="0" hover="true" onmouseout="" pref_url="http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=zagor" type="application/browster-plugin" width="0"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;a href="http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=zagor"&gt;&lt;span style="color: black; text-decoration: none;"&gt;Zagor&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="color: black;"&gt; da, babası Mike olacak adam da zamanında çok kızılderili öldürüyo. tabi şimdi, &lt;/span&gt;Çiko&lt;span style="color: black;"&gt;, var, &lt;/span&gt;Süper Mike&lt;span style="color: black;"&gt; var, Drunky Duck var...&lt;br /&gt;bunlar da başka sefere artık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;Kenan Evren&lt;span style="color: black;"&gt; / Ş&lt;/span&gt;en Kardeşler Kıraathanesi&lt;span style="color: black;"&gt; / Edremit / 1982&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;RSS (Site Beslemesi)&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7979635-115995605585767649?l=sitkisiyril.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sitkisiyril.blogspot.com/feeds/115995605585767649/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7979635&amp;postID=115995605585767649&amp;isPopup=true' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7979635/posts/default/115995605585767649'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7979635/posts/default/115995605585767649'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sitkisiyril.blogspot.com/2006/10/zagorun-gemii.html' title='Zagor&apos;un geçmişi...'/><author><name>Sıtkı Sıyrıl</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16226402673778605349</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/SpA-XyZMmbI/AAAAAAAAAXE/GegAj0wp740/S220/avtr1.jpg'/></author><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7979635.post-114977507652514252</id><published>2006-06-08T16:56:00.001+03:00</published><updated>2010-10-15T14:26:17.607+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Zagor - Genel'/><title type='text'>Zagor aslında Türk müydü?</title><content type='html'>&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/3534/519/1600/zagor.film.turco.jpg.0.jpg"&gt;&lt;img alt="" border="0" src="http://photos1.blogger.com/blogger/3534/519/320/zagor.film.turco.jpg.0.jpg" style="cursor: hand; float: left; margin: 0px 10px 10px 0px;" /&gt;&lt;/a&gt; Spekülatif başlık atıp okuyucu çekeyim, popüler olayım kaygısında gözükeceğini bilmeme rağmen sorulması gereken sorudur: Zagor aslında Türk müdür, Türklerle olan bağı nedir?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“&lt;a href="http://84.44.114.44/show.asp?t=kizilderililer+turkmus"&gt;Kızılderililer Türk’tür&lt;/a&gt;” den meylederek ispata/sorgulamaya kalkışmayacağım müsterih olunuz. Ha, başlığı görüp de “haha ne Türk’ü lan, ne ispatı.. geyik bu haha” diyecek densizlere: Oğluna Zagor adını koyan adam, &lt;a href="http://www.hurriyetim.com.tr/haber/0,,sid~227@tarih~2004-03-01-m@nvid~376626,00.asp"&gt;Demokan Akkoyun&lt;/a&gt; adlı vatandaşımızı hatırlatır, şu an TC vatandaşı bir Zagor’un Türkiye sınırları içinde yaşadığını da belirtirim. Ama yok.. Benim amacım bu çeşit bir ispat da değil, konu sulanıyor fark ediyorum, ironiyle karışık yapacağız bir şeyler bi saniye…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tamamen amatör bir çizgi roman okuyucusu olarak ve yine tamamen bilimsel olmayan yollardan yaptığım çeşitli araştırmalar sonucunda Zagor’un Türkiye’de en çok tanınan çizgi roman olduğunu idrak edeli epey olmuştu. “Hala çocuk gibi bunları mı okuyorsun” diyen babam da, Mahalledeki Bakkal Mehmet Abi de, , tiki Ceren de, emekli albay amca da, liseli Serap da Zagor u biliyor ya da en azından çizgi roman ile bağlantısını kuruyorlardı. “Evet olabilir, Teksas Tommiks’i de her Türk bilir” dediğinizi duyar gibiyim. Ama Türklerin Zagor’la ilgisi bununla kalmıyordu. (yemi at, yeni paragrafa geç)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zagor’un hemşerileri İtalyanlar’ın bile haberdar olmadığı, bu zamana kadar çekilen iki Zagor filmi de 1970 ve 1971 yıllarında Türkiye’de çekilmişti. Enterestingdi. Hollywood’un haberi bile olmadan bir çizgi roman filme uyarlanıyor, ikisinde de Levent Çakır Baltalı ilah rolünde ahyaak diye bağırarak Antalya ormanlarında (tabi aslında darkwood’ da) huzuru sağlıyorlardı. Onlarca ülkede yayınlanmasına karşın, filmini çekecek kadar Zagor’u sahiplenen Türkler oluyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zagor’un Türkiye’de neden bu kadar tuttuğunu ırgalarken , “fumetti” – “amerikan çizgi romanı” ayrımından bahsetmeden geçmek olmaz. Bildiğiniz üzere fumetti, İtalyanlar’ın çizgi romana verdiği isim olarak bilinmekle birlikte, Türkiye’de çizgi romanın altın yıllarını yaşadığı yılların (60lar ve 70 ler diyebiliriz) ilk zamanlarında basılan Teksas – Tommiks le başlayan, Zagor, Teks, Swing, Mister-No, Martin Mystere, Jeriko, Ken Parker, Tom-Braks, Kinowa ve daha adını hatırlayamadığım niceleri ile devam eden İtalyan çizgi romanlarının genel adıydı. Amerikalı Conan, Kriptonlu Süperman, Belçikalı Tenten, gibi diğer ecnebi çizgi romanlar da popüler olsa da, İtalyanların tartışmasız üstünlüğü görülmekteydi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dolayısı ile Türk Çizgi Roman Okuyucusu, çizgi roman okumaya Esse&amp;amp;Gesse’nin (Teksas - Tommiks çizerleri) siyah beyaz, küçücük karelerdeki net ve basit çizimlerini benimseyerek başlayınca, (Türk Çizgi Roman okuyucusu ile kastedilen sayılarının en fazla olduğu dönemdeki okuyucu kastedilmiştir, yoksa, çizgi roman ülkemize 30 lu yıllarda girmiş idi) bir nevi, Zagor ve türevi fumettiler damardan zerk edilmişti.. Artık istediğiniz kadar Amerikan Çizgi Romanı okuyun, muhteşem çizgileri, süper sayfa tasarımı, ayrıntı çizimli, kuşe kağıt baskılı, renkli çizgi-romanları, Spawn’ları, Witcblade’leri, X-men’leri görün, olmuyor, bünye kabul etmiyor, karmakarışık sayfada boğulan, terleyen, kızaran okuyucu, arşivden bir Zagor çakarak, rahatlıyor, kendine geliyordu. (uyuşturucu metaforu, kaçırma)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peki onca Fumetti nin arasından sıyrılan Zagor’un başarısı ne idi? Zagor’un götündeki iki tane yuvarlak yamada mıydı keramet, vahşi batının ortasında giydiği kırmızı gömleğinde mi, mavi pantulunda mı?. sorular sorular..&lt;br /&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/3534/519/1600/zg_front.1.jpg"&gt;&lt;img alt="" border="0" src="http://photos1.blogger.com/blogger/3534/519/320/zg_front.1.jpg" style="cursor: hand; float: right; margin: 0px 0px 10px 10px;" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/3534/519/1600/zg_front.0.jpg"&gt;&lt;/a&gt;Fumettinin Türkiye de basıldığı ilk yıllar, çizgi romana aç okuyucu, yukarıda da bir kısmını saydığımız, onlarca çeşit fumettiyi bağrına basmış, “ulan bu düpedüz ırkçi” “bunun kurgusu rezalet” , “şu saçma” dememiş, hepsine azami şefkati göstermiş idi. İnsanlar 15 günde bir erkenden bayilerine gidip çizgi romanlarını bekliyorlardı. Güneşin en parlak olduğu yıllardı, tüm dünya yeniden keşfediliyor, tabular bir bir yıkılıyor, insanlar, okuyor, gülüyor, dans ediyor, toplanıyorlardı. Mutluydular. (derin bir nefes alır) Ancak bu mutluluk uzun sürmemiş, sıkıyönetimler, darbeler, sansürler başlamış, insanlar yolda yürürken kafalarını kaldıramaz olmuşlardı. Haftada beşyüzbin satan Gırgır gitmiş, nice kitaplar sobalarda yakılmış, neticede fumettiler için de karanlık yıllar başlamıştı. Kafasına dipçiği yiyen halk, çizgi-roman okumayı, dans etmeyi, politika’yı, hayata yön vermeyi bırakmış, at gözlüklerini takarak dalgasına bakmaya yönelmiş, bana dokunmayan yılan bin yaşamış, dolayısı ile fumetti okuyucusu da bir avuç manyaktan ibaret kalmış idi. Bu bir avuç manyak kitle, “aa tommiks mi okuyon lan hala” ve benzeri nice çıkışlara göğsünü siper etmiş, nice yayınevinin heyecanlanıp fumetti basması, akabinde kapanması şeklinde yıllarca süren, silsileye vesile olmuştu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yaşanan tüm olumsuzluklara rağmen Zagor sürekli bir ilgiye mazhar olmuş, gerek Amerika’da, gerek Kanada’da, gerek İrlanda’da gerekse de uzayda, her daim haklının yanında olmuş, zalımın karşısında dimdik durmuş, efendiliğiyle, alçak gönüllüğüyle herkesin sevgisini kazanmıştı. Superman, Örümcek Adam, Batman gibi bir kentin koruyuculuğunu yapmamış, Swing ve Çelik Blek gibi tek bir düşmanla savaşmamış, Tommiks gibi otorite altına girmemiş kayıtsız tüm kötülere, tek başına aynı şiddetle karşı çıkmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu çalkantılı yıllarda, Türklerin Zagor tutkusunu keşfedip, bir açılıp bir kapanan yayınevleri daima ilk önce Zagor’u basmışlar, bu yıllar boyunca, kurgusu zayıf, klişelerle dolu, kendini tekrar eden fumettiler de bir bir elenmiş, kala kala bir elin parmakları kadar fumetti kalmıştı: Korkusuz pilotumuz mister no, çiziminde Uğur Dündar’ın model alındığı Martin amcamız, Atlantis, Gece Kartalı Tex Willer, (ki her biri ayrı yazıların konularıdır) ve Za-gor Te-nay.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zagor’un benzerlerinden farklılıklarını düşündüğümde ilk olarak hiçbir yaraya merhem olmayan, genelde de bela getiren kahraman kankası rolüyle Çiko geliyor aklıma. Bırakın Tex’in kankası Carson’u, Mystere’nin yardımcısı Jawa Ceylan’ı , Sarhoş Konyakçı, aptal Puik, velet Rodi bile her daim çizgi romandaki esas kahramana yardım etmesine rağmen, Çiko, oburluğu, şişkoluğu ve güçsüzlüğü ile sürekli bela getiriyordu. Bunun akabinde Zagor’un bu sersem Çiko’ya neden katlandığını düşünen okuyucu haliyle, Zagor ile Çiko arasında bilinmeyen gerçek ilişkiyi, Darkwood’daki ıssız bataklığın ortasındaki kulübede geçen geceleri düşünüyor, münasebetsiz yakıştırmalar yapıyordu. Ancak sadık Zagor okuyucusu biliyordu ki, Zagor karşı cinsten hoşlanmakta ve iki macerada görüştüğü Avusturalyalı Frida’yı tek aşkı olarak kabul etmekteydi. Neticede Çiko’nun diğer kahraman kankalarından farkı her daim Zagor’un orijinalliğini vurgulamıştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir zamanlar Pazar günleri 10 da başlayan TRT Pazar sinemasının körüklediği western tutkumuzu da hatırlarsak Zagor düşkünlüğümüzün bir bilinmeyenini de açığa çıkarmış oluruz aslında. “Hey amigo, çestabaka” lafızı, “ını nı nıım.. nıı nıı nıım” şeklinde söylenen iyi kötü çirkin melodisi adeta alt beynimize kazınıp yeni kuşaklara aktarılarak Türklerin ortak hafızasına damgasını vurmuştur. Aynı kitle kapitalizmin gelişmesine, işin ticari yönünün açık ara diğer yönlere fark atmasına, amerikan çizgi romanlarının tüm dünyayı sarmasına karşılık, artık western dışında daha fantastik konuların işlendiği senaryolar çoğalsa da, hala bu özlemle Zagor okumaya devam etmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zagor’un kurgusu, çizimleri, atmosferi, düşmanları, kişiliği gibi irdelenecek epey konu olmasına karşın yerimizin darlığından ötürü sadede gelip (devam edecek mesajı) “Zagor aslında Türk müydü” sorusuna dönecek olursak: Zagor Türk mürk değildi abi. Ne Türk’ü allahaşkına ya. Zagor’un babası İrlandalı, anası da Amerikalıdır. Kendisi de Pennsylvania’da doğmuş, Kızılderililer bu ismi vermeden önce de mahallesindeki kopillerin Patrick diye çağırdığı bir insan evladıdır. Türkiye’de bu kadar sevilmesine, tutulmasına karşılık kendisine en fazla “Fahri Türk” diyebilirdik ama , eski cumhurbaşkanımız Fahri Korutürk’le karışacağından şık durmazdı. En azından şunu demiş olalım. Zagor Türk gibi kuvvetlidir. (hastasıyım hamasetin)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;RSS (Site Beslemesi)&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7979635-114977507652514252?l=sitkisiyril.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sitkisiyril.blogspot.com/feeds/114977507652514252/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=7979635&amp;postID=114977507652514252&amp;isPopup=true' title='6 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7979635/posts/default/114977507652514252'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7979635/posts/default/114977507652514252'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sitkisiyril.blogspot.com/2006/06/zagor-aslnda-trk-myd.html' title='Zagor aslında Türk müydü?'/><author><name>Sıtkı Sıyrıl</name><uri>http://www.blogger.com/profile/16226402673778605349</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_sLIvcvSHQhM/SpA-XyZMmbI/AAAAAAAAAXE/GegAj0wp740/S220/avtr1.jpg'/></author><thr:total>6</thr:total></entry></feed>
